“Millî birlik ve beraberliğe her zamankinden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde…” diye başlayan bir klişe vardır. Üç noktadan sonrasını meşrebinize, kısa ya da uzun vadeli hedeflerinize, nihai amacınıza, hatta siyasî ve maddî çıkarlarınıza göre doldurabilirsiniz. Cümleyi tamamlarken, mutlaka bir “hain” tespit etmeniz gerekir. Hain, birlik ve beraberliği bozmakta, ortalığı karıştırmakta, yabancı emellere hizmet etmektedir.
Aslında bu türden çıkışlar Soğuk Savaş döneminden kalma alışkanlıkların bir uzantısı. Milletin en has ve sahici evlatları olarak gördüğünüz bir kesimi ayırır, geniş bir cephe içinde toplayarak tahkim eder, diğerlerini karşı cepheye iterek onları kendi içlerinde bölüp parçalamaya, korkutup sindirmeye çalışırsınız. Aynı zamanda bu, siyasî güç toplama çabasının en ilkel şeklidir ve zamanla bir yalan rüzgârına dönüşmesi kaçınılmazdır.
Bunda yadırganacak bir şey yok. Buna alışığız. Tuhaf olan, geçmişte iki ya da bilemediniz üç cepheli olan siyasî toplumun günümüzde akla gelebilecek her konuda en küçük parçalarına kadar bölünme eğilimi göstermesidir. Kartal bakışlarımızla toplumu bir hain dedektörü gibi taramaktayız.
Ülkenin kurucusunun ismi konusunda bile bölünmüş bir toplum olabilir mi?
İslamcılar “Mustafa Kemal Paşa” diyorlar, bazen de ismin önüne “Gâzi” (din uğruna savaşmış) unvanını koyuyorlar. Yani demiş oluyorlar ki o büyük bir askerdi, memleketi kurtardı fakat çok kötü bir devlet ve siyaset adamıydı, laikliği getirdi, hanedanı kovdu.
Liberaller ve bölücüler sadece “Mustafa Kemal” diyorlar. “Atatürk” onlara tek partili dönemi, üniter ulus-devleti, Seyyid Rıza’yı, Şeyh Said’i hatırlatıyor; ayrıca içinde “Türk” geçiyor, “eşit yurttaşlık” meselesine doğru ters tepiyor…
Ufak çaplı bir fırtına koptu. Televizyon ekranından parmak sallayarak Mustafa Kemal’in nüfus cüzdanını gösterip, “Devlet ona ‘Atatürk’ ismini vermiş, nasıl Mustafa Kemal dersiniz!” diye bağıranlar bile oldu.
Nasıl Mustafa Kemal dermişiz! Kendimden şüpheye düştüm… Bilgisayarı açıp son otuz sene içinde yazdığım yazılarda “Atatürk” ismini taradım. “Atatürk Orman Çiftliği, Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk Oratoryosu, Atatürk Bulvarı” dışında tek bir “Atatürk” yok… Sürekli ve sadece “Mustafa Kemal” var… Aman Tanrım, yoksa ben!… Fakat hayır, yazılarımı okuyanların liberal, bölücü ya da İslamcı olmadığımı anlamış olmaları gerekir. Peki ben niye Mustafa Kemal diyorum da “Atatürk” diyemiyorum?
Bu lapsus (sürçme) herhalde ideolojik/tarihsel mensubiyetle ilgili. Altmışların sonunda emperyalizme karşı millî mücadeleyi ve kurtuluş savaşını öne çıkaran devrimcilerin benimsediği Mustafa Kemal ve Kemalizm ile statükoyu ve NATO’yu savunan sağcıların benimsediği Atatürk ve Atatürkçülük arasında bir ayrışma oldu.
Devrimciler 1968’de “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” yaptılar mesela. Dev-Genç’in hâkim olduğu okulların kantininde Mustafa Kemal’in kalpaklı bir duvar resmi olur, altında da “Bağımsızlık benim karakterimdir” gibi sözler yazardı. İmza: Mustafa Kemal… Karşı taraf daha çok üç hilal ve/ya da bozkurt simgesi kullanırdı. Merkeze doğru dağılan sağcı gruplar duvarlara Mustafa Kemal’e ait olduğu iddia edilen fakat daha sonra ona ait olmadığı kanıtlanan “Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir” sözünü yazarlardı.
