Orkun Özeller
Orkun Özeller
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. ‘NATO’ telefonları: Klimalı odalar mı postal giymiş general mi?

‘NATO’ telefonları: Klimalı odalar mı postal giymiş general mi?

featured

Orkun Özeller yazdı…

Postal giymiş general isterim …

Klimalı odalardan gelen değil…

Bu sütunlarda yayınlanan Gizlenen ‘İsrail’ detayı… NATO kolordusunun komutanı kim?” başlıklı yazımın ardından, çok sayıda telefon aldım.

Hemen belirteyim söz konusu yazıda yönelttiğim;

“NATO birlikleri nerelerde konuşlanacak, silahları, zırhlı araçlar, uzun menzilli füzeler, toplar, hava savunma sistemleri ne olacak, bu silahlar Suriye’ye mi İsrail’e mi İran mı hangi ülkeye karşı kullanılacak, üyelerinin bölücü terör örgütüne her türlü desteği verdiği NATO, bu kolordu vasıtasıyla Türkiye’yi mi koruyacak, koruyacaksa kimden veya neden koruyacak, TSK’nın Irak ve Suriye’de PKK/PYD’ye yönelik olası bir askerî harekâtında NATO müşterek güçleri ne yapacak?” şeklindeki sorularıma hala yetkililerden cevap almiş değilim.

Tahmin etmişsinizdir telefon görüşmelerinin büyük bir bölümü Türkiye’de kurulması planlanan “NATO Kolordusuna komuta edeceği” iddia edilen Tümg. Eray Üngüder üzerine oldu.

Eray Paşa hakkında görüşlerini paylaşan ve büyük bir bölümü emekli subay olan tanıdıklarım ise ikiye ayrılmış durumda.

Eray Paşa’nın çok iyi ve şüphe duyulmaz bir Türk subayı olduğunu, haksızlık ettiğimi, iftira attığımı, düşüncelerimin yanlış olduğunu söyleyenler…

“Kalemine sağlık” diyerek söze başlayıp eleştirilerime katıldıktan sonra sorularımın mutlaka cevaplandırılması gerektiğini belirtenler…

Tanıyanlar bilir. Benim için her eleştiri kıymetlidir ve mutlaka dikkate alırım. İlgili yazıma bir daha göz atılacak olursa Eray Paşa’ya ithamda bulunmadığımı daha iyi anlaşılacaktır. Evet adı yazıda geçiyor ama altını çizerek söylüyorum:

Burada sorgulanması gereken Tümg. Eray Üngüder değil; son 25 yılda değişen değiştirilen ve bugünkü haline getirilen TSK’daki sistem!

***

Madem “sistem” demişken ve de hazır Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) yaklaşmışken, terfi ve emekli edilecekleri, görev süresi uzatılacakları belirlemek üzere bakanlık ve karargahlarda yoğun bir çalışma yürütülürken, biz Türk Silahlı Kuvvetlerinde generallik terfisi alacak bir subayın sahip olması gereken özellikleri üzerinde duralım.

Türk generali öncelikle Mehmetçiği tanımalıdır. Bir subay; takım, bölük, tabur, alay komutanlıklarını ne kadar uzun süreli yapmışsa o kadar iyi tanır Mehmetçiği.

Peki Mehmetçiği tanımak neden bu kadar önemli?

Çünkü Mehmetçik, Türk Milletin kendisidir, tanıdıkça milletinizi tanırsınız. Neleri başarabileceğini, nelerden etkileneceğini, O’nu nasıl savaştırabileceğinizi öğrenirsiniz. Mehmetçiğin yemeğiyle, banyosuyla, çamaşırıyla, ilgilendikçe sorumluluk nedir hissedersiniz. Ailesi arar “evladım sana emanet” der, hastalansa içine dert olur. Nöbette uyur, verdiğin emri yerine getirmediğini görürsün, seni anlamadıklarını fark edersin ama mazeretsiz onları emir komuta etmek zorundasındır. Tüm bunlar bir subayı hem insani hem mesleki açıdan geliştirir. Yine iklim ve coğrafi koşulları yaşayarak öğrenirsiniz. Örneğin sırtınızda mühimmat yüklü 30 kg çanta ile sarp bir arazide yaz-kış/gündüz-gece intikalin nasıl yapıldığını, haritaya bakarak 3 saatte varılır hesabı yaptığınız bir tepeye, 13 saatte gidilebileceğini sahada tecrübe edersiniz.

Hele muharebe sahasında bir birliğe komuta ediyorsanız!

İşte o zaman tam kıvamında, pişmiş bir Türk subayı olursunuz. Düşmanı tanırsınız, uyguladığı taktikleri öğrenir bunlara karşı tedbirler geliştirirsiniz. Talimnamelerde yazmayan durumlar olduğunu tecrübe edersiniz. Muharebenin can damarının lojistik olduğunu, muhaberesiz muharebenin olmadığını öğrenirsiniz. Emrinizle ölümü göze alarak yürüyen aslan parçası Mehmetçiğe karşı sorumluluğunuz katlanır. Her bir Mehmetçik gözünüzde öz evlada dönüşür. Tırnaklarına zarar gelse, ayaklarına taş değse hüzünlenirsiniz.

Hele onların şehadetine tanık olursanız kahrolursunuz. Türk sancağının şanını candan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatınızı feda edeceğinize” namusunuz üzerine yemin ettiğiniz için en kanlı muharebe sahasında Mehmetçiği motive eder, harekâtı başarıyla sonuçlandırmak istersiniz.

