Nejat Eslen yazdı…
Yıl 2021
28 Nisan
Genel durum raporudur.
Ekonomik-finansal kriz giderek derinleşmekte.
Merkez Bankası rezervleri ekside.
Yüz yirmi sekiz milyar doların nasıl, nereye gittiği hala bilinmemekte.
Ekonomistlere göre radikal kararlar gerekmekte.
Finans kaynakları Batı’da, Atlantik cephesinde.
Ekonomik-finansal şartlar, Türkiye’nin yumuşak karnını oluşturmakta, dış manipülasyonlara açık hale getirmekte ve bağımsız dış politika kararları alınmasını giderek zorlaştırmakta.
Covid-19 bir silindir gibi üzerimizden geçmekte.
Bu görünmeyen canavar yüzünden ölenler her akşam televizyonlarda istatistik bilgisi olarak rakamlar halinde açıklanmakta.
Covid-19 Türkiye’nin zaten kırılgan olan ekonomik-finansal yapısını daha da zora sokmakta.
İşte bu nedenlerle Türkiye her türlü virüse açık bağışıklığı zayıflamış bir insan gibi.
İşte bu şartlarda Amerika’nın yaşlı Başkanı Joe Biden, sözde Ermeni soykırımını tanıdığını ilan etti.
Türkiye, zaman içinde;
-Ermeni meselesinin jeopolitik amaçlar sonucu olarak ortaya çıktığını, tarih içinde Balkanlar ve Boğazlar üzerinde sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’nın, Batı’nın da karşı çıkması nedeniyle bu girişiminde başarılı olamadığını;
-Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı şartlarından yararlanarak Ermenileri kışkırttığını, silahlandırdığını, Ermeniler üzerinden Kafkaslardan İskenderun körfezine inmeye ve sıcak denizlere ulaşmayı amaçladığını;
-Tek nedeni olmasa bile İngiltere ve Fransa’nın Doğu’ya giden ticaret yolunun Ruslar tarafından engelleneceğini görmesi ile Ermenilere sahip çıktığını ve kendi kontrollerinde Ermeni devleti kurma çabasına girdiklerini, bu çabaya zaman içinde Amerika’nın da katıldığını;
-Günümüzde PKK-YPG gibi, Ermenilerin dış güçlerin bu oyununa geldiklerini ve Doğu Anadolu’da Türklere karşı katliama giriştiklerini, Türk Ordusunun cephe gerisinde yıkıcı faaliyette bulunduklarını, tehcir kararının bu nedenle verildiğini dünyaya anlatmadı, anlatamadı.
Türkiye bütün bu olayları dünyaya anlatacak bir film yapmadı veya parayı bastırıp yaptırmadı.
Sözde Ermeni soykırımını tanıdığını açıklayan Biden’ın Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik-finansal şartlar gibi kolayca istismar edebileceği Halkbank davası da var.
Her ne kadar Yunanistan’ın sağladığı üsler nedeniyle Amerika’nın Türkiye’ye eskisi kadar ihtiyaç duymadığı ve Türkiye’nin stratejik önemi eskisine oranla azaldığı ifade edilse de Amerika, Türkiye’nin Avrupa ile istikrarsız Ortadoğu arasında tampon görevi yaptığının, Boğazları içinde bulunduran coğrafyası ile Rusya’nın yumuşak karnı güney cephesinde set oluşturduğunun farkında.
Joe Biden, Türkiye’nin eksen değiştirmesinin, Atlantik yapısından uzaklaşmasının Amerika’ya maliyetinin büyük olacağının da farkında.
Biden’ın asıl korkusu da bu bence. Türkiye ABD için asıl bu nedenle önemli.
Sözde soykırımı sopa gibi kullanan Biden bu amaçla havuçları hazırda tutuyor olabilir. Onları zamanla görebiliriz.
Ayrıca Amerika, Türkiye’nin, küresel güç mücadelesinde en önemli rakibi Çin’e Ortak Kuşak üzerinde sağlayacağı imkanlar ile de önem taşımakta olduğunun bilincinde.
Joe Biden’ın asıl amacı, içinde bulunduğu olumsuz koşulları da koz olarak kullanarak, Türkiye’yi yeniden Atlantik yapısına sıkı bağlarla bağlamak, kendi yörüngesinin sadık ve uysal bir uydusu yapmak, NATO üyesi olarak ittifakın şartlarına uygun hareket etmesini sağlamak, Rusya ve Çin ile ilişkiler geliştirmesini önlemek, Türk askeri gücünü ve coğrafyasını kendi amaçları için NATO görevlerinde kullanmak.
Joe Biden Türkiye’den “insan hakları”na, “demokrasinin gerekleri”ne, “hukukun üstünlüğü”ne daha fazla saygılı olmasını, Suriye’de PKK-YPG‘yi artık tanımasını, hatta Kürtler için yeni bir açılım başlatmasını, Doğu Akdeniz’de kendi başına inisiyatif kullanmamasını, Yunanistan’a karşı daha olumlu yaklaşmasını, Kıbrıs’ta fazla dayatmamasını da isteyebilir.
‘’Amerika geri döndü’’ sloganı ile işe başlayan Joe Biden’ın öncelikli hedefi Rusya. Biden bu amaçla NATO’yu kullanacak.
İşte bu şartlarda, Haziran ayında yapılacak NATO zirvesi önem kazanmakta. NATO zirvesinde, “NATO 2030 United for a New Era” başlıklı rapor esas alınarak hazırlanan yeni stratejik konsept liderler tarafından onaylanacak.
NATO zirvesinde bakalım Joe Biden Türkiye’den öncelikli hedefi Rusya’ya karşı hangi katkıları isteyecek?
SON SÖZ:
Amerikan Başkanı Joe Biden’ın sözde Ermeni soykırımını tanıdığını açıklaması ile Türkiye için yeni ve zorlu bir süreç başlamıştır.
Bu süreçte Türkiye’nin, iç cephedeki zafiyetleri nedeniyle kendi ulusal çıkarlarının gereği dış politikalar uygulaması yerine, Atlantik yapısının bir üyesi olarak NATO ile uyumlu girişimlerde bulunması istenebilecektir.
Bu talepler, zaman zaman Türkiye’nin kendi çıkarlarına uygun düşmeyebilecektir.
Örneğin, kuzey komşumuz Rusya ile iyi ilişkiler içinde bulunmak yerine, Amerika’nın talebi ile NATO’nun bu ülkeyi çevreleme gayretlerine katkı sağlamak, Türk Ordusu birimlerini bu amaçla kullanmak gibi.
Bu tür riskleri elimine edebilmek için, daha önce de ifade ettiğim gibi öncelikle iç cephenin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi ‘’Aslolan iç cephedir.’’
O halde öncelikli sorunumuz ve sorumuz şudur; İç cephe nasıl güçlendirilebilir?
İç cepheyi güçlendirmek için iktidara, muhalefete, kimlere hangi görevler düşmektedir?
Ben bu konuda okur ile diyalog başlatmak istiyorum.
Lütfen bu konudaki düşünce ve önerilerinizi aşağıdaki yorum bölümüne yazınız.
