Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Olayları tahlil ederken

Olayları tahlil ederken

featured

“Tahlil,” sık kullandığımız Arapça bir sözcük. Frenkçesine “analiz,” Türkçesine “çözümleme” diyoruz. Çeşit çeşit tahlil var; kan tahlili, idrar tahlili, ruh tahlili, sınıfların tahlili, bir durumun ya da belirli bir olayın tahlili gibi…

Daha önce de çeşitli vesilelerle belirttim, siyasetten pek anlamıyorum, çünkü yalan söyleyemiyorum ve aklımdan geçeni kendime saklayamıyorum. Fakat belirli bir olgunun nasıl tahlil edildiğine bakarak herhangi bir siyasetin yönünü ve olası sonuçlarını öngörebileceğimizi, hatta arka planını anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Meselâ son zamanlarda orta sınıftan bazı insanların eşlerini, küçük çocuklarını, kardeşlerini siyanürle zehirleyerek topluca intihar etmeleri ya da Lübnan’da insanların sokakta gördükleri milletvekilini parçalamak için adamın üzerine hamle etmeleri ya da İran’da isyan eden insanların Merkez Bankası binasını ateşe vermeleri ya da Hong Kong’daki Politeknik Üniversitesi öğrencilerinin polise alevli ok fırlatmaları gibi tuhaf fakat sembolik olayları nasıl tahlil ediyoruz?

Özetle, intihar olayları ve dünyadaki kitle hareketleri, diyelim…

Bunları tahlil etme tarzınız, sizin politik cibilliyetinizi, yani huyunuzu, karakterinizi; aynı zamanda izlemekte olduğunuz siyasetin konumunu ve gidiş istikametini gösterir.

İNSANIN KEYFİ

Birincisini ele alalım… Liberal iktisat politikalarının sıradan insanda yarattığı “şahane hayat” yanılsaması ve borçlanarak hayat standardını yükseltmenin mümkün olduğu yanılgısı, pek çok insanımızı zor durumda bıraktı.

Peki bunun karşılığı (tepkisi) intihar mıdır?

İnsan çok ağır mutlak yoksulluk koşullarında bile keyfini bozmadan hayatını sürdürebilen bir varlıktır. İçinde bulunduğu koşullara uyum sağlama, koşulların gerektirdiği ölçüde irade gücü geliştirme yeteneğine sahiptir. Ormanda ya da dağda, ormana benzeyen kentlerde, hatta savaş koşullarında ya da beş parasız, yapayalnız kaçak yaşayabilir ya da işlemediği suçlardan ötürü kodesi boylayabilir.

Bütün bunlar insanın keyfini kaçırmaya yetmez. Küçük zaman aralıklarını değerlendirerek zihinsel yolculuklara çıkmak, bir kitabın ilk sayfasına gömülerek dünya değiştirmek, tesadüfen kulağa çalınan bir müziğe kapılmak, hatta tespih dizmek, el işiyle uğraşmak, bisiklet sürmek, böylece keyfi sürekli yenilemek her zaman mümkündür. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için keyfinin asla bozulmayan bir maneviyattan yapılmış olması gerekir.

Ancak bunun bir şartı vardır: gelecek duygusunu kaybetmemek, aynı zorlukları yaşayan başkalarıyla birlikte davranma umudunu canlı tutmak. Bu şart ortadan kalkarsa, insanın içe doğru (intihar) ya da başkasına doğru (cinayet) ya da dışa doğru (isyan) patlaması an meselesidir.

ÜÇ TAHLİL VE POLİTİK SONUÇLARI

İnsanların modern anlamda örgütlü olmadıkları, hukukun altın çağını yaşamak şöyle dursun siyasî iktidarın ve ona bağlı menfaat gruplarının bekçi köpeği hâline geldiği, sıradan insanın kendi tarihinden ve kültüründen gelen ortak değerleri kaybederek farklı değerler üzerinden başkalarıyla çatıştığı, normların bozulduğu, sosyal sınıfların toplumun içindeki yerlerini ve sınırlarını karşılıklı olarak görme yeteneğini gerçeklik duygusuyla birlikte giderek kaybettiği, sosyologların “anomik” dedikleri toplumlarda tekil bireyin özbilinci sakatlanır, varoluşu anlamsızlaşır ve kişi bir biçimde intihar eder.

