Halifelik: Boş ve tehlikeli bir hayâl!

Hakan Paksoy yazdı...

featured

Gündemin karmaşası içinde önemli bir konu gözlerden uzakta ısıtılmaya çalışılıyor. Ülkenin başkentinde ve çeşitli şehirlerinde toplantılar yapılıyor. Sorunlar başlığıyla açılan bu toplantılar, hilafet çağrısıyla devam ediyor. Şu an seçim gündeminin baskısı olmasa daha çok duyulacağı bir gerçek. Peki, hilafetle sorunların çözümü mümkün mü işte o bir hayâl.

Sadece hilafet meselesi mi? Millî eğitimimiz de sarsılıyor. Tevhit-i tedrisât yani eğitimde birlik de artık büyük sıkıntı yaşıyor. Gayri kanuni olan medreselere denklik verilmiş durumda. Bazı üniversiteler onlarla iş birliği yaparak paneller sempozyumlar düzenliyor.

OSMANLI’DA REFORM HAREKETLERİ

Avrupa’da Reform hareketleri olarak bilinen değişimler, İstanbul’da 20’nci yüzyılda yoğun olarak tartışılmaktadır. Ama bir yandan da Cihan Harbi devam etmektedir. Bu şartlarda dahi bir çıkış aranıyor.
İttihat ve Terakki Partisi, 1916’da, Birinci Cihan Harbi’nin ortasında, kongresini yapıyor. Anlaşıldığı kadarıyla bugünkü gibi genel başkan dinleyip, verilen listeyi onaylayıp ya da seçim yapıp geçmemişler. Türkiye’nin ilmî meselelerini tartışmışlar.

Bu tartışmaların ne kadar önemli olduğunu Ziya Gökalp’in yazdığı İttihat ve Terakki Kongresi I-II makalelerinden anlıyoruz. Makaleler, İslâm Mecmuasında yayımlanmış (İslâm Mecmuası Sayı : 48 ve 49, Kasım 1916). (Kültür Bakanlığı Yayın 1981 baskılı 388 sıra sayılı kitap)

Gökalp makalelerine, Kongre’de İslâmiyetle modern medeniyetin tamamıyla uyuştuğu üzerinde samimi mutabakatın ortaya çıktığını belirterek başlıyor. Ardından da iki hizipten bahsediyor. Birisi Avrupa mutaassıpları, diğeri medrese mutaassıpları diyor. Mutaassıp Avrupacıların, mademki dinin esasları medeniyetle anlaşamayacak, o halde bunları terk ederek tamamıyla Avrupa medeniyetine intibak etmemiz gerekiyor dediklerini yazıyor.

Mutaassıp medresecilerin ise, mademki Modern medeniyet ile dinin esaslarla uzlaşması mümkün değildir, o halde bu medeniyetin bütün unsurlarından uzaklaşmak gerekir dediklerini belirtiyor. Makalelerin daha geniş incelemesi başka bir çalışma. Bu temel tartışmanın bugünle örtüştüğüne dikkat çekmek istedim. İlginçtir ki 21’inci yüzyılda bu yaşadıklarımız yüz yirmi üç yıl önce de yaşanmış. Ama Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çözülmüştü. Şimdi tekrar canlandırılıyor. Ya da canlandırılmaya çalışılıyor. Ve bu beyhude gayretlerin bizi bir o kadar geriye götürdüğü de bir gerçek.

BUGÜNLE ÖRTÜŞÜYOR, ANCAK…

Daha önce bu tartışma kısmen vardı. 21’inci yüzyılı şekillendirme fırsatı bulan dinbazlar da bunu tepe tepe kullandılar. Özellikle dinî hususlarla kavga eden anlayış görüntüsü düzeldi. Bu örtüşme değişmeye de başladı. Onlar bu tartışma sahnesinden çekilince Dinbazlar yalnız kaldılar. Geçmişte yaşananları hatırlatarak husumeti canlı tutmaya çalışıyorlar.

En önemli malzemeleri de başörtüsü. Hâlâ kullanmaya çalışmaktalar. Hoş, ellerinde de başka bir şey kalmadı. Ancak başörtüsü hukuksuzluğu, hırsızlığı, rüşveti, haksızlığı, vurgunu, yalanı, talanı, dinin ve inancın istismarını, çocuk tecavüzlerini ve bilumum yanlışlıkları örtemiyor.

