Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…
Gerçek şu ki yıllardır bana en çok sorulan sorulardan biridir bu. Yanıtını, konuyu iyi-kötü okumuş-yazmış bir kültür tarihçisi, bir arkeolog olarak vermeye çalışayım:
Kolomb öncesi ‘Yeni Dünya’ halklarının eneski temsilcileri, Son Üst Paleolitik’te Sibirya’dan göç eden yerli Sibiryalı topluluklardır. Son yıllarda yapılan araştırma sonuçları, Sibirya dışından daha erken göçlere dair oldukça zayıf izlere de dikkat çekti. Ne ki bu göçlerin arkeolojik karşılıkları tam olarak ortaya konulamadığı için şimdilik Kolomb öncesi Sibirya göçlerini en erken Kuzey Amerika göçleri olarak kabul edeceğiz. İşte bu bizim Kızılderililerimiz, Sibirya’dan Alaska’ya göç eden ve zaman içinde Güney Amerika’ya kadar yayılan Asyalı halkların torunlarıdır.
Yanıtımızın en önemli parçası budur: Kızılderililerin ataları Güney Sibirya’dan göç eden Kuzey Asyalı halklardır. Göçler GÖ 13.000’lerde çoktan gerçekleşmişti. Tek bir gidiş vardır. Bu bilgilerin genel olarak tartışması yoktur. Detaylar öğrencim Barış Berkant’ın doktora tezindedir. Türk-Altay Kuramı’nda bu konudaki bilgiler de zaten bu tezden alıntı bilgilerdir. Şimdi biz bu Kuzey Asyalı halkların önce Alaska’ya nasıl gittiğine ve asıl önemli olan bu adamların Son Üst Paleolitik’te Angara-Baykal civarı (Türklerin anayurdudur)’nda nece konuştuklarına bakacağız. Ama önce yurdumuzun en popüler tarihçilerinden birinin bu konuda sarf ettiği sözlere göz atacağız:

‘HER ORTA ASYALI TÜRK MÜ?’
“…Kızılderililerin MÖ 16.-12. binlerde, Buzul Döneminde Bering üzerinden Amerika’ya gittiği şu anda kabul ediliyor. Özel boy isimleri, DNA testleri öne sürülüyor. Ben de aynı fikirdeyim. Ama şunu söylemek lazım. Her Orta Asyalı Türk mü?, diye sormak lazım. Tarihin flu olduğu zamanlar açısından bakarsak Kızılderilileri yüzde yüz Türk sayacak kadar henüz elimizde delil yok. Gelecekte yapılacak çalışmalarda durum daha da netleşecektir. Yazılı kaynaklar dışında kemik bilimi, iklim bilimi, bitki bilimi, kalıntı bilimi gibi alanlarda ilerlemek daha doğru olacak diye düşünüyorum…”.
Sevgili hocamızı burada köşeye sıkıştırmak gibi bir niyetimiz yok. Herkes bilir. Kendisini severiz. Ama ulu-orta söylediklerini Türk halkı adına bir bilir-kişi olarak gözden geçireceğiz elbette. Hoş, video altında hocaya söylenmedik şey kalmamış. Hocanın pek de taktığı yok anlaşılan. Ama hadiseyi biz bilimsel ele alacağız. Takmak zorunda. Şöyle:
Bir konuyu da bilmeyiver be hocam. Bilmiyom, de. Ya da sorma onu, de. Bak başına iş aldın. Her şeyden önce Kuzey Amerika’ya göç edenler Kızılderililer değil be hocam. Aşağıda vereceğim. Göç konusunu hiç okumadığın belli. Göçlerin tarihini, karmaşık gelişimini bilmediğin halde net zaman aralığı filan veriyorsun. Göçler buzul döneminde değil, sonrasında gerçekleşiyor. Ve göç tarihi MÖ 11.000’ler. Tutturamıyorsun. Çünkü okumuyorsun. “…Her Orta Asyalı Türk mü?…”, diyorsun. Yani bir bakıma “Türk değil” ya da “şüpheli” demek mi istiyorsun? “Orta Asya” “Türkistan”dır be öğretmenim. Batılı Orientalist-Emperialist-Irkçı güçler tarafından 1843’lerde değiştirilene kadar o bölgenin adı “Türkistan” idi sevgili tarih öğretmenim. Geniş bilgi için veriyorum: Türk-Altay Kuramı, 2023, s. 1220. Orta Asya, Kazakistan-Kırgızistan-Özbekistan’ı, kıyısından Tacikistan’ı içerir. Doğu Türkistan (Çin Halk Cumhuriyeti, Sincan-Uygur Otonom bölgesi) bu tanıma dâhildir. Ve haliyle Türkistan’da konuşulan dile bakarsan, o halkların Türk olduğunu anlarsın. Neymiş? Her Orta Asyalı Türk’müş. Bu bir.