Émile Durkheim, buna “anomik,” yani “herhangi bir kurala bağlı olmayan intihar” demiştir. “Çünkü kuralsızlık bir kızgınlık ve bıkkınlık durumu doğurur. Bu da, koşullara göre, ya kişinin kendisine ya da başka bir insana karşı döner. Birinci durumda kişi intihar eder, ikincisinde cinayet işler” (É. Durkheim, İntihar, Pozitif 2013, s. 377).

Biraz ağır olmakla birlikte, bu bir tahlildir. Bu tahlilden çıkabilecek politika insanlara örgütlenerek topluca hareket etme; kendilerini ezen şeye, siyasî iktidarın dayattığı kurallara isyan etme; tarihsel ve kültürel değerlere sahip çıkma; çatışmayı göze alarak mücadele etme çağrısı yapar. Burada amaç, kuvvetler ayrılığı olan bir devlet, normları olan bir toplum, örgütleri olan sınıflar ve bütün bunların uyumunu sağlayan demokratik bir anayasadır.

Peki intihar olaylarına, bilimsel sosyalist gibi duran bir yazarın “Muhalefet intihar olaylarını istismar ediyor” sözleriyle bakar ve işin aslını kurcalayanların “intihar güzellemesi yaparak cinayetlere zemin hazırlayan insanlık düşmanları” olduğunu söylerseniz, bu tahlilinizden nasıl bir politika çıkar? Bence iktidar yanlısı, iktidarın yanında her türlü muhalefete cephe alan, her konuda horozlanıyormuş gibi yapmakla birlikte, özünde kendi insanının akıbetine duyarsız, kendini aşırı önemseyen bir teslimiyet politikası çıkar.

Ya da intihar olaylarına ideolojik bir tahlil getirmek istersiniz. Mesela İslamcı bir gazete, Fatih’te siyanür içerek intihar eden kardeşlerin oturma odası fotoğrafında görülen Richard Dawkins’in Tanrı Yanılsaması adlı kitabından yola çıkarak, intiharın toplumu zehirleyen ateizmden kaynaklandığını iddia etti. Saçma olmakla birlikte bu tahlilin hiç olmazsa ideolojik bir altyapısı var; iktidar yalakalığı yok. Yani politik olarak diyor ki, gel kardeşim cami cemaatine katıl ya da bir tarikata intisap et, nasibine rızkına razı ol, bekle ki yüce Allah sana müstahakkını versin!

KİMİN İŞİNE YARAR?

Kitle hareketlerine gelince… Bugünün dünyasında kitle hareketlerinin tahliline dedektiflerin o ünlü “Cui Bono?” sorusuyla, yani “Kimin işine yarar?” diye başlarsanız, her türlü halk hareketinin karşısında ve o hareketleri ezen güçlerin yanında yer alırsınız. Eğer CIA’nın İran’ın 20 kentinde ve 100’den fazla yerleşim yerinde sıradan insanların ölümü göze aldıkları bir isyan hareketini başlatacak kadar becerikli olduğuna inanıyorsanız, tahliliniz sizi Devrim Muhafızları’nın ve Mollaların yanına yerleştirir. Orada kalırsınız, halkın arasına karışamazsınız. Kitle hareketine uzaydan gelmiş tuhaf yaratıkların eylemi gibi bakarsınız.

Zengin Mollaların yobazlığından ve zulmünden bıkan halkın haklı taleplerini savunacak, özgürlük ve eşitlik mücadelesine önderlik etmek için çaba gösterecek yerde, sırf Pompeo destekliyor diye isyanı bastırmakla görevli Devrim Muhafızları’nın yanında yer alırsanız, üç vakte kadar Mollalarla birlikte devrilmekle kalmazsınız, Pompeo’nun iktidarda görmek istediği adamların da yolunu açmış olursunuz. ABD’nin ambargo uyguladığı her ülkede halkın yolsuzluklara, yokluklara katlanarak başındaki hırsızlara uğursuzlara itaat etmesini istemek gibi bir antiemperyalizm yoktur.

Çok kutuplu dünyanın oluşmasından bu yana ABD dünyanın hiçbir yerinde 70’li yıllarda “Amerikancı cunta” dediğimiz şeyi yapamadı; ajan örgütler kurarak, turuncu devrim tezgâhlayarak dünyanın hiçbir yerinde netice alamadı.

