Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp! Diagoras mı, Çağ Baba mı?

Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp! Diagoras mı, Çağ Baba mı?

Geçen sene bu zamanlar bir hayli konuşulmuş, benim yeni haberim oldu. Bir hayli de geyiği dönmüş sosyal medyada, yüksek perdeden alay edenler bile çıkmış. Marmaris’in Turgut Mahallesi’ndeki Çağ Baba adıyla anılan türbenin Antik Karia uygarlığında yaşayan Diagoras adlı bir gladyatöre ait olduğu anlaşılmış.

***

Arkeologlar buranın gladyatör mezarı olduğunu nasıl anlamış, bilemem; uzmanlık alanım değil. Ancak bu durumla yüksek perdeden alay edenlerin, hurafe diyerek röveşata çaktığını sanan aklıevvellerin bilmesi gereken birkaç husus var.

Tane tane anlatarak, sırasıyla gidelim…

***

Türkler Anadolu’yu yurt edindikçe Anadolu’da yaşayan halk, Balkanlara kaçtı ve Anadolu büyük oranda boşaldı. Türk fütuhatı, ele geçirdiği her yerleşmedeki en büyük kiliseyi camiye çevirme gibi bir gelenekle ilerliyordu. Geçtiğimiz aylarda sıkça tartışılan Ayasofya’da öyle bir süreçten geçmişti. İstanbul Türkler tarafından fethedilince, kilise olan Ayasofya da camiye çevrildi.

Hıristiyanlar için önem arz eden manastırlar da (ki bunların çevresinde mezarlıklar bulunuyordu)  boşaldıkça buralar Türkmen erenleri ve maiyetleri tarafından şenlendirildi. Eski manastırlar, yeni tekkeler şeklinde baş göstermeye başladı. Türk fütuhatının geleneksel bir uygulaması olarak karşımıza çıkan bu değişim, tıpkı kiliseleri dönüştürmek gibi mekânı Türkleştirmenin pratik bir yoluydu.

Tabii bütün tekkeler eski manastır yıkıntıları değildi. Bu süreçte yeni tekkeler de inşa edildi, mekân Türkleştirildi. Öyle bir kültürel devrim yaşandı ki, Anadolu kısa sürede Türkiye olarak anılmaya başlandı.

“Baba” ve “dede” sanlarıyla anılan Türkmen erenleri, isimlerini sadece tekkelere değil dağa, taşa bütün bir mekâna verdiler. Bugün nerede “baba” ve “dede” adlarıyla anılan yer varsa, bilin ki bu Türk fütuhatının hatırasıdır. Tamamı emekle, kanla, inançla ve sevgiyle inşa edilmiştir.

***

Bu bilgiler, bizi birkaç sonuca ulaştırır.

Birincisi, “baba” ve “dede” adlarıyla anılan yerlerde eski medeniyetlere ait unsurlara rastlanması doğaldır.

İkincisi, “baba” ve “dede” adlarıyla anılan yerlerde eski medeniyetlere ait unsurlara rastlanması, buralara Türkmen erenlerinin yerleşmediği anlamına gelmez.

Üçüncüsü, “baba” ve “dede” adlarıyla anılan yerler, Türklerin Türkiye’deki tapusudur, değil alay edilmek hafife alınmaya bile gelmez.

Dördüncüsü, “baba” ve “dede” adlarıyla anılan Türkmen erenlerinin birçoğunun soyu bugün de devam etmektedir.

Beşincisi, Türkmen erenlerinin çocuklarıyla gerçek bir işbirliğine gidilerek “baba” ve “dede” adlarıyla anılan yerlere yeniden dikkat çekilmeli, buralar şenlikler ve anma törenleri başta olmak üzere birçok yolla yeniden şenlendirilmelidir.

Beşincisi, bilmemek değil öğrenmemek ayıptır.