Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. ‘Batı Sufî Birliği’ olarak Türkiye(?)

‘Batı Sufî Birliği’ olarak Türkiye(?)

featured

Moskova’nın kendi Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi için hazırladığı haritayı görünce, beni bir gülme krizi tuttu. Eğlenceli harita, muazzam fikir! İlk bakışta Rus emperyalizminin bir parodisi gibi görünse de derin manalar taşıyor.

 w=

Son zamanlarda, üzerinize afiyet, her şeye gülüyorum. “Dur bakalım şimdi n’olacak” diye söylenerek sürekli gülüyorum. Pek hayra alamet olmasa gerek.

Şimdi efendim, Ruslar oturup düşünmüşler: Orta Doğu’da ABD’nin yıkıcı etkisini nasıl sınırlayabiliriz; bölge halklarını sömürgecilikten nasıl kurtarabiliriz?  Derin bir tefekkürün ardından İslam’ın geleneksel şekillerini (tasavvufî düşünceler) keşfetmişler ve bu şekiller zemininde kurulacak manevi ittifakın Amerikan emperyalizmine karşı bölge ülkelerinin uyumlu birliğini sağlayabileceğini fark etmişler.  Yunus Emre, Mevlana ve Bektaşi geleneği, İslam’ın yozlaşmış hâli olan Vahhabiliğin karşısına konulacakmış. Moskova-Ankara-Tahran mihverinde Ortodoks Hıristiyanlık, Sünnilik ve Şiilik bir araya gelerek antiemperyalist bir ittifak oluşturacakmış.

Haritaya bakıyorum. Türkiye’nin üzerinde “Batı Sufî Birliği” yazıyor. Üstelik bize, herhalde ödül olarak, eski Misak-ı Millî alanını da veriyorlar; petrole bulanmış yeni topraklar kazanıyoruz. Ne güzel!

“Lan yoksa,” dedim kendi kendime, “yükselen Avrasya medeniyetinin şafağı dedikleri şey bu mu?” Fakat hayır, Şi Cinping Düşüncesi eksik! Haritada bu önemli düşünce sanki görmezden geliniyor. “Şii Birliği”nin (İran) içlerine uzanan, stratejik ittifak sayesinde 5000 Çinli askeri bölgeye yerleştiren; ayrıca Doğu Sufi Birliği’nin (Pakistan) demir yoluyla Çin’e bağlanan Gwadar limanından Hürmüz Boğazı çıkışını kontrol eden bu düşünceye, Rusya sanki bu haritada biraz soğuk bakıyor gibi geldi bana… Bu iyi yürekli Ortodoks Hıristiyanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya sanki tek başlarına yardımcı olmak istiyorlar.

Ruslara şöyle bir ricada bulunsak: Saygıdeğer Efendimiz, Babamız Çar Hazretleri, bizim buralarda Kemalizm diye bir şey vardı, hatırlarsınız; devrim kanunları, ulus-devlet, laiklik gibi şeyler… Mevlana Hazretleri ve Bektaşi geleneği kokteylini, Sayın Putin’in Ankara zirvesinde dile getirdiği Âl-î İmrân Sûresi’ni, Allah’ın ipini falan bir yana bırakıp, Kemalizm’in ipine sarılsak daha iyi olmaz mı acaba? Zamanında emperyalizme karşı bayağı iş yapmış, bölgede milliyetçi akımları canlandırmış, ulus-devlet anlayışını yerleştirmiş; 1937 yazında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, o zamanın deyişiyle bir Pakt, bugünün diliyle “stratejik işbirliği antlaşması” yapabilmiş çok faydalı bir düşünce sistemidir.

Bence Ruslara böyle bir alternatif plan sunulabilir; Sufî, Şii birliği falan içermeyen, daha düzgün bir müttefik ulus-devletler haritası önerilebilir. Ortodoks Rus İmparatorluğu’nun bölgesel çıkarları açısından uygun görürler mi acaba? Yoksa antiemperyalist ulusalcı bir düşünce sisteminin kendilerini de hedef alabileceğinden mi çekinirler?  İslami yapıları kendi emperyal niyetleri açısından daha kullanışlı buluyor olabilirler mi?

