ABD’nin uzun ve acılı vedası... ‘Eski Türkiye’nin umutsuz bekası

Hüseyin Vodinalı yazdı...

ABD’nin uzun ve acılı vedası... ‘Eski Türkiye’nin umutsuz bekası

İngiltere’nin küresel hegemonyası 17. yüzyılda denizaşırı sömürgelerle başladı.

19. yüzyılın başlarında en büyük rakip Fransa’yı mağlup etmeleriyle yaklaşık bir asır boyunca kesin bir hükümranlık süreci yaşadılar.

Üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı öncesi artık bitkin ve yıpranmıştı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan galip çıksa da artık hegemonyasını daha fazla sürdüremeyeceğini biliyordu.

Eski sömürgelerde kıpırdanmalar başlamıştı.

Özellikle “Hasta Adam” Osmanlı İmparatorluğu sonrası, hem Komünist Sovyet Rusya’nın ortaya çıkması, hem de Mustafa Kemal Atatürk’ün “mazlum milletlere” bağımsızlık yolunda ‘kötü’ örnek olması, İngiliz derin düşünce merkezince dikkate alınıyordu.

2. Dünya Savaşı sonrası yumuşak geçiş yaptılar ve emperyalizm bayrağını Amerika’ya devrettiler.

Öyle ya ABD çok büyük bir ülkeydi.

Zengin kaynaklara ve gelişmiş bir üretim kapasitesine sahipti.

Anglo Sakson İmparatorluğu artık yaşlı kıtada değil yeni dünyada devam edecekti.

İngiliz ‘kuzenler’ yeni Yanki hegemonyasına “know how” desteği verecek, pafta ve kadastro yardımı yapacaktı.

1945 sonrası kurulan iki kutuplu dünya, 1990’da tek kutupluya dönüştü ve fakat imparatorluklar çağında görülmemiş derecede kısa sürdü bu Amerikan ‘saadet’ devri.

2008 itibarıyla dünya artık yeni bir yerdi.

Asya’dan doğan çok kutuplu bir dinamik artık küresel gelişmelerde belirleyici olmaya başlamıştı.

Çin Halk Cumhuriyeti, eski SSCB’nin yerini almış, ancak onun yaptığı hataları yapmamıştı.

Üstüne üstlük Çin’in eski düşmanı Sovyetler yerine artık yeni müttefik Rusya vardı.

Dünya ideolojik temelli bölünme döneminden sonra jeopolitik bir dağılıma girmişti.

Çin komünist de olsa, esasen pragmatistti.

Karma ekonomik yapısıyla ve güçlü üretim-ticaret dinamikleriyle, adeta Atatürk’ü takip ediyordu.

Onun “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir” şiarını da elbette.

Şanghay Üniversitesi’nden şu anki Devlet Başkanı Şi Cinping’in danışmanlığını da yapan bir ekonomi profesörü bunu Türk meslektaşlarına bizzat teyit etmiştir.

ABD ise doların rezerv para olmasının verdiği rehavetle sofistike üretimi, temel bilimleri adeta terk etti.

Silikon vadisi ve genetik mühendisliği dahi endüstriyel askeri kompleksinin emrine verdi.

ABD altyapısı o kadar eskidi ki, artık köprüler demiryolları çürümeye başladı.

Biden Yönetimi, “Amerikan İstihdam Planı” adını verdiği 2.3 trilyon dolarlık “altyapı” yasasını sundu.

Ancak bu miktarın ancak yüzde 32’si (750 milyar dolar) gerçekten altyapı için harcanacak, gerisi renkli ama içi boş sosyal projeler vs. için ayrılmış.

Bu yılın mart ayında Amerikan İnşaat Mühendisleri Odalar Birliği (ASCE) bir rapor yayımladı.

Buna göre Amerika'nın eskimiş otoyol, köprüler, demiryolu, elektrik şebekesi, su sistemleri için en az 6 trilyon dolara gereksinim duyuluyordu.

(ASCE raporu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 617.000 köprünün %42'sinin en az 50 yaşında olduğunu ve % 7.5'inin kötü durumda olduklarını belirtiyor. Sadece köprü onarımı için acilen 125 milyar dolar gerekli. Otoyolların %40'ından fazlasının da kötü veya vasat durumda olduğu belirtiliyor.)