Ne yapılması gerektiğini birlikte düşünelim, görelim.

Siyasi olarak ülkemizin içinde bulunduğu durumu kara listeye girmiş şirketlere benzetiyorum, Ekonomik siyasi, dış politika da çökmüş kredisi bitmiş bir durumda olan siyasi iktidarın, yeni vizyon ile el değiştirmesi gerekiyor, ısrar etmesi halinde çok daha kötü günlere gideceğimiz ortada kredisi bitmiş olan şirketin yeni bir isim ile dünya konjektorune uygun olarak başlaması gerekir
Basit.Tehlikenin kaynağı nedir sorusuna namuslu cevab gerekir.Tehlikenin kaynağı siyasal islam denen bataklık,hırsızların yatağı üç kağıt ekonomisi ve bu ekonominin oyuncağı cemil cümle siyas partileridir.İkisi İstiklal Mahkemesini hak eder.Sonrası ise Türk Milli Devrimi’ni yarım kaldığı yerden alarak arasız devrimlerle devam ettirmek ve kamucu ekonomik düzeni sil baştan (teeee en başından) tesistir.Bize dimokraaaasi değil cumhuriyet lazımdır.Hayat dayacaktır.
bence erdoğan iç savaşı göze çoktan aldı; yıllardır kurduğu vakıflar aracılığı ile epey bir para biriktirdi zaten. ÖSO birlkiklerini muhtemel bir iç savaşta üzerimize salacak. suriyeliler de onun yanında savaşacaklar; çoğu PKK lılar türkiyenin batı illerinde, kimisi esnaf kılığında kimisi öğrenci kılığında kimisi mühendis, doktor vs. hepsi örgütlü. biz cumhuriyetçiler, mustafa kemalciler tamamen dağınık, örgürsüz ve bilinçsiz bir şekilde durmaktayız. Tayyibi kimse durduramaz çünkü suçu affedilecek gibi değil; biliyor zaten bunu. o yüzden iç cepheyi sağlamlaştırmak için cumhuriyetçiler biliçli olöası gerekir; o da mümkün değil. herkes para derdinde, araba derdinde lüks yaşam derdinde, karı kız derdinde. zor işimiz. sayın komutanım saygılar sunarım…
Muhalefete guven sifir gaflet ve dalalet bile degil ihanet icerisindeler. Iktidardaki arkadaslar yalpaliyor milli degerler cevresinde birlesmeye acik degiller onlardan degilsen acindan ol hakim zihniyet. Saygi ve hosgoru yok. Tek olumlu gelismeler savunma sanayimizdeki atilim geri kalan tum alanlarda isimiz cok zor.
Merhaba Komutanım,
Siyasetçilerimizin tümü kirli. Kısa ve orta vadede bu kirli oluşumun temizlenmesi olanaksız. Bence başta Veryansın olmak üzere, kire bulaşmamış aydınların milleti bilinçlendirmesi gerek. Ben bütün vatansever aydınların Önce Vatan Birliği’nde toplanmasından yanayım. Bu konuda Veryansın’a da yine çok iş düşüyor. Saygılar.
Öncelikler’e göre;
1-Tek adam rejiminden Parlamenter sisteme dönülmesi,eğer Başkanlik devam edecek se kuvvetler ayrımını geriye tekrar degistirilemeyecek şekilde sağlam bir ile etkin kılmak!…
2
Önceliklere göre;
1-Tek adam sisteminden hemen vazgeçip güncellenmiş bir Anayasa ile Parlamenter sisteme dönülmeli,
2-Tarıma öncelik verilerek toplumun ihtiyacı olan ürünler üzerinden üretim planlaması çercevesinde teşvikler verilerek enflasyonu düşurülmelidir…
3-TSK bugünkü yapısindan 2000 yıllık mazisine uygun hale getirilerek caydırıcıligina kavusmalidir…
3-Atatürk’un Devletçilik ve Halkçılık anlayışına dönülmesi,başta işsizlik ve yoksulluk sorunu iyileştirecek uygulamalara başlanmalıdır…
4-Ormanlar ve ekolojimizi koruyacak tedbirlerin süratle alınması zorunludur…
5-“Nereden buldun yasası” tekrar çıkarılarak ahlaki yapıyı kontrol edecek tedbirler alinmalidir
,6-Ekonomimizi zarar uğratan kamu-Ozel şirketlere ödenen dolar üzerinden anlaşmalar ülke çıkarlarına uygun hale getirilmelidir…
7-Tüm anti demokratik yaşa ve uygulamalar akla,haklar ve hukuk göreduzenl3nmelidir…
Şimdilik bu kadar…
Not; Ben yetkili olsam “Gerçek Kuran” Kurslari açarak uydurulmuş din bozuntusu yorumlardan uzak temiz ve guncellenebilen bir din anlayışını aydın ilahiyatcilarımiz vasıtasıyla millete anlatilmasini saglardım..
KUVA (Kemalist-Ulusalcı-VAtansever) Hareketi kurulmalıdır. Bu hareketin öncüleri siz, sayın Cem Gürdeniz, Deniz Kutluk, Hasan Atilla Uğur, Mustafa Özbey, Nihat Genç, Ahmet Yavuz, Beyazıt Karataş, Mehmet Ali Güller, Ali Türkşen, Mustafa Önsel, Ümit Kocasakal, Naim Babüroğlu, H. Bartu Soral, Onur Öymen, Hasan Ünal, Oktay Yıldırım, Birgül Ayman Güler, Adil Serdar Saçan, Volkan Özdemir
Sabahattin İsmail, Ufuk Söylemez…ismini sayamadığım kişiler olmalıdır. Bu kişiler lider seçmeden, amasız fakatsız derhal KUVA Hareketi’nde bütün kararları oylama usülüyle almak koşuluyla bir araya gelmelidir. İlk etapta sayın Mehmet Ali Çelebi ve diğer boştaki vatansever Milletvekilleri kazanılması akabinde o sinerji ile birlikte KUVA Parti oluşturulmalıdır. Saygılarımı sunarım.
tartışmasız hukuk öncelikli olmalıdır. herkese eşit şekilde uygulanmalı ve görev başındaki siyasilerin anayasaya aykırı iş ve eylem ve politikalarını durdurmalıdır. Hukuk da kendi içinde tutarlı olmalı ve iç denetimi olmalıdır. Herkes hukuk karşısında hem güven duymalı hem de tir tir titremelidir. en azından buradan başlanabilir. Bu olmadan buyruklarla ülke yönetilmez.
Değerli paşam
Sizin yazınızda yaptığınız genel durum değerlendirmesine devam edersek:
1- Türkiye’de kamu yönetiminin altüst edildiği çok açık, öyleki tepeden tırnağa kamu yönetimi Türk olmayanlardan oluşuyor olmalı…
2- Öyle olmasaydı, şu an ne Kıbrıs sorunumuz , ne münhasır ekonomik bölge,ne soykırım yalanı ve ne de karşı karşıya olduğumuz diğer sorunlar olurdu…
3- İç cepheyi dağıtanlar, bu sorunların oluşmasını sağlayan yönetimdeki kötü niyetli gayri Türk unsurlardır.
