ABD’nin çöküşü resmileşti! İşbirlikçiler panikte

Hüseyin Vodinalı yazdı...

ABD’nin çöküşü resmileşti! İşbirlikçiler panikte

NATO fikri de onlardan çıkmıştı.

Hem de 2. Dünya Savaşı daha başlamamışken. (1)

Şimdi resmi çöküş haberini de onlardan aldık.

Gerçi biz Kemalistler 20-25 senedir bunu söylüyorduk ama inanan pek azdı.

Şimdi herkes kabul ediyor.

Evet ‘onlar’ derken, İngiltere’den söz ediyorum.

Bir zamanların üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu’ndan.

İngiliz Savunma Bakanı Ben Wallace, ABD’nin artık bir süper güç (emperyalist hegemon) olarak kabul edilemeyeceğini resmen açıkladı. 

Spectator Dergisi’ne 2 Eylül’de bir demeç veren Bakan Wallace, Afganistan'dan çıkışın İngiliz gücünün dünya sahnesindeki sınırlarını gösterip göstermediği sorulduğunda, "İngiltere'nin bir süper güç olmadığı aşikar" diyerek başladıktan sonra okları ABD'ye çevirdi.

Amerika’yı kasteden Wallace, "Fakat bir şeye bağlı kalmaya da hazır olmayan bir süper güç, muhtemelen bir süper güç de değildir. Bu kesinlikle küresel bir güç değil, sadece büyük bir güç” dedi.

Ben Wallace, ABD’nin artık süper değil sadece büyük bir güç olduğunu açıklarken, dünyanın çok kutupluluğunu da tescillemiş oldu.

ABD’NİN YENİLGİSİ SONUN BAŞLANGICI 

Amerika’nın Afganistan’dan çekilmesi sürpriz değildi.

Bu biliniyordu.

Sürpriz olan çekilme şekliydi.

Müttefiklerine, işbirlikçilerine, maşalarına aklınıza kim gelirse gelsin herkese ibretlik bir ders oldu bu kaçış.

ABD Başkanı Joe Biden, Savunma Bakanı Austin Lloyd ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley, efsane bir rezalete imza attı.

Önce verilen tarihten önce gece yarısı elektrikler kesilerek üsler boşaltıldı.

20 yıl boyunca en az 2 trilyon dolar harcanan Afganistan Devleti projesi bir günde çöpe atıldı.

Aylar öncesinden orduya maaş ödemeleri kesildi.

Doha’da Taliban ile yapılan görüşmelere Afgan hükümeti dahil edilmedi.

Taliban ile ABD arasında belli ki bir anlaşma yapıldı.

Bunu, 24 Ağustos’ta Kabil’e uçan CIA Başkanı William Burns’ün sürpriz Taliban görüşmelerinden de çıkarıyoruz.

ABD kaçarken sadece silahları bırakmadı, kendisi için çalışan herkesin biyometrik bilgilerini de Taliban’a verdi.

Üstelik bu anlaşmalarla ilgili olarak en yakın müttefikleri olan İngiltere’ye bile doğru dürüst bilgi vermediler.

Hele NATO müttefikleri Almanya ve diğer Avrupa devletlerine hiç haber vermediler.

Bir anda apar topar kaçtılar.

200 hava aracı, 600 bin ateşli silah, 75 bin zırhlı araç olduğu gibi Taliban’a bırakıldı.

Ayrıca video görüntülerinde de izliyoruz, odalar dolusu matbaadan yeni çıkmış Amerikan dolarları da Taliban teröristlerine bırakıldı.   

Vietnam’dan kaçarken en azından imha etmişlerdi.

Şimdi belli ki anlaşma çerçevesinde Taliban’a yüklü miktarda silah verilmiş oldu.

