Devletler denizdeki canlı kaynaklar için savaşı göze alıyor -2

(İkinci Bölüm)

featured

Amiral Cem Gürdeniz yazdı

TÜRK BALIKÇILIĞI NEREYE GİDİYOR

Osmanlı döneminde balıkçılık Rumların ve Ermenilerin tekelindeydi. Yeni Cumhuriyet bu tekeli kırdı. İzmir İktisat Kongresinde denizci ve balıkçıların oluşturduğu grup devletten isteklerini sıralarken balıkçılık ve balık yağcılığının geliştirilerek aşırı vergi yükünden kurtulmayı öneriyordu. Balıkçılığımız aradan geçen yüz yılda tabi ki gelişti. Ülkemiz, balık ve deniz ürünleri avcılığı için, 462 bin km.² deniz yetki alanına, yani mavi vatana; 178 bin km.² göl ve akarsulara; 3442 km.² baraj göllerine sahiptir. Ancak bu büyük hacme rağmen denizlerimizi, göl ve akarsularımızı çok kirlettik. Bugün sadece 100 civarında türde, ekonomik değere sahip su ürününe sahibiz. 2020 yılında 364 bin ton deniz balığı, 421 bin ton çiftlik balığı elde ettik. Elde edilen 785 bin tonluk balığın sadece 560 bin tonu halkımızın protein ihtiyacı olarak tüketildi.  Bu miktarın sadece 330 bin tonu deniz balığıydı. Ne üzücüdür ki, bu değer 2007 yılında 589 bin tondu. İç sularda avlanan balıklar ise 2005’te 42 bin ton iken 2020’de 30 bin tona düştü.

NEDEN BALIKLARIMIZ AZALIYOR?

Gerek denizlerde gerekse göl ve akarsularda balık azalmasının iki temel nedeni var. Birincisi kirlenme ve oksijen azlığı diğeri de dengesiz ve aşırı avlanma.  Halkımız bu azalmanın maalesef farkında değil. Devlet denizdeki bu azalmayı önlemek yerine çiftlik üretimi ile açığı kapamaya çalışıyor. Ona rağmen insanımızın yıllık ortalama su ürünü tüketiminin 7 kg üzerine çıkaramıyor. Dünyada deniz ve iç sular avcılığı %51; çiftlik yetiştiriciliği %49 paya sahip iken ülkemizde bu oranlar sırasıyla %43 ve %57. Halbuki 2001 yılında tüm balık üretiminin %86’sı deniz ve iç sulardan avcılıkla sağlanırken %14’ü yetiştiricilikten geliyordu. 2001’de 61 bin ton olan çiftlik balıkçılığı üretimi 2020 de 421 bin ton oldu. Bu miktarın 293 bin tonu deniz balığı yetiştiriciliği. Bol tüketilen levrek ve çupra gibi ürünlerde çiftlik üretiminin ülkemizdeki payı %90’lar civarındadır. Yani balıkçı lokantasında deniz levreği ya da deniz çuprası yeme olasılığımız %5’ten azdır.

BALIK ÇİFTLİKLERİ

Türkiye’de değişik kapasitede 2139 çiftlik mevcuttur. Çiftlikler, devlet denetiminde kapasitelerini aşmadan ve kıyılardan gereken uzaklıkta faaliyet gösterdiği sürece çevreye zarar vermeden su ürünlerine ve gıda güvenliğine katkı sağlamaktadır. Balık çiftliklerinin neden olduğu organik kirlenmenin, devletin yapacağı denetimlerle kontrol altında tutulması şarttır. Diğer yandan kanalizasyon ve sanayi atıklarının %90’a yakınının doğrudan denize verildiği, pek çok kıyı beldemizde kimyasal ve biyolojik arıtma tesislerinin olmayışı da göz önüne alınmalıdır. Bunların varlığı oksijensizliğe neden olmaktadır. Bugün Marmara Denizi’nin 25 mt altında oksijen kalmamıştır. Neoliberalizm sorunu tüm dünya balıkçılığını küresel bir şekle soktu. Bu süreçte balık çiftliklerinin en büyük katkısı dünya deniz stoklarını korumak ve maliyeti daha düşük olarak alt ve orta gelir gruplara protein temin etmek olsa da halen hayvancılıktaki değişen yem maliyetleri gibi onları da yüksek yem maliyetleri ile karşıya bırakmıştır. Bugün Türkiye Şili’den balık unu temin etme durumunda kalan bir ülkedir.

