Nejat Eslen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratrajedisi

Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratrajedisi

featured

Doğu Akdeniz’de sismik araştırma yapmak için Oruç Reis gemisini donanmanın eşliğinde yine göreve gönderdik.

Olaylar şöyle gelişmişti:

Libya’daki iç savaşa müdahale ettik, bu ülkenin meşru Sarrac yönetimini destekledik. Daha sonra Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız için Libya’nın meşru yönetimi ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasını imzaladık.

Sihaların etkili kullanılması ile desteklediğimiz Sarrac güçleri Sirte-Cufra hattına kadar ilerledi. Rus savaş uçaklarının devreye girmesi ile stratejik dengeler değişti. Bir süre sonra ateşkes ilan edildi ve Libya’nın bölünmesinin yolu açıldı.

Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız, Libya’nın bütünlüğünün korunmasına bağlı idi. Libya’da, Doğu Akdeniz’de desteğine ihtiyaç duyduğumuz Rusya ile anlaşarak bu ülkenin siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü muhafaza etmeye gayret göstermek yerine, hasmımız Yunanistan’a açık destek veren ABD ile birlikte hareket edeceğimizi açıkladık. Suriye’de İdlib’de olduğu gibi Libya’da da Rusya’yı karşımıza aldık.

Libya ile anlaşarak belirlediğimiz deniz yetki alanına sismik araştırma yapmak için Oruç Reis gemisini donanma himayesinde göndermiştik. Bu harekete Yunanistan tepki gösterdi. Savaş gemileri karşı karşıya gelmişti.

Televizyonlarda Mavi Vatan hamaset programları yapıldı, Türk donanmasının Yunan donanmasını nasıl mahvedeceği, Yunan adalarının nasıl işgal edileceği anlatıldı.

Sonra, Merkel araya girdi, Oruç Reis’i ve donanmayı geri çektik.

Oruç Reisi ve donanmamızı geri çektiğimizde, Yunanistan’a karşı caydırıcı askeri gücün himayesinde çıkarlarımızı gerçekleştirme stratejimiz de ağır bir darbe yedi.

Daha sonra araya NATO ve AB girdi.

NATO, Türkiye ile Yunanistan askeri temsilcilerinin bir araya gelerek Doğu Akdeniz’de gerginliğin azaltılması tedbirlerinin geliştirilmesini talep etmişti. Müzakereler kısa bir süre sonra kesildi.

Türkiye, NATO’nun bu talebini kabul ederek, Doğu Akdeniz’de  Yunanistan’a karşı caydırıcı askeri gücüne dayanan stratejisini terk ettiğini ilan etmiş oldu.

AB ise Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak müzakerelerde neler konuşulabileceğini belirlemek amacı ile istikşafi görüşmelerin başlatılmasını istedi.

AB, aynı zamanda üye ülke Yunanistan’ın yanında yer alarak, sismik araştırmalara devam etmesi halinde Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit etti.

Türkiye müzakerelere açık olduğunu ilan etti. Oysa, yıllarca süren Ege örneği gösterdiği gibi müzakere ile Yunanistan’la uzlaşmak ve taviz koparmak mümkün değildi.

Böylece Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisi bütünü ile açmaza girdi ve bu stratejisi trajediye dönüştü.

Özetle, Türkiye’nin önünde iki seçenek vardı. Birincisi, güç göstererek, savaşı göze alarak caydırıcı  askeri gücün himayesinde Doğu Akdeniz’de çıkarlarını gerçekleştirmek; ikincisi ise bu çıkarlar için Yunanistan ile müzakere seçeneğini kabul etmek.

Artık Türkiye’nin tek başına, Yunanistan’ı destekleyen güçlü bir koalisyon karşısında caydırıcı askeri gücü ile veya kıta sahanlığı dışında başka bir konuyu konuşmayacağını beyan eden Yunanistan’a karşı müzakerelerle çıkarlarını gerçekleştirmesi zor.

Müzakerelerde neyin müzakere edileceğini belirlemek amacı ile planlanan istikşafi görüşmeler, Yunanistan’ın dayatmaları nedeni ile zaten başlamadan bitti.

İşte bu şartlarda Oruç Reis’i donanmanın himayesinde yeniden göreve gönderdik.

Yeniden en başa döndük.

ABD, gecikmeden tepki gösterdi.

Yakında AB’nin tepkileri de gelir.

SON SÖZ:

Asıl sorunu tanımlamak için, yeniden şekillenen dünyada Türkiye’nin artık eskisi gibi Atlantik yapısının içine olmadığını; Türkiye’nin, yeniden şekillenen dünyada Atlantik yapısının dışına da çıkamadığını; Türkiye’nin çıkarlarının karşısında direnenlerin ise Atlantik cephesinin üyeleri olduğunu görmek gerekir.

Türkiye, Avrasya’nın lider ülkesi Rusya ile güven bunalımı içindedir.

Yeni Osmanlıcılık ve İhvancılık girişimlerinden rahatsız olan Arap dünyası, İsrail merkezli yeni koalisyonda, Türkiye’nin karşısına çıkmaktadır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de en önemli sorunu stratejik yalnızlığıdır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisinin önceliği, bu stratejik yalnızlıktan kurtulmak olmalıdır.