Şaka bir yana, Rusya iyice sıkışmış görünüyor. Doğu Akdeniz’de bir mucize gibi kuruverdiği tahkimatı kuzeyde Türkiye’yi de kapsayacak bir ittifak sistemiyle doğu-batı istikametinde genişleterek alternatif bir Büyük Orta Doğu Projesi’ni nasıl kotarabilirim, diye düşünüyor.

Sovyetler Birliği, Vladimir Putin’in haklı olarak “Yirminci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi dediği” Belovej Anlaşması’yla (8 Aralık 1991)   dağıldı. Bir bakıma bu, imparatorluğu bir arada tutan ideolojinin (komünizm) reddedilmesiydi. Yerine bir şey koyamadılar. İnsan kırmızı halıda yürüyerek Çar ya da Kurtuluş Günü törenlerinde Kızıl Bayrak dalgalandırarak Stalin olamıyor.

RUSYA BATIDA VE DOĞUDA SIKIŞIYOR

 w=

Rusya, Baltık bölgesini (Letonya, Estonya, Litvanya) NATO’ya kaptırdı, Kaliningrad Füze Üssü’yle kara bağlantısı kesildi.  Avrupa’ya açılan kapısını, Kiev şehrini, neredeyse Ukrayna’nın tamamını, yani sınır bölgesini (Ukrayna/Ruthenya’nın sözlük anlamı “sınır bölgesi”dir) kaybetti. Kırım ve Sivastopol Deniz Üssü ile ana kara arasındaki irtibatı 19 km. uzunluğundaki Kerç köprüsüyle sağlıyor, zira bölgenin kuzeyindeki Donbass yörelerinde ABD ve Kanada askerleri dolaşıyor; Rusya, Donetsk bölgesini milislerle tutmaya çalışıyor.

Ayrıntılarla kafanızı şişirmeyeyim. Özetle, Duvar’ın yıkılmasından sonra dünya kapitalizmi Rusya’yı tarihteki Moskova ve Nijniy Novgorod Knezliklerinin (Dükalık) kadim coğrafi alanına sıkıştırmaya çalıştı. Rusya buna direndi, Büyük Rus İmparatorluğu idealine geri döndü. Fakat bunu gerçekleştirecek Ortodoks Emperyal Çarlık ya da Komünizm gibi ideolojik yapılardan ve ekonomik güçten yoksun olduğu için ancak gevşek bağlarla 11 devletli bir topluluk kurabildi. Türkmenistan 2005’te, Gürcistan 2009’da Birlik’ten ayrıldı; ikincisi, NATO’yla flört etmeye başladı. Diğerleri, Çin sermayesinin yörüngesine girdiler. Rusya’nın enerji kaynaklarından, çok güzel uçaklarından ve bütün dünyayı yok edecek nükleer füzelerinden başka bir şeyi kalmadı.  Gerek enerji iletim yolları, gerekse silahlanma bakımından Batı’nın şiddetli rekabetine maruz.

Günümüzde Rusya, batısından NATO, doğusundan Çin tarafından sıkıştırılıyor. Ancak güney istikametinde, Orta Doğu ve Akdeniz’e doğru bir nüfuz alanı edinebilir.  “Ama Şanghay İşbirliği?” diyeceksiniz. Ben de size, Ortodoks Rus İmparatorluğu idealinin dürüst ve açık sözlü yorumcusu Alexandr Dugin’in, “Moskova-Pekin Mihveri sağlam değil, şartlıdır, tarihsel olarak tesadüfidir” (Dugin, 2005, s. 345) sözünü hatırlatacağım. “İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin jeopolitik üssü olarak ve ‘sahipsiz alanlar’ arayan yüksek nüfus yoğunluğu olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, heardland’ı (kalpgâh- Y.A.) mevzii açıdan tehdit eden bir konumdadır” (agy, s. 187). Konjonktürel, geçici bir ittifakı, insanlığın kurtuluş umudu, yeni bir uygarlığın yükselişi gibi görmek yanılsamadır.

