Fırat’ın doğusuna harekât derken, tuzaklara da dikkat!

Fırat’ın doğusuna harekât derken, tuzaklara da dikkat!

Şu bir gerçek ki, bugün Suriye ilgili yaşadıklarımızda, mevcut iktidarın büyük katkısı vardır. Dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da ikna ederek, Suriye’nin iç işlerine müdahil olmamıza sebep olmuştur. Bu çerçevede desteklenen muhaliflerin vasıtasıyla da istikrarsızlık denizinde çırpınan bir Suriye, bizzat katkılarımızla ortaya çıkmıştır. Ancak görülen odur ki bu istikrarsızlık bizi de her açıdan sarmalına almış, bizim de iç işimiz haline gelmiştir.

4 milyonu aşkın Suriyelinin ülkemizde barınmasının yarattığı sosyal ve ekonomik sorunlar tırmanarak devam etmektedir. İlerde Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasında kullanabilecek çok büyük bir kitle ülkemize transfer olmuştur. Ekonomik olarak Suriyeli mültecilere harcanan paranın 35 milyar doları aştığı ifade ediliyor.

Düşünün, aramızın iyi olduğu son yıl olan 2010’da Suriye ile yıllık 2,5 milyar dolarlık ticaret hacmimiz vardı. Nereden nereye…

Uzatmayalım. Stratejik derinlik derken, sığlık içerisinde yapılan stratejik yanlışlar, bizi her geçen gün daha da zor duruma sokuyor. Şimdi yapacağımız olumlu işler sadece taktiksel. Stratejide yapılan hata taktik doğrularla giderilemez.

Yani gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişse, bu diğerlerinin doğru iliklenmesine manidir. Burada yanlış iliklenen ilk düğme, durup dururken ABD gazıyla Suriye’nin iç işlerine burnumuzu sokarak, ilişkilerimizi çıkmaza sokmaktır.

Bugün Suriye’de uyguladığımız bir kısmı doğru hareketlerin, genel yanlışı düzeltemediğini ifade edeyim.

Cerablus, Azez, El Bab ile Afrin’in kontrol altına alınması taktiksel olarak başarılı duruşlardır. Ancak bizim yüzümüzden kontrolü kaybeden Suriye devletinin otoritesinin kaybolmasıyla ortaya çıkan ve ABD’nin ciddi desteğini alan PKK’nın Suriye’deki kolu YPG, artık ülkemiz için ciddi tehdit teşkil etmeye başlamıştır.

Fırat Kalkanı Harekâtı ile Cerablus-Azez hattı ve El Bab, kontrol altına alınsa da Fırat’ın batısında bulunan Menbiç’in hala YPG kontrolünde olması sebebiyle bu harekât eksik kalmıştır.

Menbiç ile ilgili birçok söz veren ABD, hiçbir sözünü yerine getirmemiş, bizimle adeta dalga geçmiştir. Menbiç’i YPG’den arındırma gayretimiz ABD nezdinde hiçbir sonuç vermemiştir.

ASKERLİK YASASIYLA MEHMETÇİK’E DARBE VURULDU

Fırat’ın batısında kötü huylu bir ur gibi bulunan, Menbiç ve Afrin’in güneydoğusunda Tel Rıfat dururken, şimdi de Fırat’ın doğusuna harekât söz konusu. Hatta bugün CB’nı bölgeye yapılacak harekâtın adını bile açıkladı: “Barış Pınarı!”

“Barış Pınarı” bölgeye barış getirir mi bilinmez, ama başarı getirir mi buna da harekâtı irdeleyerek cevap verebiliriz.

Malum, YPG, bizim kabul ettiğimiz şekliyle ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilmiyor. Ötesi onları, bölgede kendisinin kara kuvvetleri olarak tanımlıyor.

Bu süreçte YPG, yani Suriye’nin PKK’sı, ABD’den binlerce TIR dolusu silah aldı. Bunların azımsanmayacak bir kısmı sofistike silahlar. İHA vb hava araçları da dahil. Fırat’ın doğusunu alabildiğine tahkim etti, birbirine bağlı yer altı ve yer üstü tünelleri inşa etti. ABD askerleri tarafından yıllarca eğitiliyorlar. Şu an üniformalı YPG’lilerin sayısı 100 bin civarında. Bu sayıyı çok kısa sürede rahatlıkla artırabilirler.