Çin ise tam tersine altyapı yatırımlarına hız verdi ve tüm ülkeyi temiz enerji, yeşil ekonomi ve hızlı tren ağlarıyla ördü.

Biden’ın asıl olayı Amerika’yı yeniden ayağa kaldırmak değil, Amerikan hegemonyasını küresel çapta yeniden tesis etmek.

Bunun için NATO’ya güveniyor.

NATO’yu sadece Rusya değil, Çin’i de kuşatacak bir kıvama getirmek için 14 Haziran’da büyük bir çıkış yapmayı planlıyor.

Türkiye’de hem ekonomik, hem siyaseten zor durumda olan Tayyip Erdoğan ise Biden’ın hırslı NATO planlarına bel bağlıyor.

Türkiye’nin vazgeçilmez jeopolitik konumunun yine bir çıkış yolu açacağını düşünüyor.

Ama dünya artık 2008 veya 2018 dünyası değil.

ABD, 1945’ten 75 yıl sonra artık yorgun ve obez bir hegemonumtrak.

Siyasal İslam ve özelinde Müslüman Kardeşler tüm dünyada dışlanmış durumda.

Suriye’de artık Rusya’nın yanında Çin de var. (ÇHC Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a seçim tebriği mesajında Suriye’ye ciddi ekonomik ve siyasi destek vaadinde bulundu)

Dolar-Donanma denklemini korumaya çalışan ABD, İsrail’in İran’a saldırmasını önlemeye çalışıyor.

Ortadoğu’da oyun kuruculuğunu yitiriyor.

Afrika ve Güney Amerika’da da öyle.

Ağırlığını sadece ve sadece dolar hegemonyasına asli tehdit olarak gördüğü Çin ve Rusya’nın üzerine yıkıyor.

Moskova ve Pekin’in adım adım ilerlettiği ‘dolarsızlaşma’ stratejisi her geçen gün yeni taktik zaferlerle sonuçlanıyor.

Ukrayna’yı Rusya üzerine sürmekten son anda cayan Biden, Almanya üzerinde kurduğu Kuzey Akım 2 baskısından da şimdi vazgeçti.

Tüm ağırlığını NATO ve onun stratejisinin uzantısı vekalet savaşlarına koysa da son tahlilde atacağı cüretkar bir adım tıpkı 2008’deki Gürcistan hezimeti gibi kayıpla sonuçlanacaktır.

ABD, henüz 1946’da 20 Sovyet kentine, 1948’de ise 200 Sovyet kentine nükleer saldırı planı yapmıştı.

Sovyetler Birliği’nin gelişen nükleer gücü bu planlara engel oldu.

1958’de Tayvan boğazı krizinde Çin’e nükleer saldırı önerisini asker kökenli Başkan Eisenhower reddetti.

1962 Küba füze krizinde az daha Jüpiter füzelerine haberi bile olmadan ev sahipliği yapan Türkiye okkanın altına gidiyordu.

ABD şimdi de yeni bir nükleer gerginlik peşinde.

Bunun ana hedefi ise Çin’in “oyun değiştirici” Kuşak ve Yol girişimini engellemek.

Türkiye ise bir kez daha Atlantik çıkmazında.

Mevcut ekonomik ve siyasi yapısı Ankara’nın hareket alanını fena halde daraltıyor.

Hele ki özünde bir Atlantik projesi olarak 20 yıldır iktidarda bulunan AKP ve Başkanlık sisteminin geldiği nokta tam bir iflas noktası.

15 Temmuz FETÖ/NATO darbe girişimi sonrası ibresini bir Rusya, bir ABD, bir Çin tarafına yönelten AKP artık dümeni kırık bir gemi gibi sürükleniyor.

Hatta ‘denize düşen yılana sarılır’ darbı meseli daha iyi açıklıyor durumu.

14 Haziran’da Biden ile Brüksel’de ilk yüz yüze görüşmesini yapacak olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan muhtemeldir ki büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak.

Çünkü ABD Başkanı orada yeni ve temiz bir sayfa açmaktan çok, bir teslim şartnamesi sunacak.

Adeta yeni bir Sevr olabilecek ağırlıkta şartlar olacak.

Ekonomimiz o kadar kötü ve dış itibarımız o kadar yerlerde ki, savaşmadan yenilmiş bir ülke konumundayız.