Emperyalist kapitalist sistem iktidara kimi getirirse getirsin, isyan eden insanların hiçbir talebini karşılayamaz. Neoliberal sistem var olduğu sürece ABD, ülkelerin yönetimine geçici olarak hâkim olsa bile ayaklanmalar durmayacaktır. İnsanlar, emperyalist ülkeler deli gibi silahlanıp birbirleriyle savaşsınlar, kapitalizm yeni bir sermaye birikim modeli geliştirsin, böylece sistem kendi varlığından kaynaklanan krizi çözsün diye oturup beklemezler.

SIRADAN İNSANIN DEVLET ARAYIŞI

Neoliberal kapitalizm, insanların bir zamanlar “Devlet” diyerek güvendikleri kurumu çokuluslu tekellerin acentasına dönüştürerek devre dışı bıraktı. Özellikle kriz dönemlerinde, kamunun parasını kullanarak iktisadî dengeleri kurmakla ve sosyal refahı korumakla görevli bir fail olmaktan giderek uzaklaşan Devlet, günümüzde sadece kendi krizine çözüm bulmaya çalışan, ülkesinin ve halkının değil sadece kendisinden beslenen yeni zenginler sınıfının geleceğini düşünen bir baskı aygıtına, bir “anonim şirket”e dönüştü.

Çeşitli ülkelerde isyan eden insanlar, Amerika gelsin ülkemizi bölsün, bizi piyasanın kölesi yapsın diye ayaklanmıyorlar; insanlığın kaybettiği “demokratik, sosyal hukuk devleti”ni arıyorlar. Bu arayışa kayıtsız kalan adamdan ya da kadından ne sosyalist ne de milliyetçi olur; kitlelerin taleplerine polis mantığıyla yaklaşandan, aklınıza artık her ne gelirse, hiçbir şey olmaz. Bu yüzden, tahlillerinizi güncel politik itişmelerin üzerinden geleceğe doğru bakarak, uzun vadeli yapmaya çalışın. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

11 Yorum

  1. 27 Kasım 2019, 15:53

    Valla bazen edebiyattan tiksiniyorum , bu nasıl bir keşmekeştir , herkes aynı şeyleri evirip çevirip birbirine karşı söylüyormuş gibi yapıyor özde hepsi kendi satırlarına gömülüp kendini satmak peşinde , bahçe yanıyor sular kesik millet benim çişim daha iyi söndürür derdinde …

  2. Yazıları okurum ama yorumları da okurum. Bu ne şiddet bu ne celal arkadaşlar en hafifini kıvırarak da olsa ben yazmışım. Veryansın nerelerden doğdu, ilkeleri neler, neredeyse hiç olmayan destekçilerini, ne şartlarda ayakta durmaya çalıştıklarını, sanırım hepimiz ilk günden beri takip ediyoruz.
    Demiyorum ki koyun gibi takip edelim ama biraz tölerans fena olmazdı.

  3. ha birde hocam aşağıda yazıma ek olarak mb özelleştirme tartışmalarına kimlerin fişek attığına bir bakın. takip ettiyseniz özür.önce mhp başkanı durup dururken hayatı boyunca hakkında konuşmadığı mb için mecliste konuşuyor sonra son günlerde sizin papaz olduğunuz biri mb vatandır,vatanın olmalıdır tarzı konuşmalar yapıp yazılar yazıyor,reis susuyor.sonra o dediğim amigolar başlıyor ve gereği oluyor. önce seçim için yüklü para harcanıyor ve sonra 98-2001 krizlerinde bile yapılmayan yedek akçenin bütçeye eklenmesi yapılıyor. sonra ne mhp ne diğeri o konuda tek ses etmiyor)). bence tesadüf.. neo liberalizm mi dediniz))))))

