Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Dört kenarlı üçgen

Dört kenarlı üçgen

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Alman gökbilimci, matematikçi ve astrolog Johannes Kepler (1571-1630) bilimin dinin içinde bir yol bularak ilerlediği tarihsel çağda, gökyüzüne bakarak, yüce Tanrı’nın bu kadar düzenli bir sistemi nasıl yarattığını düşünmüş. Nihayet Tanrı’nın da kendisi gibi bir matematikçi olduğuna, evrenin işleyiş modelini geometriden aldığına kanaat getirmiş.

Yani Tanrı önce bir geometrik model oluşturuyor, sonra o modeli kâinatın sonsuz boşluğuna uygulayarak sistemi yaratıyor. Böyle düşünmüş.

Fakat modern tıbbın kurucularından kimyager Paracelsus (1493-1541), Kepler’den çok önce, Tanrı’nın yaratma kabiliyetini bilimden ayırarak şöyle demiş: “Tanrı üç kuyruklu bir katır yapabilir fakat dört kenarlı bir üçgen yapamaz.” Yani Tanrı her şeyi yapabiliyor ama geometrinin kurallarını değiştiremiyor.

Bu ilginç sonuçlardan çok önce, daha Hıristiyanlık doğmadan evvel, bu kez toplumsal düzende dinden bir kopuş gerçekleşmiş. Anadolu’nun bugünkü İzmir-Aydın sahil şeridinde yaşayan İyonyalılar, Olimpos dininin bol Tanrılı karışık dininden ve yozlaşmış ritüellerinden sıkılarak dinsiz bir devlet kurmuşlar.

Bu dinsiz tanrısız devlette bir felsefe ekolü oluşmuş, Anaksimandros adında biri tarihte ilk kez bağımsız bir kitap yazmış, Tales matematiğin temellerini atmış, Heraklit “panta rhei” (her şey akar) demiş. Tanrıların itişip kakışmasından, sonsuz muhabbetinden ve muhalefetinden kurtulunca kafaları çalışmaya, yaratıcılıkları gelişmeye başlamış.

İnsanlar kendi kafalarıyla düşünmeye çok erken başlamışlar.

16. yüzyılda Reformasyon, Katolik Kilisesi’nin hâkimiyetini sarsmış. İçi altın dolu dev katedraller ve halkı dinle aldatan ruhban bütün halk ayaklanmalarının hedefi olmuş. İspanyol İç Savaşı’nın (1936-1939) ilk evrelerinde kiliselerin yağmalanması, rahiplerin kurşuna dizilmesi din düşmanlığı değildi.

Din püriten olduğu, yani sade hayatın, bireysel ahlakın yol göstericisi olduğu ölçüde meşru olmuş. Geçim kapısına ya da servet kaynağına dönüştüğü, Devlet yönetimine bulaştığı, kanun kitaplarına girdiği ölçüde meşruiyetini kaybetmiş, dünyevî bir ideolojiye dönüşerek çatışmaların, kanlı boğuşmaların kaynağı olmuş.

İnsan zihni kurumsal dine karşı verilen mücadele içinde gelişmiş. Immanuel Kant (1724-1804), yaklaşık iki yüz yıl önce, “insan kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmadan kullanamadığı için zihinsel gelişimini tamamlayamadı, bu yüzden var oluşu eksik kaldı,” demiş. Aydınlanma’nın görevi, Kant’a göre, insanı zihinsel engellerden, kılavuzlardan kurtarmak, ona aklını bizzat kullanma cesareti kazandırmakmış.

Tarihin değirmeni yavaş dönmüş, ince öğütmüştür. Tarihin tekerleği de sürekli ileriye doğru gitmemiş, bazen durmuş, hatta geri dönüp kendisini ileriye doğru itenleri altına alıp ezmiştir. Üretim araçları ile üretim ilişkileri arasındaki çelişki de her zaman yeni ve daha üstün bir toplumsal yapıya yol açmamıştır. Açsa bile yeni üretim tarzı kaçınılmaz biçimde zihinsel özgürleşmenin yolunu döşememiştir. Mesela sanayi kapitalizminin gelişmesi, Max Weber’in iddia ettiği gibi kurumsal dinin zayıflamasına, giderek sönümlenmesine yol açmamıştır. Yüksek teknolojili çok ileri bir üretim tarzı en geri yönetim biçimleriyle birlikte var olabilmiştir.

Günümüzde en gerici ideoloji en ileri teknolojiyi kullanabilmekte, mesela aklî melekeleri biraz gelişmiş bir maymun, kendisi gibi olmayanların gerçekleştirdiği iletişim devrimi sayesinde fikirlerini en geniş kitlelere yayabilmektedir.

İnsanlığın ilerlemesi insan zihninin serbest kalmasıyla, kılavuza ihtiyaç duymamasıyla mümkündür. Her ileri atılım insan zihninin serbestleştiği bir zaman aralığının ardından gelmiştir. Ancak atılımın tamamlanması serbestleşme aralığının genişlemesini kendiliğinden sağlamamış, sonraki dönemlerde daralmasını da engellememiştir.