4- Tek çözüm yolu, milletimize adını veren ve 85 milyonun hiç değilse
Baştan belirteyim ki ben ilkokul mezunu ev hanımıyım, komutanım ben öyle kıvrak zekalı biri değilim, insan emrolunduğu gibi dosdoğru olmalı, bakış açım şu kusura bakmayın acil bir şekilde memleket çürüklerden kurtulup önce güzel bir temizlik, ondan sonra da işine gelen buyursun güzel komşu olsun yoksada kendi bilir ama çürükler temizlemeden hiçbir şey olmaz. Sonramı biz çabuk toparlanırız yeterki sırt sırta verilip ya Hak ya Allah deyip kalkmak. Tabi sahtekar Allah Allah diyenlerle değil. Hiçkimse benim toprak ve denizlerimize göz KO YA MAZ MEMLEKETTE KİMSENİN MAŞASI ASLA. Hadsizlik ettiysem affola.
İlk olarak Türkiye acil olarak suriye başta olmak üzere komşuları ile yakınlaşmalı yunanlıları bu gruba katmıyorum. Mısırda musluman kardeşlerle ilişkiker kesilmeli. İçeride kapanan fabrıkaları tekrar çalışır hale getirmeli. Satılanlar için büyce ayrilip geri alınmalı tüm yandaşlar law edilmeli devletin parasını calanlardan faizi ile geri alınmalı. İçeride filim dizi ve tv içerik yayınları milli şuuru biliçlendirecek şekilde dizayedilmeli. Kemalizmin altı okuna sıkı sıkıya baglanılmalı. Ve millet ülke olarak amborga yiyecegimizi bilsek bille “akp den sonra” gene de yeni ülkesine sahip cikan hükümetin arkasında durmalı dik druştan ödün vermeden. Akıllı diplomatları ülkeler arası uzlaşmada aktif olarak kulanmalıyız. Ermeni konusunda kesinlikle bir baş yapıt filimimiz olmalı aslında onların bir soykırım yaptıgını herfirsatta dile getirmeli hatta sosyal medyada bunu anlatan kısa videolar hazırlayıp teklam verir gibi heryerde her ülkede göstermeliyiz ve daha fazla beklemeden ermenilere soykırım yaptıkları için avrupa insanhakları dahil olmak üzere davalar acmalıyız.
En önemli görev Cumhurbaşkanı RTE’a düşmektedir.Ülke içindeki gerginliği azaltmaya yönelik bir dil kullanması gerektiğini düşünüyorum.Kendi partisi olan AKP için değil,ülke’nin çıkarları üzerinden politika yapması gerekiyor.Sosyal medya’ya sadece tc kimlik numarası ile girilmesini sağlamak için çalışmalar yapılması kanaatindeyim.Bence ülke’deki gerginliğin azaltılması en önemli konu olmalıdır.Fakat iktidar ve muhalefet’in bu ülke için doğru bir şeyler yapabilecek kapasitede olduklarını düşünmüyorum.Çünkü iktidar ve muhalefet içinde tahammül sınırlarını zorlayan insanların olduğunu görüyorum ve bu insanların bırakın iç cephe’yi güçlendirmelerini her geçen gün iç cepheyi zayıflatmaya devam edeceklerini düşünüyorum.
Öncelikle Türk Ordusunun Tarikatlardan arindirilmasi gerekir.
Düzgün işleyen hukuk, iyi eğitim, tarımın tekrar ayağa kaldırılması, sanayileşme ve üretim, ithalata kota getirmek, Atatürkçülüğün ne demek olduğu konusunda insanları tekrar eğitmek insanları ahlak olarak da tekrar eğitmek, birbirimize bağlı bir millet olduğumuzu hatırlatmak, tüketmeyi değil kaynaklarımızı korumayı ve üretmeyi öğrenmek, bu vatanı sevmek ve bu vatanı yükseltecek evlatlar yetiştirmek.özet olarak bunlar Paşam.
!!Önce Vatan” ilkesi ile Partiler üstü ve İdeolojiler üstü bakış açısına sahip tüm bireyler aktuel olarak duruşuna ve konumuna zaten bakıyor, yaşadıklarımız ve gördüklerimiz sonucu her şeye ve özellikle kutsallarımız arkasındakilere ama en önemlisi baş tacı yaptıklarımıza özellikle dikkat edip, gözlüyoruz, diğer her arkadaşlara da kimseye inanmamalarını, her şeyi kendi sorgulamalarını ,araştırmalarını ve arka plana dikkat etmelerini öneriyorum, çünkü şeytan ayrıntıda gizleniyor
Ic cephe guclendirmede kucuk bir adim icin; Turkiye de genis kitleler ,milyonlarca Suriye’linin ulkemizde bulunmasindan ve iktidarin Suriye dusmanligindan cok rahatsiz. Nufusumuzun buyuk bir cogunlugu ummet kulturunun ulastigi gucten endise ve kizginlik icinde. Bu iki konu uzerinde durmak bilinc ve kararligi artirip, Saray uzerinde baski gucu olusturarak ve birligi guclendirebilir. Ulke kaynaklarinin cok kotu kullanilmasina iliskin bilincin yukseltilmesi de ulusal birlesmede etki yapar ve iktidarda baski yaratabilir.
Sayın Eslen,
Emekli, deneyimli askerlerden, bürokratlardan tutun da üniversitelere, partilere varana dek Türkiye’nin yetișmiș en iyi kișilerine, hiç bir parti, ideoloji gözetmeksizin bakanlıklar, elçilikler verilirse iç cephe güçlenir. Niteliksiz, kutuplaștırıcı yöneticilerle bir yere varılamayacağı anlașılsın artık!
Saygılar
Battı balık yan gider. Milli iç cephe yok ki güçlensin? Milli düșünen iktidar ve muhalefet yok ki görev alsın? Hadi bana eyvallah.
