Muharrem Karanfilci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Meşruiyet sınırında DEM’lenmek

Meşruiyet sınırında DEM’lenmek

featured

Muharrem Karanfilci yazdı…

Artık isimleri saklamanın, diplomatik kelimelere sığınmanın bir anlamı yok. PKK, PYD ya da SDG sadece birer “terör örgütü” değildir; kullanılmış, yönlendirilmiş ve zamanı gelince kenara atılmış aparatlardır. Orta Doğu bataklığının, gayrimeşru ilişkilerden doğan çocuklarıdır. İşte, Türkiye partisiyiz diye yola çıkan DEM Parti de bu gayrimeşru çocuklara analık babalık yapmaya kalkmaktadır. Bu noktada DEM Parti’nin meşruiyeti sorgulanmaktadır. Her hâliyle terör örgütü olan bu yapıları savunmak, terörü desteklemek ve illegal hareket etmek demektir.

PKK’nın bugünkü askerî kapasitesi Kandil’de değil, Pentagon brifinglerinde şekillenmiştir.
Suriye’de YPG adıyla parlatılan yapı, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) “kara gücü” ilanıyla meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. ABD Savunma Bakanlığı tarafından kamyon kamyon silah taşınmıştır. İşi bitince de bir kenara bırakılmıştır. Şimdi bu yapıların sempatizanları, Türkiye aleyhine orada burada eylem yapmaktadır. Ben bugüne kadar, iş tuttukları ve kendilerini kullanan ABD ya da İsrail aleyhine olumsuz tek bir eylem yaptıklarını görmedim.

Kaldı ki Kürt kökenli kardeşlerimizin geneli, sosyalist düşünceye sahip insanlardır. Ben, aralarından emperyalist ülkelere hizmet eden düşünceyi benimseyen tek bir kişi görmedim. Aksine, emperyalist ülkelerin oyuncağı olmayı şiddetle reddederler. Gerçekten de bu yapıların hiçbiri, Kürt vatandaşların düşüncelerini asla temsil etmemektedir.

DEM Parti’nin hikâyesi, bugüne kadar sandıkla silah arasına çekilmiş kalın bir sis perdesidir. Bu sis ne tesadüftür ne de masumdur. Yıllardır aynı hat üzerinde yürüyen bir siyasal çizginin devamıdır. Şiddeti açıkça lanetlemeyen, ama sonuçlarından politik kazanç devşiren bir çizgide siyaset yapmaktadırlar.

Soruyu net soralım: Bir siyasi parti, on binlerce insanın ölümünden sorumlu bir terör örgütü varken neden tek cümlelik, tereddütsüz bir kopuş beyanı veremez? Veremiyorsa mesele “ifade özgürlüğü” değil, siyasal irade sorunudur. Bu suçların da aynı zamanda ortağı, arka bahçesidir.

DEM Parti sözcüleri konuşurken kelimeler dikkatle seçilir:

“Şiddete karşıyız”,

“Barıştan yanayız”,

“Demokratik çözüm.”

Ama ne hikmetse bu cümlelerin hiçbirinde PKK’nın adı, net bir fail olarak geçmez. Fail belirsizdir, suç buğuludur, sorumluluk havadadır.

Devlet askerini, polisini, öğretmenini toprağa verirken; bu siyasetin dili soğuk, mesafeli ve kaçaktır. Çünkü açık bir kopuş, tabanın bir kısmını kaybetmek demektir. İşte tam burada siyaset biter, hesap başlar.

Devlet niyet okumaz; örüntüye bakar. Ve o örüntü, DEM çizgisinin silahlı yapıyla arasına hiçbir zaman kalın, geri dönülmez bir duvar örmediğini göstermektedir.

Gerçek demokratik siyaset şunu gerektirir: Silahı olanla arana mesafe koyacaksın. Açık, net, pazarlıksız… “PKK bu ülkenin düşmanıdır” diyemeyen bir siyaset, ister istemez şu soruya muhatap olur: “O zaman sen kimin siyasetini yapıyorsun?” Bu soru bir provokasyon değil, meşru bir vatandaşlık sorusudur.

DEM Parti bugün hâlâ bir kavşaktadır: Ya silahın gölgesinden çıkıp gerçek bir sivil siyaset inşa edecek ya da her terör saldırısından sonra aynı şüpheyle anılmaya devam edecektir.

Bir dönem kapanmıştır. DEM Parti’nin bir şansı daha vardır. Eğer gerçekten barış, demokrasi ve eşitlik gibi söylemleri özümseyerek siyaset yapacaksa meydan açıktır. 

Türkiye’nin artık sisli cümlelere değil, açık tavırlara ihtiyacı var. Çünkü bu ülkede bedeli en ağır ödenen şey, muğlaklıktır. Halkları kullanarak oyun oynamaya gerek yoktur.

Bu ülkede terörü dağda arayanların, Washington ve Tel Aviv’de anlatılan masallara bakmaları gerekir. Artık masallar bitsin. Çünkü bu coğrafyada kaybeden, her zaman halklardır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!