‘KALINTI BİLİMİ NEDİR?’
İkincisi, hocamız, ”… Kızılderililer yüzde yüz Türk mü değil mi, gelecekte yapılacak çalışmalarda durum daha netleşecektir…”, diyor. Değerli tarih öğretmenim, hangi gelecekte? Beklediğin bir çalışma mı var? 2023’te üçüncü baskısını yapan Türk-Altay Kuramı’nda bu konuya, en son literatür ışığında yer verildi. Doğrudur, yanlıştır. Ama konu sayfalarca yazıldı. Çizildi. Tartışıldı. Güney Sibiryalı Son Üst Paleolitik yerli halklarının antropolojik yapılarının tanımı yapıldı. 2023 literatürü ışığında. O halkların sosyolojisi, Baykal bölgesindeki arkeolojik bulgular ışığında tanımlandı. O halk gruplarının ölü gömme gelenekleri ortaya konuldu. O halkların kültürü ‘Arkaik Yenisey-Lena Kültürü ve dili’ olarak tartışıldı. Eski Türk dilinin bu kültürden türediği konusu öne sürüldü. Baykal bölgesi Türklerin anavatanı olarak o çalışmada ilan edildi. Bu bölgeden çıkan ve dünyaya yayılan göçlerin “Uzun Yürüyüş” hipotezi çerçevesinde Türk dili konuşan halkların hareketi olduğu arkeolojik kanıtlarıyla bilim dünyasına sunuldu. Daha ne olsundu? Dolayısıyla “flu” diye ifade ettiğin dönemler senin için “flu”. Bak, ‘Uzun Yürüyüş’ kapsamında bir kolu Kuzey Amerika’ya, bir kolu Hazar’ın Güneyinden Zagroslar üzerinden Göbeklitepe kültürü bölgesine ulaştığını arkeolojik belgelerle ve genetik analiz sonuçlarını kullanarak kanıtlamaya çalıştık. Sen hâlâ “yeni yapılacak çalışmaları” bekle dur.