Demek ki maddi dünyanın gelişimi kendiliğinden insan zihninin gelişimine yol açmıyor. İnsanların her durumda, her aşamada sürekli olarak topluca ve bilinçli bir çaba göstermeleri, tartışmaları, örgütlenmeleri, direnmeleri gerekiyor.

Bizde bu çaba gösterilmiştir.

Özellikle 1924-1937 arasında dinin yurttaşla ve Devlet’le olan ilişkisinde esaslı reformlar yapılmıştır. Hilafet’in kaldırılmasından Medeni Kanun’un kabulüne, tevhid-i tedrisattan tek tip bilimsel eğitime, laiklik ilkesinden ezanın Türkçe okunmasına kadar pek çok reform iki kuşağın (biz ve bizden önceki) zihinsel özgürlüğünü ve gelişimini sağlamıştır.

Şimdi sarkacın tersine hareketine, insan zihnini yeniden dinin kılavuzluğuna tabi kılma girişimine tanık oluyoruz. Bu geriye doğru salınımın birkaç yıl sonra tam tersine döneceği kesindir.

İnsan zihninin önündeki en büyük engel kurumsallaşmış, örgenleşmiş ya da devletleşmiş dindir. Hele ki dinî topluluğu, cemaati, ümmeti millet olarak tanımlamak, engelleyici olmanın da ötesine geçer. Zamanla ortada ne din ne de ulus-devlet kalır.

Cumhuriyet’i kuran devrimciler insanları dinde birleştirerek millet olunamayacağını biliyorlardı. Mesela Mustafa Kemal şöyle demiştir:

“Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz … Türk milleti tablosunda bunun aksini kabul etmekteyiz. Türkler Arapların dinini kabul etmeden önce de büyük milletti. Bu dini kabul ettikten sonra, bu din ne Arapların ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin millî bağlarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabiiydi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde (üzerinde), şâmil (kapsayıcı) bir ümmet siyaseti idi” (Medenî Bilgiler, TTK Yayınları 1969, s. 21).

Laiklik 20. yüzyılın başında Arap milliyetçiliğine de yol göstermişti. Günümüzde Arap şeriatçılığı, işbirlikçileri sayesinde, Türk milletine ümmetçiliği aşılıyor.

Şu güneşli pazar gününde herkese zihnini ister dinî ister siyasî olsun her türlü kılavuzdan kurtararak düşünmeyi tavsiye ediyor, iyi bayramlar diliyorum. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 Yorum

  1. 2 Temmuz 2023, 23:22

    Zihni batı kalıpları ile inşa edilen mürekkep yalamış insanlarımız her olaya batı gözlüğü ile bakar. Herakleitos Efes kökenlidir. Efes, köken itibarı ile Luvi kentidir. Thales ve Anaksimandros Miletlidir. Milet’te yaşayanlar Karya ve Leleg kökenlidir. Bu tarihi şahsiyetlerin İyonya ile bir ilgisi yoktur. “Cumhuriyeti kuran devrimciler” demişsiniz. Cumhuriyeti kuranlar imanlı, inançlı, vatanperver, milliyetperver insanlardı. Gidin Çiğiltepe’deki yüzlerce şehit mezarına bakın. Onlardan hiç biri devrimci değildi. Kurtuluş Savaşı devrimcilik olsun diye yapılmadı. Vatan ve millet kurtulsun diye yapıldı. Cumhuriyet devrimci bir eylem olsun diye kurulmadı. Türk Milleti tarihsel mevcudiyetini sürdürsün diye kuruldu. İnsan zihnini sınırlayan sadece dinsel dogmatizm değildir. Her türlü ideolojik ve felsefi dar görüşlülük insan zihnini sınırlar. Ama günümüzde insan zihnini sınırlayan ve onu robotlaştıran en önemli unsur küresel kapitalizmin kültürel saldırılarıdır. Ama ne yazık ki saygıdeğer müelliften bu konuda tek satır okumak mümkün değildir.

  2. “Din püriten olduğu, yani sade hayatın, bireysel ahlakın yol göstericisi olduğu ölçüde meşru olmuş. Geçim kapısına ya da servet kaynağına dönüştüğü, Devlet yönetimine bulaştığı, kanun kitaplarına girdiği ölçüde meşruiyetini kaybetmiş, dünyevî bir ideolojiye dönüşerek çatışmaların, kanlı boğuşmaların kaynağı olmuş”.

    Konunun özeti ve teması da bu bence.

