Batı tarihselliğinde Rusya karşıtlığı geleneği

Gönül Kenter yazdı...

featured

Almanya‘da Merkel sonrası dönemde her şey akla gelirdi de başa getirilen Atlantikçi kadroların ülkeyi kolayca ateşe atacağı, NATO güdümünde bir savaşın tarafı haline getireceği gelmezdi.

Hazin bir yenilgiyle biten Nazi rejimi tecrübelerini çabucak unutacakları, anti faşist kazanımlardan bu kadar kolay vazgeçecekleri düşünülemezdi.

Son haftalarda Almanya’yı saran Rusya karşıtlığı atmosferinde yaşananlar; demokrasi, insan hakları ve fikir özgürlüğü açısından düşündürücü.

Rusya’nın Ukrayna saldırısı uluslararası hukuku “ihlâl ettiği” için Almanya milyarlarca silah destek kararı alarak taraf olmayı tercih ederken, içeride de eleştirel düşünceye karşı sertleşme başladı.

Rusçulukla damgalanmadan, Komünistlikle, Putin ajanlığıyla suçlanmadan “Mesele insan hakları ise, Almanya’nın 2003’te ABD tarafından yasadışı saldırıya uğrayan Irak’a da silah desteği vermesi gerekmez miydi? Ukrayna’daki Nazi ordusuna Alman desteğini kınıyorum” gibi eleştirel yaklaşımları dillendirmek muhtemelen zorlaşacak.

Atlantikçi hükümetin dış politikasına uymayan her fikir susturulacak, insanlar büyük bir olasılıkla kamuoyunda konuşamayacak hale getirilecekler.

Son gelişmelere bakılırsa, belirli fikirleri savunursanız kovuşturulmanız, telefonlarınızın dinlemeye takılması olası görünüyor.

Tercihini barıştan yana kullanmayarak sertleşen siyasetin, kendini polis ve yargı ayağında hissettireceği anlaşılıyor.

Bu izlenimi destekleyen, kamuoyunun dikkatinden kaçan iki önemli gelişme söz konusu:

Alman başsavcılığı; Bush, Obama veya Trump’ın 3,1 milyon Iraklı, Suriyeli ve Libyalının öldürüldüğü saldırı savaşlarında başlatılmayan savaş suçları soruşturmasını, Putin için başlatmış bulunuyor.

Buna paralel olarak Alman İçişleri Bakanı Nancy Faeser, hafta sonunda elinde Rus bayraklarıyla gösteri yapan 600-700 kişilik kalabalığın “Rusya ile savaş değil, barış istiyoruz.” sloganını propaganda olarak değerlendirerek, çok tehlikeli boyutları olabilecek şu açıklamayı yaptı:

“Rus dezenformasyonuna karşı harekete geçmek önem kazandı (…) Polis, Putin’in saldırganlık savaşını kimin yücelttiğini çok yakından izliyor. Bu Almanya’da ceza gerektiren bir suç olarak kovuşturulabilir.”

Alman polisi İşçişleri Bakanından acil talimat almış olmalı ki, Frankfurt polisi “Donbas Rusya’ya aittir” açıklamasının suç olduğunu söyledi.

Almanya’da yaşayan Türkler bilir, bir zamanlar “Ermeni soykırımı yalandır” cümlesinin kamuoyunda söylenmesini de yasaklamaya çalışmışlardı.

Şimdi de Putin, Rusya ve Ruslarla ilgili her şey tabulaştırılıyor.

Kovuşturma nedeni olabilir!

Hoş geldin 1933!

Almanya’da artan anti-Rus hezeyanının sadece bir kırıntısı, başta İngiltere, Polonya ve diğer Avrupa ülkelerinde insanlığın tüm değerlerinin çöpe atıldığı, kin ve nefretin öne çıkartıldığı bir hastalıklı Avrupa’yı teslim alıyor. Çaykovski dahil yasaklamadıkları ne kaldı diye sormak belki daha yerinde olur.

