Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Dünyayı yeniden paylaşırlarken

Dünyayı yeniden paylaşırlarken

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Sermaye ihracı emperyalizmin ayırt edici özelliklerinden biridir. Bunun önşartı sermaye birikiminin tekelci aşamaya ulaşması ve banka sermayesinin sanayi sermayesiyle birleşmesidir.

Fakat belirleyici olan sermaye ihracıdır. Sermayenizle birlikte tüketim kültürünüzü, modanızı, teknolojinizi de ihraç edersiniz. Sermayenizi öteki emperyalist ülkelerin rekabetinden korumak için tepeden tırnağa silahlanmanız, dünya silah piyasasında söz sahibi olmanız, nükleer silah kapasitenizi geliştirmeniz de gerekir.

Hiçbir ülke bir diğerine, “sana altyapı inşa edeyim, fabrika kurayım da zavallı ülken kalkınsın, halkın refah içinde olsun” diye sermaye ihraç etmez. Sermaye ihracı emperyalist ülkelerin küresel hâkimiyet mücadelesinde en önemli silahlardan biridir. Hem ileri kapitalizmin tabiatından gelen bir mecburiyettir, hem de paylaşım sürecinde önemli bir araçtır.

Emperyalist ülkelerin bir kısmı dünya kapitalist sisteminin merkezini oluşturur. Günümüzde bu merkez G-7 ülkeleridir (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada). Burası kaotik bir alandır. Sayısı 200-300 civarında çokuluslu şirket dünyanın çeşitli yerlerine kafasına göre yatırım yapmakta, birbiriyle evlenip boşanmakta, dünya piyasasına yön vermektedir.

Ancak bu kaotik durum, sistemin mantıksız olduğu anlamına gelmez. Üretimin insan ihtiyaçlarından koparak kendi başına bir amaç hâline gelmesi, güçlünün zayıfı yutmasıyla sistemin giderek merkezileşip dünyanın her köşesine yayılması, şirket davranışlarını devletlerin çizdiği jeostratejik çerçevenin belirlemesi kapitalist dünya sisteminin mantığını oluşturur. Engellendiği noktada bu mantık savaşa yol açar. Savaş emperyalist bloklar arasında (I. ve II. Dünya Savaşları) olabileceği gibi, emperyalist güçlerin hep birlikte Irak gibi ulus-devletlere, Afganistan gibi milletleşmemiş kabile ülkelerine çullanmasıyla da gerçekleşebilir.

Sermaye ihraç eden, Kuşak-Yol projeleriyle pazar payını genişletmeye çalışan Çin, düpedüz kapitalist bir ülke olarak, işte bu merkeze kendisini kabul ettirmeye çalışıyor ve kıyamet bu noktada kopuyor.

Kabul etmiyorlar. Daha doğrusu şart koşuyorlar. Diyorlar ki sen önce kamu iktisadî teşekküllerini, devlete ait şirketlerini ve bankalarını özelleştir, piyasa üzerindeki devlet denetimini kaldır, böylece eşit koşullarda rekabet edelim. Ancak Çin, koşulların eşitlenmesi hâlinde Rusya’daki Yeltsin dönemini andıran bir çöküşle sarsılacağını, ulusal birliğini muhafaza edemeyeceğini bildiği için, karma ekonomisinin içinde özel sektörün payını evreler hâlinde ve denetim altında artırmakla birlikte, Glasnostsuz (şeffaflaşma, açıklık) Perestroykasını (yeniden yapılanma) Komünist Partisi’nin diktatörlüğü altında sürdürmekte haklı olarak ısrar ediyor.

Çin’in 1978’den itibaren “Dört Modernleşme” programıyla kapitalizme nasıl geçtiğini, çalışanların özlük haklarını güvence altına alan “Demir Pirinç Kâsesi”ni kırarak, tarım kolektiflerini (komünler) yok edip endüstri merkezlerine ve serbest bölgelere sürdüğü emekçileri yabancı şirketlere anormal şekilde sömürterek 1978’den sonra birkaç yıl % 9,5 büyümeyi nasıl yakaladığını burada uzun uzun anlatacak değilim.

Fakat, yazıyı sabır gösterip buraya kadar okuyabilenlere bir kitap tavsiye edebilirim: Ezra Vogel, Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü, Modus Kitap 2017. Biraz hacimli (878 sayfa) olmakla birlikte kolay okunabilen bir kitap. Çin’in kapitalist büyüme yolundaki başarılarını, dünya emperyalist kapitalist sisteminin merkezine yaklaşma çabalarını belgeler, olaylar, veriler ve anekdotlarla çok iyi anlatıyor. Çevirideki terminoloji bizim kuşağa biraz yabancı gelebileceği için kitabı aslından okumakta fayda var.