DENİZDE BÜYÜK FİRMALARIN TEKELİ

Ülkemizde 50 bin civarında balıkçı, 19 bin balıkçı teknesi/gemisi mevcuttur. Bu teknelerin 1700 kadarı 12 metreden uzun büyük tekne statüsündedir. Denizdeki avlanmanın %90’ını da bu tekneler sağlamaktadır. Bu durum, dolayısı ile küçük tekne ve olta balıkçılığını öldürmektedir. Zira büyük tekne firmaları, bir nevi tekel kurarak piyasa koşullarını belirliyor. Büyük firmaların kooperatifler üzerinden balıkçılık politikalarımız üzerinde çok etkili oldukları biliniyor. Bu tekel çeşitli nedenlerle kırılamıyor. Pek çok yanlış uygulamaya göz yumuluyor.

ÖNCELİKLER

Balıkçılığımızın en acil sorunu, bilimsel desteğinin yetersiz kalmış olmasıdır. Örneğin 500 metreden derin sularımızdaki canlı hayatın varlığına yönelik bilimsel çalışmalar yok denecek kadar azdır.

Diğer yandan balık stoklarımızı belirlemediğimizden, filo büyüklüğü ile avlama arasında bilimsel bağ kurulamıyor.

Doğu Akdeniz’de MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) ilan etmediğimiz için deniz canlı varlıklarımız, güçlü balıkçı filolarına sahip devletler tarafından sömürülmeye devam ediyor. Antalya Körfezi’nde karasularımızın sınırlarına kadar gelen Fransız, İtalyan ve İspanyol balıkçılar buna örnektir.

Balıkçılıkta ciddi kontrol ve takip olmadığından aşırı avlanma da önlenemiyor. Yanlış ve kötü maksatlı kullanıldığında, dipteki canlı hayatına zarar veren trol filomuz, olması gerekenin üç katıdır. AB’de büyük kısıtlamalara ve hatta yasaklara tabi olan trolcülük yani dip taraması Türkiye’de kontrolsüz durumdadır. Trol yapılmasına izin verilen kıyı uzaklık limitlerine ve derinlik limitlerine uyulmuyor. Komşumuz Yunanistan trol konusunda örnek alınması gereken kuralları etkinlikle uyguluyor. Bu kuralları ihlal eden tekneleri ağır şekilde cezalandırıyor ve caydırma sağlıyor. Biz neden yapamıyoruz?

Benzer şekilde yasak zamanı gırgır tipi balıkçı gemilerinin yasakları delmesi ile dinamitle ya da geceleri dalgıçların ışıkla ve zıpkınla avlama yapması da aşırı avlanmaya büyük katkı sağlıyor.

Boyuna bakmadan yumurtlama döneminde yakalanan, zıpkınla vurulan ahtapot, karavida vb. her tip dip balıklarının ve canlıların kökü kazınıyor. Özellikle Ege ve Akdeniz gibi turistik yerlerdeki restoranlar bu tip ürünlere çok büyük meblağlar ödediğinden, talep büyük, karla devasa.  Çok getiri sağlayan bu avlanmanın cezaları da az olduğundan maalesef önlem alınamıyor. Bu kapsamda izinsiz avlanmanın önlenebilmesi için restoranlarda kontroller yapılarak yasak statüsünde bulunan, zıpkınla avlanmış balık ve diğer canlı ürünlerin satışı önlenmelidir.

Diğer yandan Türkiye özellikle 2002 sonrası değişen iktidar döneminde büyük tonajlı balıkçı gemilerinin inşasını teşvik etti. Ancak uzak sularda balıkçılık yapabilecek bu büyük gemilere kota temin edemedi. Burada Dışişleri Bakanlığımız Moritanya hariç gereken başarıyı sağlayamadı. Balıkçılıktan sorumlu Tarım Bakanlığı da koordine kurmadan büyük gemi inşasına onay verdi; hatta teşvik etti. Sonuçta uzak denizlere gidemeyen bu devasa gemiler, kendi sularımızda resmen katliama varacak boyutta aşırı avlanma sorununu ortaya çıkardı. Örneğin İstanbul Boğazında Beykoz – Harem hattı içinde balıkçılık yıllarca yasak iken ve bu yol balıkların yegâne göç yolu olarak korunurken bu dönemde avlanmaya izin verildi ve Boğazda resmen aşırı avlanmaya tarihte ilk kez  izin çıktı.  Her sene katliam yaşanıyor.

