Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Yıldızın söndüğü anlar

Yıldızın söndüğü anlar

featured

Aydınlık gazetesinden kendi isteğimle ayrıldıktan sonra bendeki Reis saplantısının azalacağını düşünmüştüm. Saplantı yazıları yavaş yavaş azalacak, yerini memleketin güncel sorunlarıyla ilgili yazılara bırakacaktı. Fakat öyle olmadı. Tam aksine, saplantı sürekli artış gösterdi. Elimde olsa Stefan Zweig’ı mezarından çıkarıp ona Reis’in biyografik romanını yazdırırdım. Kendisi romana nasıl bir isim verirdi bilemem fakat ben “Yıldızın Söndüğü Anlar” ismini önerirdim.

Çok ilginç bir siyasî karakter söz konusu. Kolay değil, ardında 200 yıllık demokrasi ve hürriyet mücadelesi olan doksan yıllık sert dokulu laik Cumhuriyet’i, bütün idarî ve iktisadî kurum ve kurallarıyla tasfiye ederek siyasî İslam’ın hâkim olduğu bir ümmet toplumu olmanın eşiğine getirip bıraktı.

Politik sezgileri, manevra kabiliyeti inanılmaz. Sürekli zıplayan, nüfuz alanını genişletmeye, servetini çoğaltmaya, laik toplumla hesaplaşmaya çalışan onca tarikatı, cemaati on parmağının altında on pire gibi tutup yöneterek ve semirterek bugünlere getirdi. Milleti ümmete, yurttaşı müşteriye dönüştürmek için azimle çalıştı. Memleketin bütün iktisadi varlıklarını, hatta topraklarını bile sattı; hastayı bile hastanelerin talep ettiği oranda kârlı bir ticari meta olarak tanımladı. Kimse sesini çıkarmadı.

İktidara yükseldiği, “demokrasi”yi savunduğu dönemde bütün liberalleri, Kemalist ulus-devlet anlayışıyla hesaplaşmaya hevesli demokrasi budalası işbirlikçi unsurları peşinden sürükledi. Açılım sürecinde Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına alarak 36 etnik gruba ifade ve örgütlenme özgürlüğü vaat etti.

Milletin derinlerden homurdanmaya başladığını gördüğü anda âni bir manevrayla, birlikte yola çıktığı insanlar da dahil olmak üzere peşinden gelenleri silkeledi. Bu kez en sert milliyetçi partiyle ittifak kurarak iktidara tutundu. Fakat büyük kazanımlar elde etmişti. Siyasî İslam’ı bütün siyasî partiler nezdinde dokunulmaz hâle getirmişti. Siyasî topluma “laiklik” kavramını unutturmayı başarmıştı. Bütün emekçi sınıfları fakir-fukara-garip-guraba’ya dönüştürmüştü.

“Aydınlanma Sempozyumu” düzenleyen bilimsel sosyalist bile “cumaları kazaya bırakırım, bayram namazlarını asla kaçırmam; neticede hepimiz Müslüman Türk milletinin fertleriyiz” gibi konuşmaya başladı. Saray’a gidip hükümdarın danışmanlarıyla poz vermekten çekinmedi. Geçmişte kendi yayın organlarında Salman Rüşdî’nin Şeytan Ayetleri’ni laiklik ve basın özgürlüğü adına yayımlayanlar, bu kez Yedi İklimin Sultanı Efendimiz’in güzelliklerini ve devlet adamlığını övmeye, hatta “Onun da kafasına işkembe geçirmişlerdi” gibisine derin analojiler yapmaya, Reis’in vereceği görevlere hazır olduklarını alenen ilan etmeye başladılar. Bu bir ideolojik hegemonya değilse, nedir?

