Rusya çekilebileceği son sınır hattını Ukrayna’nın sanayi bölgelerini ilhak ederek belirledi. Bu hattın (Donetsk-Luhansk- Zaparojye- Herson) kabul edilmesi hâlinde savaşın sona ereceğini ima ederken, hattın gerisine yönelik her saldırının Rus anavatanına yapılmış sayılacağını ilan etti.
Rusya’nın konvansiyonel savaşı sürdüremeyeceği, asker ve araç kayıplarını telafide zorlandığı, ilhak yoluyla çizdiği batı sınırlarına razı olunması şartıyla savaşı durdurmaya hazır olduğu anlaşıldı.
Putin’in Ukrayna’daki Rus ordu komutanını üç kez değiştirdikten sonra sertliğini Halep’te kanıtlayan “General Armageddon” lakaplı Sergey Surovikin’i bu göreve ataması, Rusya’nın beş askerî bölgesinden ikisinin komutanlarını görevden alması, bu arada resmî Genel Kurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’un hâlâ “kayıp” olması sahada işlerin iyi gitmediğini gösterdi.
Stalin II. Dünya Savaşı’nda Rus birliklerine telsiz telefon talimatlarıyla komuta etmiş fakat savaşın başında yaşanan ağır kayıplardan ders alarak, özellikle Stalingrad’dan sonra, en küçük taktik manevraya bile bütün komutanlara danıştıktan sonra karar vermiş, savaşı toplam profesyonel askerî akılla yönetmişti. Ukrayna savaşının ise esas olarak Kremlin’deki politik elit tarafından yönetildiğini, imkânların hedeflerin çok gerisinde kaldığını gördük.
ABD-İngiltere’nin başını çektiği Batı, Rusya’nın şartlı ve örtük barış teklifini dikkate almadı. Savaşı sürdürdü: kuzeyde Harkov doğusunda, güneyde Herson’da (dün gece Rusya’nın atadığı vali kentteki sivilleri tahliye kararı aldı) ilerleyen Ukrayna’ya askerî ve parasal desteği artırdı. Stratejik Kerç Köprüsü’nü en ilkel yöntemle (bomba yüklü kamyon) vurarak hem Rus istihbaratının zaafını ortaya koydu, hem de Rusya’nın sadece yeni batı sınırlarını değil Kırım’ı ilhakını da tanımadığını gösterdi. AB ülkelerini NATO’ya mecbur bırakmak için Avrupa’ya giden doğal gaz boru hatları inanılmaz bir pervasızlıkla tahrip edildi.
Kremlin’in Rus halkını topyekûn seferberlik şöyle dursun, kısmî seferberliğe bile psikolojik olarak hazırlayamadığı (ülkeden her yöne nüfus kaçışı); yaratacağı gelir kaybı Asya enerji piyasalarıyla kısa vadede telafi edilemeyeceği için (Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak’ın enerji kaynaklarını doğuya yönlendirerek ihracat potansiyelini koruyacaklarını belirtmesine rağmen) Avrupa’nın gazını tamamen keserek NATO ittifakında kriz yaratamayacağını; ve nihayet nükleer silah kullanamayacağını (Stoltenberg’in ikide bir “Rus nükleer tesislerinde hareketlilik yok” diye açıklama yaparak ilk vuruşun NATO tarafından yapılabileceğini ima etmesi) anlıyoruz.
Rusya zor durumdan çıkış aramaya başladı. Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında arabuluculuk yapması gündeme geldi. Ardından Putin çok önemli ve bizim için çok değerli bir teklifte bulundu. Avrupa’yı besleyecek büyük bir gaz dağıtım merkezini Türkiye’de kurmayı önerdi: “Sizi dünyanın en büyük enerji dağıtım merkezi yapacağım.”
Bu sözün kameralar önünde söyleniş tarzı her ne kadar ailesiyle kavga eden fakat evi terk etmeye cesaret edemeyen kızı “seni artist yapacağım” diye kandırmaya çalışan gazino patronunu akla getirdiyse de, Putin’in enerji politikasını güneye doğru genişletmek istediğini ve Türkiye’ye sarılarak Karadeniz üzerinden stratejik bir hamle yapmaya hazırlandığını anladık. Cumhurbaşkanımız biraz mahcup olarak konuyu kameralar önünde konuşmak istemediğini kibarca belli etti.
Gazprom Başkanı, Türkiye’nin AB sınırında bir gaz ticaret merkezinin kurulabileceğini söyledi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez “Tam teşekküllü bir çalışma gerekiyor fakat teknik olarak mümkün,” dedi.
Toplamda, Türkiye’ye gaz akışı sağlayan Mavi Akım ve Türk Akım’ın taşıma kapasitesinin genişletileceğini, Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa’ya yeni bir doğal gaz iletim hattının açılabileceğini anlıyoruz.
Gerçekleşmesi hâlinde bu proje, AB ülkelerinin Ukrayna krizinin maliyeti altında ezilmelerini önleyebilir; Türkiye ve Rusya’yı ekonomik bakımdan rahatlatabilir; hatta uzun vadede Rusya’yı ve Türkiye’yi de kapsayacak bir Avrupa güvenlik ve ekonomik işbirliği sisteminin temelini oluşturabilir. Kısa dönemde Türkiye’nin sahici ve tarafsız bir arabulucu rolü oynamasını sağlayabilir.