Kızılderili dediğimiz adam, Amerika’nın Sibirya yerlisi halkların bakiyesidir. Kolomb öncesi Kızılderili boyları, Anzik, Aztek, Canaris, Çibça, İnka, Maya, Moçe, Olmek, Teotihuacan, Toltek, Zapotek vd gibi kadim Güney Amerika kültürleri, Angara-Baykal yerli halklarının torunlarıdır. Dolayısıyla Kızılderililer, kuvvetle muhtemel Sibiryalı Türk halklarının kanından, canından, ruhundan, dilinden, kültüründen, geleneklerinden hisseler taşıyarak var olmuş bir etno-kültürel yapıdır. Bütün bunlar TAK’da yazıyor. Görmediydim, okumadıydım, yok. Eğer ‘akademik personel’ isen göreceksin, okuyacaksın. Ya kabul edeceksin veya anti-tez üretip karşı çıkacaksın. Bu senin işin. Keyfine kalmış bir şey değil. Ben senin fikrini beğenmedim, kabul etmiyorum, deme lüksün yok sevgili tarih öğretmenim. Ve şimdi vahim bir detaya geliyorum. Değerli tarih öğretmenime göre gelecekte şu alanda çalışmalar yapılırsa Kızılderililerin Türk olduklarına dair kesin bilgiler elde edilebilirmiş: 1) Kemik bilimi. Osteoloji (kemikbilim) çalışmalarının arkeolojide yeri yoktur. Hocamız muhtemelen kemikten alınan DNA örnekleri konusunu ya da fiziki antropolojik tanımlamaları kast ediyor olmalı ki Türk-Altay Kuramı bu konularda ayrıntılı bilgiler içeriyor. 2) İklim bilimi. Türk-Altay Kuramı içinde buzul dönemleri, buzul-arası dönemler, insan yaşamı ile olan ilişkileri yeteri kadar işleniyor. 3) Bitki bilimi. Kızılderililerin ne konuştuğu ile bitki bilimi arasında hiçbir ilgi yoktur. Hocamız neyi kast etti bilemiyoruz. 4) Kalıntı bilimi. Böyle bir bilim dalı zaten yok be sevgili öğretmenim. Kalıntı ne? Neyin kalıntısı? Anladık, “arkeoloji” diyemiyorsun da, bu kadarı olmaz.

‘SİBİRYALI TÜRKLER GÖ 14.000/12.000’LERDE AMERİKA’YA GEÇTİLER’
Şimdi de sorunun yanıtına geçelim, bakalım Kızılderililer Türk mü, değil mi? Yerli Güney Sibiryalı halkların Kuzey Amerika göçleri, son yıllarda yapılan DNA analizleri üzerinden değerlendirilmiştir. DNA örnekleri günümüzde yaşayan Amerikalılardan ve Sibirya yerlilerinden, Sibirya’da bulunan 24.000 yıllık Mal’ta Çocuğu’ndan, 17.000 – 14.000 yıllık Afontova Gora insan kalıntılarından ve Kuzey Amerika’da bulunan 12.500 yıllık Anzick Çocuğu’ndan, 11.500 yıllık Tanana nehri mezarlarından, 9.000 yıllık Kennewick Adamı ile 4.000 yıllık Sakkak Adamı’ından alınmıştır.
Sartan Buzul Döneminde (GÖ~25.000 – 12.000) deniz seviyesi günümüzdekinden yaklaşık 100 metre daha alçaktaydı. Günümüzde Bering Boğazı buzul döneminde bir kara köprüsüydü. Araştırmacılar buzul çağında iki kıtayı birleştiren o topraklara Beringia adını verdiler. İşte bu dönemlerde Sibiryalı yerli halkların bir kısmı o kara köprüsünü kullanarak Amerika’nın Kuzeybatısına geçti.
2007’de yapılan bir genetik araştırmanın sonuçlarına göre literatüre “Bering Duraklama Modeli” olarak geçen bir hipotez ortaya atıldı. Modele göre GÖ 30.000 civarında Sibiryalı topluluklardan ayrılan küçük bir grup (8-10 bin kişi) Beringia’ya yerleşti. Son Buzul Çağı Doruğu’nun (GÖ~23.000/22.000 – 16.000) sert iklim koşullarında, bölgede bir sığınak görevi gören uygun şartlarda, koptukları topluluklardan izole bir şekilde binlerce yıl yaşadı. Genetik olarak yalıtılmış o topluluk Son Buzul Çağı Doruğu sonrasındaki süreçte Beringia’nın Doğusundan Amerika kıtasına ayak basmış ve hızlı bir şekilde Orta ve Güney Amerika’ya kadar yayılmıştır. Bu araştırma anne soyunu ifade eden mitokondriyal DNA tabanlı yürütülmüş ve Amerika’ya ilk ayak basan Sibiryalı kadınların mtDNA haplogrupları belirlenmiştir: A2, B2, C1b, C1c, C1d, C4c, D1, D4h3 ve X2a.