Reis’in müthiş bir manevrayla Türk Ordusu’nu nasıl tasfiyeden geçirdiğini, askeriyenin kozmik evraklarını müstevlinin casus örgütüne nasıl teslim ettiğini, son ana kadar kendi iktidarını pekiştirmek için kullandığı fakat sabırla bekleyerek tam iktidara doğru hamle ettiği anda o namussuz ajan örgütünü, elbette uzlaşma kapılarını aralık bırakarak nasıl tasfiye ettiğini ve bu süreçten Türk Ordusu’nun başkomutanı olarak nasıl çıktığını anlatmaya gerek yok.

Muazzam bir politik sezgi, üstün bir manevra yeteneği olmadan böyle şeyler yapılabilir mi? Bir eli Chatham House’da öteki eli El Nusra’nın içinde; jeopolitiği kullanarak aynı anda hem ABD, hem Rusya, hem de AB’yle dans etmek, dostluk ve işbirliğini tehditlerle harmanlayarak, icabında tavizler verip icabında Kasımpaşa raconuyla posta koyarak manevra yapabilmek az şey midir?

Karizmatik, açık sözlü, güçlü hatip; davasını ve hedeflerini asla gizlemeyen bir lider. Daha geçenlerde, “Bir Müslüman dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir,” dedi ve ekledi: “… İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.”

Anayasasında hâlâ “laiklik” ilkesi yazılı bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu söylüyor ve siyasî toplumun içinden, üniversitelerden, sendikalardan tek bir ses yükselmiyor; tek bir toplu protestonun ihtimali bile kalmamış. İktidarın ucundan azıcık da bize ver, biz de vatan savaşına katılalım, ayrıca iş bağlarız, hariçten sermaye celp ederiz, görev isteriz diyenlerden kuvvetli bir laiklik savunusunu zaten beklemiyoruz. Fakat İlke ve İnkılâpları olan, Devrim Kanunları’yla kurulmuş bir ülkede, 17 yıl gibi kısa bir sürede böylesine hegemonik bir ortam yaratabilmek, kooptasyon (dahil etme, saflara kazanma) becerisi göstermek bir lider için büyük bir başarı değilse nedir?

Şimdi diyeceksiniz ki “Madem öyle, yıldız niye sönüyor?”

Büyük davaları olan siyasî iktidarlar geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiklerinde iktidarda kalmaya mahkûm olurlar. Bu mahkûmiyeti sürdürmenin iki şartı vardır: iktidardan beslenen sınıflara kaynak ayırmaya devam etmek ve değişim isteyen kitlelerde mutlu gelecek beklentisi yaratmak. Bu iki şart ancak Kuzey Kore ya da İran gibi kapalı rejimlerde ve bir yere kadar sağlanabilir. İnsanların zorlanarak da olsa her türlü bilgiye ulaşabildikleri, “demokrasi” görüntüsünü sürdürmek zorunda olan yarı açık rejimlerde avanta dağıtma imkânlarını kısıtlayan iktisadi kriz ve kitlelerde gelecek beklentisinin kaybolması sarayları yıkar, saltanatlara son verir. Halk homurdanır, oy vermez. Zengin sınıf başka partilerin etrafında toplanmaya çalışır. Böylece yıldız sönmeye başlar.

Ara çözümler, küçük reformlar, halkı rahatlatma çabaları çare olmaz. Alexis de Tocqueville’in (1805-1859) Fransız Devrimi’ni incelerken söylediği şu söz evrenseldir: “Kötü bir hükümet için en tehlikeli an genellikle reform yapmaya başladığı andır.”

AKP sahici bir reform yapamaz. Görünüşü kurtarmak için debelense de iktisadi krizin yükünü yoksullaşan halkın sırtına bindirmek, IMF’yle el altından iş yapmak, halkı uyutarak fedakârlığa razı etmek için şoven patlamalar yaratmak, mevcut tehlikeleri abartmak, büyük komplo teorileri oluşturmak, hatta savaş çıkarmak zorunda kalır.