ABD şöyle bir hesap yaptı; “Taliban nasılsa istikrarlı bir devlet kuramaz, onlar yapmayı değil yıkmayı biliyor, biz ellerine dolu silahları verelim birbirlerini ve bölge ülkelerini vursunlar, Afganistan’dan başlayacak göçler de İran, Pakistan, Türkiye, Tacikistan, Özbekistan ve Çin gibi hedef ülkelerin başına bela olur nasılsa!”

Tipik Amerikan kaos planı yani.

Ama evdeki hesap çarşıdakiyle çelişti.

Bir kere bölge ülkeleri, İran, Rusya ve Çin başta olmak üzere hepsi de Taliban ile ayrıca görüşüyor ve belirli anlaşmalar yapıyordu.

Tahran, Moskova ve Pekin’in Taliban ile bire bir görüşmeleri en azından 7 yıldır yürüttüklerini biliyoruz.

Türkiye de epeydir görüşüyor.

Ankara’nın klasik hatası, bu noktada da Amerikan ekseninden ayrılmayı göze alamamak elbette.

Devlet kayıtları dışında yapılan Erdoğan-Biden görüşmesinde konuşulanlar başımıza sadece bela oldu.

Biden tüm müttefiklerine attığı gibi Türkiye’ye de kazığı attı.

Afganların Türkiye’ye yollanmasıydı bu kazık.

Kabil Havaalanı işi de muhtemelen akim kalacak.

O havaalanı neden bu kadar önemli tahmin edersiniz!

Afganistan’ın en büyük ihraç ürünü nedir sizce?

Lapis Lazuli değil herhalde.

AMERİKAN DOSTLARI PANİKTE

ABD’nin Afganistan’dan çekilme süreci düşmanlarını mutlu ederken, dostlarını paniğe sevk etti.

İngiltere’den daha öfkelisi İsrail idi. 

Bölgesindeki tüm planlarını ABD ile yürüttüren İsrail, bir anda endişeye kapıldı.

ABD, Afganistan’dan kaçtığı gibi, ya Suriye ve Irak’tan da çekilirse halleri nic’olurdu?

Bakın 17 Ağustos’ta Times of Israel gazetesinde çıkan Lazar Berman imzalı yazı ne diyor:

“Trajedi İsrail'den yaklaşık 4.000 kilometre uzakta ortaya çıkıyor olsa da, Kudüs ve ortaklarının ve düşmanlarının önümüzdeki aylarda yapacakları seçimler için önemli sonuçları olacak.

On yıllardır Washington'a sıkı sıkıya bağlı olan İsrail için kötü haber olduğu açık. Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü'nün kıdemli bir üyesi ve İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski dış politika direktörü Micky Aharonson, ‘ABD zayıf olarak görüldüğünde, bu İsrail için en basit ifadeyle kötü bir durum’ diyor.

Dünyanın en yetenekli istihbarat aygıtının, yirmi yıldır yakından ilişkili olduğu bir ülkeyi bu kadar kötü bir şekilde yanlış okuduğu fikri, Amerika'nın dünyayı okuma ve şekillendirme yeteneklerine güven vermiyor - özellikle de Irak, İran, Libya ve daha pek çok ülkedeki bir dizi yüksek profilli istihbarat başarısızlığından sonra.”

Bu arada İsrail’in can düşmanı İran da gelişmelerden memnun.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Şemhani, “Vietnam, Afganistan ve Irak’ta ABD’nin başına gelen olaylar, işgalci Siyonist Rejim’in de kaçınılmaz kaderidir” diyerek olaya noktayı koydu.

Amerika’daki İsrail lobisi de korku içinde.

Amerika Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü kıdemli üyesi John Hannah, “Dünyanın en güçlü ulusu ne zaman aşağılayıcı bir dış politika başarısızlığı yaşasa, bundan kendi caydırıcılıklarını ve ulusal güvenliklerini stratejik ortaklıklarının güvenilirliğine dayandıran İsrail gibi ülkeler de etkilenir" yorumunu yaptı.

