Yavuz Alogan yazdı…
Yüz bir yıl önce bugün Millet Meclisi’nin önünde dualar okunup kurbanlar kesildikten sonra Mustafa Kemal binanın iki üç basamaklı merdivenlerini çıkıp, kapıdaki kırmızı beyaz kurdeleleri bir makasla kesti, mebuslar heyeti topluca içeriye girdi.
O günü yaşayanların yazdıklarına bakılırsa, güneşli güzel bir bahar günüdür. Öğle saatlerinde Hacı Bayram Camii’nde toplanan cemaat Cuma namazını kılmıştır. Sonra sarıklı hocalar, kalpaklı fesli mebuslar, üniformalı subaylar iki manga askerin arasında yürüyüş alayı tertip ederek Meclis binasına doğru yürüyüşe geçmişlerdir. En önde, üzerinde ayetler yazan yeşil bir sancak vardır. Sancağın hemen arkasında Sinop Mebusu Hoca Abdurrahman Efendi yürümekte, yeşil çuha örtülü bir rahle üzerinde Kuran’ı Kerim’i taşımaktadır.
Mustafa Kemal yürüyüş alayını Karaoğlan Çarşısı’nın önünde, halkın arasında beklemektedir. Çarşı semtinin Zafer Anıtı’yla birlikte Ulus adını almasına daha yedi yıl vardır. Mustafa Kemal yürüyüş alayını istikbal eder, yani karşılar, hep birlikte kurban kesim yerine doğru yürürler.
Mazhar Müfit, ulaşım zorlukları nedeniyle o gün 338 mebusun ancak 115’inin “Meclis’in küşâdı”na yetişebildiğini söyler ve şöyle der: “Bizzat merak ederek saydım, 50 mebus kalpaklı ve 41 mebus fesli ve 21 mebus sarıklı idi” (Atatürk’le Beraber, TTK 2009, s. 570). Bu sözlerden ilk mecliste çoğunlukta olduğumuzu anlıyoruz.
Zorluklarla, tehlikelerle dolu yolculuğun sonunda açılışa yetişen mebuslar toplantı salonuna geçip mektep sıralarına otururlar. Kürsü’nün hemen arkasında bir levha vardır. Üzerinde, Âl-î İmran suresinden alınan “İşlerinizde Meşveret Ediniz,” yani birbirinize danışınız, fikir alışverişinde bulunarak karara varınız yazısı bulunmaktadır. O levhanın kaldırılarak, yerine “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” levhasının konulmasına epeyce vakit vardır.
Peki o gün Meclis binasını açarken Mustafa Kemal’in zihni neyle meşguldü?
Nutuk’ta anlatıyor:
“Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara’ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları olmuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken, bir taraftan da Ankara’da toplanmakta olan ve genel durumu daha iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla, Meclis’in toplanamaması gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini düşünüyordum” (Nutuk, Alfa 2005, s. 306).
Bu kaygılarla Meclis’in açılışını öne alır. Bir yanda isyanı bastırmaya, öte yanda mebusların korku ve umutsuzluğa kapılmalarını önlemeye çalışır. Ertesi gün ne olacağı belli değildir. Bu yüzden Meclis’i bir an önce açmak istemiştir. En azından tarihe bir not düşecektir. Acelesi vardır: “Hükümet kurmak zaruridir.”
Fakat bu arada Hacı Bayram Tekkesi’nde Mevlevi çelebisinin başkanlığında toplantılar yapılmaktadır. Sarıklı hocalar bir takrir (önerge/ bildirge) hazırlamışlardır. Takrirde, “Yapacağımız işler için padişahtan izin almak lâzımdır,” denilmektedir (akt. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi 1977, c.2, s. 269). Sarık ile Kalpak arasındaki yüz yılı mütecaviz mücadelenin Meclis’in açılışı sırasında etkili olduğunu anlıyoruz.