İktidarda kalma girişiminde yandaşlara büyük görevler düşer. İktisadi krizin sorumluluğunu 17 yıldır ekonomiyi küresel vahşi kapitalizme teslim eden, dünyanın en görgüsüz yeni zenginler sınıfını yaratan siyasî iktidara yüklemek, bu iktidar yandaşlarının çıkarlarıyla çelişir. Krizin yükü halkın sırtına bindirilecek; halk tasarruf yapacak, bir çift öküzünün ve çorabının bir tekini bağışlayarak IMF programlarını andıran kemer sıkma politikalarıyla Saray’a yardımcı olacaktır. Almanya’da çalışırken ne kadar fedakâr, disiplinli ve çalışkan olduğunu kanıtlayan işçi sınıfı yabancıların kuracağı fabrikalarda ucuz işgücü olarak istihdam edilerek değer üretecek, böylece kriz aşılacaktır. İktidarın günahlarını sineye çekeceğiz, krizin yükünü sırtımıza alıp Saray’ın yanında duracağız. Öyle mi? Sayın Reis’in geniş bir mutabakat sağlamasını, siyasî toplumun göreve hazır unsurlarına başvurarak, “Arkadaşlar, ben yönetemiyorum, el atın da şu gemiyi hep birlikte yüzdürelim” demesini bekleyeceğiz.

Bu türden yandaşlığın en büyük tehlikesi, ulusalcı-kamucu bir hareketin yolunu tıkayarak insanlarda gereksiz beklentiler, sahte devrim hayalleri yaratması ve dolaylı olarak İmamoğlu ya da Babacan gibi işbirlikçi unsurların yolunu açmasıdır.

Türkiye o kadar basit bir ülke değil. Halkı aptal yerine koyanlar her hamlede kendi mezarlarını kazarlar.

Peki ne olabilir? Reis’in yıldızı sönerken, İmamoğlu ve Babacan gibi ipleri müstevlinin elinde olan pinokyo karakterler iktidarı devralırlar ve neoliberal iktisat politikalarını sürdürerek yeni bir dışa bağımlı baskı rejimi kurarlar ki bu durumda değişen bir şey olmaz. Ya da siyasî toplum kendi içinden bir Kurucu İrade çıkarır, özelleştirilen her şeyi kamulaştırarak “laik, sosyal hukuk devleti”nin temellerini yeni bir anayasayla inşa eder. Bugünün dünya ve ülke koşullarında ikincisine “demokratik devrim” diyoruz. Meşruti monarşiyi andıran şimdiki rejimi istemiyoruz. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 Yorum

  1. Ulusalcı kamucu hareketleri tam olarak hangi parti veya grup temsil ediyor ve halkta karşılığı nedir, bugün seçim olsa ne kadar oy alır, bu yazıda bu da olmalıydı. Hayatta bir olması istenenler var bir de gerçekler.

  2. Hocam “En sert milliyetçi parti ile ” değilde şöyle desek bilmem nasıl olur .” En sert milliyetçi parti olarak bildiğimiz ama gerçekte öyle olmadığı anlaşılan bir partiyle ” desek ! :-)) . Çünkü hiçbir gerçek Türk Milliyetçisi bu iktidarı destekleyemez! Desteklemez! Desteklerse kendini inkar olur !

  3. Hoş olmayan şeyleri yapmak zorunda kalmak! Neden bütünü göremiyorsunuz? Onlar kadar samimi anti-emperyalist varmı? Kuzu postu giyinmiş kurt NATO solcularını göremiyormusunuz? Etki ajanlarının yelpazedeki her görüşte mevzilenip küçük gördüğü bu guruba organize saldırıları da ? Kendini akıllı sanan her egoistin solcu kılığına girdiğini göremiyormusunuz? İktidarla işbirliği yapsalar da onların samimiyetinden şüphem yok. Tek başına iktidarın kontr-gerillayı tasfiye ettiğini düşünmüyorsunuz galiba! Samimi ve vatansever insanların eksiği veya yanlış gibi görünen hareketlerini hoş karşılamak gerekmez mi? Ayrıntılar önemli tamam