Neyse, konuyu dağıtmayalım…

Kısaca belirtmek gerekirse, Çin dünya savaşı çıkarmak, kendi sistemini devrimci yöntemlerle dünyanın başka ülkelerine ihraç etmek istemiyor. Zaten ihraç edebileceği bir sistemi de yok. Devlet ağırlıklı bir karma ekonominin, Konfüçyüs – Mao Zedung – Deng Şiaoping vs düşüncesinin nesini ihraç edeceksiniz? Tek istediği, küresel kapitalist merkezde yer almak, küresel paylaşımda kendisine düşen payı artırmaktan ibaret.

Çin’in sermayesiyle birlikte ihraç edebileceği türden evrensel özellikler taşıyan siyasî ya da sanatsal bir kültürü, modası, özgün teknolojisi de yok. Aşısından, ıvır zıvır mallarından başka bir şey görmedik. Girdiği ülkelerde kurumlara nüfuz eden güçlü propaganda grupları yaratma, ajan unsurları etkin biçimde kullanma imkânları da sınırlı. Afrika Boynuzu’ndaki Cibuti ve Pakistan’daki Gwadar limanlarında askerî yığınak girişimlerine rağmen, Kuşak-Yol güzergâhı boyunca askerî üsler kurması da pek mümkün değil. Üstelik Rusya gibi onun da siyasî İslam’la başı dertte. Uygur Türklerini Kültür Devrimi yöntemleriyle, yani kamplarda toplayıp ideolojik telkine tabi tutarak siyasî İslam’dan arındırma girişimleri, “insan hakları”nı yurttaş hakları olmaktan çıkararak etnik ve dinî özgürlükler olarak yeniden tanımlayan Batı emperyalizmine çok güçlü bir propaganda silahı sağladı.

Nükleer silahlanma yarışının dizginlerinden boşalması emperyalist güçler arasındaki rekabetin topyekûn savaşa dönüşmesini şimdilik önlüyor. Fakat vekâlet savaşında Rusya’nın ve Çin’in Batı emperyalizminin sahip olduğu imkânların çok gerisinde kaldığı görülüyor. Bu sinsi savaşta Batı emperyalizminin en önemli silahı 1980’lerden bu yana siyasî İslam ideolojisi ve birbirine düşman İslamcı terör gruplarıdır.

Şeriatçı Taliban Devleti bu çerçevede anlam kazanıyor.

Başta İdlib olmak üzere Ortadoğu’nun farklı bölgelerinden (mesela bizim güneydoğumuzdan) başlayıp, Pakistan sınırındaki Peşaver’den geçen; Tacikistan’ın kuzeyini, Özbekistan’ın doğusunu, Kırgızistan’ın güneyini kapsayan Fergana Vadisi’nden Orta Asya’ya yayılan ve nihayet Afganistan’daki Taliban narko-terör devletine ulaşan geniş bir vekâlet savaşı kuşağı Çin’i, Rusya’yı ve İran’ı yakın gelecekte kesinlikle tehdit edecektir.

ABD, Almanya ve İngiltere’nin yakın dönemdeki söylemlerine baktığımız zaman, Türkiye’deki Saray Devleti’nin bu terör kuşağının baraj kapağı, irtibat noktası, geçiş güzergâhı, hatta antreposu gibi görev yapacağını anlıyoruz. Bu görev yerine getirildiği ve başka talepler karşılandığı sürece Batı’nın, yedeğini hazır tutmakla birlikte, Saray Rejimi’ni destekleyeceği anlaşılmaktadır.

[email protected]  