Yine de bugüne kıyasla daha basit, dürüst ve anlaşılır bir durum vardı. Atatürk’ün arkasına saklanarak siyasî İslam’ı bütün devlet kurumlarının içine sokan 12 Eylül ikiyüzlülüğünün, solcuları “Atatürk” ismine önemli ölçüde yabancılaştırdığını da bir gerçek olarak kaydetmek gerekir.
Haziran 2013 ayaklanmasında on milyon insan kendiliğinden sokaklara fırladı. Ellerinde okul duvarlarına asılan kravatlı ceketli, saçları biraz dökülmüş Atatürk resimleri değil, kalpaklı Mustafa Kemal resimleri vardı. Statükonun değil kurtuluş umudunun, mücadelenin resmini taşıyorlardı. Ve en önemlisi, “Atatürk’ün askerleriyiz!” demiyor, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye slogan atıyorlardı. O sırada militarizme ve Türk Ordusu’na karşı olan bazı liberaller bu sloganı “Mustafa Kemal’in yoldaşlarıyız,” diye değiştirmeye çalıştılar fakat tutmadı. Halkın gönlünde yatan, kalpaklı, genç Mustafa Kemal’dir. Kurtarıcının, mücadele adamının, vatan fedaisinin, kahramanın gerçek imgesi!
Akademide Devrim Tarihi (Atatürk İlke ve İnkılâpları) dersine Prof. Dr. Hamza Eroğlu gelirdi. Çok sert, Atatürkçü bir adamdı. Bir keresinde beni sınav salonundan bağıra çağıra kovmuştu. Üstelik babamın arkadaşıydı. Tam on yıl sonra 12 Eylül cuntasının Danışma Meclisi’nde yer aldı. Onun anlattığı Atatürk ile Doğan Avcıoğlu’nun Millî Kurtuluş Tarihi’nde anlattığı Mustafa Kemal çok farklıydı. Meselenin ideolojik bakış açısıyla ilgili olduğunu anlamıştım.
Neyse, uzatmayalım… Özetle, isim tercihinin bile tarihsel kökleri olduğunu anlıyoruz. Günümüzde bu sorun kılık değiştirerek sürmekte, siyasî ihtiraslarını Saray’ın nihai hedefleriyle tevhit edenler Mustafa Kemal’i II. Abdülhamit’in devamı gibi gösterirken, yurttaşları sözde Atatürkçü, gardrop Atatürkçüsü, anıtkabir Atatürkçüsü, sahte Atatürkçü diye bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tartışmalar, Cumhuriyet yeniden Kuruluş temellerine oturtuluncaya, Devrim Kanunları yeniden yürürlüğe girinceye kadar sürecektir.
Saray, bizzat icat etmediği ya da içselleştirerek kendi suretinde yeniden üretmediği bir kavramın kitleselleşmesine asla izin vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. Bakın, bir daha yazıyorum: Saray, bizzat icat etmediği ya da içselleştirerek kendi suretinde yeniden üretmediği bir kavramın kitleselleşmesine asla izin vermeyecektir. Bu tutum “Mavi Vatan” kavramı için de geçerlidir.
Kavram, özellikle emekli amirallerin olağanüstü bilgilendirme çabasıyla sözlü, yazılı ve görsel olarak defalarca anlatıldı; halkın bilincine yerleşti.
Fakat AKP içinden bir kesim bundan rahatsız oldu, “Mavi Vatan” kavramının zamanla siyasî iktidarın uluslararası alanda manevra kabiliyetini daraltan bir baskı unsuruna dönüşeceğini düşündü ve harekete geçti.
Kavrama jeostratejik derinlik kazandıran, doktrin oluşturan Tümamiral Cihat Yaycı’yı önce tasfiye ettiler, ardından “Mavi Vatan” savunucularını bölerek geriletme görevini Saray’a taşeronluk yapan medya grubuna verdiler. Tecrübeli taşeron, Cihat Yaycı Amiral’i ve başında bulunduğu Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi’ni İsrail yanlısı ilan ediverdi.
Bu hamle Mavi Vatan savunucularının prestijini kırma, onların yolunu kesme, çabalarını önemsizleştirme, şahıslarını sıradanlaştırma, onları halkın gözünden düşürme girişimidir. Bu saldırıyla birlikte “Mavi Vatan” kavramının çevresinde “öyledir, öyle değil böyledir” tartışmaları başladı. Bundan sonra kavramın, farklı unsurların da katılımıyla çekiştirildiğini, giderek bulanıklaştığını, anlaşılmaz hâle geldiğini, Saray tarafından içselleştirilerek farklı bir kılıkta sunulduğunu görebiliriz.
