Muharrem Karanfilci yazdı…
Bayram gelince memlekette herkes birbirine aynı soruyu sorar: “Kurbanınızı kestiniz mi?” Bu yıl soru biraz değişti. “Kimi kurban ettiniz?”
Çünkü Türkiye’de artık kurbanlıklar sadece pazarlarda satılmıyor. Siyasette, hukukta, ekonomide, sandıkta ve hatta milletin iradesinde de büyük bir kurban sezonu açılmış durumda… Üstelik bu sezonun kasapları oldukça da profesyonel… Hayvan pazarındaki celepler bile bu kadar seri çalışmıyor.
Eskiden kurbanlık koçlar süslenirdi. Boynuna kurdele takılır, alnına kına sürülürdü. Şimdilerde kurbanlara takılan süsler, demokrasi, hukuk, anayasal düzen güzellemelerinden ve kavramlarından başka bir şey değil. Sonra tam bayram üstü “mutlak butlan” diye bir satır çıkıyor ortaya…
Ne güzel ifade aslında… “Mutlak butlan.”
Sanki yeni açılmış lüks bir kebap restoranının adı gibi… “Efendim bugün ne alırdınız?”
“Bir porsiyon anayasa, yanında az pişmiş hukuk, üzerine bol mutlak butlan…”
Türkiye’de hukuk artık mahkeme salonlarında değil, kelime cambazlığında icra ediliyor. Bir şeyi yok etmek için artık tank göndermeye gerek yok. Bir kavram yetiyor. Dün seçim vardı, bugün yok. Dün irade vardı, bugün “butlanlı.” Dün kongre vardı, bugün hükümsüz. Böyle giderse yakında nüfus müdürlüğünden çıkan vatandaşlık belgesine de “şekil şartı eksikliği nedeniyle geçersiz” damgası vurulabilir.
Kurban Bayramı’nın en trajik tarafı, kurbanın çoğu zaman son ana kadar durumdan habersiz olmasıdır. Bellidir aslında ama adı konmamıştır. Türkiye siyaseti de biraz böyledir. Alkışlarla çıkanlar, sloganlarla yürüyenler, bir sabah kendilerini hukuki mezbahanın demir askılarında bulabilir.
Bu bayramın en dikkat çekici kurbanlarından biri ise kuşkusuz CHP oldu. Parti zaten yıllardır kendi içinde ideolojik aile toplantısı yapmaya çalışan miras kavgalı akrabalar gibi yaşıyordu. Şimdi sofraya bir de “mutlak butlan” tepsisi geldi. Memlekette ekonomi çökerken, millet geçim derdindeyken, emekli kemik hesabı yaparken ülkenin en büyük tartışmalarından biri, bir partinin hukuken var olup olmadığına dönüştü. Çünkü Türkiye’de yangın çıktığında önce perdeyle kavga edilir.
Bir tarafta pazar filesini dolduramayan milyonlar, diğer tarafta siyasi operasyonların anayasal aroması… İnsan ister istemez düşünüyor: Acaba ülkede gerçekten hukuk mu uygulanıyor, yoksa hukukun kostüm balosu mu düzenleniyor?
Muhalefetin hali de ayrı bir ibretlik hikâye… Kimisi kurban edilmemek için sessizliği ibadet sayıyor. Kimisi “sıra bana gelmesin” duasına çıkmış durumda… Bazıları ise celladına anayasa kitapçığı taşıyor. Demokrasi savunması yapılacak yerde, herkes kendi siyasi başını koltuğunun altına sıkıştırıp kaçış güzergâhı arıyor.
Özgür Özel’in durumu da tam bir Türk siyaseti özeti aslında… Bir yanda “değişim” sloganları, diğer yanda sistemin görünmez duvarları… Türkiye’de siyasetçi olmak bazen halı saha maçında kalecilik yapmaya benziyor. Topu tutuyorsunuz, maç bitiyor, sonra biri geliyor “o top aslında goldü”, “Bu da mı gol değil” diye, haksız yere feryat figan ediyor.
Ama asıl kurban edilen şey ne CHP’dir, ne muhalefet, ne de bir genel başkan…
Asıl kurban edilen şey milletin egemenliğidir.
Çünkü halkın oyuyla oluşan yapıları, sürekli tartışmalı hale getirirseniz, bir süre sonra sandığın da anlamı kalmaz. İnsanlar oy verir ama sonucu hukuki mayın tarlasından geçerek öğrenir. Seçim yapılır fakat geçerliliği sonradan siyasetin kasap terazisinde tartılır.
Türkiye’de artık hiçbir şey kesin değildir.
Kazanan kaybedebilir.
Kaybeden kazanabilir.
Yok, olan var olabilir.
Var olan “mutlak butlan” olabilir.
Zaten ekonomide de aynı yöntem uygulanmadı mı?
Yıllarca arka kapılardan satılan milyar dolarlar buhar oldu. Merkez Bankası rezervleri kurban edildi. Enflasyon “geçici” denilerek vatandaşın cebinden alındı. Türk lirası adeta ekonomik bir adak hayvanına çevrildi. Sonra dönüp millete sabır tavsiye edildi.
Bu ülkede nedense dolarlar kaybolur, hukuk eğilir, anayasa bükülür ama vatandaşın maaşı hep “istikrar” adına sabit kalır.
Kurban Bayramı’nın ruhunda paylaşmak vardır derler. Türkiye bu konuda gerçekten çok başarılıdır. Acıyı eşit paylaştırıyoruz. Yoksulluğu bölüştürüyoruz. Hukuksuzluğu yayıyoruz. Belirsizliği dağıtıyoruz. Herkes payına düşen endişeyi büyük bir milli dayanışmayla taşıyor.
Belki de bu yüzden, bu ülkede bayram sabahları bile, insanın içine bir huzur çökmüyor. Çünkü vatandaş artık yalnızca kurbanlık hayvanların değil, kurumların da kesildiğini görüyor.
Ve galiba en korkutucu olan şu: Kimse artık kurban edilen şeyin farkında bile değil.
Kurban olduğunuz bayramınız, kutlu olsun.