  4. Bazı itirazlarım olacak;
    Yazılarınızda “17 yılda” diyorsunuz sayın Alogan, ancak Kemalist cumhuriyetin 1945’ten sonra aşama aşama nasıl çürütüldüğünü, 2002’ye gelindiğinde laiklik, kamuculuk adına elde avuçta ne kaldığını bir düşünelim. O zmaan Tayyip Erdoğan’ın bir sebep değil, bir sonuç olduğunu göreceğiz. Nihai son şöyle planlanmıştı: Ülkeyi AB-D’ye esir etmek, etnik ve mezhepsel parçalanma…Tüm bu süreçte taşlar bir bir yerine otururken 2015’ten sonra başka bir dönem ve aşamaya geçildi. Yazının başında dediğiniz gibi, belki takıntı halinde reis muhalefeti bunu görmenizi engelliyor olabilir. Bu değişim sürecini ben televizyonun önünde çayımı yudumlayıp gözlemlemedim, bilakis Güneydoğu’da yaşadım. Çözülmüş, dağılmış ve kendini bırakmış bir devletin nasıl tekrardan sahneye çıktığını, bölgeyi, bölge halkını ve onun düşünüşünü derinden nasıl değiştirdiğini gördüm. Karamsar olmaya gerek yok, yeni bir siyasi düzen var. Ahlayıp, vahlamak yerine güncel sorunlara nasıl çözüm bulabiliriz onu düşünmeliyiz. Burada her pozitif çözüm sunana “saray yandaşı” muamelesi yapılmasını kabul edemiyorum.