ACİL ÖNLEMLER

Türkiye’nin nüfusunun 2023’te 86 milyon olacağı öngörülmektedir. Dolayısı ile artırmak bir yana, bugünkü 7 kg. yıllık tüketim oranını koruyabilmek için, önce aşırı avlanmayı önlemek daha sonra deniz ve tatlı su çiftlik balıkçılığı ile okyanuslarda uzak deniz balıkçılığını geliştirmek gerekir. Türk balıkçılığının bilimsel ilkeler ışığında bütüncül bir yaklaşımla geliştirilmesi ve denizlerdeki kontrolün sağlanması acil bir ihtiyaçtır.

Diğer yandan Türkiye’nin balık deposu Karadeniz ‘deki tüm kıyıdaşlarımızla ortak bir komisyon kurularak balık popülasyonunu çoğaltacak ve denizi kirletenlere karşı ciddi önlemler alacak Karadeniz ortak balıkçılık kuralları düzenlemek şarttır. Aynı durum Marmara’da da kendi içimizde yapılmalıdır. Marmara can çekişmektedir. En acil durum müsilaj ve deniz kirliliğine sebep olan tarım ve sanayi atıkları ile belediye arıtım tesislerinin kontrol altına alınmasıdır. Eğer çevrenin korunmasına yönelik tedbirler alınmaz ise Türk halkı civa, plastik ve ağır metallerle donanmış deniz ürünlerini yemeye devam edecek ve kamu oyu neden kanser vakaları bu denli artıyor sorusunu sormaya devam edecektir.

Sonuç olarak Mavi Vatan’daki balıklar ve diğer su ürünlerimiz ile Toprak Gemi anadolu’nun gerek kıyıları ve gerekse göl ve akarsularımızdaki yetiştirici çiftlikleri gıda güvenliğimizin asli unsurları arasındadır. Neoliberal ekonomik modelin çöküşe geçtiği, devletlerin özellikle yaşanmakta olan Ukrayna Rusya krizi sonrası ciddi gıda güvenliği sorunlarıyla karşılaştığı dönemde su ürünleri kaynak çeşitliliği ve sürdürülebilirliği korumamız gerekir. Aşırı gelir elde etme hırsı içinde hareket eden avlayıcılar ile denize biyolojik ve kimyasal kirlilik sağlayacak düzeyde zarar veren çiftliklere asla izin verilmemelidir. Su ürünleri ve balıkçılık artık Tarım ve Orman Bakanlığının kontrolünden çıkarılarak münhasıran kurulacak Denizcilik Bakanlığı idaresine devredilmelidir. Söz konusu bakanlık kıyı planlamasından, deniz çevresine; balıkçılıktan Türkiye’nin denizcilik gücünü ilgilendiren her alana odaklanmalıdır. Dünya devletlerinin su altındaki hidro karbon kaynakları ile canlı ve cansız tüm kaynaklar için savaşı bile göze aldığı bir konjonktüre girildi. Denizlerimize yönelik çıkar ve sorun alanları karmaşık bürokrasinin hakim olduğu ondan fazla bakanlık ve 20’ye yakın kurum ve kuruluşunun eşgüdüm ve işbirliği eksikliğine tahammül edemeyecek kadar önemlidir.

Devletler denizdeki canlı kaynaklar için savaşı göze alıyor -2

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 8 ay önce

    Sizin gibi önemli biri ve konunun çok önemli ve acil durum olduğunu göstermeniz bizim için değerlidir çözümü yapacak kişilerin tavrı ve mevcut durumun gidişi yakın zamanda değişiklik olamayacak çabanız yerinde zamanında bir uyarıdır teşekkürler komutanım

  2. 8 ay önce

    Balıkçılık, ülkenin ve milletin kaderini tayin edecek kadar önemliymiş..👍🇹🇷 Benim de bir takıntım var, dereler, minik akarsular gördükçe içim ağlıyor,moralim bozuluyor. (Fabrika kimyasalları, insan atıkları, evsel kanalizasyon atıkları vb.) Yahu batı da bir uyduruk akarsu olunca ne yapacaklarını şaşırıyorlar, el bebek gül bebek bakarlar, para kazanırlar suslerler, tarım yaparlar, guzellestirirler..biz de acı acı izliyoruz. Kurumlar bir şey yapmadığı gibi bölge esnafı, insanı bir poşet alıp çöpleri bile toplanıyor..😢 yetmiyormuş gibi gelip geçen araçlardan,insanlar yola, çimenlere, dereye çöp atar duruma gelindi..

  3. 8 ay önce

    Var Olun Komutanım

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!