  4. 22 Kasım 2019, 16:49

    Günümüzde dağdaki çobanından üniversitedeki profesörüne kadar hayatlarının her anını, şahsi çıkarlarını toplumun çıkarlarının önüne koyarak yaşayan bizim gibi kişiliksizleştirilmiş toplumlarda, kitle hareketlerine girişirken “kimin işine yarar?” sorusunu sorup ince eleyip sık dokumadan yola çıkarsanız, en yanınızda olduğunu zannetiklerinden öyle bir dayak yersiniz ki şaşar kalırsınız.
    Gezi olaylarının ilk gününde ben de onbinlerce insanla birlikte Taksim’e doğru yürüyordum. Yolda “hükümet istifa” diye slogan atarken, birlikte slogan attığımız insanların bir kısmı aradaki boşluklarda, “yahu biz hükümet istifa diye bağırıyoruz ama, bunlar giderse yerlerine kim gelecek” diyorlardı.
    Adam ruhunu öylesine şeytana satmış, geleceğini öylesine “beton taksitlerine” ipotek etmiş ki, attığı sloganın mevcut düzenin yıkılmasına yapabileceği “kelebek etkisinden” bile ölümüne korkuyor.
    Böyle bir memlekette siz, AKP ve müttefikleri dışında kalanları “AKP düzenine” muhalif zanneder, “kervan yolda düzülür” misali hesapsız kitapsız yola çıkarsanız, daha birinci dakikada kendinizi, sayıları taş çatlasın %5’i anca bulan gerçek vatanseverlerle baş başa bulur ve yok olursunuz.
    Pekiyi bizim durumumuzda yapılacak en rasyonel muhalefet tarzı nedir?
    Her ne kadar bundan ben de tiksinsem de, eldeki kumaş bu ve bence bu durumda bizlere pragmatizmden başka seçenek kalmıyor maalesef; Ya bu düzenin doğal yollardan yıkılmasını bekleyeceğiz, ya da becerebiliyorsak AKP’yi “yanlışlıkla savrulduğu doğru limanlarda” destekleyerek kendilerine yıktıracağız.
    Eldeki avuçtaki %3-%5 ile daha iyi bir fikri olan varsa söylesin.

  5. Yavuz Alogan Doğu Perinçek ve Vatan Partisi’ne giydireyim derken neoliberal …olma yolunda hızla ilerliyorsunuz. Zihniniz bilgi kutusu fakat hakikaten karışık. Çünkü ideolojik kılavuz yok. Böyle olunca kitle hareketi kimin işine yarar? sorusu gereksiz oluyor. Amaç kitle hareketi yapmak, kurtları dökmek… Siyasî iktidarı değiştirmek değil, sizin mantığınızda. Oysa Lenin sizin gibi düşünmemiş. Bir ideolojik ilke, ölçüt koymuş: Bir eylem emperyalizme karşıysa, emperyalizmi zayıflatıyorsa, geriletiyorsa veya emperyalizm karşıtı mücadeleyi güçlendiriyorsa desteklenir… Değilse desteklenmez. Amaç kitle hareketi değil, emperyalizmi geriletmektir. Kitle hareketi bunu sağlayıcı bir araçsa desteklenir.
    Yavuz Alogan karma eğitim ortadan kaldırılsın, diye bir kitle hareketi patlak verse destekleyecek mi? Hayır. Çünkü bu cumhuriyet devrimine karşı. Yani bir ilkeye göre değerlendirecek. Vatan Partisi de kendi Kemalist devrimi tamamlama programının öncelikleri kapsamında vatan savaşından iktidara, birleşen ve üreten Türkiye programına uygun siyasetler izliyor. Sizin önceliğiniz ABD ile birlikte AKP iktidarına son vermek. Buna ikna edemediğiniz için Vatan Partisi’ne giydirme çabasındasınız. Bu çaba saçmalamaya ve zırvalamaya dönüşüyor. Bence bir süre yazmayın. Saçmalamak zorunda değilsiniz. Bisiklet turu zihninize iyi gelecektir.