Aslına bakılırsa, Temmuz 1960’da gün yüzüne çıkan Pekin-Moskova çatışması da Huruşov’un 20. Parti Kongresi’nde (1956) yaptığı Stalin eleştirisi ve “devrimden sonra sınıf mücadelesinin devamı” sorunsalından çok, benzer jeopolitik sorunlarla ilgilidir (bu konuyu çalışmak lazım). Mao ile Stalin’in yıldızı, yöntem ve strateji bakımından hiçbir zaman barışmamıştır. Ayrıca 1972’de, Laos, Kamboçya ve Vietnam’da ABD’ye karşı savaş devam ederken, Mao Zedung ile Nixon’ın Pekin’de Rusya’yı tecrit etmek için buluştuğunu da unutmamak gerekir. O zaman “Üç Dünya Teorisi”nin savunucuları “Hitler’in çizmelerini giymiş” Sovyet Sosyal Emperyalizmi’ne karşı ABD-Çin ittifakını desteklerken, bütün dünya sosyalistleri hayretler içinde kalmıştı. Devlet ideolojisi toplumları bir arada tutan sağlam bir çimentodur, fakat ülkelerin kaderini ve dış politikasını esas olarak jeopolitik belirler.

YABANCI ÜLKELERİN LOBİ FALİYETİ

Lafı uzatmayalım. Sonuç olarak Rusya’nın Sufî açılımı, güneyindeki “bölgesel devletler”i henüz tasavvur hâlinde olan Ortodoks Rus İmparatorluğu’nun yörüngesine sokarak entegre etme stratejisinin bir parçasıdır. Bu entegrasyon için bula bula Mevlana’yı bulmaları, beni güldürdü (Allah da onları güldürsün!). Kimse kusura bakmasın. Ağırbaşlı diplomatların, akademisyenlerin, eski bakanların bu saçmalığı ciddi ciddi tartışmalarını hayretle karşıladığımı da belirtmek isterim.

Bazen düşünüyorum da acaba Türkiye’de siyaset yabancı ülkelerin lobi faaliyetine mi indirgendi?  Her siyasî partinin içinde ya da kendisinde bir Avrupa Birliği, Rusya, ABD, Çin lobisi görür gibi oluyorum. Gâvurun parasına muhtaç olmuş düşkün toplumlarda siyaset yabancı çıkarların lobiciliğine dönüşür.

Bu amansız emperyalistlerarası paylaşım savaşında biz bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü koruyacağız; Avrupa, Çin, Rusya ve ABD’yle eşit ve mesafeli ilişkiler kurarak sanayimizi ve teknolojimizi geliştireceğiz, eğitim kurumlarımızı laikleştireceğiz, ordumuzu ümmetin tasallutundan kurtaracağız, iktisadî planlama (beş yıllık kalkınma planları) geleneğine geri döneceğiz. Geçmişin Üç Dünya Teorisi’nden bozma yanılsamaları bir yana bırakıp, kendi ülkemizi ve halkımızı kendi şafağımızla aydınlatacağız. Avrasya’nın kapitalist yayılmacı, Atlantik’in emperyalist şafağından hayır gelmeyeceğini bileceğiz. Bunu yapamazsak bu yüzyılı çıkaramayız.