Bu ve bunun gibi mtDNA tabanlı genetik araştırmalar Sibirya’dan Amerika’ya yönelen göçler için “Uzun Kronoloji” adı verilen ve içinde belirli aşamaların (kopuş, genetik yalıtım, göç) yer aldığı yaklaşık 15.000 yıllık bir süreci işaret eder. Beringia’da “Uzun Kronoloji”nin 15.000 yıllık Duraklama/Kuluçka Modeli’nin gerektirdiği arkeolojik veriler henüz ortada yoktur.
“Kısa Kronoloji” adı verilen ve söz konusu göçü daha kısa bir zaman aralığına, yaklaşık 8.000 yıllık bir zamana sıkıştıran zaman tablosu, otozomal tabanlı genetik araştırmaların sonuçlarıyla birlikte ileri sürülmüştür. Yapılan araştırmalara göre Yerli Amerikalıların ataları Sibiryalı atalarından Son Buzul Çağı Doruğu sırasında ayrılmış ve Bering kara köprüsüne doğru ilerlemiştir. O topraklarda ya da Sibirya’da uğradıkları genetik yalıtımın süresi 8.000 yıl kadardır. Ve tek bir göç dalgasıyla GÖ 14.000/12.000’lerde Amerika’ya geçmişler, orada iki farklı genetik gruba ayrılmışlar. Bunlardan ilki daha çok Kuzey Amerika’nın Kuzeybatısında yayılmış olan “Atabaskanlar” ve diğeri Kuzey Amerika’nın orta/Güney kısımlarından Güney Amerika’nın neredeyse bütününe yayılmış “Yerli Amerikalılar” (Amerind)dır.
‘TÜRKÇE’NİN EN ARKAİK BİÇİMİ ‘ARKAİK YENİSEY-LENA’ HİPOTETİK DİLİDİR’
Şimdi de can alıcı sorulara geçelim: Sibirya’nın Son Üst Paleolitik yerli halklarının sosyolojisi, ekonomik yapısı neydi ve o adamlar nece konuşuyorlardı?
Hatırlatalım: Sibiryalı yerli halkların Son Üst Paleolitik’te Kuzey Amerika göçleri konusu, 2004’te bir makale ile tarafımdan ortaya atılan, 2024’e kadar geliştirilen ‘Uzun Yürüyüş’ hipotezi, ‘Türk-Altay Kuramı’nın en temel önermelerinden biridir.
Kuram’a göre Türklerin anayurdu Yenisey-Lena (Angara-Baykal) bölgesidir. Bölgede en erken (GÖ 24.000 – 12.000) halk toplulukları ‘Arkaik Yenisey-Lena Kültürü’ grupları olarak tanımlanıyor. Sovyet fizikî antropologu G.F. Debets’e göre “…Sibirya’dan Kuzey Amerika’ya göç eden insanların bütünü ya da tamamına yakını büyük olasılıkla tek ve küçük bir etnik gruptan meydana geliyordu. Asya’dan gelen sonraki sızıntılar bu köktenci durumu etkilemedi…”.
Mevcut arkeolojik ve antropolojik verilere göre anılan göçlerin Güney Sibirya (Angara-Baykal)’dan çıktığını dikkate alarak yerli Güney Sibiryalı halkların da tek tip bir etnik yapı gösterdiğini düşünebiliriz. Konuşulan o tek dilin ne olabileceği ‘Türk-Altay Kuramı’ içinde karşılaştırmalı olarak, ayrıntılıca tartışıldı ve o dilin Türkçe’nin en arkaik biçimi olması gerektiği hipotetik sonucuna varıldı. Ve şu da ilave edildi: “…Eğer başka bir aday dil önerisi varsa gösterin, tartışalım…” denildi.