Peki, Saray rejimi buna benzer geniş bir perspektifi bilinçli bir tutumla benimseyip, ABD’nin iradesine karşı Türkiye’nin dünyanın en önemli gaz dağıtım merkezi (hub) olmasını sağlayabilir mi? Bu amaçla Avrupa ülkelerini ikna etmek için diplomatik bir seferberlik başlatabilir mi? Sayın Saray, Putin’in teklifini kabul ederek ABD’den gelecek şok, şantaj ve tehdit dalgalarını, mesela Rus ara mallarının satışına örtülü biçimde aracılık ettiği için Türkiye’nin maruz kalabileceği AB yaptırımlarını göğüsleyebilir mi? Yoksa seçimlere kadar Doğu’yla flört ederek Batı’dan destek sağlama taktiğini mi sürdürür?
Bunları bilemeyiz. Akıl öğretmek haddimizi aşar. Temenni ve hayallerimizi analiz olarak yazamayız.
Son zamanlarda küresel diplomasi alanında kendisine verilen arabulucuk rolleri nedeniyle bir tür “Alis Harikalar Diyarında” sendromu sergileyen Sayın Saray’ın ne yapacağını kimse bilemez. MIR Ödeme Sistemini sessizce kaldırdığı gibi, Putin’in cazip teklifini de bir süre dillendirdikten sonra rafa kaldırıp unutturabilir. Ya da gözünü karartıp ABD’nin savaş lobisine karşı AB ülkeleriyle Rusya’yı birleştirmeyi hedefleyen sahici bir diplomatik misyon üstlenebilir.
Uygun gördüğü kararı tek başına alacaktır.
ABD gezisinde “Ülkemizin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparız” diyecek yerde, yekten “Ukrayna’nın yanında yer almalıyız” diyebilen bir ana muhalefet partisi başkanı olduğu sürece sırtı yere gelmez, her türlü manevrayı yapabilir.
Mevcut savaşın esas olarak Pentagon ve arkasındaki Yankee petrokimya ve silah tröstleri ile Kremlin’deki dar bir politik kadro arasında sürdüğünü, daha şimdiden uzun vadeli bir yıpratma savaşına ve stratejik köşe kapmaca oyununa dönüştüğünü, AB’nin sokaktan gelen sert bir muhalefet Brüksel’i sarsmadığı sürece ABD’nin dümen suyunda gideceğini ve Çin’in dolaylı tutum stratejisini sabırla sürdüreceğini, Türkiye’nin ise mevcut pazarlıkçı (kararsız) tutumunu savaşın ileriki evrelerinde terk etmek zorunda kalacağını (nasıl?) unutmamak gerekir. [email protected]
Rusyanın önünde bir vatan savunması vardır..Parçalanma ve istila tehdidi ilerleyen zamanlarda görünür olacaktır …
1994’te Şükrü Elekdağ “İki buçuk Savaş Stratejisi” kavramını dile getirdiğinde Türkiye hazırlıklarını buna göre yapmıştı. Halen ülkemiz böyle uzun soluklu olabilecek bir savaşı sürdürme kapasitesine sahiptir. Dünyanın yarısı ile savaşmayı göze almış Rusya’nın konvansiyonel savaşı sürdüremeyeceği, araç ve malzeme kayıplarını telafide zorlandığını size kim söyledi? Sergey Surovikin’e “General Armageddon” lakabını sanırım batılılar takmıştır. Yani yine batı enformasyonu ile yazmışsınız. Ukrayna savaşının Kremlindeki politik elit tarafından yönetildiğini size Putin’in danışmanları mı fısıldadı? Yoksa Rusların cephe emirlerinin bir kopyası zat-ı alinize mi veriliyor? Okur yorumlarındaki “saray rejimi” konulu üslup eleştirilerine de katılıyorum. Ama hakkınızı teslim etmem gerekiyor. “Rüşvet, yolsuzluk ve her türlü rezalet” başlıklı yazınızda “Koskoca devlet başkanısın, elindeki yetkiler sonsuz. İnsan gestapo benzeri bir örgüt kurup yolsuzluğu daha denetimli, güvenli ve kendisi için daha faydalı hâle getirmez mi? Bunu bile yapamıyor. “Diktatör” sıfatı çok bol geliyor bence. Kendi teşkilatını denetleyemeyen, para kaçağını kontrol edemeyen, manosunu adil ve tatminkâr biçimde dağıtamayan bir mafya reisinin bile otoritesinden şüphe etmek gerekir” cümlelerini kurarken bu günkü yazınızda Sayın Saray ve Cumhurbaşkanımız ifadelerini kullanmışsınız. Gelişme olumlu bence.
kısaca Yavuz abi, Perinçek’in haklı olduğunu yavaş yavaş görmeye başlıyorsunuz. bakalım bunu kendinize itiraf edebilecek ve o andan sonra doğruyu yapabilecek misiniz merakla bekliyorum. bakalım veryansıntv bu yorumumu yayınlayacak mı?
Tesekkurler Ustad, degerli yazilarinizla kaliteli seviyede bilgilendirdiginiz icin.
Ya düzgün düzgün yazı yazıyorsun sonra gelip saray rejimi diyorsun.abicim ne demek saray rejimi? Türk milleti yüzde 52 oy vermiş.9 ay sonra bir daha seçim var.saray rejimi dememen için yüzde 60 mi almalı.yani hiç hoş bir laf değil.