Dr. Barış Adıbelli yazdı…
Eylül ayı Avrasya coğrafyası ve dünya politikası açısından oldukça hareketli geçti. Önce Kırgızistan’da Şanghay İşbirliği Örgütü liderler zirvesi toplandı ardından da Hindistan’da BRICS zirvesi toplandı. Ne ilginçtir ki her iki örgütün de bu yıl kuruluş yıldönümleri vardı. Şanghay İşbirliği Örgütü 25. yılını kutlarken BRICS de 20. yılını kutladı.
BRICS Yeni Delhi zirvesinde önemli kararlar alındı mama daha önemlisi liderlerin konuşmaları ve bu konuşmalarda satır aralarındaki mesaj oldukça önemliydi. Trump, yönetimindeki ABD’nin kurallara dayanan uluslararası siteme yönelik bozucu eylemleri ki Venezüella , Grönland, İran, Lübnan, Gazze bu durumu ilk elden görebileceğiniz yerler. Özellikle İran’ın BRICS üyesi olması hasebiyle Hürmüz Boğazı üzerine yaşaman kriz BRICS’in gündemindeydi. Benzer şekilde Çin ve Rusya’nın İran’ın doğal müttefikleri olması da katkıda bulunmuştu.
BRICS Yeni Delhi Zirvesinin öne çıkan dinamikleri şöyledir:
Yerel Para Birimleri ve Alternatif Ödeme Sistemleri: Zirvenin finansal ajandasının merkezinde Batı yaptırımlarına ve doların küresel hakimiyetine karşı duruş yer almıştır. Ancak blok, üye ekonomilerin heterojen yapısı nedeniyle tek bir ortak para birimi oluşturma hedefinden ziyade ulusal para birimleriyle ticaret ve SWIFT’e alternatif sınır ötesi ödeme mekanizmalarının geliştirilmesine odaklanmıştır.
Yeni Kalkınma Bankası (NDB): 100 milyar dolarlık sermayeye sahip NDB’nin güçlendirilmesi, Küresel Güney için Batı merkezli IMF/Dünya Bankası ekseninealternatif bir altyapı ve kalkınma finansmanı sağlama kararlılığı olarak teyit edilmiştir.
Orta Doğu ve Rusya-Ukrayna Savaşı: Liderlerin temaslarında devam eden çatışmalar ve küresel enerji/tedarik zincirleri üzerindeki etkileri geniş yer bulmuştur.
Deniz Ticareti ve Seyir Güvenliği: İran ve Hindistan liderlerinin görüşmesinde Hürmüz Boğazı ve Batı Asya’daki deniz ticareti yollarının güvenliği öne çıkmıştır.
Ancak Yeni Delhi Zirvesi, BRICS içerisindeki stratejik ayrışmayı ve denge arayışını bir kez daha su yüzüne çıkarmıştır. Bu stratejik ayrışmayı , revizyonizmi savunan yani değişimi savunan Çin, Rusya ve İran’ın oluşturduğu Revizyonist eksen ile Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin oluşturduğu Dengeci ve özerklik yanlısı Statükocu eksen oluşturmaktadır. Buna göre; Revizyonist eksen yani Rusya (Vladimir Putin): Batılı ülkelerin ikincil yaptırımlarla küresel ticareti engellemeye çalıştığını savunarak BRICS’in Batı bağımlılığından tamamen izole bir ekonomik yapı kurmasını vurgulamıştır. Çin (Xi Jinping): Uluslararası düzenin daha adil ve eşitlikçi bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini belirterek BRICS’i “tarihin doğru tarafında yer almaya” davet etmiştir. İran (Mesud Pezeşkiyan): Yaptırımlar ve bölgesel müdahaleler karşısında meşru ticaret koridorlarının korunmasını talep etmiş; Ortadoğu’da dış müdahalelere karşı bölgesel güvenlik vurgusu yapmıştır.
Dengeci ve Özerklik Yanlısı Eksen ise örneğin Hindistan (Narendra Modi); BRICS’in katı bir “Batı karşıtı” platforma dönüştürülmesine karşı çıkmış, bloğu küresel sistemin aksayan yönlerini düzelten ve norm koyucu olan bir “Kuralları Şekillendirenler” platformu olarak tanımlamıştır. BM Güvenlik Konseyi reformunun ertelenemeyeceğini vurgulayan Delhi yönetimi, küresel kurumların revize edilmesini savunurken Batı ile köprüleri atmayan stratejik özerklik çizgisini korumuştur.