Bu arada İstanbul Meclisi Reisi Celâlettin Arif Bey ortaya çıkar. Mevcut durumdan pek bir şey anlamadığını gösteren şu sözlerle muhalefette bulunur. “Bu Meclis, İstanbul Meclisi’nin devamıdır, ben de zaten İstanbul Meclisi’nin Reisiyim,” der. “Yeni intihaplara, yeni kanunlara ne lüzum var? Ben Reislik sandalyesine oturayım, siz de benim işlemiş iki aylık maaşımı vermenin yolunu arayın!” (akt. Şevket Süreyya Aydemir, agy).
Mustafa Kemal bu teklifi biraz ters fakat mevcut koşullar dikkate alındığında oldukça yumuşak bir tutumla reddeder. Aslında bu çok önemli bir andır. Her ne kadar İstanbul’daki meclisin bir kısım mebusanı Ankara’da hazır bulunsa da, Büyük Millet Meclisi’nin İstanbul’daki meclisin devamı olmadığı kanıtlanmış olur. Bu tamamen yeni bir meclistir, Millî Mücadele’yi yürütecek Devlet’i kurmak için toplanmıştır.
23 Nisan 1920 günü Meclis’in açılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin kurulması Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin kendi Devlet’ini kurarak Anadolu halkını kurtuluş davasında birleştirmeye başladığı andır. Bir bakıma “ikili iktidar” durumu vardır. Sultanlık ile Hilafet’in ayrılmasından (1 Kasım 1922) sonra Sultan Vahdettin’in İngiliz dretnotuyla İstanbul’u terk etmesine (17 Kasım 1922) kadar bu ikili iktidar durumu sürecektir.
Mustafa Kemal, Meclis’in açılışını yaparken 39 yaşındaydı. 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de atından indiğinde 41 yaşındadır. Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda başlangıç hızını kendi varlığıyla sağlamıştır. Hayatı boyunca gericilerin safsatalarıyla, isyanları ve tuzaklarıyla mücadele etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın dört cephesinde savaşmış, Aydınlanma düşüncesinden etkilenmiş askerlerden, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden kalan sivillerden oluşan silahlı ve teşkilatlı -ve elbette kalpaklı- çekirdek kadro, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni kurmuş, daha sonra Cumhuriyet’i ilan etmiştir. Bu kadronun yolu zaman zaman sarıklılarla birleşmiş, sonra ayrılmış, ileriki evrelerde kurucu kadrodan sarıklılara yaklaşanlar, sarıklılardan saf değiştirenler olmuştur.
Fakat sarıklı ile kalpaklı arasındaki anlaşmazlık günümüze kadar sürmüş, son yirmi yılda iyice alevlenmiştir.
Peki bu anlaşmazlığın esas sebebi nedir?
Esas sebep, egemenlikle ilgilidir. Sarıklılar egemenliğin kayıtsız şartsız Allah’a ait olduğunu ve vekâleten Sultan ve/ya da Halife tarafından temsil edileceğini savunmuşlardır. Kalpaklılar ise egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ve ancak Millet Meclisi tarafından temsil edilebileceğini savunmuşlardır.
Kalpaklılar halkı millet, ferdi yurttaş olarak; sarıklılar ise halkı ümmet, ferdi kul olarak tasavvur etmişlerdir. Birincisine vatan olan topraklar, ikincisine darül harp olarak görünmüştür. Burada uzlaşmaz bir çelişki vardır.
Ortadoğu ülkelerinde yaşanan tarihsel deneyimlere, Aydınlanma ve modernleşme girişimlerine baktığımız zaman, Cumhuriyetimizin sağlam dayanaklar üzerinde yükseldiğini görürüz. Bu dayanaklar Atatürk İlke ve İnkılapları, Devrim Kanunları’dır.
Dayanakların sağlam olduğunu, onu yıkmak isteyenlerin girişimlerini korka korka, sinsice sürdürme çabalarından, hatta zoru görünce ona sığınmalarından, iktidara gelmiş ve Devlet’i ele geçirmiş olsalar bile Cumhuriyet Devrimi’ni ancak çekinerek, ucundan köşesinden yıpratma girişimlerinden anlıyoruz. Başarısızlıklarını gördükçe hırçınlaşacakları, “şahsi menfaatlerini müstevlinin siyasî emelleriyle tevhit ederek” memleketi felakete sürüklemekten çekinmeyecekleri açıktır.