Sayın Yazarın yazısının giriş bölümünü okurken sanki, Atatürk’ün Nutuk’ta belirttiği Samsun’a çıkmadan ülkenin durumunu anlatan kısım ile özdeşti. Belki şu anki ülkenin durumu Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı öncesi bahsettiği durumdan daha kötü geliyor bana. En azından Atatürk Kurtuluş mücadelesine giriştiği zaman güvenebileceği silah arkadaşları vardı. Yaşadığımız en büyük sorun güvensizlik. Öyle bir güvensizlik ki hep hayal kırıklıkları yaşıyoruz. 1)Seçenek olarak Türk Milletinin hislerine tercüman olan bir parti arzu ediyorum ama henüz vücut bulmuş bir parti yok.2)Böyle bir parti kurulsa bile kapısı herkese açık olacağı için ve kendini ispat edebilmek gayesi ile, seçici davranmayacak başka partilerden gelenleri de kabul edecek ve bu durumda yeni kurulacak partiyi olumsuz bir dönüşüme uğratabilecektir.3) Bu kurulacak yeni parti safaatı liberal ve küresel çizgide olanlarla buluşmamalı, evveliyattan beri ulus çizgisine gönül vermiş kişilerden müteşekkil olmalı. 4)Seçime girmese de 55’in üzerinde kurulmuş parti var. Parti kurmakla iş bitmiyor en önemli adım partinin programını geniş kitlelere duyurabilmesi için medya ayağının kurulması gerekli. 5)Medyada çok çabuk tüketen bir kuruluş olduğu için ayakta tutmak çok zor. Aylarca çektiğiniz bir film medyada 6o dakikada bitiyor.Medyanın haber kısmı için de çok fazla muhabir gerekir. Şimdiki medya kuruluşları ,haberleri yabancı veya yerli ajanslardan anlaşma yaparak alıyor.6)Partiye veya medyaya sahip olamazsak ta gerçekleri Türk Milleti ile buluşturmaya devam etmek gerekli.7)Küresel sistem içinde olan medya yayınlarından ve haberlerinden etkilenmemek için mümkün olduğunca bu kanalların hepsini izlememeli ara sıra, haberleri internet ortamında takip ederek gelişmeleri izlemeliyiz. Bu bizi olayları kanıksamaktan koruyacaktır.Bir nevi ısıtılan kurbağa olmayı ret etmiş olacağız.8)Milli menfaatlerin peşinde olmayanlara saygı duymayı bırakmalıyız. 9)Mükemmel yönetim şekli yoktur. Cesur milletler vardır. Cesur milletler de kendisine layık yönetimi eninde sonunda demokratik yollarla getirir. Yeter ki iyi yönetilmediğini anlasın.
komutanım, en kesin ve tek çözüm, Kuvvai Milliye teşkilatının yeniden oluşturulmasıdır.
“Aslolan iç cephedir.”
1. Sanırım iç cephede önce herkesin derdinin tercümanı olmak gerekiyor. ör: Gençler işsizlikten evlenemiyor, geleceği düşünmek bile istemiyor, bağkur emeklisi ana-babasının yanında yaşayıp her gün bir şeylere küfrediyor. Çocuklar mutsuz, evde kapalı, herkesin gerginliği onlara da yansıyor, gerçek hayattan iyice kopuklar, tatminsiz ve mutsuzlar, onların gerçekliği çok başka. Ücretliler perişan, esnaf bitik, çiftçi tarımı yapacak birşey olmadığı için -iş olsun- diye yapıyor.
2. İç cepheye acı gerçekler, çok çalışılması gerektiği, her konuda gereksinim duyulan değişimler ve devrimsel stratejiler anlatılıp, umut verilmeli ve herkesin hayalini kurdukça gülümseyeceği basit ortak hedefler sunulabilmeli.
3. belki de temel kavramlar farklı basitlik seviyelerinde ve ortamlarda (makale, kitap, video, belgesel vs.) toparlanmalı ve üzerinde daha fazla zaman kaydedilmemeli. Örneğin bir noktadan sonra sadece “Mavi Vatan” anlatmak yetmeyecektir, orada ne yapılacağı da anlatılmalıdır. Uç bir örnek: “yakın gelecekte uzayda koloniler kurmadan önce, su altı laboratuvar ağlarını Doğu Akdeniz’e kurarak zayıf güneş ışığı ile atmosfer dışında (su altında) sürdürülebilir yaşam çalışması ve aynı zamanda bu ağların ülkenin güney savunma hattını oluşturacağı”
4. İç cepheye doğru iletişim kanallarıyla ulaşılabilmeli. Sadece televizyon izleyenden, sadece hutbe dinleyene, sadece “youtuber” seyredenden, sadece ekonomi sayfalarına takılıp kalanlara; aynı kavramlar, hedefler ve umut, alışkın oldukları dille anlatılabilmeli.
Sonuç: Toparlarsam, her kesimin dertleri ile dertlenecek, onlara kendi alışkın oldukları dilden mevcut durumu anlatacak, her kesimin neler yaparsa daha güzel bir geleceğe varacağına inandıracak insanlara gereksinim var. İç cephenin geleceğe umutla bakmasını sağlayacak yere basan, basit, çarpıcı ve tebessümle hayal kurduran projeler acilen üretilmeli.
Adalet, birlik, beraberlik, hoş görü, anlayış, düşmana karşı tek yumruk olmak. Sağ da solda birbini dinleyebilmesi ve şu konuda sol haklı, şu konuda sağ haklı diyebilmesi lazım. Parti pırtı değil Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun vadeli çıkarları önemli olması lazım. Eleştiri kültürü lazım, eleştiri kültürü, diyalog, tartışma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun vadedeki çıkarları açıklık kazanır. Parlamento güçlendirilmesi lazım. Tek adam yönetimi olmamalı.
Evet, il ve ilcelerde kuvayi milliye olarak orgutlenelim, her an iletişim halinde olalım. Ermeniden önce Yunan saldıracaktır diye düşünüyorum. Yunanin çalışmaları, hazırlıkları bunu gösteriyor, öneriniz için teşekkür ediyorum, Esen kalin
Sayın Eslen; bir tarafta siyasal islamcılar, dinciler, tarikatlar, şeyhler, şıhlar, bunların sapıklıkları; şeriat, hilafet,
Yeni Osmanlı hayalinde yaşayanlar; liyakatı, bilimi yok sayıp hak yemeyi ve torpili meşrulaştıranlar var. Diğer tarafta AB(D)’den demokrasi dilenen, mandacı, oy için terör örgütleri ve siyasal yapısı ile her türlü rezilliği yapan, özerklikten ve etnik bölücülükten yana, sözde soykırımları kabul eden; bu gaflet ,dalâlet ve hıyaneti de “zamanında hükûmet yaptı şimdi biz yapacağız deyip” savunan, milli savunma sanayi hamlelerine ve Mavi Vatana karşı, tam bağımsız lafından tiksinen muhalefetçikler var. Hepsinin ortak yanı cumhuriyete, Kemalist Türk devrimine, Türklüğe, Atatürk’e, bağımsızlığa düşman olmaları. Durum böyleyken bunlarla mı iç cepheyi güçlendireceğiz? Büyük bir kutuplaşma ve ekonomik buhran varken mümkün değil. Korkarım çöküş beklediğimizden yakın bir zamanda olabilir. Kurtuluş reçetemiz belli 1923-1938 politikaları ama bunu uygulayabilecek bir anlayış…27 yaşındayım, umudumu ve hayallerimi kaybettim. Son kertede bildiğimiz en iyi şeyi yapar ve yok olur gideriz!
İçerisi satılmış ve satılmaya hevesli politikacı dolu. Bence küçük enişte yakında hır çıkartacak MHP nin tabanında bir kıpırdanma var, müzmin bekar elini AKP nin üstünden çekerse Teyyo çok dayanamaz.
Degerli komutanimiz yine harika bir yazi olmus, emeginize saglik!
Ic cephe’yi öncelikle, tüm aktürleri ile taninmasi gerek, özellikle dis baglantili olanlar.
Bu konuda Veryansintv ve haberalternatif cok büyük emekleri ve gayretleri var, cok saygi duyuyorum.
Ayni zamanda örgütlenme/teskilatlanma sekli baslatilmali, tüm Vatanimiz’da, önce yerel, sonradan bu olusumlar birbirine baglanilmasi gerek.