Türkiye’nin bir kez daha ABD’ye meyletmesi, siyasi ve ekonomik açıdan kurtarıcı olmayacak.

Bir kere Biden yönetiminin iktidar değişikliği planları daha da hızlanacak.

Ekonomi bir kez daha sömürge boyutlarında Batı başkentlerine bağlanacak.

Türkiye’nin olmayan hava savunma sistemine bir sigorta mahiyetinde katkı yapacak olan S400’lerin rafa kaldırılması güvenlik krizi yaratacak.

Asya çağı resmen hükmünü başlatmışken, Türkiye’nin Çin ve Rusya ile stratejik işbirlikleri engellenecek.

Gerçi bunun için konuşlu ciddi bir yönetim kadrosu var halen Türkiye’de.

Ancak her ne olursa olsun...

ABD’nin tüm gücüyle desteklediği Türkiye, Suriye, İran ve Irak topraklarında bir Kukla Kürdistan projesi kabul edilebilir bir şey değil.

Türkiye’yi Rusya ve İran ile çarpıştırma gündüz düşleri kuran ABD, şartlar ne olursa olsun önünde sonunda Türkiye ile karşı karşıya gelecek.

Mavi Vatan ve Doğu Akdeniz’de de benzer bir son bizi bekliyor.

Türkiye’ye karşı kurulan çok renkli ve farklı ülkelerden oluşan cephenin esas lideri ABD’dir.

Stratejist ve Jeopolitik Uzmanı Amiral Cem Gürdeniz’in dediği gibi Türkiye’de hiç bir hükümet ABD’nin isteklerine evet diyemez.

Gürdeniz’e göre Biden’ın Türkiye’den 3 temel talebi var.

“Birincisi; ‘Güney sınırınızda, kukla Kürt devletinin denize erişimine izin verin’. Bu jeopolitik anlamda onların en yüksek seviyedeki ve öncelikli hedefidir.

İkincisi; ‘Türkiye Kıbrıs’tan çekilmelidir’. Bunun amacı, Türkiye’nin güneyinde, Doğu Akdeniz’de, bir savunma bloğunun olmamasıdır.

Üçüncüsü; Türkiye’nin Antalya Körfezine hapsolacağı Sevilla haritasını kabul etmesini istiyorlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan her şeyi yapabilir, ama 2015’e geri dönemez!

14 Haziran’da Biden-Erdoğan görüşmesine bel bağlayanlar için kötü haber!

Ha bu arada 16 Haziran’da Cenevre’de yapılacak Putin-Biden görüşmesi de fiyaskoyla sonuçlanacak.

ABD basını şimdiden Putin ve Rusya aleyhinde yeni bir kampanya başlattı.

Tıpkı 2018’deki Helsinki Trump-Putin Zirvesi gibi.

ABD için Rusya bir dost olarak değil düşman olarak daha değerlidir.

Türkiye de artık bu sınıflandırmaya tabii.

AKP’nin 20 yıllık etkisinden ari olarak bunu söylüyorum.

Ülkemizdeki Amerikan-İngiliz muhipleri için 14 Haziran büyük bir hayal kırıklığından başka bir şey olmayacak.

Denizci imparatorlukların kurguladığı Atlantik çağı miyadını doldururken, denizcileşerek ulusal ve küresel çapta kalkınmacı Asya döneminin ilk yıllarındayız.

Türkiye için artık konumlanılması gereken yer Asya’dır, BRICS’tir, ŞİÖ’dür.

Atatürk mirasına sahip çıkan Ankara, bir oyun değiştirici olarak, Avrupa’nın da Atlantik boyunduruğundan kurtulmasına yardım edebilir bu şekilde.

Türkiye’nin kendi aleyhindeki bu son NATO hamleleri, jeopolitik ‘okumada’ bir şey değiştirmiyor.

KAYNAKLAR:

https://www.themoscowtimes.com/2021/06/03/russia-to-ditch-dollar-from-185bln-reserve-fund-a74098

http://oneworld.press/?module=articles&action=view&id=2068

http://www.williamengdahl.com/englishNEO2June2021.php

https://thegrayzone.com/2021/05/27/eisenhower-military-chiefs-nuclear-war-china-classified-taiwan-strait/

https://haber2021.com/cem-gurdeniz-turkiyede-hicbir-hukumet-abdnin-isteklerine-evet-diyemez