  6. Hicbir sekilde katılmadıgım yanlıs ve analıtık dusunceden ve jeoplıtık gerceklerden uzak bir yazi. Cok fazla ideolojik ve utopik saplantilar var. Sanirim gecmisinizde Marksist ideolojiye yakin olmaniz (duydugum kadari ile ancak emin degilim), konjekturu cok yanlis okudugunuz sonucuna varmis bulunuyorum.
    Insan’in temel icgudusune dayanarak konuya girmissiniz.
    “Ancak bunun bir şartı vardır: gelecek duygusunu kaybetmemek, aynı zorlukları yaşayan başkalarıyla birlikte davranma umudunu canlı tutmak. Bu şart ortadan kalkarsa, insanın içe doğru (intihar) ya da başkasına doğru (cinayet) ya da dışa doğru (isyan) patlaması an meselesidir.”
    Ondan sonra ABDnin bugunku cok kutuplu donemde eskisi gibi at kosturamayacagini varsaymissiniz.
    “Çok kutuplu dünyanın oluşmasından bu yana ABD dünyanın hiçbir yerinde 70’li yıllarda “Amerikancı cunta” dediğimiz şeyi yapamadı; ajan örgütler kurarak, turuncu devrim tezgâhlayarak dünyanın hiçbir yerinde netice alamadı.”
    Sonuc olarakta, dunyada su anda gordugumuz isyanlarin herhangi bir provakasyon olmaksizin (yani dis mihraklarin artik fazla bir etkisi olmadigini savunuyorsunuz) spontane toplumsal hareketler oldugunu soyluyorsunuz.
    “Çeşitli ülkelerde isyan eden insanlar, Amerika gelsin ülkemizi bölsün, bizi piyasanın kölesi yapsın diye ayaklanmıyorlar; insanlığın kaybettiği “demokratik, sosyal hukuk devleti”ni arıyorlar. ”
    Iran’daki, Hong Kong’daki sokak hareketlerinin insanlarin gelecek umudunun yok olmasina bagliyorsunuz.
    Gelelim gerceklere.
    ABD ve genelde bati eski gucunu kaybetmis olmakla beraber halen dusman gordukleri ulkeleri rahatca karistirabilecek guctedirler. Son ornegini Bolivya’da gorduk. Venezuella’da oldukca buyuk bir hibrit savas ornegi gosterebildiler. Iran’daki sokak hareketlerinin arkasinda ABDyi aramamak buyuk bir gaflet olur. Jeopolitik gercekleri kenara atmak anlamina gelir ki, ABD ve bati oligarsik guclerinin bu hareketlerin ardinda olmamasini ve bunu daha cok gelecek umudunu yitirmis halk kitlelerinin isyani olarak gormek, tamda emperyalist guclerin duymak istedigi seydir. Boyle haberleri bugun emperyalismin kontrolundeki neoliberal medyada okuyoruz. Sizin neoliberal oldugunuzu ima etmek istemiyorum, ancak kanimca dogmatik-idealist ve ideolojik sartlanmalariniz sebebi ile, pragmatik dusunme ve algilama yetenegi korelmis bir intiba veriyorsunuz.
    Honk Kong olaylari “ispatli-belgeli” bicimde ABD kaynaklidir. Ogrenci liderlerin ABD konsolosu ile ayni karede yer alan fotograflarina, ABD bayraklari sallamalarina, Trump gel bizi kurtar sloganlari atmalarina ne diyeceksiniz? Bunlari insan umudunun yokolmasi ile mi aciklayacaksiniz? Lutfen bu kadar saf ve idealist olmayalim.
    Ya su anki Bolivya’da ki Morales yanlisi halk gosterilerine neden hic deginmiyorsunuz? Cunku bu teorinize karsi bir durum mu? Lutfen tutarli olun.
    Sizin gibi idealist ekolden gelme bazi yazar ve cizerler sonunda kendilerini neo-liberal cukurda buluverdiler yada acilimci sozde sosyalist kamplara dustuler (kazandiklari sohret ve paranin da mutlak rolu var). Hasan Cemal, Cengiz Candar, Can Dundar gibileri buna iyi bir ornek olustururlar. Lutfen gercekler uzerinden dusunup, konusalim. Pragmatik ve Realist olalim. Analitik ve dialektik olalim. Ulu onder Ataturk’un en onemli vasiflarindan biri herzaman pragmatik ve analitik olabilmesidir. Sadece ideolojik cercevede dusunursek gercekleri pas gecebiliriz. Dunyadaki tum hatiri sayilir buyuk liderlere bakiniz. Basarili olmalarinin en buyuk nedeni ideolojilerinin yanisira saglam temelli bir dunya gorusune ve analitik dusunce yetenegine sahip olmalaridir.
    Yazinizin basligi “Olaylari tahlil ederken”, ancak tahlilinizin gerceklerden uzak bir hayal kirikligi yarattigini belirtmek isterim.

