Eğer hırsız içerideyse kapı kilit tutmuyor

Eğer hırsız içerideyse kapı kilit tutmuyor

Bir önceki yazımda mevcut Askeri Şûra’nın yapısını eleştirmiştim. Bu yapıdan sağlıklı bir sonucun çıkmasının mümkün olmadığını belirtmiştim.

Ancak şunu ifade edeyim ki önceki şûraların yapısının ve işleyişinin de çok doğru olmadığını düşünüyorum.

Öncelikle bu oylama sisteminin sorunlu olduğunu ifade edeyim. Diyelim önceki Şûralarda Genelkurmay Başkanının yanı sıra Şûra’ya katılan diğer orgenerallerin durumunu düşünün!

Örneğin Genelkurmay Başkanı, bir Tümgeneralin Korgeneralliğe terfisini istedi. Diğerlerinin o hiyerarşik yapı içinde karşı çıkması mümkün mü? Çok istisnai durumlar hariç olamayacağını biliyoruz.

Zaten o yapılanmanın da sağlıklı olmadığının en önemli kanıtı, 2013, 2014 ve 2015 şûralarıdır. Söz konusu şûralarda, 15 Temmuz sonrası Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olduğu anlaşılan ve hemen hemen tamamı o geceki kanlı kalkışmaya katılan sadece tuğgeneral/tuğamiral oranlarını vereyim;

2013 yılı itibarıyla, KKK’lığı: yaklaşık %72 (25’te 18’i); DzKK’lığı: yaklaşık %90 (9’da 8’i); HvKK’lığı: yaklaşık %88 (8’de7’si); J.Gn.K’lığı: %50(4’te2’si),

2014 yılı itibarıyla, KKK’lığı: yaklaşık %75 (23’te 17’si); DzKK’lığı: yaklaşık %63 (8’de 5’i); HvKK’lığı: yaklaşık %78 (9’da 7’si); J.Gn.K’lığı: yaklaşık %60(5’te 3’ü),

2015 yılı itibarıyla, KKK’lığı: yaklaşık %85 (26’da 22’si);DzKK’lığı: yaklaşık %63 (9’da 6’sı); HvKK’lığı: yaklaşık %77(9’da 6’sı); J.Gn.K’lığı: Tuğgeneralliğe terfi edenlerin hiçbirinin FETÖ iltisakı çıkmamıştır.[1]

Görüldüğü gibi siyasilerin sayısal hâkimiyetinin olmadığı zamanlarda da eğer hırsız içerideyse kapı kilit tutmuyor. Önemli olan hem kapıya sağlam kilit vuracaksınız, hem de içeride hırsız barındırmayacaksınız!

O yanlış bu yanlış o zaman ne olacak diyebilirsiniz.

Her şeye rağmen askeri konuları askere bırakacaksınız… Tıpkı mali konuları maliyecilere, ekonomik konuları ekonomistlere, eğitim konularını eğitimcilere bıraktığınız gibi…

YÖNETİM NEYE DİKKAT ETMELİ?

Ee ülkeyi yönetenin bir tasarrufu olmayacak mı diye sorabilirsiniz! Elbette olacak, anlatacağım…

Ordu, bir ülkenin yaşamsal öneme sahip en önemli kurumudur. Bu anlamda hiçbir kurumla kıyaslanamaz.

Hele de Türkiye coğrafyasındaki ordu! Ateşten gömlek giymek gibidir bu topraklarda yaşamak. Ve o yaşamanın hep bir bedeli olmuştur. Bin yıldır böyledir, bundan sonra da böyle olacağı ortadır. İşte bu coğrafyada yaşamanın olmazsa olmazı, güçlü bir ordudur.

Ordunun güçlü olması için halkına dayanması, milli ordu olması önemlidir. Siyasete bulaşmış, o partinin, bu partinin oyuncağı olan, ama dinsel, ama etnik, ama ideolojik, ama felsefik grupların var olduğu, çatıştığı, egemen olmaya çalıştığı bir ordu, milli ordu olamaz.

Milli ordu, tüm halkı temsil eden, milletin gönül rahatlığıyla “benim ordum” dediği bir kurumdur. Bu anlamda ordu milletin güvencesidir, öyle olmalıdır. Bu anlamda siyaset üstü olması elzemdir. Siyaset kurumu da buna azami dikkat göstermelidir.

Elbette bunun da güçlüğünün farkındayım. Çünkü siyaset kurumu da, işine gelmediği zaman kendine darbe yapacak bir yapıyı istemez.

Bununla ilgili düşündüğüm öneriyi aşağıda kısaca ifade edeceğim.

Ancak öneriye geçmeden tam burada sivil siyasetçilere de iki çift laf etmeliyim. Malum, darbelerin iç ve dış dinamikleri vardır. Ülkemizdeki darbelerde dış dinamik olarak hep ABD’yi gördük.

Ancak iç dinamikler önemlidir. İç dinamiklerin harekete geçmesi siyasetçilerin ülkede huzuru, birliği, refahı vb. sağlayamamasından kaynaklıdır.

12 Eylül’ü benim yaşımda olanlar yakinen yaşadı. Maalesef o günlerde siyasetçiler akan kana engel olamadılar. İnsanlar her gün onar onar can veriyor, bir sokaktan diğerine geçilemiyordu. Ülke kan ve barut kokusu içindeydi.

İşte böyle bir zeminde yapılan askeri müdahale, aslında 12 Eylül günü itibarıyla halkın desteğini almıştı. Ama müdahaleyi yapanlar 13 Eylül’den itibaren öyle kabul edilemez şeyler yaptılar ki ceremesini hala çekiyoruz, bu da işin başka boyutu.