Gün geçmiyor ki, Rus diplomatların onar onar sürgün edildiği haberi gelmesin. Buna karşın Ukrayna yüceltiliyor, Vatikan’ın başı bile elinde Ukrayna bayrağı ile poz veriyor. Milano’nun meşhur operası Scala’da konser öncesi Ukrayna milli marşı okunuyor, televizyonlarda Ukrayna ile dayanışma için küresel para babalarının kesenin ağzını açtıkları milyarlık bağış kampanyaları yürütülüyor. Parlamentoların kapıları “iki eli bileğine kadar kana bulanmış” Zelenski için sonuna kadar açılıyor. Orantısız bir Ukrayna taraftarlığı Rus karşıtlığının ifadesi olarak gündemde! Ukrayna ordusu içindeki Nazi Azak taburunun vahşeti görmezden gelinirken, Putin nezdinde Rusları şeytanlaştırmak için korkunç bir yarış yürütülüyor.

Almanya’da Türkler yerin dibine batırılırken, etnikçi Kürtlerin yüceltilmesinin Rusça versiyonu sahnede de diyebiliriz.

Tüm bu cinnet hali “mazlum Ukrayna’ya” insani destek ihtiyacından mı?

Batı saldırganlığını onyıllardır kendi coğrafyasında tecrübe eden bizler ve Orta Doğu halkları için sorunun cevabı elbette hayır!

Orada Ukrayna üstünden en acımasız biçimde bir ABD/ NATO egemenlik savaşı var ve hedef “Rusya’nın nihai yenilgisi” “dağıtılması” “yok edilmesi.” Bu nedenle emperyalizm, saldırganlığına psikolojik alt yapıyı hazırlayarak Rusların şeytanlaştırıldığı korkunç propaganda aygıtını tüm şiddetiyle devreye sokmuş durumda.

Ortalık tecavüz, katliam, kimyasal saldırı haberlerinden geçilmiyor.

Ukrayna çıkmazında, Rusya’dan tarihsel hırsını alamamış Almanya, Polonya gibi devletler, Rusya’yı tarihten bu yana kendi jeostratejik varlığına ölümcül rakip olarak gören Anglo-Saksonlar, geçmişten miras aldıkları geleneksel Rusya düşmanlığını şimdi yenide kışkırtıyorlar.

Rus karşıtı duyguların Almanca konuşulan ve Anglo Sakson ülkelerde emperyalist ve jeopolitik köklere dayanan uzun bir geleneği var.

Bu gelenek 20. yüzyılda Nazi politikasından Soğuk Savaş dönemine kadar uzanıyor.

NATO ve ana akım medyanın mevcut propagandası da zaten buna dayanıyor.

Ukrayna çatışmasının ayrıntılarında nasıl konumlanılırsa konumlanılsın bu ayrıntı gözden kaçmamalıdır.

Rusya düşmanlığının kökleri iyi bilinmeden Batı’nın egemenlik hırsıyla bugün enstrümanlaştırdığı Rus kin ve nefretini anlamak zor.

BATI’NIN RUS NEFRETİ

Viyana Kongresi ile Birinci Dünya Savaşı arasındaki yüzyılda, Rus çarlığı Avrupa’da gericiliğin yatağı olarak görülüyordu. Karl Marx ve Friedrich Engels de böyle gördü ve sonuçta bu görüş Avrupa sosyal demokrasisinde yaygındı.

Bu görüşün yalnızca çarların otoriter yönetim sisteminde değil, aynı zamanda Rusya’daki ekonomik ve kültürel koşullarda da gerçek bir temeli vardı.

İNGİLTERE’NİN RUS DÜŞMANLIĞI

19. yüzyılda İngiltere’de, İngiliz emperyalizminin çıkarlarına dayanan bir Rus fobisi gelişti; mesele Orta Asya ve İran’daki nüfuz alanları konusunda Rusya ile olan çatışmalardı. Ayrıca, Büyük Britanya’nın Osmanlı tarafında Rusya ile savaştığı ve İngiliz kamuoyunda “Ruslara” karşı kitlesel ajitasyon için kullanılan 1853-56 Kırım Savaşı söz konusuydu. Son olarak, Alman Şansölyesi Otto von Bismarck’ın Rusya’ya karşı 1887 tarihli “Reasürans Antlaşması”nda ifadesini bulan “telafi edici” politikası, İngilizleri rahatsız etti ve Rus karşıtı duyguları yeniden canlandırdı.