  7. hocam değerli bir yazı. çoğu iyi niyetli entelektüelin dahi düştüğü bir yanılgı var ki oda abd yi bir tek bir blok görme yanılgısı. siz bu yanılgıya düşmüyorsunuz.sonuçtada tam isabet tahliller oluyor.örneğin neo yapılar abd yi de bozmuştur ama bunu bu ülkede çok az insan anlayabilir. abd tektir onlara göre.güncel bir örnek, trump abd nin geneli orta sınıf liberallerinin desteklediği bir adam.neoliberaller pek çok üretim kolunu ucuz işgücü ve avrupa dahil gelişmiş ülkelerin üretim gücünü gevşetmek adına uzak doğuya vs kaydırdılar,bunun sonucu michigan,seattle gibi orta kuzey abd başta olmak üzere üretim haneler kapanmaya başladı ve bu dengesizliği para basıp dünyayı fonlamak gibi değişik yollarla ekonomiye yansıtmamaya çalıştı.trump başlarım böyle işe deyip reel işgücünü abd ye kaydırmak amacıyla bir kaç vergi koyunca,gene kaçak işçiliği önlemek için meksika sınırı önlemlerini arttırınca kıyamet koptu. adam deli meli ama kendi çapında haklı. şimdi efendim türkiyedeki sayın bir takım ulusal odaklı düşünen ki bende kendimi ulusalcı görürüm o ayrı. evet bu zevat bu işlerde sonuna kadar bizimde en büyük belamız olan neoliberallerin yanında yer aldı. her zaman öyledir. öyle kurgulanmıştır.yakından bir örnek vereyim,neoliberal iktisatçılar trump u suçlarken bak kardeş böyle yaparsan diğer ülkelerle bağ azalır,etki azalır,daha yalnız olabiliriz filan fıstık bir sürü şey dedi. e bunlar türkçeye çevrilince (işaret ettiğim kitle bireysel çeviri yapıp anlayacak çapta değil) bu geneli iktisatlı,mülkiyeli sözde düşünürler evrekaa diye koşmaya başladı.aynen şöyle dediler ve hala diyorlar.(ülkeler daha bağımsız olmaya mahkum,herkes evine dönüyor,abd yenildi,gücü bitti,yeni merkez şanghay vs. bizde bir şeyler yapalım) ne yapalım? bu ortamda bağımsız merkez bankası olurmu hiç,onu saraya bağlayalım.(sarayda da reis var tabi).reisinde canına minnet,sadece menderes döneminde bir kez bozulan,74 ambargolarında bile bozulmayan yedek akçe seçim çalışmaları için harcandı.buda yetmedi cumhuriyetin ilk yıllarından beri korunan mb takip ve karar alma mekanizması yok edildi,askeriyeden tut herşeyi bozan malum yapı orayı kendi hizmet birimine çevirdi. o artist kimi eski akademisyen kimi işsiz zevat ise o konuda arazi oldu.( saray görev verse hepsi her şeye hazır).kime yaradı bu vatansever aslanların duruşu? sadece bu konu değil her konuda abd yi tek bütün görüp şuursuzca oluşan tepki işe yaramaz ve döner dolaşır neo lara yarar. üçüncü dünya ülke insanlarındaki abd karşıtlığı neoliberallerin en büyük sermayesidir. iran konusunda ise zaten hepten haklısınız. ortaçağdan kalma yasalarla yaşamak istemeyen insanlara abd nin adamları diyen atatürkçü !!! ler yavaş yavaş o baskı düzenine doğru gidiyor,merak etmesinler.. ilginç zaman dilimleri bizi bekler . değerli görüşlerinizi devamlı bekliyoruz hocam.

  8. 22 Kasım 2019, 14:17

    Maalesef az gelişmiş ülkeleri sosyal sorunları başlarındaki çıkar odaklı politikacılar yüzünden çözülemiyor. Hal bu olunca, halkın talepleri zaman zaman halk haraketlerine dönebiliyor. Bu haraketler şayet Suud gibi bir ülkede olunca emperyalistlerce bastırılması desteklenirken, Venezuela, Bolivaya, İren gibi ülkelerde emperyalistlerce kullanılmak üzere destekleniyor. Şu gibi, Uygur Türkleri için Abd nin destek propaganda yapması.
    ABD’nin ambargo uyguladığı her ülkede halkın yolsuzluklara, yokluklara katlanarak başındaki hırsızlara uğursuzlara itaat etmesini istemek gibi bir antiemperyalizm yoktur.
    Demişsiniz, güzel, elbette o iktidar arsız hırsız ise ve bundan dolayı halkı fakirliğe mahkumsa desteklemek mümkün değil, ama bu durumda bile Abd nin önüne atılabilir mi, ülke çıkarları göz önüne alındığında? Diğer bir soru da Nereden biliyorsunuz ki bu fakirlikleri Abd ambargoları değil de yolsuzluklardan dolayı olmuş? Ülkelerindeki kaynakları batılı şirketlerden alıp devletleştirdikleri bilinen gerçeklerken, yolsuzluklarına dair kanıtlar ortada mı?
    İddialı cümleler kurarken ve buna dayanarak ithamler yaparken tahlil ettiğiniz numuneye pis bir şey karışıp karışmadığından emin olmalısınız. Değilse tahlil yanlış sonuçlar verir, ve hatta yanlış ilaçlar tavsiye edebilirsiniz.