Sadece İsrail değil, ABD’ye adeta göbeklerinden bağlı Körfez Arapları da patronları hakkında endişeli.

İsrail Dado Disiplinlerarası Askeri Araştırmalar Merkezi'nin çağdaş Orta Doğu tarihçisi ve araştırmacısı olan Moshe Albo, “Bundan sonra her koyun kendi bacağından asılmaya bakacak” diyor.

Albo şöyle devam ediyor: "Körfez'dekiler kendilerinden başka kimseye güvenemeyecekleri sonucuna varacaklar. Eğer Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn veya Amerika'ya yakın olan başka biriysem, Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkimi sorgular ve onunla yeni bir işe başlamamın akıllıca olup olmayacağını iyice bir düşünürüm”.

Sadece İsrail ve Körfez Arapları değil, Avrupa da ABD’nin Afganistan fiyaskosu sonrası şapkayı önüne koydu.

Afganistan'da ABD birliklerinin çekilmesinin ardından Avrupa ülkelerinin tahliye işlemlerini durdurmak zorunda olması, AB yönetimini, ABD'ye askeri bağımlılık konusunda harekete geçirdi.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel AB'nin kendi ortak savunma gücünü kurması gerektiğini söyledi.

Slovenya’nın cennet köşesi Bled’deki Avrupa’nın Geleceği başlıklı strateji forumunda konuşan Michel ABD’siz yol haritasını da çiziverdi.

Avrupa'nın bağımsız bir güç olabilmesi için 3 ayaklı çalışması gerektiğini söyleyen Charles Michel, "Birincisi, ekonomik gücümüzü daha da arttırmak; ikincisi komşuluk ilişkilerimizi güçlendirmek. Bunun anlamı, Doğu Balkanlar'ı güçlendirmek, Doğu ile ortaklık ve Afrika ile müttefik olmak. Üçüncü nokta ise yeni savunma ve güvenlik kapasiteleri yaratma gerekliliği" dedi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell daha diplomatik bir dille ABD’ye ‘bye bye’ dedi: “Bu krizi (Afganistan rezaletini)  transatlantik ilişkimizi daha dengeli bir şekilde inşa etmek için kullanmalıyız”.

Peki ya ABD’nin “düşmanları” ne diyor bu konuda?

Mesela Rusya’nın 21 yıllık lideri Putin ne düşünüyor, herkes merak ediyor.

2 gün önce Vladivostok’ta düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu’nda konuşan Putin, ABD'nin derin kusurlu olduğunu söyledi:

"ABD güçleri 20 yıldır bu topraklarda bulunuyordu ve sonuç Amerika Birleşik Devletleri ve Afganistan topraklarında yaşayan insanlar için sadece trajedi ve can kayıpları oldu. Yani netice insani bir felakettir."

Putin, ‘ABD’nin küresel liderliğinin sonu geldi’ filan demedi, çünkü bunu Münih’te 2007’deki NATO Zirvesi’nde zaten söylemişti.

Ama Çin, ABD hegemonyasının sonunu “resmen” açıkladı.

Tıpkı İngiliz Bakan Wallace gibi.

Çin’in resmi yayın organı CGTN’de çıkan “Amerikan Çağı’nın Yüz Kızartıcı Sonu” başlıklı bir analiz yazısında aynen şu ifadelere yer verildi:

“Geleceğin tarihçileri, 30 Ağustos 2021’i Amerikan döneminin sonu olarak hatırlayacak. Amerika Birleşik Devletleri son 20 yıldır, bir gün terörizmin kökünü kazıyacağı, Taliban’ı yeneceği, ülkede işleyen bir demokrasi kuracağı ve askerlerinin ülkeye zafer içinde döneceği rüyası ile askerlerini Afganistan’a gönderdi. Ve Amerika’nın ülkedeki varlığının son haftalarında ABD’nin desteklediği hükümet çöktü, Taliban iktidara geldi, bir intihar saldırısında 13 Amerikan askeri öldü ve Amerikan insansız hava aracı 6 çocuk dâhil 10 kişilik bir aileyi öldürdü.”