Önemli diğer nokta: 1904 gibi erken bir tarihte İngiliz coğrafyacı Harold Mackinder‘in “Heartland Concept” (Kalpgâh Kavramı) ile İngiliz jeopolitiğini teorileştirmesiydi. Mackinder, kara gücü ve deniz gücünün karşılaştırmalı bir değerlendirmesi için coğrafya, teknoloji, ekonomi, sanayi ile hammadde ve nüfus kaynaklarının önemini vurguladı. Temel fikri şuydu: Avrasya kara kütlesine kim hükmederse, dünyaya o hükmeder. “Deniz güçleri”; yani Büyük Britanya ve ABD, her ne pahasına olursa olsun Almanya ile Rusya arasında bir ittifakı engellemelidir!

İngilizlerin tarihsel Rusya fobisi karada ve denizde tamamiyle jeopolitik çıkarlar çatışmasına dayanıyordu. Bu bağlamda İngiltere’nin Türk ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti fobisi de unutulmamalı. Aynı nedenlerle bugün Türk donanmasının Akdeniz’de önünü kesme çabalarını ve Montrö Davasında şerefli Türk amirallerine karşı maşaları üstünden yürüttüğü kirli propaganda ve Rusçuluk suçlamalarını burada bir kez daha anmadan geçmemeli.

ALMAN EMPERYALİZMİ VE RUS DÜŞMANLIĞI

Alman ve Avusturya emperyalizmi de Rus karşıtlığında İngiltere’den farklı bir yön geliştiremedi. Bismarck’ın halefleri jeopolitikada ünlü şansölye Bismarck kadar ileri görüşlü olamadılar, reasürans anlaşmasını yenilemediler ve Doğu Avrupa’da genişleme fikri olan herkese, çılgın bir “güç politikasına” bel bağladılar. Güneydoğu Avrupa’da, Rusya ve Rus pan-Slavizmine karşı rekabet çerçevesinde Avusturya-Macaristan liderliği, özellikle Galiçya’da Ukrayna milliyetçiliğinin gelişimini destekleyen Rus karşıtı politikalar geliştirdiler. Avusturya-Alman milliyetçiliğinde aşırı sağcı Jörg Haider zamanına kadar uzanan genel bir Slav karşıtı tutum hakimdi.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN RAPALLO’YA

Önceden var olan Rus karşıtı duygular (husumet), Alman emperyalizminin 1914’te Rusya’ya karşı savaşını “Avrupa medeniyetinin Doğu barbarlığına karşı mücadelesi” olarak tanımlanmasıyla sağlandı. Alman ve Avusturyalı askerler, “Her vuruşta bir Rus” (jeder Schuss ein Russ) gibi sloganlarla savaşa koştu. Almanlar, Baltık halklarını ve Ukraynalıları, çarlık döneminde uzun süre maruz kaldıkları “ayrımcılığı” kullanarak Rusya’ya karşı kışkırtmaya çalıştı. Bu, Ukrayna’nın Rusya’dan kopmasını (bugün de olduğu gibi) isteyen Almanya’nın Mart 1918’de Rusya’ya dikte ettiği Brest-Litovsk Antlaşması’nda ifadesini buldu.

1917 Rus Devrimi ile Rusya’nın batıdaki imajı kısmen değişti. En azından işçi hareketinin bir kısmı Rusya’yı devrimin öncüsü olarak gördü. Almanya’da, Versailles (Versay Antlaşması) ile dikte edilen barıştan sonra, komünistler tarafından desteklenen burjuva ve sağcı güçler, uluslararası tecritten bir çıkış ve Sovyetler Birliği ile bir uzlaşı aradılar, bu da nihayet ekonomik ve askeri işbirliğini öngören 1922 Rapallo Antlaşması’na yol açtı. Ancak kendi çıkarları nedeniyle Batı emperyalizmi Rapallo’yu onaylamıyordu.