  9. Güzel bir yazı olmuş. Kafa karışıklıklarına birebir. Team of Teams adlı kitabın yazarlarından biri Chris Fussell bir enstitünün konferansında Mısır’da kendini yakan bir adamdan bahsetti, hatırlayan var mıdır bilmem. Adam Tunus’lu bir pazarcıydı ve Kahire’de izinsiz meyve sattığı pazarda yetkililerce yaşatılan eziye dayanamayıp kendini yaktı. Bir insan evladının böyle bir şey yaşaması için ne yaşamış olması gerek benim aklım almıyor ama bu yazar, kendisi aynı zamanda yüksek rütbeli asker, diyor ki “oturup analiz yapıyorsunuz, uğraşıp çabalıyorsunuz ama kimsenin hesap etmediği, görmediği biri çıkıp kendini yakıyor ve tüm denge değişiyor” Elbette kendi lehlerine çünkü ortada mücadele halinde iki tane organize olmuş güç var biri sarsılınca meydan diğerine kalıyor.
    Durum buyken protestoculara karşı çıkarsak Molla lardan farkımız kalmaz dediğnizde. Düşünüyorum, evet haklısınız ama o ince ayar nasıl yapılacak? Böyle bir ayar yapıp insanları insanca nedenlerden desteklemek ama aynı zamanda ABD nin kontrolü eline alıp bambaşka eziyetlere kapı açmasına engel olmak mümkün mü? Bu olayların kendi doğal gidişatında ortaya çıktığı muhakkak, insanların çektiği ekonomik sıkıntılar ve buna neden olan ambargolarda tartışılmaz. Gel gelelim insanları insanca şartlar aradıkları için destek olalım dendiği anda bunun gideceği yeri de görmemek mümkün değil. İki uclu .oklu değnek. Belki birey olarak bizler için böyle düşünmek çok sorun değil ama bir sonuç alması somut adım atması beklenen hükümetler, yönetimler açısından sanıyorum böyle bir alternatif yok.
    Açıkçası şunu yazarken aklımdan geçmedi değil. Buna benzer bir sorun, bir gün Türkiye içinde güncel bir hale gelebilir mi? Eğer öyle ise bunun bugünden çözümü ne olabilir? Sanıyorum alternatiflerin olması bir çözüm olacaktır, elbette aklı hür, vicdanı hür alternatiflerden bahsediyorum yoksa bundan kastım ne Y-CHP dir ne MHP ne HDP ne İYİ parti ne de kurduk kuruyoruz diye yılan hikayesine dönen yeni partiler… Baraj etrafında dolaşanlar hiç değil, tüm Türkiye ye hitap edebilecek oluşumlar. Bu ihtimal yok deniyorsa bu gün olmasa yarın bu ikileme bizim de düşmemizin önünde bir engel yok, bundan sonrası da malum. Şu anki hükümetin de sık sık arkasına saklandığı gerçeklik bu değl mi zaten?