Bu arada ABD’nin havaalanı saldırısı sonrası sözde IŞİD hedefi diye vurduğu evde ölen 6’sı çocuk 10 kişilik ailenin bir üyesinin Amerikalılara çalıştığı ortaya çıktı.

Yani ABD işbirlikçilerini satmakla da kalmadı, bilfiil öldürdü de.

Bilumum maşalara duyurulur.

BIDEN ZOR DURUMDA

ABD’nin içi de en az dışı kadar karışık.

ABC News / Ipsos’un 29 Ağustos’ta yayınlanan bir araştırmasına göre, Amerikalıların yüzde 71’i Amerikan askerlerinin ABD’ye yardım eden Afganlar tahliye edilinceye kadar Afganistan’da kalması gerektiğini düşünüyordu.

Ancak Biden yönetimi kaçarcasına uzaklaştı ve tam bir rezalete imza attı.

Bu olay, Amerikan kamuoyunda da infial yarattı.

Sosyal medyada Biden ile dalga geçtiler.

Ünlü antik Çin stratejisti Sun Tzu’ya gönderme yaparak, ona Joe Tzu dediler ve ağzından şunu yazdılar: “Çekilirken her zaman silahlarınızı düşmanlarınıza teslim edin ve size yardım edenlerin tam listesini onlara bırakın!”

Biden’a halk desteği yüzde 48 ile ilk kez yüzde 50’nin altına düştü.

ABD’de kendilerini “Flag Officers 4 America” (Amerika İçin Sancak Subayları) olarak adlandıran 87 emekli general ve amiral yayınladıkları açık mektup ile Savunma Bakanı LIyod Austin ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley'in istifasını istedi.

Askeri Sınai Kompleks (MIC) olarak da adlandırılan Amerikan ordusu ve Pentagon, uzun bir süredir hem içeriden, hem dışarıdan eleştiri ve tartışmaların odağında. Yaşlı ve yorgun Biden, Irak ve Suriye’den çekilmek istiyor ve bu sistemin hedefi oluyor.

Bu düzenin ağırlığına şöyle bir örnek vereyim: ABD'deki en büyük 50 düşünce kuruluşu, ABD hükümeti ve silah şirketlerinden yılda 1 milyar dolardan fazla para alıyor. Bu miktar, İrlanda’nın yıllık askeri bütçesinin tamamına eşdeğer.

Öyle bile olsa küresel hegemonya artık bitti.

Dünyaca ünlü Türk stratejist Amiral Cem Gürdeniz, yıllardır ABD donanmasının artık dünyaya hakimiyet kuracak kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor.

Gürdeniz ABD hegemonyasının artık bir yanılsamadan ibaret olduğunu söylediği için sürekli hedef de oluyor.

Çünkü maalesef Türkiye’deki müesses nizam ABD etkisinden çıkabilmiş değil.

İşin ilginci muhalefet de ABD’ye ses çıkarmıyor.

Matbaanın 300 yıl geç girdiği düşünülürse Türkiye’nin dünyayı genel olarak iyi okuyan bir ülke olmadığı aşikar.  

Bunda sadece 16 yıllık muhteşem Atatürk dönemi (1922-38) koca bir istisna sayılabilir.

Bizler işte bunun için 15 yıldır yazıp çizip aynı şeyleri söylüyoruz.

Hani bir şeyi 40 kez söylersen olurmuş derler ya.

Bir kez daha söyleyeyim de en azından içim rahatlasın;

ABD battı, batıyor, biz Atatürk gibi yapmalıyız!

 

KAYNAKLAR:

  • İngiltere 2. Dünya Savaşından önce NATO’yu tasarlamıştı. Sayfa 119 - Deniz Mecmuası sayı 21 – Pankuş Yayınları