Öte yandan emperyalist liderlerliğin önemli kesimlerinde Rus karşıtlığı ve komünizm karşıtlığı birleştirildi. Bu özellikle Almanya’da, Avusturya-Alman milliyetçiliğinin Slav karşıtı düşmanlığı üzerine inşa edilen, Rapallo Antlaşması’na şiddetle karşı çıkan, Rusları “alt-insan” (Untermenschen) olarak sınıflandıran ve Doğu Avrupa’yı genişlemenin ana hedefine oturtan Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi NSDAP için geçerliydi.

Aynı tutum, Sovyetler Birliği’ni baş düşman olarak gören, bir Alman-Rus anlaşmasından korkan ve Almanya’da komünist hareketi ezdikleri için Nazilere karşı sempati besleyen kraliyet ailesi gibi İngiliz seçkinlerinin büyük bir kısmı için de geçerliydi. Almanya’da komunist hareketin ezilmesi Alman-Rus çatışmasının garantisi olarak görülüyordu. Ford, Shell ve IBM’in sahipleri gibi bazı Batılı sanayicilerin ve bankaların Hitler’in partisi NSDAP’nin finansmanına yardımcı olması, elbette bu tür jeopolitik güdülerle ilişkiliydi.

Batı’nın Rus düşmanlığının doruk noktası, Nazilerin Sovyetler Birliği’nin işgal altındaki topraklarında “yok etme” (Vernichtungskrieg) politikasıydı. En az dört milyon Rus savaş esiri Nazi kamplarında ırkçı nedenlerle öldürüldü ve muhtemelen yaklaşık on milyon sivil Rus çeşitli şekillerde hayatını kaybetti.

84.000 Ukraynalı SS’de hizmet için gönüllü olurken, 110.000 Letonyalı ve 70.000 Estonyalı Kızıl Ordu’ya karşı çeşitli Nazi birliklerinde savaştı. Ukrayna’da, Stepan Bandera‘nın Ukrayna ırkçı partisi OUN’un, Nazilere doğrudan boyun eğmeyen, ancak Sovyetlere karşı Nazilerle işbirliği yapan askeri kanadı (UPA) da vardı. Dünya Savaşı’ndan sonra, UPA Rus karşıtı mücadelesini sürdürdü ve 1945-46’da CIA ve diğer ABD yapılarının önemli desteğiyle Ukrayna’nın batı yarısının kontrolünü ele geçirmeyi başardı. 1950’ye kadar yenilgi yaşamadılar.

Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte Batı’da Rus karşıtı duygular bir kez daha körüklendi; politikacılar, medya ve Hollywood filmleri tarafından Rus karşıtı önyargılar yaygınlaştırıldı, Rusya “özgür dünya”nın büyük düşmanı haline getirildi.

Her halükarda, Ruslar hakkında onyıllarca “karanlık, sinsi, kötü niyetli ve savaş çığırtkanı” yaftalaması NATO ve diğer Batı ülkelerinde tüm renklere boyanıp piyasaya sürülürken, öte yandan, aslında yeniden silahlanma için her türlü baskıyı başlatan ve savaşların çoğunu yürüten NATO ve ABD “barış ve özgürlük meleği” olarak yüceltildi. ABD, Afganistan’da nispeten modern bir hükümete karşı İslamcı-gerici gönüllülerin desteğiyle, nefret edilen Rusları tuzağa çekmeyi ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünün müjdesini vermeyi başardı.

YELTSİN’DEN PUTİN’E

Batılı ana akım yalnızca, Mikhail Gorbaçov (1985-91) ve özellikle alkolik Boris Yeltsin (1991-99) yönetimindeki Rus liderliğinin NATO’ya teslim olduğu, Rus ekonomisinin Batı’nın pençesine düştüğü aşamada olumlu bir Rusya bir imajını çizdi. Bankalar ve şirketler isteyerek teslim oldular ve Rusya’yı ABD imparatorluğuna tabi kılmaya istekliydiler. Batı için “Yalnızca boyun eğdirilmiş bir Rusya iyi bir Rusya’dır” tanımlaması geçerli. (Burada jeopolitik çıkarları gereği Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısında konum alan aynı Batı’nın bölücü terör örgütlerine söylettiği “Yalnızca ölü bir Türk iyi bir Türk’tür” söylemini nasıl da çağrıştırıyor!)