Bu süreç zorlu ve uzun bir süreçtir.

Doğu Akdeniz’in ‘’stratejik derinliği’’ zorlu gelişmelere gebedir.

Hazinesine yeteri kadar rezerv dolduruncaya ve yeni jeopolitik kimliğini tanımlayarak stratejik yalnızlıktan kurtuluncaya kadar Türkiye bu zorlu süreci yaşayacaktır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 Yorum

  1. 13 Ekim 2020, 19:34

    maalesef Türkiye, bundan sonra Avrasya tarafına geçemez. çünkü Atatürk’ün ölümünden sonra tercihini düşmanlarının kucağına oturmaktan yana yapmıştır. bu kısır döngüde yani Atlantik’de yuvarlanmaya devam edecek.

  2. Gerçekten tamda anlattığınız gibi. Ama gelişmekte olan dışa bağımlı bir ülkenin yapabileceği de bu olabilir. Rusyaya Avrupaya Amerikaya kafa tutacak ne ekonomimiz var ne de donanımız var. Belki bilmediğimiz başka bir gücümüz vardır. O da zamanla ortaya çıkar İnşallah.

  3. Sevgili komutanım veryansın a hoşgeldiniz. Çok isabetli saptama ve analizleriniz hepimize ışık tutuyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün askerlerine selam olsun

  4. Makale o kadar guzel ve ozet sekilde anlatilmis ki, son paragraftaki cumle resmen bizi anlatmis..Ekonomik krizden korktugumuz icin hem baris pinarinda hem de akdenizde rusya ile anlasmaktan korkmusuz demek ki…Ab d yi tam karsimiza almaktan cekinmisiz..Ne isa ya ne musa ya yaranamamisiz..En kotu karar bile kararsizliktan iyidir..Muhalefete belki de boyle bir firsat verilmek istenmedi..Ne kadar aci bir durum..Hem pirzola yiyelim hem delikanlilik yapalimla yurumuyor..Ya pirzoladan vazgecmemiz gerek, ya delikanliliktan! Ikisi ayni anda bizi bu durumlara dusurmus..Muhalefet pirzolaci orasi kesin de, iktidar da ikisini beraber istemis..Secimimizi acilen yapmamiz gerek.

  5. 15 Ekim 2020, 11:13

    Çin-Avrupa ticaret hacmi 2018 yılında 682 milyar dolar. Üstelik Avrupa kapitalizmi ucuz işçilikten dolayı Çin bağımlılığından kurtulamaz. Rusya ise emperyal batı’ nın düşüş trendinden yararlanarak yeniden Dünya politikasında etkin olmaya başladı. Biz ise en azından bölgedeki çıkarlarımızı koruyacak etkin bir dış politika izlemeye çalışıyoruz. Bu iyi, ancak hala eski alışkanlıktan gizli düşmanımız nato’ya yamanmaya çalışıyor, iyi, uslu çocuk olmaya (bunun hiçbir yarar sağlamadığını 20. Yüzyılda gördük) yelteniyoruz. Oysa acı gerçek, Komutanımızın çok güzel özetlediği gibi çok açık seçik ortada: “Türkiye’nin artık eskisi gibi Atlantik yapısının içine olmadığını; Türkiye’nin, yeniden şekillenen dünyada Atlantik yapısının dışına da çıkamadığını; Türkiye’nin çıkarlarının karşısında direnenlerin ise Atlantik cephesinin üyeleri olduğunu görmek gerekir. Türkiye, Avrasya’nın lider ülkesi Rusya ile güven bunalımı içindedir.”
    Evet, Türkiye teşhisi doğru koyup, bedeli ne olursa olsun, ağır değişim sancılarını da göz önüne alıp iç dizaynını yaptıktan sonra, Atlantiğe karşı zincirlerini kırarak, (ama karşılıklı çıkar ilişkilerini tam olarak koparmadan) radikal kararları almak ve Rusya (hatta İran) ile güven bunalımını aşacak politikaları geliştirmek, stratejik ortak olmak (tabi Rusya’da) zorundadır. Çünkü komşularımız ve Asya ile her kapışmamız hepimizi de yaralayacak, enerjimizi boşa harcamamıza neden olacaktır. Daha kötüsü zayıflayan batı emperyalizmini güçlendirecek, bölgemizin en az bir 50 yıl daha kan gölü olmasına, bölgenin 21. yüzyılda da geri kalmasına sebep olacaktır. Bunun için akılcı, karşılıklı kazan-kazan politikalarının hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Aslında bunun için bölgede bize bir Kissinger lazım(mı), çıkar mı bilmiyorum ?:-) İhvancılıkta ise; özellikle İslam coğrafyasında ayağımızı basabileceğimiz zemini sağladığı için önemli ve gerekli buluyorum. Ancak burada, konjonktürün bir gereği olarak, çabuk güncellenecek tavır değişikliklerini gösterebilmeli, esnek politikalar izleyebilmeliyiz. Örneğin Mısır ile bu kadar sert kapışmasaydık, belki de Sisi’nin gencecik insanları asmamasına, en azından bir kısmının kurtulmasına vesile olabilir, Doğu Akdeniz de anlaşmalar yapabilirdik.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!