İsmet Hergünşen yazdı…
Milletler, tarihlerini yalnızca geçmişi anmak için değil, geleceğe yön vermek amacıyla da hatırlamak zorundadırlar.
Çünkü geçmişten çıkarılan dersler kurumsal hafızaya dönüştürülebildiği takdirde, benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkma ihtimali azalır.
Bu bakımdan 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, yalnızca demokratik düzene yönelik bir saldırı değil; devlet yönetimi, milli güvenlik ve kurumsal işleyiş açısından üzerinde önemle durulması gereken bir kırılma noktasıdır.
Uzun yıllar boyunca eğitim, sivil toplum ve kamu kurumları üzerinden devlete paralel bir yapılanma oluşturan FETÖ, devlete nüfuz etmiş ve bu birikimi silahlı darbe girişimine dönüştürmüştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması, güvenlik güçlerine ve sivillere ateş açılması, anayasal düzeni hedef alan bu tehdidin ulaştığı boyutu açıkça ortaya koymuştur.
Darbe girişiminin başarısızlığa uğratılması, anayasal düzene bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, diğer güvenlik kurumları ve milletimizin ortak iradesi sayesinde mümkün olmuştur.
Ancak 15 Temmuz’u yalnızca başarısız bir darbe girişimi olarak değerlendirmek yeterli değildir.
Asıl üzerinde durulması gereken husus, böyle bir yapının uzun yıllar boyunca devletin çeşitli kurumlarında nasıl örgütlenebildiği ve hangi kurumsal zafiyetlerden yararlanabildiğidir.
Bu süreçten çıkarılması gereken en önemli ders; devlet yönetiminde liyakatin, şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve etkin denetimin vazgeçilmez olduğudur.
Aradan geçen süreçte ortaya çıkan yeni bulgular, yürütülen soruşturmalar ve ortaya çıkarılan yeni yapılanmalar, milli güvenliğin süreklilik gerektiren bir sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Güvenlik yalnızca alınan tedbirlerle sağlanamaz. Hiç kimseye ayrıcalık tanımayan bir hukuk düzeni, nitelikli ve laik bir eğitim sistemi, güçlü kurumlar, demokratik meşruiyete dayanan bir siyasal yapı ve demokrasi bilinci yüksek bir toplum, güvenliğin en sağlam teminatıdır.
Devletlerin en önemli gücü de yalnızca güvenlik kapasitesi değil, kurumsal hafızalarıdır.
Bu hafıza, yaşanan krizlerden çıkarılan derslerin kişilere değil, kurumlara ve kurallara aktarılabilmesidir.
Geçmişte yaşanan hataların nedenlerini doğru analiz edebilen, bunlardan kalıcı dersler çıkarabilen ve bu dersleri kurum kültürüne dönüştürebilen devletler, benzer tehditlere karşı daha dirençli hale gelirler.
Bu nedenle, 15 Temmuz’un siyasi, hukuki, sosyal ve güvenlik boyutlarıyla tüm yönlerinin; ucu nereye uzanırsa uzansın, kimlere dokunursa aydınlatılması büyük önem taşımaktadır.
Nesnel değerlendirme çerçevesinde, elde edilen sonuçların eğitimden kamu yönetimine kadar geniş bir alanda değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Devlet yönetimi, yalnızca günlük sorunlarını çözmekten ibaret değildir.
Asıl mesele, gelecek kuşakların güvenliğini ve devletin devamlılığını sağlayacak kurumları inşa edebilmektir.
Güçlü devlet anlayışı; hukukun üstünlüğü, liyakat esaslı kamu yönetimi, kurumsal hafıza, demokratik meşruiyet ve vatandaş-devlet güven ilişkisi üzerine yükselir.
Tarih kendiliğinden tekerrür etmez; onu tekerrür ettiren, geçmişten yeterince ders almayan toplumların ihmali ve kurumsal hafıza eksikliğidir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında en önemli sorumluluğumuz, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimleri doğrultusunda, cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini koruyarak geliştirmektir.
Son sözse; Bir devleti güçlü kılan, sahip olduğu imkanlar değil; o imkanları hukuk, liyakat ve kurumsal akılla yönetebilme kabiliyetidir.