Helikopter kazası üzerine

Ahmet Yavuz yazdı...

Helikopter kazası üzerine

Milletimizin başı sağolsun. Tatvan yakınlarında düşen helikopterde kıymetli evlatlarını kaybetti. Her biri ayrı değerdeki askerlerimize Tanrı’dan rahmet dileklerimi yineliyorum. Yaralı kurtulanlara acil şifalar diliyorum. General Osman Erbaş’ı teğmenliğinden itibaren tanırım. Daha o yaşta büyük bir olgunluk sergilerdi. Ağırbaşlı, donanımlı bir subaydı. 15 Temmuz gecesi de tam bir subay tavrı sergilemişti.

Bu yazıyı yazmamın nedeni, kazaya ilişkin yapılan yorumların bir kısmının bilimsel hatta ahlaki yaklaşımdan uzak oluşudur.
Ülkemiz öyle bir hale geldi ki, önüne mikrofon uzatılan ağzına geleni söylüyor. TV’lar da kimi tanıyorsa onu konuk edip konuşturuyor.
Sunucu konunun boyutlarını bilmiyor. Konuşan bilmiyor. Sosyal medya genel yapısı itibariyle komplo teorilerinin çekiciliğiyle alıp başını yürümeye elverişli...

Oysa söylenebilecek iki şey var: Başsağlığı dilemek ve inceleme sonuçlarını beklemeyi önermek. Bunun ötesinde sınırlı olmak kaydıyla söz söyleme hakkı uzun süre bölgede uçmuş pilotların ya da deneyimli kaza-kırım ekibi mensuplarının olabilir. İki yıl süreyle haftada en az on saat uçmuş biri olarak söz söyleme hakkımın olduğunu düşünmüyorum.

Öncelikle bir helikopter kazasını uzman kaza-kırım ekipleri inceler ve sonuçlara ulaşır. Onların ulaştığı sonuçların bir kısmı kesin bilgi olmakla birlikte bir kısmı ancak varsayım olarak ileri sürülebilen cinstendir.

Birçok faktör kazaya neden olabilir: Helikoptere ilişkin olanlar (donanım, bakım, uçuş hazırlığı, ani arıza gibi), pilotlara ilişkin olanlar (deneyim, sağlık, moral gibi), dış etmenler (hava koşulları, terör tehdidi gibi)... Başkaları da eklenebilir.
Bunları incelemeden karar verilemez. Uzmanların işidir. Bırakalım onlar gereğini yapsın.

COUGAR’LAR

Konuşmacılardan kaynaklı diğer husus Cougar helikopterleri... Gerçekten bu helikopterler Avrupa harekât alanı için tasarlanmış; Güneydoğu ve Doğu Anadolu harekât alanında operasyonel olarak kullanmak için tercih edilen bir helikopter değildir. Zaten bu durum bilindiği için uzun zamandır TSK tarafından büyük komuta merkezleri arasında nakil maksadıyla kullanılagelmiştir. Kaza esnasındaki uçuşun mahiyeti de aynıdır.

Son kaza ile helikopterin cinsi arasında bağlantı kurmak ne ölçüde doğru olabilir?

Kesin bir yanıtı yok.

Daha önce kırıma uğrayan aynı cins üç helikopter olduğundan yola çıkılarak, bunun kazanın kaynağı olduğu ileri sürülebilir mi?

Daha önce yaşanan üç olaydan birinin füzeyle vurulmaya; diğer ikisinin tele ve yüksek gerilim hattına takılmaya dayalı olarak oluştuğu bilindiğine göre bu konuda yapılan yorumlar da mesnetsiz görünmektedir. Çünkü daha önce hem füzeyle düşürülen hem de tele takılarak kırıma uğrayan başka cins helikopterler de olmuştur.

RİSKLİ YAŞAMLAR

Sıkça yapılan eleştirilerden biri de çok sayıda subayın tek bir helikopterle naklinin yapılmış olmasıdır. Belki doğruluk payı olsa da yersiz bir eleştiridir. Yaşanan koşullardan habersiz olunmasından kaynaklıdır. Zengin bir ülke olmadığımızı hatırlamak ve askerlerin hesaplananın ötesinde risklerle dolu bir yaşamı gerektirdiğini hatırlatmak görüşümüzü netleştirecek yegane olgudur.

SONUÇ

Hayata bakışı iki şey etkiliyor: Bilimsel bakış ve ahlaki duruş...

Birincisi uzun bir emeği gerektiriyor ve bizim gibi Doğu toplumlarında zor gelişiyor. Bu durum uzak geçmişte İbn-i Sina’ların, Harezmi’lerinin, İbn-i Haldun’ların; yakın geçmişte Atatürk’ün açtığı akıl ve bilim yolunun bir kenara itilmiş olmasındandır. Edinilmesi büyük çabayı gerekli kılar. Pahalıdır.

Ahlaki duruş sergilemek de belirli bir gayreti gerekli kılsa da maliyeti düşüktür. Hatta bedavadır. Yalan söylememek, bilmediğin konuda konuşmamak, kendini parlatmak ya da gündem olmak için zorlamalardan uzak durmak maliyeti olmayan tutumlardır.
Ekranlarımızı yönetenlerin/süsleyenlerin hepsinden bilimsel bakış beklemek boşunadır ama ahlaki tavır içinde olmalarını beklemek hakkımızdır.