‘Çıktık Horasan’dan eyledik sökün’

‘Çıktık Horasan’dan eyledik sökün’

Yazının başlığı, 17. yüzyılın Beğdili Türkmenlerinden Dedemoğlu’na ait. Dedemoğlu, şiirini Horasan’da başlatır ve Anadolu’da bitirir. (1) Bu bir tesadüf değildir. Aral Gölünden Horasan’a, Horasan’dan Anadolu’ya akan insan selinin yalın gerçeğidir. İki büyük ve sayısız küçük göçle Anadolu’ya akan Türkmenler, kendi kültürlerini yerleştirerek Anadolu’yu Türkiye yaptılar. Bin yıldır aralıksız şekilde bu bölgede kurduğumuz hâkimiyet, bu göçlerle Anadolu’ya gelen ve “yurt veren” Türkmen ulularının büyük başarısıdır.

“Horasan” adı, benim de kişisel tarihimde anahtar kavramlar arasında yer alır. Başlarda büyüklerimizden kutlu bir mekâna atıf şeklinde duyduğum “Biz Horasan’dan geldik” ifadesindeki Horasan’ı, Erzurum’un Horasan ilçesi sanır, bir anlam veremezdim. Küçücük bir ilçeden, nasıl olur da böyle kutlulukla söz edilirdi? Alevilik araştırmalarına ve etnik araştırmalara yoğunlaştıkça gerçeğe biraz daha hâkim olmaya başladım. Aleviler için Horasan, sadece atalarının geldiği mekânı değil, inançların şekillendiği kaynağı da ifade ediyordu. En doğusundan en batısına kadar Türkiye’deki Aleviler Horasan’dan geldiklerini, “Türk” veya “Türkmen” olduklarını “Öz Türk” oldukları kastıyla söylüyordu. İşi daha da ilginç hale getiren husus, Zazaca ve Kürtçe konuşan Alevilerin de bu sözlü soy kütüğünü tekrarlamasıydı. İlginçlikler bu kadarla da bitmiyordu. Güneydoğuda yerleşik bulunan ve Kürtçe konuşan kimi aşiretlerin yaşlıları da Horasan’dan geldiklerini ifade ediyorlardı. Zazaca ve Kürtçe konuşan Alevilerde duyduğum “Esas Türk biziz” sözü Kürtçe konuşan bu Sünni aşiretlerde “Halis Türk biziz” cümlesine dönüşüyordu. Kimi saha çalışmalarında Zazaca konuşan kimi Sünni aşiretler arasında da Horasan ve Türklük vurgusu karşıma çıktı. Aleviler dışındaki Türk boylarını inceledikçe perde tamamen açıldı. Horasan’dan göç ve Türklük vurgusu, Sünni Türkmenlerin de dilindeydi. Horasan’dan Anadolu’ya göç eden Türkmen kitlelerin tamamı, Horasan’dan göçü bir kutlu bilgi olarak ve toplumsal belleğinde kuşaktan kuşağa aktararak yaşatıyordu. Anlatanlar, Horasan’dan göçü kendileri yaşamış ve daha dün olmuş gibi dile getiriyordu.

***

Horasan ve Türklük vurgusu, etnik ayrılıkçı terörün baskısıyla son zamanlarda maalesef geri plana çekildi. Etnik ayrılıkçılığın yarattığı baskı ortamı, özellikle Zazaca ve Kürtçe konuşan aşiretlerde Horasan ve Türklük köken vurgusunu daha az dillendirilir hale getirdi. Ortak bir bilinç ve kutlu bir bilgi olan bu aktarım, bir “sır” haline dönüşmek üzereydi. Birkaç gelişme, Horasan ve Türklük köken bilgisinin yeniden yüksek sesle ve cesaretle dillendirilmesine zemin oluşturdu.

Bunlardan birincisi, Alevilik Bildirgesi’nin kaleme alınması ve çok sayıda Alevi önderinin bu metni imzalaması oldu. Horasan ve Türklük köken bilgisinin güçlü vurgularla yer aldığı Bildirge, Aleviler arasında Horasan ve Türklük vurgusunun devam etmesine katkı sağladı.

İkinci gelişme, tarihsel süreç içerisinde Zazaca ve Kürtçe konuşmaya başlayan Türkmen aşiretlerinin dernekler altında örgütlenmesiydi. Şanlıurfa gibi birçok ilimizde örgütlenen Türkmen aşiretleri, atalarından duyduğu “Halis Türk biziz” sözünü bayrak edindiler.