Ordumuza güveniyoruz, kahramanların varlığından haberdarız, ancak ordumuz 2008’den beri öyle darbeler yedi ki: Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk kumpasları derken FETÖ’nün kontrolüne girdi ve 15 Temmuz gibi büyük bir travmayı yaşadı.

FETÖ’ye dönük operasyonlar hala devam ediyor. Kabul edelim ki personel arasında bu anlamda güven sorunu bulunuyor.

Buna rağmen özellikle Suriye’de başarılı operasyonlara imza atıldı. Ne yazık ki o başarılara imza atan komuta heyetinin neredeyse tamamı tasfiye edildi. Özellikle son şûra ile tecrübe çöpe atıldı.

Zaten askerlik yasasıyla bana göre Mehmetçik ruhuna büyük darbe vuruldu.

2008 öncesini kumpas davalarından öncesini düşünün. Bıraktık o yılları, her şeye rağmen 2019 şûrası öncesi de ciddi anlamda caydırıcı güçte bir ordumuz vardı. Ama son çıkan Askerlik Kanunu ve son şûra ile iyice yıprandığı da ortada.

“Barış Pınarı” harekâtını yapacağımız yer ABD’nin “kırmızı çizgim” dediği yer. ABD kim? Dünyanın bir numaralı emperyal gücü. 1952’den beri NATO’da müttefikimiz. Aynı ABD, Suriye PKK’sının da kankası. Bakın şu işe! Tuhaf demek bile tuhaf bir durum…

Suriye’de Rusya ile ABD arasında zımni bir anlaşma olduğu açık. Biri Suriye Devletiyle beraber. Diğeri YPG ile Suriye’nin üçte birini kontrol altında tutuyor. Birbirlerini yakın vadede açıktan ısırmayacakları kesin!

Dolayısıyla Fırat’ın doğusunu kontrol altında tutan ABD buraya kırmızı çizgim diyor. Yani buraya dokunanla kapışırım meydan okuması yapıyor.

ABD’nin Suriye’deki siyasi hedefi ne? Belli ki burada etnik kökene dayalı PYD yönetiminde bir devlet kurmak, böylece bölgede İsrail’i rahatlatmak, enerji kaynaklarını kontrol etmek ve bölgeyi istikrarsızlık sarmalında tutmak.

PEKİ, BİZİM AMACIMIZ NE? 

Zamanında yöneticilerimizin kafasında Emevi Camiinde namaz kılmak olduğunu biliyorum. Ancak orada namaz kılacağız derken Suriyeli mülteciler camilerimiz önünde dilenmeye başlayınca bu siyasi amaçlarından vazgeçmiş görünüyorlar.

Ya şimdi? Yani yapacağımız “Barış Pınarı” isimli harekâtındaki siyasi hedefimiz nedir?

Baskın olarak söylenen YPG’nin varlığının sonlandırmasıdır. Ki bu siyasi hedefin, doğru bir siyasi hedef olduğunu, hatta olmazsa olmazımız olduğunu ifade edeyim.

Bu siyasi hedefin gerçekleştirilmesinin öyle kolay ve kısa vadede olamayacağını, hele bir harekâtla böyle bir amacın gerçekleşmeyeceğini ve sadece bizim çabamızla da bu sonucun alınmayacağını ifade edeyim.

Böyle bir harekâtı ABD’ye rağmen yapmanız ne kadar mümkün? Hava sahasını kontrol eden ABD, hava sahasını açmazsa, hava desteksiz böylesi bir harekâtın risklerini karşılayacak durumda mıyız? Ki geçtiğimiz günlerde MSB’nı Akar, bu riske dikkat çekerek “ABD hava sahasını açmazsa böyle bir operasyonun riski büyük olur” demiştir. Peki, sonrasında ABD ile de savaşırız söylemi gerçeği yansıtıyor mu?

Kuru hamasete, iç kamuoyuna yönelik kurusıkı söylemlere gerek yok! Elbette ABD ülkemize saldırırsa savaşırız, çünkü o zaman bütün Türk Milleti asker olur. Şimdi öylesi bir durum söz konusu değil. Orası uluslararası hukuka göre Suriye toprağı. Sadece fiili durum farklı.

MAHDUT HEDEFLİ HAREKAT! 