    19.yy.’ın sonlarında ya da 20.yy’ın başlarında osmanlı’nın yıkılacağını gören ve bilen İngiliz entelijansı, eğitimi ve aklı kıt ortadoğu halklarını sömürmek ve ceberrut idarecilerle yönetmek için “siyasal islamı” oluşturdular! 1953 Musaddık olayına kadar ortadoğuyu bir şekilde idare edebilen İngiliz entelijansı, Musaddık’ı deviremeyeceğini anlayınca CIA’i yardıma çağırdı ve o andan itibaren ortadoğuyu yiyip bitirmek Anglo/Amerikan entelijansının inisiyatifine bırakıldı. Siyasal islamı ya da pür islamcılığı kışkırtan aslında onlardır!!!
    Geldiğimiz nokta çok acıklıdır; ATATÜRK aydınlanması tersine çevrilmiştir, yaratılan “Ters Dip Dalgası” sayesinde!!!
    Ülkemizde herşeyi belirleyen, “onlardır”, buna karşı çıkacak bir liderin ise, “anasından doğması beklenmektedir.

  3. Üçgenin üç boyutlu hali piramittir ve 5 kenarlıdır, eğer istersen 4 kenarlı da yapılabilir. Geçmişte insanlar sürekli birşeyler sallamış, aynı akılla ezberden devam edenler bunlara itibar kazandırmaya devam etmiş. Yazı da bu vesile ile ironik olmuş. Din ile din gibi kabul edilen bilimin sonuçları itibariyle aynı olduğunu ispatlar nitelikte.

  4. Sistem, şuursuz insan sürüsünü mümkün olduğunca pasif vaziyette tutmak için gerekli araçları kullanıyor. Dini söylemler bu araçlardan sadece biri. Sefaleti genele yayıp, itaati mutlak kılmak gibi mükemmel araçlar da var. “Çin Modeli” adı altında her yere kamera yerleştirip, vatandaşlık puanı ile yediğine, içtiğine karışmak var. Barkot okutulan kapılar ile kimin girip kimin giremeyeceğine karar verilen nefis bir sistem. “Hiçbir şeye sahip olmayacaksınız ama mutlu olacaksınız” ile Dünya Ekonomik Forumunda müjdeyi verdiler. Geriye sosyal medya gibi bir gücü kullanarak bu araçların ürünlerini enjekte etmek kalıyor. Biz ise seçim zamanı Kemal Bey’in seccadeye basmasını günlerce konuşuyoruz. Ümmet mi, millet mi, zillet mi? Konuş babam konuş… Enjekte olmuş bünyeler ve kafalar bir milyon. Geçmiş olsun…

  5. Din toplumun gelişmesi ilerlemesi için referans alınmaz veya yol gösterici olamaz. İnançlar her insanın kendisine aittir. Tek yol gösterici Akıl ve bilimdir.
    Yavuz Alogan kaleminize sağlık. Güzel bir yazı olmuş.

  6. 25 Haziran 2023, 16:21

    Ülkemizin içinde bulunduğu gerçekliğin kavranması açısından oldukça önemli bir yazı. Yazıda ortaya konulmuş olan bazı değerlendirmelere vurgu yapmak ihtiyacını hissettim.
    İnsan zihninin özgürleşmesi, siyasal mücadelenin de önünü açmıştır. Özgürleşmenin etkileri bir süre sonra kendisini siyaset alanında da göstermiştir. İnsanın aklını kullanması, toplumun bilimsel yöntemlerle yönetilmesi konusunda düşünce akımlarının da gelişmesini sağlamıştır. Dinin yurttaşla ve devletle olan ilişkisi kadar yurttaşın yurttaşlarla ve devletle olan ilişkisini de düzenlemiştir.

  7. 25 Haziran 2023, 15:06

    Çok teşekkürler Sn Alogan. Sizlere de iyi bayramlar.

  8. 25 Haziran 2023, 12:53

    Sadece bilgiyi değil; alçakgönüllü bir zihinsel berraklığı da yanısıra taşıyan, bir tür bilgelik olarak tanımlanabilecek yaklaşımla kaleme aldığı bu ve önceki bütün yazıları için satın Yavuz Alogan açık teşekkürlerimle…

  9. 25 Haziran 2023, 11:48

    Dar bir alanı referans almışsınız, bazı dogmaları gerçek kabul etmişsiniz, tüm referans kaynaklarınız batı merkezli yazınız eksik olan ve gerçekci durmayan bir çok taraf var.. Bence biraz çapraz okumayı deneyin…

    • 25 Haziran 2023, 15:09

      Haddinizi aşmışsınız Kemal bey. Yazılanları eleştirmek hakkınızdır elbette ama bu sizi yazara akıl vermeye ve öğretmenlik yapmaya götürmemeliydi. Eleştirinin sınırlarını zorlamak doğru bir yol değildir. Zorlarsanız ‘taşını sür’ derler adama.

      • 25 Haziran 2023, 18:51

        Lütfen yapmayın, kendinizi bu kadar küçük düşürmeyin. O kadar övdüğünüz kişinin aklına, 4 kenarlı üçgen deyince piramit gelmiyor da, yukarıda resmini paylaştığı şekil aklına geliyor. Kendinizi küçük düşürüyorsunuz.

    • Kemal Bey, madem öyle o zaman siz örnekler verin biz de öğrenelim.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!