Bütün tarikatları ve cemaatleriyle birlikte tek partili Saray rejiminin Türkiye’yi bir bütün olarak yutup sindirmesi mümkün değil. Bunu herkes anladı. Onun yerine hazırlanan işbirlikçi partiler koalisyonunun ise tel tel döküldüğü, muhalefetteyken bile kitleleri etkileyemediği, bir program etrafında toplayamadığı görülüyor. Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti arayışı bu koşullarda sürüyor.
Görüşlerle ilgili değil yorumum. Bu kadar kötü bir dilbilgisi ile nasıl görüş yazıyorsunuz. Büyük harf, küçük harf, özel isim, neredeyse her cümle hatalı. Yazı yazan biri olarak çok dikkatimi çekti. Tartışma konusu ötesinde yazdığım bu konuda bir gelişme içine girerseniz, görüşleriniz çok daha iyi anlaşılır kanaatindeyim. Saygılarımla.
Eğer Atatürk olmasaydı ne olurdu? Bu sorunun cevabını gidin Boşnaklarin başına gelenleri, tatarlara Rusların yaptığını, Uygurların Çin’in zulmünü okuyun. Aynısı Türkiye’ye uygulanacakti. İngiltere Fransa Yunanistan Ermenistan İtalya orduları 1. Dünya Savaşı’nda Türkiye’ye demokrasi ve kalkınma için gelmiyordu, hırsızlık için soykırım için katliam için pontus bayrağını Anadolu’ya asmak için kadınlara ve kızlara tecavüz için geliyordu . Bunların hepsini bu ülkeler Boşnaklara balkanlara elcezayire tatarlara Azerbaycana Irak ve Suriye’ye uyguladı. Ama bunları atatürk sayesinde siz yaşamadınız, buda size Allah’ın verdiği bir nimettir. Eğer bugün başınız yere dikilmemiş eğer bugün göğsünüzü siper edip Atatürke lafediyorsunuz buda Atatürk sayesinde. Ruslar hitler gibi bir hunhar lider yendi ve berline girdi ve 3 milyon alman kadınlara Rus ordusu tecavüz etti , eğer bu rezaleti biz yaşamadiysak, Atatürkün önderliğinde verdiğimiz 4.5 milyon şehitlerimizin kanıyla ve Allah’ın yardımıyla oldu. Atatürke hakaret etmek o dönemin 4.5 milyon şehitlerimizin dökülen kanına hakarettir.
Mustafa ile kemal karışıklığını kastediyorsan, bu yazıyı yazarkenki duruma olan yüksek tepkimden oluşan karışıklıktır. Okuyan herkeste bunu anlamıştır zaten.
Necati kardeşim , bizde senin gibi devrim tarihi bir yana , herseyi bilenleri cok gördük. inanki seninkide hiç sorun degil.
Cahit kardeşim eeee sonracığıma ne oldu ? diye haklı soru sormuşsun, el-cevap aşağıda;
1. Nasıl olmuş bilmiyorum ama yazının devamı çıkmamış.
2. Devamı aşağıda ;
Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa Kemal ( 1921 meclis kararı ile ) ve soyadı kanunu ile beraber Atatürk ( 1934 meclis kararı ile ).
Hiç kimse kendi kendine ünvan tahsis etmez. Atatürk’te etmedi. Başarı basamaklarına göre verildi o ünvanlar. En son ünvan ise en büyük eserim Cumhuriyettir dediği o Cumhuriyetin meclisi tarafından verildi. Çoğu insan genelde ilk ünvanı ile anılır ama hayatı müstesna başarılarla dolu olan Atatürk için en doğru tanımlama , en son ünvandır, yani Atatürk ‘tür. Bu adlandırma , daha önceki adlandırmaların hepsini içermektedir .
Ancak , Kemal , Mustafa Kemal , Mustafa Kemal Paşa , Gazi Mustafa Kemal , gibi nitelemelerin tamamıda doğru tanımlamalardır o tanımlamadan sonraki ünvan ve isimlendirmeleri içermez. Örneğin sadece Kemal derseniz , Atatürk’ü çocuk olduğu dönemde bırakırsınız. Devamındaki Mustafa Kemal öğrencilik dönemini es geçersiniz , Musta Kemal derseniz , devamındaki Çanakkale zaferini es geçersiniz, Mustafa Kemal Paşa derseniz, devamindaki Kurtuluş savaşını es geçersiniz , Gazi Mustafa Kemal Paşa derseniz, devamındaki en büyük eserim dediği Cumhuriyeti es geçersiniz. Ama sadece Atatürk derseniz tüm hepsini ifade etmiş olursunuz ve en büyük eseri olan Cumhuriyetin payidar kalacağına dairde niyetinizi belirtmiş olursunuz.