Demem o ki siyasetçiye düşen, iç dinamiklerin harekete geçmesine mani olmak, onun için ülkeyi iyi yönetmektir. Halkın başka çıkış yolları araması, demokrasiden umudunu kesmesine sebep olacak bir girdabın önüne geçmesi gerekmektedir. İç dinamik sağlam olduktan sonra dış dinamiklerin yapacağı fazla bir şey olamaz.

Demem o ki demokrasinin tıkır tıkır işlediği, kişi hak ve hürriyetlerinin rahatlıkla kullanıldığı, yoksulluğun bulunmadığı bir ülkede darbe olma olasılığı sıfıra yakındır.

***

Ordunun siyasete bulaşmasıyla ilgili Osmanlı’dan beri çok tecrübe edinmiş, siyasete bulaşmış ordunun Balkan Savaşında olduğu gibi nasıl bir hezimet yaşayacağının tanığı olmuş yüce Atatürk’ün bu konuda ne dediğine bakalım;

“Ben uzun süre orduda siyasetle uğraştım. Kişisel tecrübemden bunun ne kadar zararlı olabileceğini biliyorum. Bu yüzden ordunun tamamen politikanın dışında olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer ordunun politikayla uğraşmasına izin verilirse, bu, birçok parti gruplarının rahatça kurulmasına yol açar. Bir gün, bir kumandan, karşıt partiden olan emri altında birine emir verdiği zaman, o diyebilir ki ‘Bu emrin yerine getirilmesi benim fikirlerime ters, bu yüzden itaat etmek zorunda değilim. Bu, ordunun savaşma kabiliyetini hızla azaltır.”[2]

Ne kadar yalın ve anlaşılır değil mi?

Gelelim asıl konumuz olan bugünkü askeri şûraları irdelemeye…

Öncelikle askeri şûralar, siyaset ile asker arasında bilek güreşine dönmemelidir. Yani bugün olduğu gibi ben daha fazlayım, daha güçlüyüm, seni yenerim anlayışı değil, doğru olan egemen kılınmalıdır.

Yoksa 2019 Şûra kararları sırasında Anıtkabir’de çektirilen fotoğrafta olduğu gibi poz vermek, toplumda ve TSK mensupları arasında, askeri aşağılamak algısı yaratır ki bu, hiç kimse tarafından hoş karşılanmaz.

YAŞ NASIL OLMALI?

Bunlar bir yana, askeri şûralarla ilgili önerim şudur;

Öncelikle siyaset kurumu, stratejik seviye olarak gördüğüm Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanlarını, mevcut orgeneraller arasından belirleme hakkına sahip olmalıdır. Hatta operatif seviye olarak gördüğüm korgeneraller içinde bu geçerli olmalıdır. Tabii bunun için mutlaka TSK’daki komutanlar ve diğer ilgili kurumlarla koordine edip onların bilgi ve değerlendirmelerini almak esas olmalıdır.

Gelelim daha alt kademelere…

Küçük rütbedeki askerlerle siyasetçinin hiçbir surette ilişkisi olamaz, olmamalıdır. Küçük rütbedeki bir askerin bir siyasetçiden beklenti içinde olmasına sebep olacak ortam yaratılmamalıdır.

Küçük rütbedeki askerlerden kastım, tümgeneral ve aşağısındaki tüm rütbeleri kapsar. Tümgeneralliğe kadar olan rütbeler taktik seviyedir. Sahadaki askerlerdir. Savaş varsa bizzat cephedeki askerdir. Bunları ancak komutanları tanır. Çünkü çeşitli rütbelerde onlarla çalışmış, yeteneklerini test etmişlerdir.

İşte bu rütbelerdeki terfi, emeklilik ve atamaları mutlaka komutanlar yapmalıdır. Elbette bu işlemler de hükümetin onayına sunulmak zorundadır.  İşlem yapılanların durumu ayrıntılı olarak arz edilip sorunlu bir durum söz konusu değilse de onaydan geçmelidir. Bu teamül haline getirilmelidir.

Böylece taktik seviyede birlikleri sevk ve idare edecek komutanların gözü, kendi komutanlarından başka bir yerde olmayacak, askerliğin gerektirdiği biçimde hareket edecek, sadece savaşma yeteneğini artırmaya yöneleceklerdir.

Operatif ve stratejik seviyede farklı, bugünküne benzer, daha az katılımlı bir şûra olabilir. Yani Dışişleri, Hazine ve Maliye Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı gibi konunun dışında bakanlıklara gerek yoktur.

Askeri şûra, tanımına uygun biçimde danışma kurulu gibi çalışmalı, oylama yapılmamalı, CB veya onu temsilen yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları üst şûra için yeterlidir.

Tümgeneral ve aşağısı için ise MSB, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları toplanırlar, terfi ve emekli edilecekleri belirler gerekçeleriyle birlikte Cumhurbaşkanına onaya sunarlar.

Söz konusu yapının Jandarma ve Emniyet için de oluşturulmasının uygun olacağını, siyaset kurumuyla görevleri gereği daha fazla karşılaşan kolluk kuvvetlerinin de özellikle yerel siyasetçilerin baskılarına karşı koruma zırhı oluşturulacak bir terfi ve atama sistemine kavuşturulmasının elzem olduğunu düşünüyorum.

Orada da İçişleri Bakanı ve kurumların belirleyeceği yetkililer askeri şûra benzeri bir uygulama içinde olabilirler. Devam edeceğiz…

[1] Mustafa Önsel, Ağacın Kurdu 31. Baskı, Galeati Yayınları, Ankara, 2019, s.190-192.
[2] Tugay Şen, Atatürk ve Teşkilatçılık, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s. 122-123

Savaşacak askeri Maliye Bakanı nereden bilecek?