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 Yorum

  1. Okurken en keyif aldığım yazarsınız.Kaleminize yüreğinize sağlık.

  2. 2 Eylül 2021, 09:34

    Sayın Alogan yazılarını hep beğeni ile okurum. Bu yazına itirazım var. Solda üzerinde hiç düşünülmeyen, yanlış olması olanaksız kabul edilen bir ezber vardır: “Emperyalist ülkeler gelişmemiş ülkelere sermaye ihraç ederler.” Kapitalizmin ilk teorisyenlerinin bu saçmalığı günümüzde de sürdürülmektedir. Çünkü kapitalizmin temeli buna yani “görünmeyen elin” her şeyi yerli yerine oturtacağına herhangi bir otoritenin sermaye ve emek dolaşımına yön vermemesi gerektiği anlayışına dayanır. Sermaye neresi karlı ise oraya gidecek, emekçi de neresi daha çok ücret verirse oraya gidecek, böylece sermaye ve emek dünyada dengeli dağılacak, halklar arasında da zenginlik farkı olmayacaktır. Oysa kapitalizmin ucu 17. yüzyılda görünmüş, 19. yüzyılda yoğun bir üretim biçimi olarak ortaya çıkmış olmasına ve iki yüz yıldan fazla dünyaya egemen üretim biçimi olmasına karşın, halklar arasında zenginleşmede eşitlik şöyle dursun, halklar arasındaki zenginleşme farkı daha da artmıştır. Bu emperyalist ülkelerin sermaye ihraç ettikleri yaygın görüşünün doğru olmadığının açık göstergesidir. Bu yaygın yanlış görüş sermaye ihracı ile para ihracının bu iki kavramın aynılaştırılmasından kaynaklanıyor. Sermaye ihracı yatırımdır. Yani birikmiş sermayenin bir ülkeden diğer ülkeye gidişidir. Emperyalist ülkeler, önce sömürge yöntemiyle, sonra küresel dış ticaret yoluyla sömürdükleri ülkelerin doğal zenginliklerini ve birikmiş emeklerini gasp etmişlerdir. Sermaye birikmiş emektir. Emperyalist ülkeler sömürge halkın birikmiş emeğini gasp ederek sermaye birikimlerini oluşturmuşlardır. Bu gasp ettikleri birikmiş emeği “sermaye ihracı” yoluyla geri veriyorlarsa bu güzel bir şeydir. oysa böyle bir durum yok. Olsaydı, her ülke aynı zenginlikte olur, halkları sömürü ve emperyalizm kendiliğinden ortadan kalkmış olurdu. Oysa fakir halklar – zengin halklar ayırımı, emperyalist sömürü tüm şiddetiyle sürdürülmektedir. Emperyalist ülkeler sermaye ihraç etmezler. sömürdükleri ülkelerde birikmiş emeği gasp etmek için borç para verirler. Bu sermaye ihracı değil, para ihracıdır. Yani borç para vermedir. Emperyalist ülkelerin sermaye ihraç ettikleri ülkeler de vardır. Bunlar tüketimi fazla olan ülkelerdir. Örneğin İnsanların 0 u Çin’de yaşamaktadır. Dünyanın 0 una mallarını satabilmek için Çin’de fabrika kurulmakta yani yatırım yapılmakta yani sermaye ihraç edilmektedir. ABD otomobil fabrikaları Amerika’da sattıkları otomobilden daha fazla Çin’de otomobil satmaktadırlar. Çin’e yapılan otomobil üretim yatırımının nedeni Çin’e daha çok otomobil satabilmektir. Ama örneğin Türkiye’ye sermaye filan ihraç etmezler. Borç para verirler. Borçlanan Türkiye’yi istedikleri gibi yönlendirme olanağına kavuşurlar.
    Şefik Çakmak

  3. Y. Alogan’ın en beğendiğim ve her makalesinde değişmeyen cümlesi: “Neyse, konuyu dağıtmayalım…”. Dağıtın Üstad, keyifle okuruz, :))

  4. Vogel’in kitabı çok bilgilendirici vakti olanlar için.

  5. Sizin gorusunuz, yada yorumunuz Afganistan’daki Taliban (seriat) rejiminin Cin ve Rusya’nin basina bela olacagi ve ABDnin bu oyunla Afganistan’dan ciktigi imasi uzerine kurulmus. Tabiki her fikre saygi duymakla birlikte, bazi olaylar ve gelismeler bunun boyle olmadigini gostermekte. En basitinden Cin ve Rus buyukelcilikleri halen Afganistanda varliklarini surdurmekte iken ABD ve Ingiltere basta olmak uzere neredeyse tum bati elcilikleri ulkeyi apar topar terk etmekte (Nato uyesi Turkiye dahil). Eski Hintli diplomatlardan Bhadrakumar’in bu konudaki sekiz bolumluk cok aydinlatici yazi dizisini okumanizi salik veririm (Indian Punchline). Bhadrakumar Turkiye dahil bircok ortaasya ve ortadogu ulkesinde buyukelcilik yapmis, yoreyi cok iyi bilen kirk yilini diplomasi ve jeostratejiye vermis cok degerli bir yazar ve dusunur. Bu yazi serisinde Cin’in Afganistan’da yapmaya basladigi milyarlik yatirimlardan, bir yol bir kusak stratejisine uygun ulasim yollarindan, bir trilyonluk hacmi olan cok zengin Afgan mineral yataklarinin isletilmesine kadar bircok konudan bahsedilmekte. Benzer sekilde Ruslarinda, Pakistan ve Iran’inda iyi iliskiler pesinde olduklari ve yatirim destek planlarini bu yazilarda okuyabilirsiniz. Tabiki bati istihbarat orgutleri bunu baltalamak icin terorden, suikastlere, menfi propagandalar ve yalanlara kadar alisagelmis her yolu deneyecekler yine. Afganistan’in ABD basta olmak uzere bati isgalinden kurtulmasi ile cok parlak ve mureffeh bir gelecege yelken actigini dusunuyorum. Bakarsiniz elli sene icinde belkide yani bir ikinci Guney Kore mucizesine tanik olabiliriz.