Sonuç olarak , herkes niyetine göre ifade etmektedir. ifadelerden niyetleride okuyabilirsiniz.
Cem, inkilap tarihi derslerini cok asmissin ama inan ki sorun degil..Bilenleri de cok gorduk biz.
Eeeee! sonracıgıma ne oldu?
Evet metin, oruc reislerle, fatihlerle mavi vatanin icini bosaltti bunlar! Kulaklar duymayinca gozler gormeyince yapacak birsey yok.
Tam ters pencereden bakiyorsun cahit. Mesele dunya once toz bulutuydu ya kadar gider de, bosver, deneyip durun o zaman..Ne diyim.Biz de, bu millet niye bu kadar bozuk merdivenalti tarikatlara seyhlere gidiyor, ne buluyorlar ufurukculerde badecilerde, Bu sapik feto nasil milyonlarca insani kandirabiliyor, nasil oluyor da hepsinin yurtdisi baglantilari cikiyor niye destekliyorlar acaba diye kafayi yiyip durmaya devam edelim…Kaybedecek daha binlerce yilimiz var tabii..Bozdur bozdur harca…Once bu milleti iyi tanimak lazim de neyse…..uzun is..
Benim de maşallah dediğim 40 gün yaşamadı. Hangi parti o %2,5luk çabuk söyle beni heyecanlandırdın.
Rahmetli Atatürk, tüm silah arkadaşlarının içinde , yürüdüğü yoldaki başarı basamaklarına göre çeşitli ünvanlar verilmiş tek adamdır.
Hayata Kemal diye adım attı. Okula başladı , Mustafa Kemal oldu, Çanakkalede Mustafa Kemal Paşa
Reis, izindeyiz :), şaka tabiki. 60 yaşına koşuyorum ve benzer düşünüyorum, hatta tersi bile tuhaf geliyor.
ıkttıdar 1800 lkerın kafasını yasarken sen 1930 lardan bahsedıyorsun. ne varmıs 1930 larda anlat bakim. ilerici devrımcı reformların hepsi o yılda yapıldı senın gibi slcu kafalr ne yaptı simdiye kadar kıtap solculugun dan slogan solculugun bir adım ileri adım atmadınız. kalkmış 1930ları eleştriyorsunuz. Bunları size yutturanlar, cok degıl 1915*20 ler de bu ulkeyi işgal edenlerdi.
1-“Bu tartışmalar, Cumhuriyet yeniden Kuruluş temellerine oturtuluncaya, Devrim Kanunları yeniden yürürlüğe girinceye kadar sürecektir.”
2-“Bütün tarikatları ve cemaatleriyle birlikte tek partili Saray rejiminin Türkiye’yi bir bütün olarak yutup sindirmesi mümkün değil.”
Katiliyorum. Kuvayi Milliye ile 1930larin ulus-devlet ruhu geri gelmelidir, gelecektir. Turkiye’nin baska cikis sansi yoktur. Tek adam saray rejimi ile birlikte Turkiye’de Mavi Vatan dahil her kavramin ici bosaltilmistir yada bosaltilmaya calisilmaktadir. Nehirleri tersine akitamazsiniz. Turkiye’de nehrin istikameti Turkiye Cumhuriyetinin kurucu ilkeleridir ve artik istensede degistirilemez. Ataturk inkilaplarini yapabilmis ve hanedanin ve sarayin yerine, cagdas bir Cumhuriyet kurabilmis bu ulkede, saatleri geriye ceviremezsiniz, cunku bu gercek bu ulkenin tarihsel genetigine islenmistir bir kere. Becerebilseniz dahi bu kisa sureli ve yapay olacaktir. Bagnaz, yobaz, tarikatci bir ortacag zihniyetinin, Cumhuriyet tecrubesinden gecmis, temellerinde ulus-devlet modelini secmis bir ulke icin uzun sureli yada kalici olmasi imkansizdir. Turkiye’deki su anki rejim tam anlamiyla budur ve bu zihniyetin temelleri cok guclu kureselci Amerikan-siyonist emperyalism zorlamasi ile 2000li yillarin basinda, 11 eylul ikiz kule saldirilarinin hemen akabinde dogmustur. Yumusak islam olarak bilinen bu akim Amerikan-siyonist gudumu ile ikibinli yillarin basinda, Ortadogu’da Nil nehrinden, Firat’a kadar uzanan