Dünya nüfusunun yaklaşık %49’unu kapsayan 11 üyeli bir yapı, Küresel Güney’in en güçlü sesi olma konumunu pekiştirmiştir. Batı merkezli kurumlara reform çağrısı konsensüsle sunulurken, yapısal ekonomik farklar nedeniyle radikal kurumsal dönüşümler sınırlı kalmıştır. Hindistan’ın diplomatik ağırlığıyla bildiri, Amerikan karşıtı sert bir bloğa dönüşmekten ziyade çok kutupluluk ve uluslararası hukuk vurgusuna odaklanmıştır. 2026 Yeni Delhi Zirvesi, BRICS’in küresel sistemde alternatif bir güç merkezi olarak ağırlığını pekiştirdiğini, ancak bunu Batı ile doğrudan bir bloka girmek yerine çok kutuplu bir pazarlık aracı olarak kullanan şemsiye bir platform olma karakterini koruduğunu göstermektedir.
Küreselleşeme çağında teknolojinin iletişimi sınırsız bir hale getirdiği bir dönemde bir devletin veya devletler grubunun dünyanın sadece bir tarafı ile ilişkilerini geliştirip geri kalanıyla bağını kesmesi mümkün değildir. Her şeyden önce karşılıklı bağımlılık durumu bütün devletler için göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir gerçektir. Çin’in bir numaralı ticari ortağı ve pazarı Batı ile yani ABD ve Avrupa ile bağını kesip tek merkez üzerinden ilişkilerini düzenleyemez. Rusya’nın Ukrayna nedeniyle içinde bulunduğu özel koşullar nedeniyle sadece Asya ülkeleriyle ilişkilerini devam ettirmesi ve Avrupa ile tüm ilişkilerini askıya alması BRICS için bir emsal değildir. Kaldı ki Putin için sürdürülebilir olsa da Rusya’nın geleceği ve gelecek nesilleri için sürdürülebilir değildir! Bu nedenle şimdilerde BRICS’in önünde bir açmaz olarak bu durum var. Batı; Dünya Bankası ve IMF gibi ekonomik enstrümanları kullanırken arkasında siyasi, askeri ve diplomasi gibi büyük güç unsurlarını da bulundurmaktadır. Örneğin NATO gibi askeri bir pakt Batı’nın kontrolündedir. BRICS gevşek yapılı bir ekonomik platform olarak Batının kurumlarına nasıl meydan okuyacak? BRICS’in kendisi bir örgüt değil. Sekretaryası yok, tüzüğü yok ve her şeyden önemlisi hukuki olarak tüzel bir kişiliği yok. Tıpkı G7 veya G20 gibi bir platform, forum ya da grup. Hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmayan bir yapı.
Buna rağmen BRICS içindeki güçlü aktörler üzerinden Yeni Kalkınma Bankası gibi ekonomik enstrümanlar üzerinden Küresel Güney’in Batıya ekonomik bağımlılığı azaltılabilir ama mutlaka Şanghay İşbirliği Örgütü gibi uluslararası bir örgüt kimliği kazanması lazım. Fakat Hindistan gibi bazı ülkeler BRICS’in uluslararası bir örgüt olmasını istemiyor. Hindistan, BRICS üzerinden Batı ve Doğu’yu bir araya getirmek istiyor. BRICS’i, Batıyı Doğuya bağlayan bir köprü yapmak istiyor aynı zamanda Hindistan’ı da Küresel Güney’in lideri haline getirmek istiyor. Çin, Hindistan’ın ya da Başbakan Modi’nin hayalinin önündeki en büyük engel. BRICS nedeniyle 10 yıl aradan sonra Yeni Delhi’yi günübirlik ziyaret eden Çin devlet başkanı Xi, BRICS’in akşama yemeğin katılmadan ülkeden ayrıldı. Bu ziyarette Çin ve Hindistan arasından herhangi bir ikili anlaşma imzalanmadı. Her ne kadar iki lider arasında bir sorun olmasa da çok da samimi değildiler. Bu da gösteriyor ki Hindistan ile Çin arasındaki sorunlar halen çözülebilmiş değil. Özellikle Modi’nin Xi Jinping’i havaalanında karşılamaması yerine bir bakan göndermesi, Xi’nin makam arabasının gecikmesi gibi olaylar Çin kamuoyunda rahatsızlık yaratsa da bu zirveye yansımadı. Ama bir gerçek bir var ki medyada özellikle de sosyal medyada Çin-Hindistan gerginliği BRICS zirvesinin önüne geçti. Sosyal medyada adeta Çin-Hindistan savaşı yaşandı. Xi Jinping’in karşılanmasından tutun da zirveden erken ayrılmasına kadar bir çok başlıkta Çin ve Hindistan hesapları arasında kıyasıya bir tartışma yaşandı.










