Dr. Selim Erdoğan yazdı…
26 Mayıs 1919.
107 sene önce bugünler, bütün milletin yıkık, bitkin, umutsuz olduğu zamanlardır.
Mustafa Kemal Paşa tüm halkın katılacağı topyekun bir mücadele için yollara düşmüşken, başka vatansever subay ve siviller de “hiçbir şey yapamıyorsak da direnerek ölürüz” düşüncesiyle çeşitli çabalar içindedir.
Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey de vekaleten üstlendiği 17nci Kolordu Komutanı sıfatıyla Batı Anadolu’da şehir şehir gezip Kuvayı Milliye’yi örgütlemeye çalışmaktadır.
Ancak zor, çok zor zamanlardır.
Yüzlerce yıldır millî bir eğitimden geçirilmemiş halk ne yaşadığının bile farkında değildir.
Yaveri Yüzbaşı Selahattin’le Akhisar’a ulaşan Bekir Sami Bey, “Türk subaylar geldi. Başımıza iş gelir” korkusuyla esnafın kepenklerini indirdiğini görür. Karınlarını doyuracak bir lokanta ya da evine buyur eden bir tek Akhisarlı dahi bulamazlar. Bunu gören Rauf (Orbay) Bey tümden yıkılmıştır. Umutsuzca Bekir Sami Bey’e bir mektup bırakarak Akhisar’dan Aydın’a yola çıkar. Kaymakam ve jandarma kumandanı da kasabadan kaçmıştır.
Düşünün, düşmana karşı direniş cephesi kurmak için geldiğiniz kasaba ruhen çoktan teslim olmuş. Tek başınasınız. Ne yaparsınız?
Kaderinize, dahası sizi yüzüstü bırakan milletinize mi küsersiniz?
Onlar küsmediler.
Gerektiğinde bir çay koyup yeniden başladılar.
26 Mayıs 1919.
Mustafa Kemal Samsun’a çıkalı bir hafta olmuştur ama ilk bakışta değişen çok bir şey olmamış gibidir. Kimsenin elinde sihirli bir değnek yoktur ve mücadele zaman, sabır, zihinsel dayanıklılık ister.
Oysa kimse farkında olmasa da dağlarda yüzlerce çoban ateşi yanmaya başlamıştır. Örneğin Miralay Bekir Sami Bey yılgınlığa kapılmaz. Önce Genelkurmay’a, bir sonuç alamayacağını bile bile bir telgraf çeker. İzmir’e çıkan Yunan askerlerine saygı gösterilmesini emreden Vali Kambur İzzet’in değiştirilmesini ve “millî hassasiyetleri olan bir vali” gönderilmesini ister.
Aynı gün Ankara’da 20nci Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Samsun’a çıktıktan bir hafta sonra Mustafa Kemal Paşa’ya ilk mesajını gönderir; “İzmir bölgesinden haber alamıyorum. Ereğli’deki alaylarımı yürüterek Ankara’ya getiriyorum.”
Kısa bir süre sonra birbirlerinden haber almaya da başlayacaklardır. Emir komuta zinciri de yeniden teşkil edilecek, Milli Mücadele’nin askeri ve siyasi yapısı yavaş yavaş, ama çok sağlam şekilde oluşacaktır.
Dağlarda tek tek yanan o çoban ateşleri ne Yunan’ın, ne İngiliz’in başedemeyeceği bir yangına dönüşecektir.
Ama o gün; 26 Mayıs 1919 Pazartesi günü, zor bir gündür.
Miralay Bekir Sami Bey ve Yüzbaşı Selahattin’in birer çay koyup yeniden başlamaktan başka yapacakları şey yoktur.
Said Nursi’nin ‘Çay koy keçeli, yeniden başlıyoruz’ sözünü okuyunca risale dersi var zannettim.
Selim hocam emeğinize sağlık varolun sizin gibi bir çoban ateşi olmak vardı.🇹🇷❤️🇹🇷