buyuk Israil ruyasinin amaclarina hizmet etmesi amaciyla gelistirildi. Idari kadrolari, o yillarda bizzat Ameikada’ki siyonist cevreler tarafindan dizayn ve tasdik edildi. ABDnin, kureselciligin ve onun dogurdugu neoliberalism’in cokmek uzere oldugu gunumuzde, onun icadi olan bati kontrollu suni yesil kusak donemide cokmektedir. Siyasal islamin beslendigi bati emperyal odakli kaynaklar kurumustur yada kurumaktadir. Yirmi birinci yuzyil istensede, istenmesede acik sekilde Avrasya yuzyili olacaktir ve bu yeni yuzyilda Cin’in baslattigi bir yol projesi, dogasi geregi, siyasal islam gibi bati gudumlu olusumlara yada aygitlara yasam sansi vermeyecektir. Ataturk ilke ve inkilablari ise, temel yapisi itibari ile, bu Avrasya gercegine birebir uymaktadir. Su anda ozellikle Avrasya’da ulus-devletlerin tekrar guclendiklerine tanik olmaktayiz. Boyle bir ortamda siyasal islamin hayat bulabilmesi imkansiz gorunmektedir. Bunun emarelerini, hedeflerinden sapmis, 70 yildir Nato’nun eksenine girmis olan Turkiye’de hergun gorebiliyoruz. Bu durumun yansimalarini, Turkiye’deki siyasal islam yada ihvanci rejimin gun be gun gosterdigi kararsizliklarda, tutarsizliklarda ve yanlis dis politikalarda gorebiliyoruz. Kureselci emperyalismin yakin bir zamana kadar kullanisli bir icadi olan ihvanci siyasal islam, yeni yuzyilin gercekleri isigi altinda Turkiye icin tasinamaz bir kambur haline gelmistir ve Turkiye’nin gercekleri ile bagdasmayan bu suni yapi artik caresiz bicimde son uzatma dakikalarini oynamaktadir.
Yazdığım yazıya eklenirse memnun olurum.. Düzenli Kızılay kan bağışcısıyım.. Ondan mıdır bilmem.. 49 yaşımdayım.. Oyumu kime attıysam o kazandı.. Hele 1998 veya 1999 yılı Beykoz da dsp ye attım, belediye başkanı dspden, büyük şehir refah dan, Genel seçimi eçende Dyp ye verdim(Başbakan oldu) hepsi.. Son seçimde Beykoz da Akp ye büyükşehir içinde Ekrem İmamoğluna verdim.. Yine kazandılar.. Anlayacağınız profesyonel bir seçmenim.. Kime oy veriyorsam.. İktidar.. Az önceki yazımı bu istinaden yaz.. Yine herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum..
Hepsi güzel düşünceler, devlette devamlılık esastır. Sonuçta kısa vade de 200 milyar dolar, uzun vadede 600.milyar dolar borucu, ödeyecek ve bunun enaz 2 katını da bulacak yöneticileri ile. 10 daha yola devam edeceğiz.Çünkü halk günlük yaşar demişti halkı iyi tanıyan büyüklerimiz.. Gördüğüm kadarla muhalefetin büyüklerin de o parayı bulacak kudret yok.. Sonuçta %2,5 oyu gözüken muhtemelen ipi göğüsleyecek.. Fikir sahibi herkesi sevgi ve saygı ile selamlarım..
Atatürk koyu bir Türkçü ve Türk milliyetçisi idi. M.Suphi ve arkadaşlarını öldürtmüştür. Her zaman komünizm aleyhine beyanatları olmuştur. Devletçi karma ekonomiyi benimsemiştir ama marksizmin sınıf çatışmasına ve proleter iktidarına karşı duruş sergilemiştir. Sovyetler Birliği’nin çökeceğine dair meclis tutanakları mevcut.
Teniste basit hata diye bir tabir vardır, normalde beklemezsin oyuncunun bu hatayı yapmasını. Bu bir yazıda da iki tane basit hata var. İlki Mustafa Kemal adının kullanılması ile ilgili değil, Atatürk adının ısrarla kullanılmaması ile ilgili. Mustafa Kemal in askerleriyiz diye çok yürüdük, hiç tepki de almadık, tepki de göstermedik.