Fakat en basta bir üretim ile birlikte yürüyen bir ticari ag kurulmasi gerek, cünkü Vatanseverlerin en üvey konu olarak baktiklari “Maddi bagimsizlik” konusudur.
Bu konuda da ne yazik ki Millet olarak cok sinifta kaliyoruz.
Atatürk’ün en önem verdigi bir konu, cag’i yaklamak, üretim ve finansmanlik! O biz “Para yigidi bozar” mantigindan hareket ettigimizde, kendimize para islerinle ugrasmaktan hep uzak tuttuk, ancak o hor gördügümüz Vatan düsmanlarinin olusumlari, tam bu noktadan hep kazandirlar, tabiki caldilarda.
Bu konuda Oxford, Cambrigde, Yale ve Harvard üniverstelerinin yaklasimlarini baz alabiliriz:
Bu bildiginiz gibi en kaliteli ve ayni anda en zengin özel üniverstelerdir. Bu zenginlik suradan gelir, öncelikler eski Ögrencilerinin, kendilerini egiten üniverstelerine hep bagli kalip cok büyük maddi yardim yapmalari. Ancak bir konu daha var, oda bu üniversteler, her sene Ikitisat, Ekonomi ve ticaret konusunda en iyi mezun olan ögrencileri arasindan en iyilerini seciyorlar ve kendi maddi olaylarini kontrol etmeleri icin kendi bünyelerinde calistiriyorlar, böylelikle zenginlikliklerine zenginlik katiyorlar ve bunu cok uzun zamandir yillardir yapiyorlar.
Bizde Vatansever bir Ekonomist ve para islerinde anlayan bir akil takimi kurmamiz elzemdir!
Ayni zamanda Atatürk’ün: “Her Fabrika bir kale’dir!” sözünden yola cikarak, öncelikle kücük üretim yerleri acmamiz gerek, degisik üretim sahalarinda, degisik atansever nitelikli Insanlar ile.
Ben kendim bir ortagimla 2014’den ugrasiyoruz, aklimizda fikirler var, sanal mecralarda kendini Vatansever diyenler ile sayisiz yazismalarda ve desteklerde bulundum, düsüncelerimi illetim, ama söyle bir durum var komutanim, her kes facebook, twitter, vesayre ahkam kesiyor, Vatan kurtariyor, ama ben hep dedigim, birakin “Ellimizi tasin altina koymayi!” ben gelin “Gövdemizi kaya’nin altina koyalim!”
O zaman bakalim birseyler degisir mi hep birlikte görelim!
Bu sirada siyasi bir olusum, zaten kendiliginden gelisir, sizler gibi degerli Kahramanlarimiz var, Nihat Genc beyler var!
Af edersiniz biraz uzattim ve degerli zamaninizdan caldim!
Benimle irtibat’a gecmek isterseniz, ve ticari düsüncelerimi bilmek isterseniz, bana bu sayfa’dan veya eposta adresim’den ulasabilirsiniz:
https://www.facebook.com/profile.php?id=100014879054193
Saygilarimla
eteklerdeki taşlar dökülmeden bu iş biraz zor, en azından özellikle kendine ‘milliyetçi’ denen kişilerin ve gücü elinde bulunduranların hukuk temelinde adaletin yeniden tesis edilip liyakat ilkeleri bağlamında iş başlamalı ve bu çerçevede yapılan bütün haksızlıklar için özür dilenmelidir ki ilk adım atılabilsin. Sahte solcu-atatürkçü-kemalistlere gelince onların işi daha zor çünkü bütün bir zihniyet değişimi yapmaları gerekiyor ki, emperyalistlerin şu an için bıçağın kör tarafıyla kestiği muhalefet, kendi içinde o kadar bölük pörçük olmuş ki toplamak ancak zor koşullar altında mümkün olabilir gibi görünse de kendi içlerinde bir temizlik yapmadan ulusal cephede buluşmaları zor gibi görünüyor. Çünkü bakıyorsunuz kendi iç temel ilkelerinde bile uzlaşamayan ve her kafadan bir ses çıkan artist ve Türk düşmanlarıyla dolu bir cenah grubundan kendilerine fayda yokken Ülkeye bir fayda getirirler mi koca bir soru işareti. En pratik olanı Türk Milletinin bizzat kendisiyle yola çıkılmalıdır. Türk Milletine saygı ve şerefle hizmet etmiş, gerçek milli menfaatlerin doğruluğunu savunmuş, kıyıda köşeye itilmiş nice Vatanperver insanlarımızla var onlarla yola çıkılabilir. Toplumun çoğu bu insanlara itimat edecek ve yol yürüyecektir. Önemli olan bu insanların gönlünün alınması, samimiyetle harekat edilmesi, ortak düşman olan Türk Milli Menfaatlerine cephe alanların saf dışı bırakılmasıyla mümkün olabilir. Yol zorlu bir yoldur, meşakkatlidir ama imkansız değildir.
Sn aslen, bu saaten sonra yapılabılcek seyler oldukca azaldı. neredeyse elımızde tek bir kozumuz yok. sızınle veryansın.com da calısan yazar messelktasınızın onerdıgı seyler oldukca olumlu. tum sıyası partıler ıc cekısmelerı bır yana bırakarak bazı krumlarla bırıkte ıktıdar ıle bırlıkte yapılabıecek yaptırımlar ve uyguamalar uzerınde onerıler sunup bır karar baglamalı. ancak yazarın altsayfasındakı yorum kısmına yazdıgım nedenler dolayıslar bana hayal gıbı gelıyor. ıncırlık turk ussudur fılan natoya baglımı bılmıyorum. ama amrıkalılaroratak ısr amerıkalıların ıkarılması mumkun degıl mıdır? s400 lerın halen aktıve olmadıkalrı soylenıyor aktıve edılsın.
yakın komsularımızla amarıkayı bu paranoyak devletı daha ışkıllenıdırılecek sekılde yakın ilişkiler kurulsun her alanda. çin ile ilişkilerimiz artrılsın (uygur davası gbı sorunlar sımdılık askıya alınsın) .bunları yapmak cesaret ıster. ekonomısı zayıf devletlerın gun gelır boyle sıkıntılar yasaması normaldır. aya gıdıyoruz derken bıraz ayaklar yerde ulkenın gıtmesını onlemek bence daha hayırlıdır. ama ıktıdarın kafasında baska seyler var. alttan alıp kım bılır ne tavızler verecek bu ısın daha ılerı gıtmemesı ıcın. TC nın haysıyetı onuru kırılırken ellerını ovusturan bu ulkenın kurucu partısınıde bu konudakı cılız sadddece ıktıdarı eleştıren tavırlarını burada bır kez daha kınıyorum saygılar
Bir ülkenin gücü üretimde yaptığı istihdamda geçiyor bence. Hatta üretim büyük bir oranını oluşturabilir.
ülkenin durumu ve sorunlar için tespitler yapmayacağım.
Değerlendirilmeye değer diye düşünerek bir üretim programı öneriyorum,
Tarım öncelikli bir program ülke gündemimizde olmalı.
Bunun baş aktörleride belediyeler ve yerel yönetimler olmalı.
