Murat Bölükbaşı yazdı…
Gürsel Tekin bugün CHP il başkanlığına gidecek mi, YSK kendi kendini bitirdi mi, 15 Eylül’de mutlak butlan ilan edilecek mi, “Gandi Kemal” partiye genel başkan olarak geri dönecek mi, genel başkanlığı düşen Özgür Özel, İmamoğlu’yla birlikte “Ekim” partisini kuracak mı, tüm bu hengame içinde “Atı alan Üsküdar’ı geçecek mi?” diye yokluk ve hiçlikten oluşan bir fasit daire içinde dönüp duruyoruz.
Bu ülkeyi yöneten iktidar algı yönetimini çok iyi kullanıyor ki, bunun için kontrolü altına aldığı yazılı ve görsel basın başta olmak üzere devletin bütün aygıtlarını yasaları ve hukuku göz ardı ederek fütursuzca kullanmaktan hiç çekinmiyor. Çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda siyasi, iktisadi ve sosyal alanları speküle ve manipüle ederek hedeflediği yere ulaşmakta oldukça mahir olan Erdoğan AKP’si, maalesef Türk milletiyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
İktidar, spekülasyon ve manipülasyon aygıtlarını kullanırken o kadar acımasız oldu ki, toplum; sosyal devlet sistemi, anayasa ve hukukun sağladığı hakları ve sosyal yaşam normunu bir bir kaybederken, geçmişte yapıldığı gibi Fetövari kumpas türü suçlamalar ve hukuksuz yargılamalarla belediye başkanlarının, gazetecilerin, siyasi parti liderlerinin, cumhurbaşkanı adayının, hak arayan gençlerin, emek mücadelesi veren işçilerin, Erdoğan iktidarına ‘’kışt’’ diyen herkesin tutuklanması ve uzun süre iddianame dosyaları hazırlanmadan demir parmaklıklar ardına gönderilmesi, halkın bunu sessizlik ve sükunet içinde kabullenmesi sarı öküzün çoook önceden teslim edilmesinin bir sonucudur. Durum öyle içinden çıkılmaz bir hal aldı ki, 15 Temmuz darbe girişimine yönelik Erdoğan ve 6 kişi hakkında suç duyurusunda bulunan HKP temsilcisi 3 avukata, bu başvuru dolayısı ile Cumhurbaşkanına hakaret edildiği iddiası ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şak diye iddianame hazırlandı. Dolayısıyla Anayasamızın 36. maddesinde ifade edildiği gibi, kişinin bireysel veya toplum adına hak arama özgürlüğü çerçevesinde gerçekleşen bir suç duyurusuna, mealen, “hadi dötü yiyen bu anayasal hakkını kullansın” minvalinde yargı eliyle sopa göstermek, hukuk devletinde değil ama tek adam rejiminde geçerli bir akçe haline geldi.
Devletin imkan ve kabiliyetlerini kullanma gücüne sahip kamu görevi yapan kişilerin veya güçlü siyasi kimliklerin şahsi menfaat sağlamak için kamuya henüz duyurulmamış bilginin kullanılması sonucu, iktidarla birlikte yürüyen ve onun nimetlerinden yararlanan ve haksız zenginleşen bir zümrenin bitmek bilmez aç gözlülüğü altında ezilen ve adeta yaşayan bir ölüye dönen toplumun büyük bir kesimi Erdoğan ve avanesinin artık gitmesini istiyor.
İçeriden bilgi alan gazeteciler, sanık daha hakim karşısına çıkmadan şu şu isimler gözaltına alınacak veya şu isim tutuklanacak dediğinde artık bunu tek adam rejiminin bir normu olarak görebiliyor ve şaşırmıyoruz. Hatta ilgili savcı ve hakimden çok, Cem Küçük’ün, ROK’un ağzından çıkacak cümlelere kilitleniyoruz. Mesela; Çok ihtiyaç duyulan bir ithal ürün kalemine tek seferliğine gümrük vergisi muhafiyeti uygulandığı, en hafif ifadeyle içeriden öğrenenlerin ticaretinde (insider trading) ulaştıkları bilgiyle malı haftalar önce limana getirerek uykuya yattığını ve haksız rekabet çerçevesinde milyonlarca dolar haksız kazanç sağlanmasını ‘’At binenin kılıç kuşananın’’ diye bize yedirmelerine sadece aval aval bakıyoruz. Merkez bankasından satılan 128 milyar doları kimler aldı, Türk milletinin dişinden tırnağından biriktirip merkez bankasına koyduğu para kimlerin cebine girdi bilmiyoruz. Altın madenlerimizi işleten şirketler, topraklarımızdan çıkan altının niye %97,5’unu alıp gidiyor, “hoop, noluyor! kimin malını kimden kaçırıyorsun. Bu nasıl anlaşmadır, biri bize anlatsın” diyemiyoruz. ‘’Kardeşim sen bu Kütahya hava limanını niye yaptın? 2025 yılının ilk yedi ayında garanti edilen yolcu sayısında %97,22 sapma hatası, 187 milyon lira kamu zararı var. Kim bu kepazeliğin müsebbibi’’ diye soramıyoruz. ‘’Varsa yoksa beşli Çete! Bu ülkede vatana millete hizmet etmiş ve yine imkan verildiğinde aşkla hizmet edecek onca büyük kuruluş varken, bu beş şirketin sizde kıymeti harbiyesi nedir, neden devasa devlet ihaleleri bu şanslı beşliye gidiyor?’’ diye soramıyoruz. ‘’İmamoğlu’nu içeri attın, o esnada emekliyi, asgari ücretliyi yokluk ve sefalete mahkum ederek, deli dumrul vergiler toplayarak tekrar biriktirdiğin 60 milyar doları kimlere sattın; biz inim inim inlerken kimlerin yüzünü güldürdün, cebini doldurdun?’’ diye soramıyoruz. Bu ve buna benzer yüzlerce binlerce yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, peşkeş ve hukuk tanımazlığın hesabını millet olarak sormak istiyoruz ama soramıyoruz. Sorsak da, ya muhatap bulamıyoruz, ya da yukarıda ifade ettiğim gibi yargı sopasıyla hizaya gelmeye zorlanıyoruz.
Bu sıkışmışlıktan ve bu kaos siyasetinden kurtulmanın tek bir yolu var! Ne zaman ki CHP kan damarlarına, beyninin kılcal damarlarına kadar girmiş, yerleşmiş FETÖ, Apo sevici PKK destekçisi ve atlantik maşası, leş sever siyaset mikroplarını bünyesinden temizler; ne zaman kurucu irade ve Kemalist programa geri döner; ne zaman ulus kimliğini öne çıkarır ve ne zaman ‘’hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır’’ derse; ne zaman derdimiz CHP değil, elimizden giden vatandır diye silkelenir, kendine gelir, özüne dönerse bu iktidardan kurtuluş yakın demektir. Yoksa..!