İkincisi Cihat Yaycı amiralle ilgili Mavi Vatan taraftarlığı yüzünden tasfiye edildiği ile ilgili. Çok saçma, Adamın Tüm tezleri hala kullanımda ve karalamaya çalıştığın parti de bölmeye değil esnaf lokantaları dahil Mavi Vatan psterleri asmaya uğraşıyor. Bazı insanların Erdoğan nefreti ile gözü kör olduğu gibi (ki bende hiç sevmem ama deliğe süpürüldüğü için artık çaresiz ülke menfaatlerine bir şekilde sarılmak zorunda kaldı) sizin de Vatan Partisi nefretiniz ile gözünüz kör olmuş, gerçekleri çarpık görmeye başlamışsınız.
Tıpık b,r solcu görüşü ile yazmıssınız. Evet denılen dogrudur. Mustafa kemal ile ataturk arasında fark yoktur. Ancak gozden kacan nokta su. Bu mustafa keaml ıle ataturk ayrımı yapanalrın gercek maksadı baskadır. Bılmıyorum kım uazmıstı hatırlamadım sımdı. Bu ataturku ıkıye bolmektır dıye bır cumlesarfetmıs yazısında amac ıste budur. Ataturk turkun atası anlamıda gıbı manayı ıfade etmektedır. rahatsızlık vermek ısteyenler bunu kullanmaktadırlar. sınsıce ve bellı etmeden bu ayrıntılar uzerınden yol almaktadırlar. akil olanalr bunu gormektedır. bu konuyu daha fazla ırdelemeye acmaya gerek yok. bugun yenı anaysa yapacagız dıye ortaya atılanalrın sımdıkı anaysadakı turk ıbaresını cıkarmak ıstemelerı aynı paralel gorustur bu. sanırm anlasıldı.
Bunu bılerek yapanda var. anlamamzlıga gelende gercekten farkında olmayanda.
Sakin seksen yildir denenmisi denemeye kalkmayin..1930 larin kafasini yasayan bayagi var da. Haytli huytlu tipler.Kendinden baskasini begenmez..Aman ha.
Merhaba,
Uzun söylemde Gazi Mustafa Kemal Atatürk derim. Kısa söylemde Atatürk derim. Her zaman saygıyla anarım. Sürekli devrim sahibini parçalara ayırmak tuhaf olur.
Mavi Vatan ne kadar güzel bir söylem.
Yazılarınızı önemli bulurum. Hepsini okumaya çalışırım. Çeviri kitaplarından okuduğum da var.
Son okuduğum kitaplardan biri: Koparıldığımız Topraklar, Mahir Öztaş, YKY. Aklıma Yavuz Alogan geldi. Aynı ıçerikte bir kitap yazsaydı nasıl olurdu?
Sayın Aloğan, muhtemelen aynı jenerasyondayız..zira,Prof Hamza Eroğlu benim de hocamdı ve aynı şekilde Devrim Tarihi dersinde bir arkadaşımızı madara ederek kürsüden kovmuştu..!fakat bu hocadan çok etkilenmiştim..ve siyasi görüşümü etkilemişti..!demem o ki, falanca tarihte bir yerde görev yapmış olması ideolojik sapma yaratmaz, eğer bu ideoloji sağlam temellere dayanıyorsa…!ülkenin durumuna gelince; dediklerinize sonuna kadar katılıyorum.evet,muhalefet lime lime dökülürken; iktidar bildiği yolda yürümekte ve seçim kanununu yeniden düzenlemekle meşgul…yani ” nerede yağmur yağarsa tarlayı oraya çekecek” bir yapı hazırlığı içindeler.Şimdi soruyorum Altı ok’dan uzaklaşan ve göğsünü gere gere Atasının adını dahi, polemik konusu yapan Ana muhalefet ve yakında Kurultay yapmış diğer muhalefet partilerine gönül vermiş ideologlarını saf dışı etmekle meşgul ve halk açlıkla mücadele ederken,en ufak bir umut kırıntısı yok vatandaşın içinde…lütfen tüm vatanseverlere sesleniyorum; sağcı solcu demeden tüm vatanseverler tek çatı altında birlik olun..ve bu millete bir ışık gösterin artık.
Yani….Cuntacılar, liboşlar v.s Atatürk dediler demediler diye biz Atatürk demeyecek miyiz? Harf devrimini, laikliği, kadın haklarını, Anadolu aydınlanmasını yok mu sayacağız. Sadece kurtuluşla mı yetineceğiz.