Yerel yönetimlerin çeşitli kaygı ve gereklilikle aslında bir hizmet sektörü olan belediyelerde çalışan insan kadrolarını artırarak fazladan bir iş gücünü ürettiği katma değerin üzerinde istihdam ettiği bir gerçektir.
Belediyelerin hepsi borçlu ve hepsi zarar etmektedir.
Oysa mahalli idareler yapılacak yasal düzenlemelerle hazine arazilerini büyük ölçekte kiralayabilir(asla mülkiyet değişimi olmamalı).
Kiralanan bu araziler üzerinde ki atıl olan (kurak arazilerde) alanlarda sulu tarımı çokça gerektirmeyen katma değerli ürünler yetiştirebilir,
Bu ürünler için Tarım Bakanlığından da faydalanarak ki bu konuda kırsal kalkınma desteklerinden faydalanılabilir.
Bu ürünler özellikle tıbbi aromatik bitkiler ve bunlardan elde edilecek aromatik yağlar için çokta pahalı olmayan distilasyon tesisleri ile hatırı sayılır bir katma değer yaratılabilir.(fesleğen yağı, altın otu yağı, papatya yağı , kekik yağı, lavanta yağı, melissa yağı, defne yağı, v.b.)
Bu benzeri ürünler (fıstık, badem v.b.) gibi biraz daha orta vadeli üretim materyalleri ile de arıcılık gibi ürün üretim aşamasının zorunluluğu olarak kendini yaratan bir katma değer alanıyla üretim planı kalıcılaştırılabilir.
Emek yoğun bu işlerde mahalli idareler iş güçlerini hizmet sektörü alanında gereksiz istihdamı yerine kendi önderlikleri ve yönlendirici ortaklık katılımıyla kuracağı kooperatiflerle sağlayabilir.
Bu kooperatiflerde çalışacak kişiler birer çalışan olarak değil ücretsiz bir üyelik katılımı ile kooperatiflerde mas edilerek kar payı şeklinde bir ortak üretim ve ortak bölüşüm gelir alanları oluşturulabilir.
kişilere üreterek kazanacakları bir lan oluşturulması sağlanmış olur.
Ürün pazarlanması yurt içi ve yurt dışı organizasyonunu da mahalli idareler sağlamalıdır.
Sosyal ve toplumsal projelerle üretim alanlarının ayrı bir dünya pazarı avantajını mahalli idareler kullanabilir.
Katma değerin tutarının ne kadar olacağı konusunda biraz fikir sahibi olabilmek için fesleğen yağının ,altın otu yağının, mersin, defne yağlarının uluslar arası piyasa fiyatlarına bakmak bence biraz düşünülebilecek bir öneri olduğu konusunda ikna edici olacaktır.
Bur da asıl iş Belediye-hazineden arazi kiralama( koop adına)-Tarım bakanlığının mevcut destekleri-distilasyon tesisi- üye kaydı(kendi bölgesinde işsizleri üretime katma)-ürün pazarlama (belediye organizasyon)- gelir dağıtımı (aylık maaş yerine taban maaş ve kar payı dağıtımı) şeklinde bir sürdürülebilir bir alanı yaratma niyetinin olmasıdır.
kaba hatları ile anlatmaya çalıştığım bu fikir daha da geliştirilebilir.
iç çephe için siyasetin malzemesi insan.insana yatırım çepheyi kendiliğinden güçlendirir.
Sayın Nejat Aslen
Ülkemizde öne çıkan ve varlığımızı tehdit eder hale gelen ekonomik-sosyal, politik, siyasal ve dile getirmediğiniz küçük-büyük sorunlar, çok sayıda mekanın –Kürt mekanı da dahil- hepsinin birleşik ve bütünsel bir ifadesi olan toplumsal mekanımızın ürünü. Tabi ki bunlar, emperyalist sistemin ulus üstü tekellerin Küreselleşeme tahakkümü altında ülkemizde olduğu gibi her yerde arttı ve yeni boyutlar kazandı.
Küresel mekanı göz ardı etmeden ülkemizde toplumsal mekanın ürettiği ve diğer tüm mekanları da doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen ana-temel sorunu net ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymadan iç cephe oluşturulamaz kanaatindeyim.
Siyasi iktidarın kimlik etnik-mezhep, doğa-doğal kaynak, siyasal, ekonomik, kültürel mekanlar ve bunların birlikteliğini oluşturan toplumsal mekana yaptığı bilinçli-bilinçsiz müdahalelerin yarattığı tablo açık seçik ortada:
• Siyasi partilerin yöneticileri ve kadroları sorunlara çözüm üretmek, topluma umut vermek yerine, iktidarın başı ile uğraşmakla meşguller.
• 24 Ocak kararlarıyla birlikte uygulama konulan dışa –emperyalizme- bağımlı “ihracata dayalı ekonomik kalkınma modeli”nin; ülkemizin üretim-yeniden üretim kapasitesini tarım-hayvancılık başta olmak üzere bir çok alanda yitirtmesi; yerel-bölgesel-ulusal pazarın ulus üstü şirketlerin kitlesel üretim tüketim döngüne tabi kılınmasının sorunları boğuşur bir halde.
• Gelir dağılımın aşırı bozulması, sosyal adaletsizliklerin artması toplumsal mekan bağlarını- dengelerini bozmuş, tüm mekanlarda iki karşıt kutup olarak ayrıştırmıştır. Günümüzde 308 bin 278 kişinin bankalardaki bireysel mevduatlarındaki paranın toplamı, milyonlarca kişinin bireysel hesaplarındaki toplamı geçmiştir. Nüfusun%1’ni oluşturan elit-zenginlerin varlıkları
devam edersem… Ülkemizde iç cephede bütünleşmenin sağlandığı ve güçlü bir iç cephe anlayışının ve örgütlenmesinin sağlandığı 1919- 1923 Kurtuluş savası ve 1923-1938 genç cumhuriyetin toplumsal devrimler döneminin bizim zihnimizi aydınlatan iyi bir örnektir. Ülkemizde 1919- 1923 Kurtuluş savası ve 1923-1938 genç cumhuriyetin toplumsal devrimler döneminde oluşturulan iç cephe, güçlü bir iç cephe anlayışının zihinsel oluşumu ve örgütlenmesi için de iyi bir örnek oluşturmaktadır.
M. Kemal Atatürk’ün ülkenin kurtuluşu için oluşturduğu iç cepheyi söyle de ifade etmiştir: “… biz memleketi kurtarmak için icabında padişah’ında, Halife’nin de, hatta dağdaki eşkiyanın bile yardımına başvurmuştuk”. M. Kemal’in bu özet cümlesi; işgalci emperyalist devletlere, İzmir ve Ege bölgesini işgale girişen Yunan ordusuna, içerdeki Rum ve Ermeni insanlarımızın işbirlikçi konuma gelerek Türklere-Müslümanlara yönelik saldırıları karşısında iç cepheyi kimlerle kurduğunun bir ifadesidir. M. Kemal’in kurduğu ve başarıyı getiren iç cephe; işgalci ordulara karşı tepki duyan yurtsever insanları; malını ve namusunu savunmak durumunda kalanları; işgal kuvvetlerinin işbirlikçisi Padişah ve Halifenin ihanetini görmeyen ve onlardan hale medet umanları ve savunanları; kendi halkını soyan, malına, canına, ırzına kasteden eşkıyayı bile içeriyordu.