Vladimir Putin 1999’da çökmekte olan Rus devletini ne zaman istikrara kavuşturmaya, ekonomiyi kontrol etmeye, ciddi şekilde kurumlar vergisini toplamaya ve ücretleri yeniden artırmaya ve Rusya’nın uluslararası politikadaki çıkarlarını belirlemeye başladı, işte o zaman Batı’daki ruh hali hızla yeniden değişti. Alman Şansölyesi Gerhard Schröder, Bismarck geleneğinde Rusya ile yakınlaşma arayışına girdiğinde, “deniz gücü” Anglo-Saksonları öfkelendirdi. NATO’ya bağlı Almanca dilli medya giderek işin dozunu artırdı, Rus karşıtlığının sözcüsü haline geldi. Son olarak, CIA’nın istihbarat kuruluşu Stratfor’un başkanı George Friedman, 2015’te baklayı ağzından çıkarttı: 100 yıllık ABD politikasının amacı, ABD egemenliği için tehlikeli Almanya ve Rusya ittifakını, Alman teknolojisi ile Rus kaynakların ittifakını önlemekti. ABD üstünlüğünü yıkacak tek tehlike…

Friedman’ın bu cümlesinde, 2014’te Ukrayna’da bizzat CIA’nın örgütlediği Rus karşıtı Maidan kalkışmasının, Odessa, Mariupol ve Kharkov’daki barışçıl karşı gösterilerin şiddetle bastırılmasının, 2017’den itibaren Rusça yasağıyla başlayan, Ukrayna ordusundaki CIA örgütlü Nazi birimlerinin Donetsk ve Lugansk’ta tırmandırdıkları ırkçı şiddetin ve gizlenen ölü sayılarının özeti gizli.

Rusya’nın diplomasi çağrılarının prensip olarak reddedilmesi elbette maksatlıydı. Çünkü Batı orada egemenliğine yüz yıldır tehdit gördüğü Rusya’nın nihai dağılmasını hedefine koydu. Bunun için barış değil savaş gerek.

ABD, Merkel sonrası gelen yeni Atlantikçi kadrolarla Almanya-Rusya ilişkilerinin kesintiye uğratılmasında başarılı oldu denilebilir. Ancak bu başarı ABD ve Avrupa’yı nereye taşır henüz belli değil.

 

Not: Yazının bazı bölümlerini isteyen Rusya/ Rus kelimeleri yerine Türkiye /Türk kelimesini koyarak da okuyabilir! Almanya’da Türklere olan kin ve nefretin Solingen, Mölln ve Hanau’da, Nazi döner cinayetlerinde sonuçlarını gören biri olarak bu yazıyı kaleme almaktaki maksadım, utanç verici boyutlarda yükselen Rus düşmanlığına dikkati çekmek, Rusya güzellemesi yapmak değil.

İnsanlık tarihi toplama kamplarında biten ırkçı kin ve nefreti yaşadı ve kalemimi adı her ne olursa olsun böyle bir kin ve nefretin hiçbir topluma veya topluluğa karşı asla bir daha yaşanmaması için kullanıyorum.

 

Batı tarihselliğinde Rusya karşıtlığı geleneği

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 2 ay önce

    Çok güzel bir hatırlatma. Hitler projesi de bir Avrupa birliği projesi diyebiliriz. Hatta Napolyon projesi de

  2. 2 ay önce

    Bu yazıyla birlikte okununca batının ve arkasındaki güçlerin anlaşılmasını arttıracak, gelısen olayların arka yuzunu gosterecek olan şu yazının da okunması gereklidir:

    https://www.veryansintv.com/oyunun-adi-zelenskiy/

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!