  10. 22 Kasım 2019, 09:46

    Sanıyorum bu yazı, geçenlerde Aydınlık’ta size yazılan makaleye cevap. Öncelikle Aydınlıkçı olmadığımı, sosyalistte olmadığımı, Aydınlıktan ziyade Veryansın Tv’ye daha yakın durduğumu başta söylemek isterim ki, tipik sürü davranışı tarafını tutuyor şeklinde düşünülmesin.
    Aydınlıkta ki yazıyı kimin yazdığını hatırlamıyorum ama okudum. Sizi de iyi tanımadığımdan, yazıdaki sizin hakkınızdaki ithamlar için bir karara varmamıştım. Şimdi yazınızı okuyunca her şey yerli yerine oturdu. Tam Aydınlık’ta hakkınızda bahsedilen kişisiniz. Aydınlık sizi doğru analiz, tahlil ve çözümleme yapmış. :)) Konudaki düşüncesinizi açıklıkla dile getirmek yerine flulaştıran, oradan buradan gereksiz felsefi masalları direkt geçip konuya geliyorum.
    Diyorsunuz ki, “Kimin işine yarar?” diye başlarsanız, her türlü halk hareketinin karşısında ve o hareketleri ezen güçlerin yanında yer alırsınız…… Bu tahlilden çıkabilecek politika insanlara örgütlenerek topluca hareket etme; kendilerini ezen şeye, siyasî iktidarın dayattığı kurallara isyan etme; tarihsel ve kültürel değerlere sahip çıkma; çatışmayı göze alarak mücadele etme çağrısı yapar. Burada amaç, kuvvetler ayrılığı olan bir devlet, normları olan bir toplum, örgütleri olan sınıflar ve bütün bunların uyumunu sağlayan demokratik bir anayasadır.”
    İnsan üstüne bir süre masal anlattınız ama insanı tanımaktan o kadar uzaksınız ki. Üsteki dediklerinizle insanı daima rasyonel davranan, her hareketi olumlu ve yararlı olan bir canlı yaptınız. Oysa gerçek tam tersidir. İnsan çok az veya çok az insan rasyonel, olumlu ve yararlı davranır. Zaten öyle olmasa idi insanlık tarihi de bugünde bunca acıyla dolu olmazdı. Örnekler le gidelim. Pkk “kuvvetler ayrılığı olan bir devlet, normları olan bir toplum, örgütleri olan sınıflar ve bütün bunların uyumunu sağlayan demokratik bir anayasamı istiyor.” Veya Türk ordusu Ankara önlerinde Yunanla çarpışırken, Koçgiri’de ayaklananlar bahsettiklerinizimi talep ediyorlardı….. Sizde biliyorsunuz ki bu örnekleri çoğalttıkça çoğaltırım. Yani bilimsel metolodijiye iddianız yanlışlanmıştır, çöptür.
    Sonra kimin işine yarar diyede düşünürüm, her türlü halk hareketinin karşısında da olmam. Karşısındakinin haksızlığını söylemek için bir iddia ortaya koyuyorsunuz ama baştan aşağı zırva yani. Düşünülmemiş bile. Markete gittiniz, ürünlerin fiyatına ve içeriğine bakarsanız alışveriş yapamazsınız diyorsunuz tam olarak. Böyle salakça bir şey olur mu yani. Kimin işine yarar diye düşünürüm. Benim işime yarıyorsa karşısında olmam, dünya kapitalizm’inin işine yarıyorsa olurum. Halk hareketlerini sorgulayamazsın çünkü sorgularsan hepsine karşı olmuş olursun diyorsunuz. Bu ne saçma sapan şey ya.
    İnsanların olayları ve olguları genelde ideolojileri ile tahlil etme durumuna gidecekleri var olan ancak doğru olmayan bir davranıştır. Yanlıştır çünkü, olguları doğru tahlil etmek için, yani bilimin amacını gerçekleştirmek için, tamda insanın subjektif durumunu konudan uzaklaştırmak yani dediğiniz şeyi yapmamak gerekir. Ancak insanların genel olarak dünyaya bakışı, kendi dünya görüşlerinin doğal sonucu olarak ortaya çıkar. Örnek ben bir Kemalist olarak ülkeyi ekonomik olarak kalkındıracak mükemmel çözümü susam. Bu gerçek bir islamcı için bir şey ifade etmez. Çünkü ona göre bu dünya zaten imtihandır. Ben laiklik getirerek, onun ahiretini yakmışımdır.
    Sizinde dünyaya kendi dünya görüşünüzle baktığınızı görmüş olduk. Emperyalizm yok, uluslarası sömürü yok….. Ne var ? özgürlük var, sosyal devlet arayışı var …….. İstediğiniz gibi düşünme hakkına sahipsiniz. Şaşırmadım. Attila İlhan’ın dediği gibi zaten biliyorum Türkiye’de yazıp çizenlerin tamamına yakınının ne olduğunu. Sadece Ahmet Altan’ın Veryansın Tv’de olmasına şaşırdım. Neyse ilerde Mustafa Kemal falan demeyin de, kimin sitesinde kimin yazacağına bizim karışacak halimiz yok.

  11. Tertemiz uyarı.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!