M. Kemal kendi içinde çatışmaları asgari düzeye çekecek bir iç cephe kurarken, işgali onaylayan ve işgalciler sayesinde tahtını koruma hesabı içindeki padişah ile saltanat makamını, bu makam yanlısı iyi niyetli-yurtsever insanlarla bir tutmadı. Toplumun, insanların hedefine toplumsal mekanın varlığını alenen tehdit eden mekana yabancı güçleri koydu. İç cephede olası tüm çatlakları- çatışmaları o zaman diliminde uzlaşıya dönüştürmeyi, yeni bir hedef (çağdaşlaşma)ortaya çıkıncaya kadar da yaratılan birliği özen ve sabırla korudu.
İç cepheyi örgütlü bir yapıya dönüştürmek için çok parçalı toplumsal temsiliyeti bir arada tutacak, her birisinin sözünü söyleyeceği, alınan kararın ortak karar olarak kabulü ve bunun uygulanması, pratiğinin üretilmesini kurumlaştıran katılımcı bir yapı (TBMM’yi) oluşturdu.
Emperyalizmin ülkemizi de kapsayan gerek BOP, gerek çeşitli hasmane ve düşmanca girişimleri, tehditleri-göz dağı vermeleri, gerek aşağılayıcı tavırlarına karşı geniş toplum kesimlerinin tepkileri giderek artıyor. Pentagonla ilişki içerisindeki Pew araştırma kurumunun ülkemizde yaptırdığı anketlerine göre, toplumumuzda ABD’ye karşı duyulan negatif duyguların oranı
Iç cepheyi birleştirmek için, huzuru ve adaleti saglamak , devlet ve millet arasındaki güveni tesis etmek, en önemliside üretim ekonomisine geçmek ve tam bağımsız olmaktır.
Saygılarımla paşam.
Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal ATATÜRK
Saygılarımla paşam
Neler yapılabileceği ve nasıl ulusumuzun ihtiyaçlarına yanıt olunabileceği konusunda öneriler ve düşüncelerin akıyor olması olumlu. Ancak öncelikle gelen akımı doğru havuzlara yönlendirmek, kaynaklar oluşturup bunları doğru yönetmek gerekmektedir. işin özü ekonomidir. Ekonomi yabancı bir sözcüktür. Aradığımızda, şu anlama geldiğini görüyoruz, ‘bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü.’ Aslen ev halinin yönetimi anlamına gelen Yunanca sözcükten gelmektedir. Bunun tam Türkçesi için Oktay Sinanoğlu’nun sözlüğüne başvurmalı! Ancak lafı uzatmadan şuraya getirmek istiyorum: Kaynaklarımızı nasıl doğru ve iyi sonuçlar ile bağlantılı olacak şekilde bağlayabileceğiz? Bunu önce küçük ölçekte kendi aramızda uygulayarak başlayalım. Öncelikle kendi aramızda, dostlarımız arasında, aynı fikirlerimizi nasıl bir araya getirelim ve nasıl yönetelim anlamında bir havuz kuralım. Burada kaynaklarımızı, bilgilerimizi biriktirelim. Nejat Eslen, Yavuz Alogan, Nihat Genç, Erdem Atay’dan oluşan bir yönetim kadrosu buna önderlik edebilir. Tıpkı veryansın tv’ye istenen destek gibi ufak tefek birikimler bir olur, bir göl oluşturur, bir birliktelik olur, bir siyasi ve ekonomik bir hareket olur. Bu harekete gönül verenler gerçek muhalefet olur. Muhalefet gün gelir, plan ve program ile vatan aşkıyla iktidar olur. Usuma gelen çözüm budur.
iç cepheyi yıkan: tarikatlardır. feodal yapılardır. paralel din tarikat. paralel sanayi odası tarikattır. 100lerce belediye tarikatın yönetiminde: erdoğanın yönetiminde değil. pendik üsküdar beşiktaş beylikdüzü fatih tarikat yönetiyor. çöpçüyü tarikat işe alıyor. mühendisi tarikat seçiyor. hangi tarikat?? HEPSİ. norşin pkklısı. menzil üflentisi. urfa hurafecisi.
Değerli Nejat Generalim,Kıymetli Kardeşim,
Günaydın,ben 17 Mayısa kadar kız kardeşime geldim ve telefonumuda kapattım.
Kutlarım sizi çok önemli ve Bekamızı doğrudan ilgilendiren bir konuda dikkat çekmişsiniz.
Konunun en önemli aktörleri olan siyasi önderlerin,ötekileştiren,hakaret eden,kulüp yandaş amigoları
gibi tutum ve üsluplarının yanlışlıkları mutlaka düzeltilmelidir. Zira siyasi önderlerin üslubu, İç Cephenin birlik ve beraberlik içinde olmak yerine bir birine düşman kamplara bölündüğü bilincinin oluşturulması için öncelelikle
sosyoloklar ve pisikoloklar tarafından hazırlanacak duyuru ve açıklamaları sosyal, görsel ve yazılı medyada
aralıksız işlenmelidir.Yukarıdaki tüm sorunların çözümü de, birlik ve beraberlik içinde bulunan İç Cephenin,
top yekün mücadelesi ile sağlanabilir.
Selam,sevgi ve saygılar
İlker Güven
Adına Sivil Toplu örgütü denen (Basın,Vakıf,Cemaat,İnsan Hakları Dernekleri.V.B ) kurum ve kuruluşların Yöneticileri ile birlikte gelir kaynaklarının nasıl finans edildiği bunlarnın yöneticilerinin zamanla Siyaset ve Bürokrasi içine nasıl ve ne şekilde kurtarıcı olarak kimler tarafından sunulduğu gerçeği Yüce Türk Milletinin önüne serilse bu millet çok çabuk iç cepheyi Güçlü tutar bir olur.Bu konuda Veryansın TV cok iş düşüyor hepinize ne kadar minnet etsek azdır.Teşekkürler.
Ticaret, Siyaset, Din, Güvenlik, Propaganda beşlisine dikkat etmeliyiz.
Bu konular üzerine katkı yapan tüm yorumcuların yorumları ama özellikle Yorumculardan
‘Emre Yücel, Yusuf Erkan, Kenan Tuncer, Emre İnal, Özer K., Sıradan Yorumcu, Tarık Tanju Günel isimleriyle yoruma katkı sunanların yorumları dikkate alınarak kendi Ticaret, Siyaset, Din,Güvenlik,Propaganda beşlisini oluşturmalı,güçlendirmeli ve geniş halk desteğine erişmeliyiz.
Ticaret ayağında:
Küçük esnaf,zanaatkar,orta ölçekli işletmelerden büyük üretim gerçekleştiren şirketlere uzanan bir yapının oluşturulması zorunludur.
Siyaset ayağında:
İzlenecek politikaların belirlenmesi,yürütülmesi ve izlenmesi, hukuksal yapıyla beraber,Eğitim,Öğrenim,Araştırma-Geliştirme projelerinin oluşturulması gerekmektedir.