  5. 6 Aralık 2019, 12:55

    Sayın Alogan,
    Şeriatçı iktidarın yaptıklarının böylesine duru bir şekilde farkında olup, hani adeta bunların ciğerini bilip de, kendi cenâhımızdan (kendi cenâhımızda olduklarını sandıklarınızdan) nasıl böylesine habersiz olabiliyorsunuz anlamak mümkün değil.
    Bu memlekette, sizin ifade ettiğiniz, benim de yürekten katıldığım görüşlerin peşinden gidecek kaç kişi olduğunu sanıyorsunuz?
    Örneğin, bu gün Y-CHP’ye oy veren insanların bir tanesinin, -bu düzen ekonomik olarak tepelerine çökmeden- “ulusalcı-kamucu” bir siyasi partiye oy vereceklerine inanıyor musunuz?
    Daha çarpıcı bir şekilde sorayım; Farzedelim ki, sandık başına gittiklerinde, bu insanların önünde sadece AKP ve bir de “ulusalcı-kamucu” bir siyasi partiden oluşan iki seçenek olsun. Hangisine oy verirler sizce?
    Yahu bu insanlar her aileden birer oylarını PKK’ya verdiler de, bize “yaralı parmağa işemek” bâbında bile bir oyu çok gördüler. Denedik yıllarca, gördük biliyoruz…
    Haydi sıradan seçmeni bir tarafa bırakalım, Vatan Partisi ilk kurulduğunda CHP’den ulusalcı oldukları için kovulmuş iki milletvekilinin (Birgül Ayman Güler ve Süheyl Batum) gözlerinin içine baktık, Vatan Partisine üye olsunlar da hiç değilse üç beş aylığına mecliste bayrak gösterelim, seçmen için bir motivasyon olsun diye.. Yok kardeşim, siyasi hayatları bittiği halde allem ettiler, kallem ettiler bir üyeliği çok gördüler bize. Bu arada Vatan Partisi ile ilgili bu söylediklerim benim şahsi fikirlerim ve Vatan Partisi örneğini, CHP, Atatürk’ün CHP’si olmaktan çıktığı andan itibaren, İşçi Partisiyle başlayarak oy verdiğim parti olduğu için verdim. Siz isterseniz yerine genel hatlarıyla aynı programa sahip başka bir siyasi partiyi koyun, hiç bir şey farketmez.
    Her şeye rağmen, keşke sizin düşlediğiniz gibi, CHP seçmeni, “ulusalcı-kamucu” bir siyasi parti için potansiyel seçmen olsaydı. Değiller maalesef. Bu düzenden besleniyorlar. Her zaman söylediğim gibi; AKP seçmeninin donanımı, AKP düzeninden ancak sadaka almaya yeter. CHP’ye oy veren kesim ise çok daha etkin bir şekilde bu düzenden pay alıyor.
    Bu saptamayı yaptıktan sonra, ben diyorum ki; Bu gün, lâf sırası geldiğinde, “ulusalcı-kamucu” bir siyasi partiyi ayakta alkışlayacak %50 bile olsa, sandıkta oy verecek %5 bulursanız öpün de başınıza koyun…
    Bu %5 potansiyel seçmenden %1’ini alan bir “ulusalcı-kamucu” babayiğit de çıkmadı henüz.
    Ve bence artık mevcut statükoyu değiştirecek bir tek parametre kaldı, o da; Bu düzen iktisadi olarak sürdürülebilir değil.. Yıkılıyor. Keşke CHP seçmeni vaktinde bunu görüp, bu düzenin karşısında yer alarak, düzen hepimizin tepesine çökmeden değiştirilmesine önayak olsaydı. Ama artık bunun olacağını da pek sanmıyorum.
    Bu durumda, bahtımıza lânet olsun ki bu seçmen profili, -sizin ifadenizle- hiç bir “ulusalcı-kamucu” siyasi partiye iktidarın karşısında duracak gücü de vermediğine göre, pekiyi geriye ne kalıyor?
    Ya bir avuç oyunuzla yeldeğirmenleriyle savaşacaksınız veya “siyasi ideolojiniz açısından stratejik alanlarda” iktidarın doğru yaptıklarını destekleyerek, “o alanlarda” olumlu bir katkı yapacaksınız.
    Başka bir seçenek var mı?
    %25 oy ile onyedi yıldır “ulusalcı-kamucu” hareketin önünde duranlar ve bu sayede AKP’yi iktidarda tutanlar varken, eldeki avuçtaki %0.3 (binde üç) oyla tek yapabilecekleri; İktidarın “ulusalcı-kamucu” nadir birkaç politikasına destek vermek olan bir partiyi “yandaşlık ve ulusalcı-kamucu hareketin yolunu tıkamakla” suçlamak hangi vicdana sığar?

  6. Benim söylemek istediğim şeyi, Cyrano De Bergerac daha kapsamlı olarak yazmış, ulusalcı kamucu hareketin ya da partinin diyelim şu anda halkta bir karşılığı yok, seçim kazanacak kadar yok diyelim. Ancak, “CHP seçmeni, “ulusalcı-kamucu” bir siyasi parti için potansiyel seçmen olsaydı. Değiller maalesef. Bu düzenden besleniyorlar.” kısmına da katılmıyorum. Olan bitendeki temel gerçek bana göre, sadece genel seçmen değil, şu anda CHP seçmeninin de belki %50’sinden fazlası, henüz böyle bir şeye hazır değil ya da bu olgunlukta değil. İnsanların, partilerin de bana göre en büyük kozu, insana/halka ne kadar dokunabildikleri, kendilerini düşüncelerini halka ne kadar geçirip kabul ettirebildikleri, halk son kertede ne politik makalelerdeki yönlendirmeler veya akıl oyunlarıyla, ne de hangisi dışarıdan kurgulanmış projedir hangisi değildir uğraşıyor.