[email protected]

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. Sayin Alogan guzel bir yazi olmus, benide guldurdu.
    ABDnin BOP’u bu cografyada coktu. Rusya boyuna posuna bakmadan hayaller kurmus ve biryerde maskara ve madara olmus. Cin’in Rusya’ya ve Rusya’nin Cin’e soguk baktiklarini dillendiren ender yazarlardan birisiniz. Sadece bizim akli havada bazi ulusalcilarimizin yanisira yabanci medyadada Rusyayi yere goge sigdiramayan bir dolu sozumona aydin (!) var. Oteden beri soylerim Rusya’nin Cin ile iliskisi yuzeyseldir, oyle Rus-Cin Avrasya birligi diye bir sey yoktur. Esas olan Cindir. Bunu anlamak icin bazi Rus ileri gelenlerinin demeclerini, kitaplarini okumak dahi yeterlidir. Son okumus oldugum Rogozin’in kitabi (The Hawks of Peace- Baris Sahinleri) Ruslarin Cin hakkindaki goruslerini cok iyi yansitiyor. Rogozin bu kitabinda Cini Sibiryayi demografik olarak istila etmek isteyen bir dusman olarak goruyor. Rogozin’in devlet baskani Putin’in bas danismanlarindan ve eski bakanlardan biri ve su andada bizim aldigimiz S400leri ureten sirketin basindaki adam oldugunu dusunursek, bu gorusun yari resmi Rus devlet gorusu oldugu sonucunada varabiliriz.
    Kissadan hisse, Rusya boyle ucuk hayaller kurmakta ozgurdur, ancak Rusya guduk ekonomisi ve azalan nufusu ile her daim bolgesel bir guc olarak kalacagindan ve bu yuzyilda super guc olmaya gucu yetmeyeceginden boyle hayallere ancak kargalar guler. Avrasyanin lideri begensekte, begenmesekte Cin’dir ve halihazirda ABDnin karsisindaki tek Super guctur. Rusya hayal gormeye devam edebilir.

  2. “Alexandr Dugin’in, “Moskova-Pekin Mihveri sağlam değil, şartlıdır, tarihsel olarak tesadüfidir” (Dugin, 2005, s. 345) sözünü hatırlatacağım. “İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin jeopolitik üssü olarak ve ‘sahipsiz alanlar’ arayan yüksek nüfus yoğunluğu olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, heardland’ı (kalpgâh- Y.A.) mevzii açıdan tehdit eden bir konumdadır” (agy, s. 187). ”
    Asagida belirttigim Rogozin’in goruslerini ‘birebir’ teyit eden bir gorus. A.Dugin cok isabetli bir dusunur, filozoftur. Bazi goruslerine katilmamakla birlikte, 90larda neo-Avrasyaciligi yeniden dirilten biri olarak cok saygi duydugum bu yuzyildaki ender ve gercek filozoflardan biridir. Bir digeri ise Fransiz Alain de Benoist’dir. Tavsiye ederim. Saygilarimla.

  3. 27 Eylül 2019, 14:51

    Benim anlamadığım İslam’ın geleneksel şekli nerden tasavvufî düşünceler oluyor? Bu dinin kaynağı kuran dediğimiz kitap değil mi? Tasavvuf dediğimiz şey de antik hint mistisizminin evrile çevrile çağlar içinde aldığı şekil değil mi? Ha bir de son olarak yanlış biliyorsam lütfen uyarın, mevlana denilen kişi de moğol istilası sırasında anadoludaki tek işbirlikçi değil miydi? Ortodoks, sünni ve şiiliği bir araya “ne olursan ol yine gel” mottosuyla birleştirmeye kalkmak yeni bir dinler arası diyalog saçmalığına girişmek olıur gibi geliyor. Kusura bakmayın da bizim aydınlarımız niye her şeye bir avuç tuzla koşturuyor anlamak mümkün değil.

  4. Her turlu emperyalizme hayir ister bunu adi ABD ister adi Rusya olsun.Sufilik ne ya Hu?Abd’nin diyalogculari,Ruslarin sufilerine karsi=D
    Herkes islam topraklarinda plan yapiyor.Hak ediyorlarda bunu Turk Imparatorlugunun kiymetini bilemediler.

  5. Allah’ın ipini bırakıp kemalizm ipine sarılsak… Mantıklıymış… Atatürk böyle yapmıştı zaten. İlk meclisin duvarına da Şura ayetini Putin asmıştı ben hatırlıyorum.