Görünen, bölgeye yapılacak askeri bir hareket çok geniş çaplı değil “mahdut hedefli” olacak! Tel Abyad ve doğusu merkezli, Süleyman şah türbesine kadar uzanacak bir mihverden hareketle Fırat’ın üzerinde bulunan iki köprüyü de kontrol eden bir harekat öngörülüyor olabilir. En mantıklı olan bu gibi gözüküyor.

Bu harekât, elbette siyasi hedefimiz olan, bölgede YPG varlığının yok edilmesini sağlamaz, ancak böylesi bir harekât başlangıç olarak uygun olabilir. Ancak bu kadarı dahi ABD’ye rağmen yapılabilir mi tereddütlerim var!

ABD olaya karışmazsa bilin ki önemli ödünler koparmıştır ki bu yakın vadede ortaya çıkacak ve elbette ülkemiz lehine olmayacaktır…

Hamaset sahiplerine sorarım, brüt 420 milyar dolar dış borçla kırılgan bir ekonominiz varken, sosyal yapınızda büyük kırılmalar söz konusuyken, milli konularda dahi artık bir araya gelemeyecek kadar ayrışmış siyasi bir bölünmüşlük yaşanırken, ordunuz bunca hırpalanmışken, siyasi hedefi çok büyük bir harekâtın olumsuzluklarını karşılamaya hazır mıyız?

Bu harekât, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarının çok ötesinde kapsamlı ve büyük risk barındırmaktadır. Olası küçük bir başarısızlık durumunda ülkemizdeki bölücü zihniyetin nasıl güçlenip, moral bulacağını ve keskinleşeceğini düşünün.

Başarı da göreceli bir kavram. Şöyle ya da böyle Türk Ordusu başlangıçta istenilen sonucu alır. Ancak sonuç alınsa da, bölgede iyice yıpratılan bir orduyla bundan sonra olası bir harekâtı nasıl çıkartırız?

İster istemez aklıma Pirus zaferi geliyor!

Bunların hepsinin hesap edildiğini ummak istiyorum…

BAŞARIYLA SONA ERSE DE…

Ancak bu harekât başarıyla sona erse de şu konuyu atlamayalım; Bir kere YPG’nin varlığını, ABD bölgeyi terk etmeden sonlandırmak kesinlikle hayaldir. Dolayısıyla kesin olan şudur ki, bu harekâtla, siyasi hedefimize gerçek anlamda ulaşmamız mümkün görünmüyor.

Yukarıda Akar’ın operasyonun riskinden bahsederken, devamında belirttiği bir sözü daha vardı; “Başarı için ABD’li müttefikimizle birlikte hareket etmemiz gerekiyor.” Bu sözden esas siyasi hedefimiz olan YPG’nin bölgedeki varlığının sonlandırılarak, bölgede etnitiseye bağlı bir devletçiğin kurulmasına engel bir hareket kastediliyorsa, böyle bir şeyin ABD ile mümkün olmayacağını en iyi Akar biliyordur.

Sonuç, Türk kamuoyunu da tatmin için ABD’nin göz yummasıyla, önceden de belirttiğim gibi sınırlı bir harekâtla Fırat’ın doğusunda bir cep oluşturulur. Mobil hale getirdiğimiz Süleyman Şah türbesi yerine konulur. YPG daha doğuda ve güneyde varlığına devam eder. Oluşturulan cepte TOKİ inşaata başlar. Türkiye’den bir kısım mülteci oraya yerleştirilir. İç kamuoyu geçici bir dönem memnun edilmiş olur.

Ancak oradaki siyasi hedefimize ulaşmamıza yine engel olunmuş, bu anlamda oyalanmış oluruz.

Bölgedeki siyasi hedefimize, sadece Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyarak ve bu bağlamda onunla ortak hareket ederek ulaşabiliriz.

Diğer her türlü hareket, amaca hizmet etmeyecektir. Bu durum, bizim biraz daha tuzağa çekilmemize sebep olacak ve emperyal güçlerin satranç tahtasında taş olmaktan öte bir işe yaramayacaktır…[1]

Yukarıda, tereddütlerimi, olası tuzakları çok da ayrıntıya girmeden ifade etmeye çalıştım. Harekât başladığı andan itibaren yüreğimiz ordumuz için atacaktır…

[1] Yukarıdaki yazı bugünkü gelişmelerden önce yazılmıştır…