Karşılarında tartışacak öteki kalmadı. Ancak hedeflerine ulaşmak için başka bir ütopyaya sarılmış hâldeler. Yıllarca bunu anlatıp durmuşlardı. Zamanı geldiğini düşünüyor olsalar gerek ki halifelik konuşulmaya başladı. Birçok ülke tarafından terör örgütü kabul edilen Hizb-ut Tahrir tarafından farklı şehirlerde seri konferanslar düzenleniyor. Konuşma başlığı sorunlar ve çözüm yolları. Çözüm yolları da tek: Hilafet ve İslâm Devleti(!)

İslâm devleti ismi Türk kamuoyunun yabancısı değil. Daha önce başında Cumhurbaşkanı’nın eski danışmanının bulunduğu ASSAM’ın düzenlediği kongrelerde vardı. Hazırladıkları ASRİKA (Asya Afrika İslâm Birliği) Konfederasyonu Anayasası hafızalardan hiç çıkmayacak.

Her iki çalışma da yeni bir devletten bahsediyor. Cumhuriyet’in kuruluşları toplantıları destekliyor veya düzenleyiciler arasındalar. ASSAM’da üniversiteler, belediyeler ve Diyanet var. Hizb-ut Tahrir’in konferanslarına Kızılay, Diyanet Sen, Yeniden Refah Partisi ve Cumhur İttifakı’nın görüştüğü HÜDAPAR ile onun kuruluşu İttihadul Ulema da katılmış.

PEYGAMBER VEKİLİ NASIL BELİRLENECEK?

Öncelikle halife “bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse” demek ama “Peygamberin vekili” anlamı da yüklenmiş. Peki, halife olan kişiye Peygamberin vekaletini kim veriyor? İlk halife Hz. Ebubekir’e Hz. Ömer vermiş. Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir vasiyet yoluyla tayin etmiş. Hz. Ömer altı kişilik bir heyet oluşturuyor ve üçüncü halifeyi bu heyet seçiyor. İlk üç halife ölümle değişmişler. İkisi suikastla öldürülmüş. Dördüncü halife Hz. Ali ise savaş, siyaset ve hile ile değişmiş. Yerine geçen de Muaviye.

Hemen sonra hile, hâkimiyetini devam ettiriyor. İlk zamanlarda Muaviye’nin başı, İran valisi Ziyad ile derttedir. Ziyad biat etmemektedir. Bunun da yolunu bulur. Ziyad’ın kardeşi olduğunu yayar. İspatı da yapılır. “…daha önce Taif’te meyhanecilik yapmış olan Ebu Meryem… Ebu Süfyan’la (Muaviye’nin babası) Ziyad’ın annesinin ilişki kurduğuna… bizzat kendisinin …yardımcı olduğuna şehadet etti. (Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Emeviler Dönemi Hilafetten Saltanata Beyan Yay. S 23)” Artık problem çözülmüştür. Ziyad biat eder.

Büyük misyon yüklenen ilk dört halife tarihte önemli yere sahipler. Onların gelişinde de siyaset var. Bundan sonrası Emevi saltanatı. Babadan oğula intikâl söz konusu. Sonra başka bir aile, Abbas’ın oğulları hükümranlığı ele geçirince geçmişi yerle bir ediyor. Mezarlıkları bile altüst etmişler. Osmanlı Türk Cihan Devleti’ne de Yavuz Sultan Selim tarafından geçiyor. Geçiş, kılıç hakkıyla.

ARTIK HAKİMİYET MİLLETİNDİR

Peygamber döşeği kavramı sadece ve sadece Türk Müslümanlığında vardır ve adaleti anlatır. Benzer kavram Asker Ocağı için de Peygamber Ocağı diye söylenir. Bu da sadece Türklerde vardır. Vatan sevgisini zirveye çıkarır. Birinci Meclis’in 308 numaralı Kararıyla saltanat kaldırılırken, halifeyi Osmanlı ailesi içinden TBMM’nin seçeceği de hükmedilmektedir. Ve Karar, “Türkiye Devleti Makamı Hilâfetin istinatgahıdır” diye bitmektedir. Hilafet kaldırılırken ise makam aileden tamamen alınmıştır.

Eğer halifelik gelir de TBMM seçecek olursa bu sadece Türkiye’deki Müslümanların halifesi olur. Ama Türk seçmenlerinin hepsi Müslüman değildir. Meclisten alınıp bir aileye verilse ve babadan oğula geçse diye düşünen olabilir. Ki bu çok tehlikeli ve ham bir hayâldir. Her iki durumda da Türkiye Cumhuriyeti’nden vazgeçmek gerekir ki buna da kimsenin gücü yetmez. Hasılı bu sevdadan vazgeçmek, daha yolun başındayken dönmek, bu hayâli kuranların menfaati icabıdır vesselam…

Halifelik: Boş ve tehlikeli bir hayâl!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!