‘ORTA ASYALILARIN HEPSİ DE TÜRKTÜR’
Sonuç şudur: Kuzey Amerika’ya göç eden Güney Sibiryalı yerli halkların konuştuğu dil, büyük bir ihtimalle Türkçe’nin en arkaik biçimini temsil eden ‘Arkaik Yenisey-Lena’ hipotetik dilidir. Kuzey Amerika Kızılderili yerlilerinin dili bu kapsam dışında değildir. Kızılderili halkların mevcut etnografik/arkeolojik kültürü ile Sibiryalı Türk halklarının dili ve mevcut etnografik/arkeolojik kültürü arasında bugüne kadar pek çok karşılaştırmalar yapıldı. Karşılaştırmalı genetik analizler, bilimsel, popüler düzeyde araştırmalar yapıldı. Yayınlar gerçekleştirildi. Bu süreçler sonunda Amerikan Kızılderili halkların dili, gelenekleri ve kültürleri ile Türk dili ve kültürü arasında azımsanmayacak paralellikler kuruldu. Benzerlikler, hatta aynılıklar tespit edildi. Bu sürece, bizler de KAM çalışanları olarak ortaya koyduğumuz arazi araştırmaları ile Türk-Altay Kuramı gibi uzun dönem araştırmalarımızın ürünü teorik çalışmalarla iyi-kötü katkılarda bulunduk.
Ne ki Türk kültürü her daim sahipsiz olduğu için daha geniş kapsamlı, daha doygun bütçeli, daha istediğimiz gibi projeler, çok istediysek de ne yazık ki hayata geçirilemedi. Oluşturulması, hayata geçirilmesi en azından biz KAM çalışanları için hiç de zor olmayan bu tür büyük uluslararası projeleri hayata geçiremedik. O nedenle, “…Orta Asyalıların hepsi de Türk müdür, sormak lazım…” diyerek serzenişte bulunan ve yüzde yüz emin olmak için “kemik bilimi”, “kalıntı bilimi”, “ot bilimi” gibi alanlarda yeni araştırmalar bekleyen kendi tarih öğretmenimizi bile ikna edemedik. Yüzde yüz emin olmasını maalesef sağlayamadık. Tabi, değerli tarih öğretmenimizin bu taleplerini değil belki ama bizim hayalimizdeki çalışmaları umarım bizim KAM’da yetişen Barış Berkant’larımız, Ayça Avcı’larımız, Ahmet Bayburt’larımız gerçekleştirebilirler.
Kizilderililer Bering Bogazini 15-30 bin sene once gecmisler.Hakas,Tuva Kirgiz ,Yakut Saka Turkleri ,Nayman Turkleri Kizilderililerin atalari.Kizilderililer Turklerle ayni Haplogroup tasiyor ispatlari var Rus ve diger bilim adamlarca.Turk Kultur,dil,Hali cadir ,kaya motifleri /renkleri aynidir.Saman/Inanc, kabile isimleri eski on Proto Siberian yani Turk dili ayni kelimeler var.Ataturk calismalari var Bunlar hepsi kanittir.Daha ne arastirmasi yapalim Haplogroup DNA ayni.
Hocam, merak sonucu baba tarafı icin DNA araştırması yaptirdik( boynumuzun merak etmiş idik) Q hallolur grup ve % 80 85 oranında Kızılderili akrabalığı çıktı. Kimse kızilderililer Türk degil filan demesin valla bozuşuruz sonra:))
Müthişsiniz Hocam; sağ olun, var olun diyorum…
Semih hocam, Reha Oğuz Türkkan’ın 2010 yılında vefat ettiğinden haberdar mısınız? Yazdıklarınızdan haberiniz olmadığı anlaşılıyor…
yukarıdaki resim o kitaptan çektiğim resimdir
Reha Oğuz Türkkan’ın 2010 yılında vefat ettiğinden haberdar mısınız? Yazdıklarınızdan haberiniz olmadığı anlaşılıyor… Diye sormuş, siz ne demişsiniz
sanirim biz anlayalim diye soru cevap gidiyor
Semih hocam, kaleminize sağlık, teşekkürler.