  6. İşte budur. Eski bir Aydınlıkçı olan Yavuz Alogan ‘Tam Bağımsız Türkiye’ yi savunuyor. Aydınlıkçıların bizi sokmaya çalıştığı Avrasya batağına karşı çıkan gerçek bir aydın. Hüseyin Vodinalıların Avrasyacı-emperyalist düşüceleri değil Yavuz Aloganların bağımsızlıkçı-Kemalist düşünceleri kazanacak.
    Ergenekon’dan çıkanların adına,
    Ergenekon Bozkurt

  7. toplumun vidalarını gevşetmenin en ucuz yolu din pompalamak.12 eylülden sonra bizzat yönetim tarafından desteklenen türk-islam sentezi mesela…. rus ve çin devletleri arasındaki ilişki yazdığınız gibi,hatta fay hatları daha derin. neoconlar çini 70 lerden itibaren ölümüne desteklerken rusyayı zayıflatmaya çalıştı. rusyanın su kaynakları,maden sahaları,enerji zenginliği,ambargolar olmasa zenginleşme yönünde hızlı ivme kazanır ve çinide geçer. bunu neoliberaller istemiyor.liberallerin desteklediği trumph un ise pek umurunda değil. ilginç paradokslar oluşuyor.yazılarınızı ilgiyle okuyoruz.saygılar.

  8. 28 Eylül 2019, 10:46

    Yavuz Alogan inatla üçüncü bir gemi aradı ve türkiye gemisinden indi.Hal böyle olunca önüne gelen ilk gemiye atladı. Ancak; bu bindiği gemi Meçhule giden bir gemi, Türkiye ve Bölge gerçeklerinden kopumuş, hayalet bir gemi. Bu gemide toplananların büyük bölümü, geçmişin hesapları içinde, geleceğe dair hiç bir fikri olmayanların toplandığı, nesnelikten uzak, somut durumun somut tahlilinden çok, alabildiğine çalakalem sorun tespiti yaparak bindikleri gemiye rota çizemeye çalışanlardan oluşuyor. Zaten diğer iki gemi ile ilgili rotalarda belli. Birincisi atlantik gemisi. Oray toplananlarda biliniyor, başta tetoculer olmak üzere, terör örgütleri mensupları ve nato türkçüler. Bindikleri gemi kıç tarafından şu almis batırken, yükselen ön güverteyi anlayamayan, kaptansız kılavuz kullananların gemisi. Türkiye gemisinin ise, rotası belirlenmiş. Bu gemi tam yol ileri komutuyla yola koyulmuş Milli Demokratik devrimi tamamlamak için, pupa yelken seyrisefer halinde ilerleyen. 1. Vatan savunması 2. Üretim devrimi 3. başı dik tam bağımsız Türkiye diyebilen ve Gerisini teferruat olarak görenlerin gemisi. Bence hala Sovyetlerbirligi emperyalist mi değil mi tartışması yapıyorlar. Yavuz Alogana tavsiyem bindiği gemiden insin bisikletiyle karadan-aradan yola devam etsin her şeye gülüyor olması deniz tutması olabilir.

  9. tabi erdem atay,nihat genç, gemi inşa bölümünden ayrılıp geldikleri için her şeyi gemi ile açıklamaya çalışan bir kısım insanda doğal olarak buraya gelmiş. ne gemiymiş arkadaş. bunların gemisi şeker fabrikalarını satar,onlar milli ve yerlidir ama karşı çıkanlar atlantik gemisi ve işbirlikçidir.en son bu yerli ve milli gemi 50 milyon dolara katarlılara tsk nın tank palet fabrikasını sattı,atlantik gemisinden dediler ki biz yerli sermaye bulalım fabrika türk kalsın ama yok milli gemi kararlıydı ve sattı. bir ara osman öcalan da vardı yanlarında ama pardon öcalan milli oldu bunlara göre. tey allahım ya. osman öcalan halk tv de filan çıksa var ya bunlar hala meşalelerle dolaşıyordu. neyse en azından kendilerini milli hissediyorlar sanırım,oda güzel.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!