***

Ben de bu yazıda Horasan ve Türklük vurgusuyla ilgili birkaç anımı paylaşmak istiyorum.

***

Bundan yaklaşık birkaç yıl önce, İstanbul’da, Abdal Musa Derneği’nde denk geldi, bir amca ile muhabbete oturduk. Aslen Tuncelili ve Lolan aşiretinden olan amcamız (bilgileri bende ama bundan sonra amca olarak analım) birçok Alevi kuruluşunda değişik kademelerde görev almış.

Konuşmanın bir yerinde söz, Alevilerin etnik kimliğine geldi. Sözü alarak, eskiden beri dedelerimizden, atalarımızdan duyduğumuz “Horasan’dan gelen Türkleriz” lafının aslını sordum. İlk verdiği tepki, gerginlik oldu. Yüz hatları resmen gerilmişti. Bunu hissedince söze devam ettim ve bu lafın aslının olduğunu, doğru bulduğumu söyledim. Derken amca etrafını kolaçan ederek ufaktan konuşmaya başladı. Herkesin aynı düşüncede olduğunu anlayınca da bildiği her şeyi, atalarından dedelerinden duyduğu soy kütüğünü detayları ile anlatmaya koyuldu.

İlginç olan, güncel örneklerle de (Almanya’da yaşayan üçüncü neslin Türkçeyi konuşmaması gibi) geleneksel aktarımları desteklemesiydi. Demek ki, konu hakkında çok kafa yormuş, Türklüğü kendine dert edinmişti. İftihar ederek, çocuklarını da Türklük bilinciyle yetiştirdiğini ve “hiç fire vermediği”ni ekledi. Kitaplıkta duran “Kayıp Türkler” kitabımı amcaya hediye ederek, “Senin anlattıklarını kaynakları ile burada yazdım” deyince memnuniyeti arttı.

***

Benzer bir olaya, Babamansur Ocağı’nın önde gelen dedelerinden biriyle muhabbetimizde şahit oldum. Bundan yaklaşık bir yıl önce yine İstanbul’da dedeyi (adı bende saklı kalsın) ziyarete gittik. Babamansur Ocağı ve Alevilik hakkındaki uzun sayılabilecek bir muhabbetten sonra söz Babamansurların etnik kökenine geldi. Tepki aynıydı. Dede gerilmişti. Türk de diyemedi, Kürt de, Arap da… Sadece seyitlik üzerinden cılız bir Arap mırıldanışı duyduk.

Sonra ben atalarımızdan dedelerimizden Horasan’dan gelen Türkleriz” dediklerini çok duyduğumu ve bunu desteklediğimi söyleyince, dede yine emin olamadan belli belirsiz beni onayladı. Bu onayın tereddütlü ve cılız olması beni şaşırtmadı. Benzer görüntülere ve tepkilere defalarca şahit olmuştuk.

Ben sözü alıp dedeyi cesaretlendirecek birkaç cümle kurduktan sonra, kendisi de Horasan’dan geldiklerini ve Türk olduklarını söyledi.

***

Bundan bir süre önce Balıkesir’de Çepni Türklerinden (Balıkesir’de yaşayan Çepniler Alevidir) bir grup ile sohbetimizde, dostlardan biri “Alevinin Kürdü” deyince, itiraz ettim. O da, kendisinin Sivaslı bir arkadaşı olduğunu ve kendisini “Kürt Alevisi” olarak tarif ettiğini iletti. Bununla da yetinmeyerek zaten yakında olan arkadaşını telefondan aradı ve kendisini davet etti.

“Kürt Alevisi” dostumuz gelince (ki yaşı altmış kadardı) kendisine hangi aşiretten olduğunu sordum. “Koçgiri” deyince aşiretinin adının Kürtçede ne anlama geldiğini sordum. Cevabı yoktu. Türkçe anlamının ne olabileceği konularında ufak açıklamalar yaptım. (Koç Türkçe bir kelime. Gri Farsça. Muhtemelen Akkoyun, Karakoyun, Akkeçi, Karakeçi, Kızılkeçili gibi bir isim.)