  7. ben akp yi getiren gücün halen onu desteklediğini ve olası bir seçimlerden muaf tek adamlık duruımuna da destek vereceğini düşünüyorum.gidiş süreci kolay olmayacak gibi. . imamoğlu yada babacanın neoliberaller tarafından destek yada köstek görmediğini ve onların bir projesi olmadığını sanıyorum. ekonomiyi öyle bir hale soktular ki proje olan adama bu ekonomiyi bırakmazlar. bu karmaşık siyasi denklemle birlikte aynı zamanda ekonomik bir kaosa doğruda gidiyoruz. türkiye de ulusalcılık duygusu ise insanların genelinin içinde mevcut ve an itibarı ile ulusalcı bir parti yada o duyguları temsil eden başka bir oluşum bulunmamakta .bununla birlikte o duyguyu iyi bilen merkez sağ ve sol partiler çok aykırı hareket etmemeye de mecburlar. bu durum nereye gider ve nasıl sonuçlanır net tahminlerim yok ancak uzun vadede neoliberallerin planladığı gibi irtifa kaybetmeye devam ediyoruz.

  8. Onunuze koyduklari otu yediyseniz tayyip dusmanligindan baska bir kapiya cikamazsiniz zaten. Idealist romantik ve kitabi fikirlerle realizmden kopartilirsiniz, istisnai hadiseler idealizminizi yerle bir eder, bambaska yerlere savrulursunuz, Nihat abinin deyimiyle sizi suruklemek istedikleri selaleye dogru bir kutuk gibi hizla yol alirsiniz..Sonuc odakli dusunur ve eldeki gercek duruma gore hareket ederseniz bocalamazsiniz, en azindan ana yoldan cikmazsiniz..Asagida kuzgun isimli yorumcu cok guzel aciklamis…Helal olsun kuzguna..Birakin artik kolay yoldan tribunlere oynamayi..Tam bir mahalle baskisi altindasiniz ve tayyip dusmanligindan dem vurmasaniz kendinizi mahallenizde guvende hissedemeyeceksiniz belki de ne kadar atesli bir Ataturkcu oldugunuzu ispatlayamacaksiniz…Tuhh..Herkesin DIni gibi Ataturkculugunu de kimse tartamaz sorgulayamaz..Kimse kimseden daha fazla Ataturkcu veya daha dindar oldugunu Iddia edemez. Hep iddia edenler iyi bitirmedimi bizi…Yetti bitti bu muhabbetler artik. Daha gercekci olun ..Konunun bunlarla hicbir alakasi yok..2016 oncesi olmus olaylari 2016 sonrasi ile karistirmayin. Kafa bulandirmaya calismayin.. 2016 oncesi hatalarla İngilizce yazilmasi gereken yaziyi bugun yazarsaniz saptirma olur. O zamanlar bu yanlislari delikanli gibi sadece Nihat genc yaziyordu. Neredeydi digerleri…2016 sonrasi 1 hata var ise 99 dogru var..2016 dan 1945 lere kadar da tesbihte hata olmak derler 1 dogru varsa 99 hata var…Birakin bu takimciligi, mahalleciligi, intikamciligi artik..Hepimiz ayni evin fertleriyiz…Hep beraber asilalim kureklere..Yillardir Geri birakilmisligimizin acisini cikaralim..Bu halk kimi secmisse bir kez de bu halka inanalim da secilmislerin mesrulugunu bir gun olsun da sorgulamadan isimize gucumuze bakalim…60lar 70 ler 2000 ler velhasil tum eski gunler gecti artik. Kin tasiyanina yuk olur ancak…Kimseye faydasi yok, hele ki bu devlete ve millete…

  9. 7 Aralık 2019, 15:59

    Görüyorum ki; Biz solcuların, Cumhuriyet devriminin Atatürk’ün ölümüyle birlikte erozyona uğratılmaya başlandığına dair söylemleri, AKP’lilere bir tutunacak dal, bir can suyu olmuş…
    Şark kurnazlığı buraya kadar beyler, o iş öyle değil!
    Size gelene kadar devrimden sapmalar asla rejimin sınırlarını bile zorlamadı. SİZ ORTAĞINIZ FETÖ’YLE BİRLİKTE KARŞI DEVRİM YAPTINIZ!..
    Müflis tüccar eski defterleri karıştırır misali, ihanetinize Atatürk sonrasından başlayarak ortaklar arayarak bu işten yakanızı kurtaramazsınız!
    HEPİNİZ HESAP VERECEKSİNİZ!