Yaralanan Mehmetçiğinizi en kısa sürede muharebe alanından çıkartmak için verdiğiniz mücadele, şifa bulması için ettiğiniz dualar gibi şehadet şerbeti içeninin o mübarek bedenini ailesine teslim ederken şehidin anne ve babasına sarılıp ağlamak istersiniz ama!

Ağlayamazsınız, göz yaşınızı içinize akıtırsınız. Çünkü, şanlı Türk bayrağının asıldığı evde şehit yakınına “başınız sağ olsun” dediğinizde, annesi veya babası evladının komutanından aldığı güçle size “vatan sağ olsun” cevabını verir.

İşte o zaman daha iyi anlarsınız Mehmet Âkif Ersoy’un “Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı/Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”, Mithat Cemal Kuntay’ın “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” mısralarının anlamını!

***

Özetle; subaylığını klimalı makam odalarında geçirenlerden Mehmetçiği anlamasını bekleyemezsiniz. Saha ve muharebenin koşullarını bilmeyen böyle birinin “O tabur niye hala o tepeyi ele geçiremedi” şeklindeki artistik çıkışlarına güler geçersiniz!

Sizin anlayacağınız bir subayı, “yıllarca yurt dışında Amerika veya başka ülkelerde kurs ve görevlerle hayatı geçti”, “çok iyi düzeyde bir değil birkaç yabancı dil biliyor”, “doktora yaptı”, “namaz kılıyor”, “şu tarikatın mensubu” veya “iktidar partisinde akrabaları var” diye yukarıda saydığım saha ve kıta tecrübesini dikkate almadan general yapan sistem, bu memlekete nasıl bir fayda sağlar Allah aşkına!

Bırakın generali yukarıda anlattığım özelliklere uyan kaç genelkurmay başkanımız oldu bir düşünün?

Evet üniforma giymiş herkesi bu sorulara cevap vermeye davet ediyorum.

Kabul ediyorum, her subay en az bir yabancı dil bilmelidir. Nezaket kurallarına riayet eden tutum ve davranışlarıyla tabii ki örnek olmalıdır. Lakin muharebe sahasına girmeyen ve komutanlık yapmayanların general yapılmaması gerektiğini niye kabul etmek istemiyorsunuz.

Üstüne kuruluşu M.Ö. 209 tarihine giden şanlı Türk Ordusunu sözüm ona müttefik ABD ordusuna benzetmeye çalışıyorsunuz. Bakın bakalım Amerikalı subayların/generallerin terfi koşulları nasıl? Saha tecrübesi olan subaylar, neden kritik görevlerde tercih ediliyor. Emekli subaylar hangi düşünce kuruluşlarında çalışıyor, ölen askerlerinin anısını nasıl yaşatıyorlar, gazilerine nasıl ve neden önem veriyorlar!

***

Yine bakın tarihe!

Osmanlı’nın çöküş dönemini hatırlayın… Trablusgarp ve Balkan Savaşlarını anımsayın.

Unuttuysanız bu dönemde Mehmet Nuri Conker’in kaleme aldığı “Zabit ve Kumandan” isimli kitabını ve bu esere cevap olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı “Zabit ve Kumandan ile Hasbihal” kitabını okuyun.

“Zabit ve Kumandan ile Hasbihal” kitabında Mustafa Kemal diyor ki;

“Bir subay, görevi uğruna kendi hayatını ve rahatını feda edebilecek düzeyde cesur ve kararlı olmalıdır. Bir subay emri altındakileri sevk ve idare edebilme yeteneğine ve taarruz ruhuna sahip olmalıdır. Savaş, ezberlenmiş teorilerden ziyade sahada öğrenilir. Komutan, kriz anlarında kendi başına doğru kararı hızla alabilmelidir. Yalnızca cesaret yeterli değildir; subayların sürekli kendini geliştirmesi ve askerî literatürü takip etmesi şarttır.”

Hem Conker’e hem de Mustafa Kemal’e büyük toprak ve asker kayıplarıyla sonuçlanan savaşlar sonrası bu kitapları yazdıran gerçek ne idi, bir anımsayın:

Elbette ki milli şuur ile yola çıkan ve halkta uyanışa neden olan İttihat ve Terakki’nin malesef orduya siyaset bulaştırmasıydı. Komuta kademelerine saha tecrübesi olan değil, kendisine yakın subayları atamasıydı.

İttihat ve Terakki’nin 1909’daki kongresinde bu düşüncesini açıkça dile getiren Mustafa Kemal, askerlerin dernek veya cemiyet gibi siyasi yapılanmalardan ayrılması gerektiğini vurgulamadı mı? Bu görüşleri kabul görmeyince cemiyetin siyasi faaliyetlerinden uzaklaşmadı mı?

Dolayısıyla bir subay ne kadar vatansever, zeki ve ahlaklı olursa olsun ne kadar lisan bilir ve akademik unvan sahibi olursa olsun, ordularımızın başında iyi insana ya da akademik personele değil iyi bir komutana ihtiyacımız var.

Bu nedenle uzun yıllar (5 yıldan fazla) yurt dışında özellikle ABD ve NATO’da görev almış, hiç komutanlık yapmamış, Ankara’nın doğusuna en fazla bir defa geçmiş bir subayın general olmasını doğru bulmuyorum.

“Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diyen teğmenlerini el üstünde tutan, muharebe sahasını bilen ve Mehmetçiği tanıyanların general olduğu bir sistemin TSK’ya ve Türk Milleti’ne çok daha faydalı olacağına inanıyorum.

Yazımı;

“15 Temmuz kalkışmasının yaşandığı gece, memlekette nasıl bir genelkurmay başkanı görevdeydi ve komutanlık özelliklerinden tatmin oldunuz mu?” sorusuyla bitiriyorum.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!