Muharrem Karanfilci yazdı…
Futbol, bir zamanlar halkın oyunu, emekçinin neşesiydi. Milyonların tutkusu; heyecanın, rekabetin ve adaletin sahada buluştuğu bir oyundu. Ancak bu oyunun görünmeyen yüzünde, son yıllarda giderek artan sinsi bir gölge dolaşıyor: bahis… Şimdi ise ekran başında oynanan dev bir kumara dönüştü.
Bahis endüstrisi, dünya çapında milyarlarca dolarlık bir ekonomi hâline geldi. Türkiye’de bahis ekonomisinin büyüklüğü, yasal bahis şirketlerinde 12 milyar dolar civarındayken, bu rakam yasa dışı bahis sitelerinde 50 milyar doları aşmaktadır. Ne var ki bu ekonomik büyüklük övgüye değer bir durum değildir. Ülke olarak kötü sicilimiz bu alanda da kendini göstermektedir. Türkiye, dünyada en çok bahis oynayan ülkeler sıralamasında üçüncü sırada yer almaktadır. Türkiye’de 15-16 milyon kişinin bahis oynadığı bilinmektedir.
Elbette konuya sosyolojik açıdan bakıldığında, gençlerimize onurlu bir gelecek hayal ettirememek de bu tablonun temelinde yatmaktadır. Bu durum, gençlerimizi kolay para kazanma yollarına yöneltmekte; onları yavaş yavaş bir çukura sürüklemektedir.
Pasta büyük olunca pay almak isteyen de çok olur. Hemen hemen her kesimden insan, bu iştah kabartıcı alana yönelmiştir. Böyle olunca “Futbol sadece futbol değildir.” sözünü daha sık duyar olduk. Çünkü futbol, kirli ilişkilerin odak noktası hâline gelmiştir. Bu ilişkilerden en çok payını alan ve futbolun vicdanını en fazla sınayan da hakemlerin bahisle olan ilişkisidir.
Bir futbol maçında hakem, adaletin vücut bulmuş hâlidir. Oyunun ritmini, tansiyonunu ve hatta sonucunu belirleyebilecek güce sahiptir. Bu nedenle hakemin dürüstlüğü, oyunun namusudur. Ancak eğer bir hakem bahis piyasasıyla herhangi bir şekilde temas hâlindeyse — ister doğrudan ister dolaylı olarak — oyunun tüm güvenilirliği sarsılır. Çünkü o anda sahada top değil, şüphe döner.
Bugün birçok ülke, tıpkı ülkemizde olduğu gibi, hakemlerin bahis oynamasını kesin biçimde yasaklamıştır. Ancak “yasak” kelimesi bazen sadece kâğıt üzerindeki süslü bir cümleden ibaret kalmaktadır. Bu yasak, yalnızca olası bir şikeyi engellemek için değil, güven algısını korumak için de vardır. Zira hakem yalnızca adil olmalı değil, adil görünmelidir de.
Ne yazık ki teknolojinin, özellikle çevrimiçi bahis sitelerinin yaygınlaşmasıyla denetim giderek zorlaşmaktadır. Sanal kimlikler, kripto ödemeler, dolaylı hesaplar… Tüm bunlar, sistemin açıklarını kullanmak isteyenlere fırsatlar sunmaktadır.
Ama asıl tehlike, sistemden değil, insandan geliyor. Eğer bir hakem ekonomik baskı, korku ya da hırs nedeniyle bu yola saparsa, sahadaki düdük artık vicdanla değil, menfaatle öter.
Acaba düdük kimin elinde, vicdan kimin cebindedir?
Yıllardır dile getirdiğim gibi, Türkiye’de futbol oynanmıyor. Çok kötü kurgulanmış bir tiyatro sahnesi var. Bunu futbolun içindeki her paydaş da biliyor. Zaman zaman eleştirsem de Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu bana göre ilk icraatını yapmıştır.
Hacıosmanoğlu, profesyonel liglerde görev alan 571 hakemden 352’sinin bahis hesabı bulunduğunu, bunlardan 152’sinin ise aktif olarak bahis oynadığını açıkladı. Adamlardaki rahatlığa bakar mısınız? Kendi adlarına Türkiye’de faaliyet gösteren bahis sitelerinde hesap açıp bahis oynuyorlar. Elbette bunun “yasa dışı bahis” ayağının da olabileceğini tahmin etmek güç olmamalı. Adamlar, devlet eliyle kumar oynatan bahis sitelerinde — yasak olduğu hâlde — bahis oynuyorlarsa, yasaklı sitelerde neler yaptıklarını varın siz düşünün. Ya akrabaları, tanıdıkları adına hesap açıp oynayanlar?
Aslında bu yeni bir durum değil. Herkes az çok biliyordu. İzlediğimiz maçlarda futbol oynayan, futbol dilini bilen herkes, hakemin maç içerisinde ne yapmak istediğini hemen anlayabilir. Bu ülkede “hakem bahsi” diye bir terim türedi. Yoksa kendiliğinden mi türediğini düşünüyorsunuz?
Kaçıncı dakika aralığında kart gösterilir? VAR’a kaç defa gidilir? Penaltı olur mu? Kırmızı kart çıkar mı? Hakem inisiyatifinde olan ve önceden tahmin edilebilen o kadar çok bahis türü var ki… “Düdük elinde, bahis cebinde mi?” sorusu hep aklımızda değil mi?
Sorunun temeli bir ahlak sorunudur. Dediğim gibi, futbolun namusu o düdükte saklıdır. Eğer o düdüğe para kokusu sinerse futbol bitmiştir. Geriye sadece bir bahis borsası kalır; adı “lig”, kendisi “oyun” olur.
Şimdilik sadece buzdağının görünen kısmına şahit olduk. Elbette bahisçi hakemler açıklanacaktır. Bu organize iş tüm boyutlarıyla açığa çıkarılmalıdır. Hakemlerin yanı sıra, irtibatta bulundukları futbolcular, yöneticiler, kulüpler, TFF yöneticileri — kim varsa — ortaya çıkarılmalıdır. Madem başlandı, adam gibi bir temizlik yapılmalıdır. Müneccimle iş tutan kim varsa açığa çıkarılmalı ve gerekli cezalar, öyle sarı karttan, kırmızı karttan değil, ibretlik verilmelidir.
Oysa futbolun güzelliği, belirsizliğinde saklıdır. Kimsenin önceden bilemediği, saf rekabetin içindeki adalet duygusu… İşte o duygu, bahisle ve şikeyle zehirlendiğinde, geriye sadece bir gösteri kalır — oyunun ruhu değil.
Bu yüzden futbolun tüm paydaşlarına — federasyonlara, kulüplere, medyaya ve taraftarlara — büyük görev düşüyor. Hakemlik sisteminin şeffaflaşması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi şarttır. Liyakatsiz hakemler ayıklanmalıdır. Hakemler de insandır; zaafları olabilir. Ancak denetim mekanizmaları, ahlak ve oyunun kalbi, insan zaaflarına yenilmemelidir.
Sonuçta futbol bir kumar değil, bir kültürdür.
Ve bu kültürün yaşaması, sahada çalan düdüğün vicdanla öttüğüne inanmakla mümkündür.
Futbolun kurtuluşu, VAR odasında değil, vicdan odasında aranmalıdır.
Çünkü futbol ya vicdanla oynanır, ya hiç oynanmaz.