  10. 7 Aralık 2019, 17:04

    Politik anlamda her sosyal grubun özlemlerinin,görüşlerinin farklı olması Demokratik toplumların gereğidir.Elbette, her grubu temsil eden görüş tutarlı, objektif ve toplumun refahını ve kalkınmasını temel almalıdır.Ülkeyi yalpalamalarla idare etmek, Cumhuriyet felsefesi hilafına hareket etmek, Ekonomiyi çıkmazlara sokmak, eğitimin kalitesini ve Cumhuriyetçi yapılanmayı lağv etmek,başta tarım ve hayvancılığı bitirmek ve dış ülkelere el açar hale getirmek, toplumun baskın kısmını icralı hale getirmek,işsizliği Cumhuriyet tarihinde görülmemiş noktaya getirmek …..daha sayılacak onlarca eleştiri konusu var ve hala toplum çıkış yolunu bilmiyorsa bilemiyorsa, biz Cumhuriyet çocukları gerçekten boşa soluklanmışız demektir.Burada söz konusu olan Vatandır, bu güzel ülkenin geleceğidir, Çağdaşlaşmanın, kuvvetler ayrılığının yeniden tesis edilmesidir, çocuklarımızdır, Hukukun üstünlüğüdür..ama , herşeyden önemlisi programdır , bu ülkede yetişmiş yürekli bilgili insanların öne çıkmaları gerekmektedir..ama bu basit bir yapılanma ile değil, kuvayi milliye ruhu ve inancı ile ortaya en kısa zamanda çıkmalıdır ve çıkacaktır..parlamenter bir sistemde anayasal bir sistem çerçevesinde bugün A partisinin , yarın B partisinin iktidara gelmesi kadar normal bir durum olamaz….yepyeni bir siyasi yapılanma, yepyeni bir vizyon Cumhuriyeti yeniden ayağa kaldıracaktır.

  11. Bu ulkeye hangi maskeyi takmis olurlarsa olsunlar kotuluk edenlerin Allah belasini versin. Burada bu maskelerin arkasindaki yuzler belgelerle ifsa edilmeye calisiliyor. Hicbir siyasi parti ve ya hicbir kisi bu ulkeden ve onun guzel insanlarindan daha kiymetli veya onemli degildir.Aksini dusunup oyle davranan kesinlikle cikar pesindedir. Burada fener galatasaray muhabbeti donmuyor ki… Bu ulkenin gelecegini dusunen bedeller odemis yurekli insanlar beyin firtinasi yaparak kafa patlatiyorlar. Kimisi tumevarim kimisi tumdengelimle…Yillardir ve halen de dusmanlarin bizlere uygulamaya devam ettigi yontem de geneli gizleyip istisnalari devamli olarak medyanin her turlu aracinda gostererek kitleleri tumevarima ulastirmaya calismak ve bu yonde fikir sahibi yapmak. Burada bu islere uyanmis kisiler gormek ne guzel..

  12. 11 Aralık 2019, 16:00

    Çok doğru belirtiyorsunuz. Ancak, bu bağlamda oynanan oyunun başından beri küresel merkezler tarafından kurgulanan ve yularını tuttukları “muhalefeti” dikkatli olmaya yönlendirenlere itaat edenlerin katkısını da unutmamak gerekir. Bu oyun bir bütün. Boşuna parti başkanları , en kritik dönemlerde değişip yıllar boyu koltuklarında oturmuyorlar.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!