Gerilemeler, duraksamalar, giderek çatışmalar olsa da istikamet Aydınlanma’ya, demokratik ve laik bir sosyal hukuk devletine doğrudur. Bu inançla, herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.
Cumhuriyetimizin sağlam dayanaklar üzerinde yükseldiğini görürüz. Bu dayanaklar Atatürk İlke ve İnkılapları, Devrim Kanunları’dır.
Dayanakların sağlam olduğunu, onu yıkmak isteyenlerin girişimlerini korka korka, sinsice sürdürme çabalarından, hatta zoru görünce ona sığınmalarından, iktidara gelmiş ve Devlet’i ele geçirmiş olsalar bile Cumhuriyet Devrimi’ni ancak çekinerek, ucundan köşesinden yıpratma girişimlerinden anlıyoruz. Başarısızlıklarını gördükçe hırçınlaşacakları, “şahsi menfaatlerini müstevlinin siyasî emelleriyle tevhit ederek” memleketi felakete sürüklemekten çekinmeyecekleri açıktır.
Gerilemeler, duraksamalar, giderek çatışmalar olsa da istikamet Aydınlanma’ya, demokratik ve laik bir sosyal hukuk devletine doğrudur.
Mükemmel bir yazı
Yüreğinize sağlık,
Aziz Ruhun şad olsun Paşaların Paşası
Sayın Alogan, asıl savaş Kuteybe’yle başlayan savaştır. Bu savaş hep devam ediyor. Karşı taraf kimi zaman Yavuz oldu, kimi zaman Gıyaseddin, kimi zaman Köprülü, kimi zaman sarıklı-fesli tayfa. Şimdi de aynı tayfa kravatlı olarak Türk Milletinin karşısında…
kuşcu arkadas bu hassasıyetını daha genelde. ozellıkle de okullarda tv lerde gosterılen programlarda cep telefonundakı yazımlarda da gosterebılıyormusun. bu konu ile ilgilenen merciler varsa başvur da bak neler oluyor.
Biraz gaç olmakla beraber sizin ve Veryansın TV!nin 23 Nisam Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını kutluyorum.
Elinize sağlık, ne kadar güzel bir şiiri paylaşmışsınız Attila İlhan’ın
SARIK islamla bir ilgisi yok. sarık olsa olsa hint işidir. en kafir kişiler de sarık ve cübbe giyiyordu. en satanistler sarıklı ve cübbeli. islamda ÖRTÜNMEYİ TEŞVİK VARDIR. sarık cübbe takke makke yoktur. Osmanlı sarıklıları en yavşak takım. en gizil örgüt. sarıklı en yağmacı en avantacı en miskin enpissss kişiler. uzmanlık alanları büyü üflenti psiko manüpilasyon yalan hile gizlilik hikayeuydurmak kandırmak bedava ye iç. çalışmak yok. askerlik yok. ziraat yok. beleşçi sarık. cahil milleti kandır. TAAAAA 1990 yılına kadar insanları sömürdüler. 800 yıl. halen devam ediyor şekil değiştirdi. sermaye kapital elde etti. borsa manüpilasyonun `ı sarıklılardan, 0 dış ülkelerden. Karaborsanın
Cok olumlu ve gercekleri yansitan bir yazi olmus. Tebrikler. Kalpak, Sarik kavgasi devam ediyor. O zaman nasil Kalpak galebe calmissa, yine oyle olacaktir. Cunku Kalpak akli, mantigi, irfani ve Cumhuriyeti temsil ederken, sarik, yobazligi, gericiligi, tarikatlari, din devletini temsil eder. Akil her zaman icin akilsizliga karsi galip gelmistir. Turkiye 1930larin ruhuna geri donecektir, kuskusuz. 23 Nisan kutlu olsun. Ne mutlu Turkum diyene!
Selim Kuscu, türkce konusundaki duyarliligina katiliyorum!
Ben yurt disinda yasiyorum ve klavyemde ona göre. iki yorum icin türkce bozulacak diye benden korkma, bu yazini öncelikle Türkiye de olanlar yada klavyesi türkce olanlar düsünsün. Klavyem türkce olsa hepinize kök söktürürüm !!!!!