  6. Yukarda “Okur” mahlasını kullanan kişi ile şahsımın hiç bir ilgisi yoktur. Benim nikim küçük “o” harfi ile başlar. :)

  7. Benide.
    Ama muhalefetide yanina ekle !

  8. Önce ” TAM BAGIMSIZ ” olalim ondan sonra yasasin diyelim !!!!!!

  9. Kısa, öz ve gerçeğe olabildiğince yaklaşan bir yazı… Son bölümünde sayın Saray yahut sayın Şahıs’ ın sadece basit kişisel çıkarları için neleri yakıp yıkmaya istekli birisi olduğunu açıkladı. Bu konuda bütünüyle hemfikirim. Ve bu beni dehşete düşürüyor……!!!!

  10. 27 Ağustos 2021, 11:26

    Sayın Alogan Rusya ve Çin nükleer silahlar ile G7 ülkelerine gözdağı veriyorlar tamam da neden onların yaptığı gibi G7 ülkelerinin topraklarında terör örgütlerini kullanarak kaos yaratmaya çalışmıyorlar?Ben olsam onların silahları ile onları vururdum.Sonuçta adam taa Atlantik’ten gelip tüm dünyayı karıştırıyorsa Rusya ve Çin’in sınırında kaotik bir ortam oluşturuyorsa onların da bir rahatını bozmak gerekir.

  11. 27 Ağustos 2021, 11:18

    Eleştirimi okuyan bütün arkadaşlarıma öncelikle teşekkür ederim. ‘Okur’ takma adını kullanan arkadaşımın yorumunu yanıtlamak isterim. Bilmem Deng Xiaoping’in yazımda sözünü ettiğim 1974 yılındaki BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı bütün arkadaşlarım izleyebildi mi? O konuşmanın yaklaşık bir dakikalık kısmında Çin Halk Cumhuriyeti’nin temsilcisi konumunda bulunan Deng Xiaoping’in söylediklerini izninizle aşağıya alıyorum.

    “Çin şimdi ve gelecekte büyük bir güç olmayacak. Bir gün yüzümüzü değiştirirsek, büyük bir ülke, bir dünya gücü olursak, başkalarına zorbalık edersek, dünya halkları ve Çin halkı birleşerek rejimimizi sona erdirmelidir.”
    Denebilir ki verilen sözün kendi başına bir anlamı var mı? Bence var.! Çünkü öncelikle konuşma yaklaşık elli yıl önce yapılmıştır. Ayrıca bu konuşan kişi şimdiki Çin’in Mao’dan sonraki dönemine damgasını vurmuş deyim yerindeyse bugünkü Çİn’i yeniden var etmiş bir liderdir. Elbette sözün yanı sıra pratiğe de bakmamız şarttır. Çin’in verdiği sözden ve tuttuğu antiemperyalist tutumdan ayrıldığını görmeden bu konuda yazdıklarımı ve düşüncemi elbette koruyacağım. Yoksa mesele sadece bir insanın uluorta söylediği bir söze bakarak ‘tamam’ demek değildir. Velhâsıl yazdığım yorum metninin bu şekilde yorumlanmış olmasını doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Saygılarımla.

  12. 27 Ağustos 2021, 10:50

    Aydinlatici yaziya tesekkurler..

  13. Çin, ABD den sonra dünyanın başına bela olacaktır.

  14. Deng dedi, tamam yani:)

  15. 27 Ağustos 2021, 07:25

    Sayın Yavuz Alogan’ın bu güzel yazısında sözünü ettiği kitabı yakın zamanda okuyan biri olarak; okuma önerisinin kanaatımca çok yerinde ve isabetli olduğunu karınca kararınca belirtmek isterim. Ben bugünkü ve gelecekteki Çin’in varlığının insanlığın önündeki ışıklı ve güzel günler için bir fırsat olduğunu ve olacağını düşünenlerdenim. Bu düşünceme yol veren en önemli unsur Çin’in emperyalist tutum takınmayacağını resmi olarak ilan etmiş olmasıdır. Bu ilanı bugünkü Çin’in büyük mimarı Deng Xiaoping 1974’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Çin temsilcisi olarak yaptığı konuşmada çok açık bir şekilde dile getirmiştir. Konuşmanın kısa görseli Youtube’da kayıtlı olup sarf edilen sözler son derece şaşırtıcı ve aynı zamanda insanlığın geleceği bakımından tarihsel önemdedir. Arzu edenler izleyebilirler.

  16. Yazı ve kitap tavsiyesi için teşekkürler.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!