Bu aşamadan sonra babasından, dedesinden “Horasan’dan gelen Türkleriz” sözünü duyup duymadığını sordum. Cevabı netti, hiç tereddüt etmeden: “Defalarca. Babam hayatta ve şimdi de evde. Yine sorsak yine söyler” dedi.

Küçük sorularla konuşmayı derinleştirmeye çalıştım. Sonuçta “Kürt Alevisi” dostumuz, aslında Türk olduklarını, Horasan’dan geldiklerini, Kürtçeyi sonradan öğrendiklerini vb. anlatmaya başladı. Hatta daha da ileri giderek kültürlerinde Şamanlıktan kalma çok sayıda unsur olduğunu söyledi.

Bu arada lafa girdim ve Çepni dostlara, “Sizden daha Türk çıkacak, ona göre” dedim. Kahkahalar havada uçuşmaya başladı.

***

Size anlattığım olaylar, belki de onlarca kere şahit olduğum benzer olaylardan sadece üçü… Yaşı altmışın üzerinde olan her “Dersimli”, atasından, dedesinden bu soy kütüğünü mutlaka duymuştur.

Duymayanlar, üç nedenden duymamış olabilirler:

1) Babası umursamamıştır yahut söz açılmamıştır. (Bunlar da aşiretlerindeki diğer akrabalarından duymuşlardır.)

2) Babası, dedesi eskiden etnik ayrılıkçı hareketlere katılmıştır. (Yine bunlar, aşiretlerindeki diğer akrabalarından duymuşlardır.)

3) Ailesi, 1915 yılındaki Ermenilere yönelik çıkarılan Göç ve İskân Kanunu’nda Alevi kimliği altında saklanan Ermenilerdir.

***

“Horasan’dan gelen Türkleriz” soy kütüğü bundan otuz yıl öncesine kadar güçlü bir aktarım olarak Zazaca ve Kırdaşi konuşan bütün Alevi kitlelerde görülürdü. Son 20-30 yıldır bu soy kütüğü güçlü bir saldırı altında… Öncesinde terörizmi merkeze almış Komünist hareketler, sonrasında etnik ayrılıkçı çevreler tarafından sürekli olarak hedef alındı.

Ne yazık ki, dedelerimiz ve büyüklerimiz de artık bu soy kütüğünü yüksek sesle dile getirmekten çekiniyorlar. Çünkü bu soy kütüğünü dile getirdiklerinde en arsız ve aşağılık saldırılarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu nedenle Alevilik Bildirgesi’nde yer verdiğimiz aşağıdaki cümleler, alevi inanç ve kanaat önderleri tarafından büyük bir coşku ve takdirle karşılanmıştır: “Biz atalarımızdan iki temel bilgi öğrendik: Bunlardan birincisi Horasan’dan gelen Türkler olduğumuz; ikincisi ise kılıç zoru ile değil Ali evlatları yoluyla yürekten İslâmiyet’i kabul ettiğimizdir. Bunlardan ilki soyumuzu, ikincisi inancımızı açıklar. Atalarımızdan devraldığımız bu iki temel bilgiyi; bugün daha güçlü bir sesle haykırıyor, burada kayda geçiyor ve evlâtlarımıza manevî bir miras olarak bırakıyoruz.”

Bugün bizlere düşen görev, atalarımızdan kutsal bir emanet olarak aldığımız bu soy kütüğünü daha güçlü şekilde seslendirmek, bayraklaştırmak, toplumun bütün katmanları arasında yaymak ve buna karşı yöneltilen psikolojik saldırıları püskürtmektir.

 

SONNOTLAR

(1) İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, 3/151-152.

Şiirin tam metni şöyledir:

“Çıktık Horasan’dan eyledik sökün

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzda parlıyor kargı cıdalar

Aşırdılar bizi karlı dağlara

 

Bölük bölük oldu yüklendi göçler

Atlandı ihtiyarlar yayandır gençler

Başımıza geldi gördüğü düşler

Düşürdüler bizi gurbet ellere

 

Gâhi konduk gâhi göçtük yollarda

Bilip bilmediğim gurbet ellerde

Alem dağlarından şu daz çöllere

Şimd’en sonra destan olsun dillere

 

Oradan yükledik geldik Culab’a

Seksen dört bin erdir gelmez hesaba

Deve koyun çoktur insan kalaba

Susuz hayvan inileşir göllere

 

Dedemoğlu der ki aşkın bağından

Aşırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Bizden sonra bir nam kalsın illere”