Bazan yazdiklarimi gözden gecirmiyorum okudugum zaman önce ben bozuluyorum !
Ama uyarinda cok haklisin. Benim ki sadece bir ilgiden dolayi bilgi!
KALPAKLI SÜVARİ
“Gecenin arkasında bir yerde,
Ufaldıkça gaz lâmbaları,
Nehrin omuzlarına yaslanıp
yaslı ve dindar
Yalnızlıktan soğumuş dağlar,
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde,
Köylüler böyle diyorlar,
Yatsıları..
Nal sesleri duyulur mu yağmur olursa
Ne mümkün
En usul havalarda duyulacak
Erzurum’a doğru şah damarın oynar gibi,
Gören eden yok, her nasılsa
Kalpaklı olduğunu biliyorlar.
Bir elinde kılıç, bir elinde sancak,
Kemah köylüğünde,
Fakir fukaraya azık dağıtasıymış,
Üçer arşın kefenlik,
İçlik ve mintan,
Birer kese sarı lira ceb harçlığı,
Olur mu olmaz mı
Orası bilinmiyor..
Tılhas’ta bir kağnıya dokunmasıyla
bir ne halsa,
Araba traktöre tebdil olmuş
Allah tarafından.
Tercan toprağındaki kerametini
Anlata anlata bitiremiyorlar.
Köylüler böyle diyorlar..
Gecenin arkasında bir yerde,
Ufaldıkça gaz lâmbaları,
Nehrin omuzlarına yaslanıp
yaslı ve dindar,
Yalnızlıktan soğumuş dağlar,
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde
yatsıları
Kemal Paşa’dır diyorlar.”
Attilâ İlhan
Baslik ilac gibi ve farki fark etmek isteyenlere tek cümleyle anlatiyor !
Fakat gecen zamanda bu yeterince anlasildimi pek emin degilim……
oturaklı bir yazı. tesekkurler
Bu yorumunuza yürekten katılıyor sizi kutluyorum. Bazıları da Türkçeyi katlediyor. Türkçeyi katleden yorumlar yayınlanmamalı.
VeryansınTv ye tavsiyem reklamlarınız köşe yazıların bitiminde veya haberlerin bitiminde verilmeye başlandı. Bu yapılan yeni reklam uygulaması yorumlarımızı gölgede bırakıyor. Yok yeterince yorum yaptınız artık yapmayın derseniz buna da saygı duyarım. Ayrıca bazı yorumcular noktalama işaretleri rumuzu ile yorum yapıyor bunu doğru bulmuyorum en azından Türk alfabemizden anlamsız da olsa 29 harflerinden en az birini kullansınlar, sadece noktalama işareti kullananlara izin vermeyin. (Not:Bu bir öneridir yayımlamak zorunda değilsiniz.)
Gören görüyor…bir yerde orta Anadolu’ya sıkışmış ve “Sevr garabetiyle ” tescillenmiş bir zavallı durum..diğer yanda ise, şimdiki misak-ı milli sınırlarımız..bizi ümmetten Vatan’a şekillendiren kurtuluş mücadelemiz ve Çağdaşlık..ve de Sonsuza dek sürecek olan Cumhuriyetimiz..!bize bu vatanı emanet edenlere şükran borçluyuz..emanetlerini sonsuza kadar yaşatacağız..yaşasın tam bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti..Egemenlik Bayramımız kutlu olsun.
Yaziniza tesekkur ediyor, demokratik ,laik bir sosyal hukuk devletini yasamamiz umudu ile ,23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Cocuk Bayraminizi saygi ve sevgiyle kutluyorum.
Şahsen ben ortada bir Ulusal Egemenlik kaldığına inanmıyorum. Kendinizi kandırmayın. Meclisin dahil tüm yetkiler bir kişinin elinde ve yasa yetkisinde kararname çıkartma gücü de bir kişinin elinde. Getirilen bu rejimin Dünyada örneği henüz icat edilmedi. Bunun adı olsa olsa Cumhuriyet görünümlü krallık.