Ali Babacan milliyetçilikle hesaplaşabilir mi?

Ali Babacan milliyetçilikle hesaplaşabilir mi?

Ali Babacan konuştu. Genel olarak beklemediğimiz şeyler söylemedi; ancak bir tespiti vardı ki o tespiti önce Fethullah Gülen, yakın bir zamanda da Abdullah Gül söylemişti.

Gülen’in o sözleri ayrıca yaklaşmakta olan Ergenekon kumpasının işaretini veriyordu: “Ulusalcı dalgayı aşacağız!”

Gül ise Ahmet Davutoğlu’nun gazetesi Karar’da geçen aylarda şöyle dedi: “Muhafazakarlar ulusalcılaşıyor.”

Babacan da ulusalcılığın bu süreçte tehlikeli bir hal aldığını söyledi: “Ulusalcılık bir hastalık. Özellikle kapalı ülkelerin yapmış olduğu ulusalcılık, kafatasçılık bunlar birer hastalıktır.”

Maalesef(!) daha önce olduğu gibi bugün de bu fikir aşılamaz, bu fikirle hesaplaşılamaz. Çünkü bu fikir milletlerin yürütücü kuvvetidir. Japon Kalkınması, Alman Kalkınması, Çin Kalkınmasının temellerinde Ulusçuluk/Milliyetçilik yatar. Bugün ABD ekonomisini bir çok alanda toparlayan Trump’ın da kendisine çizdiği yol haritası milliyetçilik ekseninde hazırlanmıştır.

Bunun dışında:
Ali Babacan IMF’ye borcu kendi döneminde bitirdiğini söyledi; ancak son borcu alanın da kendisi olduğunu söylemedi. Eğer “Ben bitirdim” demeseydi, “Son borcu da siz aldınız” demezdik ama madem siz bitirdiniz, o zaman en son borçlanını da söyleyeceksiniz. Üstelik aynı konuşmada çözüm olarak yine IMF’yi işaret etti.

Babacan Türkiye’de 9 milyon insanın sosyal güvencesi olmadığını, günlük olarak para kazanmak zorunda olan insanların çok zorda olduklarını söyledi. Elbette bunlar doğrudur. Yalnız şöyle bir durum var: Bu insanlar siz ekonomi yönetiminin başındayken de bu durumdalardı. Yani siz bakanlığı bırakınca birden 9 milyon sosyal güvencesi olmayan insan türemedi.

Ali Babacan’ın en çok takıldığı konu ise “Yasak” tanımı olmuş. İşten çıkarmanın engellenmesinin doğru olduğunu ancak “Yasaktır” denilmesinin kendisini düşündürdüğünü söylüyor.

“Demokrasi” diyor, “fikir özgürlüğü” diyor sonra da en doğal hakkımız olan “Ulusçuluk” yapmamıza ve milliyetçi fikirlerimizi karalamak suretiyle saldırıya geçiyor.

Daha öncede yazmıştık. Ali Babacan’ın dünya görüşü “Uslu çocuk” olmaktır. Zaten Türkiye uslu çocuk olursa yani Suriye’de gözünü kapatır, Diyarbakır’da sesini çıkarmazsa herhangi bir plan ve programa ihtiyaç yoktur. Bizi kurtaran, besleyen, doyuran çok olur.

Ali Bey zamanında Türkiye uslu çocuktu ve kendi “başarı” hanesine bunu ustalıkla yazdı. Baş kaldıran Türkiye’nin, küresel araştırma merkezlerinin Erdoğan sonrasını planladıkları ve bunu açıkça yayınladıkları bir Türkiye’nin ekonomi bakanı olsaydı o başarılar(!) hanesine yazılmayacaktı.

Son: Berat Albayrak çok mu başarılı? Hayır, değil.