Din alanında:
Diyanet kurumunun;İlimlerdeki ve Bilimdeki gelişmeler başta olmak üzere yeniden güncellenmesi, Alevilik en başta olmak üzere her mezhebin hassasiyetleri dikkate alınarak laik hukuk kurallarına uygunluğunun sağlanması ayrı bir zorunluluktur.
Güvenlik alanında:
Veryansın Tv de dile getirilen oluşumun en sağlıklı biçimde gerçekleşmesini sağlayan yöntemlerin belirlenmesi,oluşumda yer alan her bir kişinin tek başına olmadığının;arkasında toplu bir mücadele gurubunun var olduğunun hissettirilmesi için Hukuki,Maddi,Sosyolojik ve Pisikolojik boyutlarının yapılandırılılması “Olmazsa-Olmaz” derecesinde olduğu
kesinlikle dikkate alınmalıdır.
Propaganda alanında:
Propaganda araçlarının,yöntemlerinin,hedef kitlelerinin; kısa,orta ve uzun vadeli boyutlarının sürekli takibinin ve analizlerinin yapılması oluşumun sağlıklı ve canlı olmasının sağlanması çok önemlidir.
Geçti borun pazarı sür essegi nigdeye. İç cepheyi şu saatten sonra güçlendirmek bana böyle geliyor. Bir kere millete hizmet makamında olanlar milletin karşısina çıkıp hesap verebilmeliler. Muhalefetin haklı sorularına dürüstçe cevap verebilmeliler. Önce kendileri fedakarlık yaparak millete örnek olmalılar. Luksten vazgecmeliler. Millet onların birşeyler yaptığını görürse içerde bütünlük sağlanabilir. Aksi halde kimsenin artık daha fazla göz yummaya tahammülü yok görünüyor.
Halkın soru sorabildiği,görüş bildirdiği tek bir program kalmadı. Düşüncelerin açıkça konuşulduğu,yeni siyasi hareketlerin tanıtıldığı,muhalefetten beklentilerin net ortaya konulduğu,demokrasinin varlığını hissettiren bir platform yaratılmalı.
Halka dokunan bir platform,önce farklı meslek gruplarından insanlara ulaşarak, onların görüş ve değerlendirmelerini duyurarak işe başlamalıdır. Meslek sahibi insanlar, yatayda (bir hiyerarşi olmaksızın) iç cephenin güçlenmesi için çaba sarfedecek yetişmiş yegane insan gücüdür.
Böyle bir platform, önce nitelikli moderatörlerin yardımı ile sağlıklı bir tartışma ortamı yaratarak “bloklanmış” düşünce üretimini hızlandırır. Sonrasında çözüm odaklı milli bir düşünce-kuvözü (think-thank) oluşumuna kanalize olur.
Postmodern Dönemde yaşıyoruz. Bu sebeple çok yönlü mücadele sürdürülmelidir. Bir yandan meslek dayanışması yönünde her meslekten ezilen insanlar bir araya gelerek menfaatlerini yok eden bu sisteme karşı taleplerini, bağlı bulundukları Baro, birlik, oda vs gibi kurumlara ve meclise ‘dayatmalıdır’. Ezilen insanlar, Türk milletine çökmüş bu emperyalist sistem ve onun tetikçisi olan devlet kadrolarının asıl sorunu teşkil ettiğini bilerek hareket etmelidir. Her meslekten gelecek güçlü ve örgütlenmiş taleplerle devlet yönetimine baskı yapılarak meşruiyet sorunu çıkarılmalıdır.
Bu aşamada aydınlar devreye girerek devlet kadrosunun nasıl meşru olmadığını, demokrasi ve secim denen tiyatronun nasıl işe yaramadığını ‘bağıra bağıra ‘ halkın gözüne sokmalı ve tüm atlantik sistem kölesi olanlar deşifre edilmelidir. Bu algı yönetimi orduya da yapılmalıdır. Zira tek başına sandık demokrasisi ile hicbir başarı elde edilmeyecek patinaj çekilecektir.
Belli bir aşamadan sonra meslek örgütlerinden ezilenlerin temsilcileriyle gerçek aydınlar bir araya gelerek siyasi parti kurmalı ve tüm anadoluda kıbrıs dahil örgütlenmelidir. Mustafa Kemal Atatürk ‘ün siyasi parti şeklinde örgütlenmeyle birlikte siyasi parti değil devrimci bir örgütlenme sağladığı unutulmamalı ve ordudan, emekli subaylar dahil, gelecek olumlu dönüşler asla geri cevrilmemelidir. Bu kesinlikle darbe yolu değildir. Aptal gibi oy devşirmeyle değil bir halk hareketiyle yola çıkılmalıdır. Aksi halde bir dahaki secimde atlantik’in adayını çoban olarak beklemekten başka çare yoktur
Türkiyede Türklük vurgusu çok iyi anlatılmalıdır. Türklük üzerinden yeniden bir ulus bilinci yaratılarak Turkiyeyi Türklerin Ankaradan yönetmesi gerektiği, Atlantikten atanan memurların ise bekçi köpeği olduğu delilleriyke korkmadan dile getirilmelidir. Hatta bunu anlatacak film/kısa film/dizi vs daha yapılabilir.
Sosyal medya üzerinden tarih, özelde kesinlikle Türk Tarih Tezi, felsefe ve din gibi ciddi programlanmış eğitimler verilmelidir. İnsanlara yeni bir anlam yeni bir heyecan verilmeli örneğin anadoluda etnik kimliklerin nasıl tek tek Türk kökenli çıktığı delilleriyke anlatılmalı karşı görüşte olan insanlarla tartışma programı yapılarak onlar tek tek çürütülmelidir.
İç cepheyi güçlü kılmak değil kayıtsız şartsız bir milli seferberlik girişimi başlatmak gerekiyor; tek bir ilke dahi buna yetecektir. Tam bağımsız Türkiye. Tekrar ediyorum bu kriterle yola çıkmak dışında herhangi bir şart aranamaz.
Ülkemiz hepimizin dahil olduğu derin bir parçalanmışlık; olaylara herkesin farklı pencereden baktığı (fili tarif eden gözleri bağlı bireyler) uzlaşmazlık içinde kalmış; ama esas olarak birlik olmak için bütün yakıtını (100 yıldır devam eden batı aydınlanmacılığı ile kendi seçimizi yaratmak arasında gidip gelen çalkantılar silsilesi sonucunda) neredeyse tüketmek üzere olan bir duruma her geçen gün daha fazla yaklaşmış durumdadır. Bu seferberliği yaratıp yeni bir ülke kuran Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaşadığı günlere nazaran birlik oluşturabilme şartlarımızın daha kötü olduğunu bilmemiz gerekiyor, çünkü
1- Batı aydınlanmacılığının sömürgeciliğin tahribatlarını onarmak adına kifayetsiz olduğu ayan beyandır,
2- Bizatihi alternatif ve modernize Sosyalist Yol (SSCB) un başarısızlığı umutsuzluğu katlamıştır.
Herkese selamlar.