‘Alevi Lisesi’ neden hayata geçirilemedi?

‘Alevi Lisesi’ neden hayata geçirilemedi?

Birkaç gün önce ajanslara şöyle bir haber düştü: “‘Alevi Lisesi’ olacağı söylenen okul Alevilerin tepkileri yüzünden normal lise olarak açıldı.”

Söz konusu edilen lise, Halkalı’da açılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi.

Lise, Türkiye’nin ilk ‘Alevi Lisesi’ olarak kurgulanmış, tasarlanmış ve nihayet bütün çalışmalar buna göre yürütülmüştü.

Okul müfredatı, Alevi-Bektaşi inancına mensup inanç önderlerinin ve akademisyenlerin katkısıyla oluşacaktı. Bütün bu süreçlerde Dost Eli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı, Milli Eğitim Bakanlığı’yla paydaş olacaktı.

Okul, bir proje okulu olarak açılacaktı. Okuldaki öğretmenler ve öğrenciler seçilerek alınacaktı ve bu seçimlerde vakfın önerileri ön planda tutulacaktı.

Ancak olmadı.

Türkiye’nin ilk ‘Alevi Lisesi’ olarak kurgulanan okul, Anadolu lisesi olarak eğitim-öğretime başladı.

***

Lise fikri gündeme geldiğinden beri Alevi toplumunda farklı tepkilerle karşılandı.

Alevi toplumunun büyük kısmı, süreci şüpheyle ve sessizce izlemeyi tercih etti. Elbette, devletin Alevi toplumuna ve taleplerine el uzatması iyi bir şeydi. Ancak sonucu izleyip görmek lazımdı.

Bir kesim ise bu işi ve süreci destekledi. Alevilerin de hakkını alması lazımdı. Alevilerin talepleri göz ardı edilmemeliydi.

Son kesim ise şiddetli bir muhalefeti benimsedi. Büyük kısmı Ali’sizliği ve İslam dışılığı merkeze alan bu çevreler, okulun aleyhinde üst üste açıklamalar yaptılar ve bunları habere dönüştürdüler. Haberlerin temel argümanı “asimilasyon”du. Devlet, Alevileri asimile etmek istiyordu. Alevi “İmam Hatip”i açılıyordu.

***

Independent’ten Ali Kemal Erdem’in haberine göre, Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, yaptığı değerlendirmede okulun şu an normal bir lise olarak devam etmesinde Alevi derneklerinin tepkilerinin etkili olduğunu belirtmiş.

Gerçek olan nokta şu ki, Türkiye’nin ilk ‘Alevi Lisesi’ olarak kurgulanan okulun ölü doğmasındaki temel sebep bu tepkiler değil.

Bu açıklama, gerçek nedenleri gizlemek ve bunun üzerinden rol çalmaktır. Bir avuç itiraza olağanüstü rol ve güç vehmetmektir.

Peki, bu okulun hayata geçmemesinin gerçek nedenleri nedir?

Bunlara bakalım.

***

Türkiye’de bir ‘Alevi Lisesi’ uygulaması ilktir ve öncesinde hiçbir örneği yoktur. Doğal olarak böyle bir okul açmak için hukuki altyapı uygun değildir. “Özel statülü” bir okul türü Türk milli eğitim mevzuatında bulunmamaktadır. Yasalar açısından bunun bir imkânı yoktur.

Özel kanunlarla açılan birtakım okullar varsa da bunlar uluslararası anlaşmalara dayanılarak açılmıştır. Galatasaray Lisesi, Fransa ile yapılan ikili anlaşmaya dayanır.

Doğal olarak “Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi”nin açılmasının önündeki temel engel, birtakım “Alevi kurumlarının” itirazı değildir. Kurumun yasal dayanaktan yoksun olmasıdır.

***

Devlet, Alevilerle işbirliği içinde öğrencilere Alevilik dersleri veren ve Alevi din adamı yetiştiren bir okul türü hayata geçirmek istiyorsa bunun doğru yolu vardır. Bu yol takip edilmelidir.

Öncelikle tek bir okul değil okul türü üzerinden gidilmelidir. Yani nasıl birçok ilde Spor Lisesi veya Sosyal Bilimler Lisesi varsa bunun gibi okul türünün adı ne olacaksa onun üzerinden bir çalışma yürütülmelidir.

Böyle bir okul için “Alevi Lisesi”, “Öğrencileri ve öğretmenleri Alevilerden oluşacak” gibi temel insan haklarına aykırı söylemler gündeme getirilmemeli ve uygulamalara gidilmemelidir.

Bu okul türü için 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve 30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun gerekli izinleri vermektedir.

Bu kanunlara dayanılarak hazırlanacak bir yönetmelik, bir değil birden çok Hacı Bektaş Veli Lisesi açılmasına olanak sağlayacaktır.

***

Böyle bir okul açılmalı mı yahut böyle bir okul türü hayata geçirilmeli mi?

Esasen bu sorunun cevabını Aleviler özelinde vermek zor. Basit bir mantıkla “Sünnilik için böyle bir imkân varsa Alevilik için neden olmasın?”, der ve buna haklı gerekçeler bulabiliriz. Ancak mesele Alevi-Sünni denkleminde çözülecek bir mesele değil. Bu ülkede başka din ve mezheplerden hatta ateist ve deist olan sayısız insan yaşıyor ve vergi ödüyor.

O nedenle devletin din politikası üzerinde durmak ve genel bir çözüm önerisi sunmak gerekiyor.

Din eğitimi, bir insan hakkıdır. Talep eden herkes bu haktan yararlanmalıdır.

Bu bağlamda din eğitimini iki kategoride değerlendirmek gerekir.

Birincisi din adamı yetiştiren ve sadece bu amaca uygun olarak açılan okullar.

İkincisi din eğitim almak isteyen öğrenciler için bütün din derslerinin seçmeli hale getirilmesi. Her din ve inanç grubuna kendi inancına uygun dini eğitim verilmesi.

Devlet, din eğitimini “merdiven altına” bırakmadan her iki durum için de gereken tedbirleri almalıdır.  Ama bu eğitimlerin gideri, devletin değil talep edenlerin bütçesinden ek vergilerle karşılanmalıdır.

Ülkemizin gerçekleri buna uyar mı bilmem ama ideal olan çözüm önerisi kanaatimce budur.