'Hıyararşi' ve 'Grevio'

Av. Mihriban Ünal yazdı...

'Hıyararşi' ve 'Grevio'

“Hıyar diyorum

Yoo, ben turşuyum diyor”

Hukukun, milli egemenliğin, cumhuriyetin, Atatürk’ün her gün çeşitli şekillerde (andımızın kaldırılmaya çalışılması, anayasa aykırı cumhurbaşkanlığı kararnameleri, İskilipli Atıf, Şeyh Sait gibi vatan hainlerinin resmi törenlerle anılması, korolardan Türk isminin çıkarılması, harp okullarına giriş koşullarını düzenleyen yönetmelikten irticai faaliyetlerde bulunmama veya bu faaliyetlere karışmama şartının çıkarılması…) saldırıya uğradığı, teslimiyetçiliğin kutsandığı, egemenlik haklarımızın tartıştırıldığı ve büyük bir iştahla devredilmeye çalışıldığı, buna rağmen üç beş cılız ses dışında kimseden çıt çıkmadığı bu soğuk ve yalnız günlerde Can Yücel’in dizeleriyle başlamak istedim…

Cumhurbaşkanının, Anayasa aykırı 15.07.2018 tarih ve 9 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 3. maddesine dayanarak aldığı bir kararla İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesi konusunu hemen o günün sabahında bu köşeden yazdık ve söz konusu kararnamenin NATO’ya taraf devletlerle ve NATO ile yapılacak uluslararası anlaşmalarda cumhurbaşkanının doğrudan onay yetkisini düzenleyen, ancak kamuoyunca İstanbul Sözleşmesi’nin feshine odaklanılması nedeniyle gözden kaçırılan 7. maddesinin de çok büyük risk taşıdığını aşağıdaki bağlantıdan da ulaşabileceğiniz üzere anlatmaya çalıştık.

https://www.veryansintv.com/biz-uyuyormus-gibi-yaparken-neler-oluyor

Hemen devamında saygıdeğer komutanımız Mustafa Önsel ile bir program yapıp konuyu tartışan iki kesim tarafından da özellikle gündeme getirilmeyen hususlara değinerek cumhurbaşkanı tarafından kararnamelerle anayasaya aykırı işlemler yapılmasının,             TBMM başkanı tarafından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin dahi tartışmaya açılmasına kadar vardırıldığını, bunun kabul edilemeyeceğini, ancak ne yazık ki iktidar veya muhalefet tarafından 2018 tarihli bu kararnamenin iptali ile ilgili 60 günlük süre içinde Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açılmadığını, ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin de sözleşmede uzmanlar grubu ve izleme heyeti olarak nitelendirilen Grevio yapısı, Grevio üyeleri ve bunların Türkiye hakkında hazırladığı 15.10.2018 tarihli Grevio Raporu bakımından kabul edilemeyeceğini, raporda Grevio’nun “kadına şiddeti önleme” bahanesiyle egemenlik haklarımıza saldırdığını, ancak buna rağmen iktidar ve muhalefet tarafından 2018 yılından bu yana rapora karşı kayda değer bir itirazda bulunulmadığını belirttik.

https://www.youtube.com/watch?v=Ff5axZf6LuE&ab_channel=Buga%C3%A7Tv

Bu yazı ve programdan sonra, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nde düzenlenen Grevio yapısı ve Türkiye ile ilgili hazırladığı rapor hakkında çok sayıda soru gelince konuyu detaylı şekilde tekrar yazmak ve gündeme getirmek görev ve borç oldu.

Grevio’nun yapısı ve Türkiye ile ilgili hazırladığı rapordan bahsetmeden önce, İstanbul Sözleşmesi ve Anayasaya aykırı cumhurbaşkanlığı kararnamelerini tartışan iki kesimden hilafet sevdalısı, çocuk tacizcisi yasa dışı cemaatlerin, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasaya aykırılığı ve Grevio tarafından düzenlenen rapor içeriğine hiç değinmediklerini, aksine sabah akşam eş cinsel evlilik konusunu gündeme getirerek konuyu saptırdıklarını, konuyu tartışan ve ne yazık ki zihinleri emperyalist batı işgali altında kalmış diğer kesimin ise doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik haklarına ve birliğine saldıran Grevio raporuyla ilgili tek kelime etmediklerini, bu sebeple iki tarafın da meseleye objektif yaklaşmadığını, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği ve egemenlik haklarını umursamadığını ve hatta bu konuları özellikle gündeme getirmediğini belirtmek gerekir.

Halimiz öyle içler acısı ki, bir yanda işi gücü bırakıp durmadan eş cinsel evlilikleri tartışan, diğer yanda ise Grevio yapısı ve raporunu göz ardı ederek “İstanbul Sözleşmesi yaşatır!” gibi sloganlar arasına sıkışan ve egemenliğini, iradesini, şuurunu yitirmiş, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün de hayatı boyunca mücadele ettiği, ülkemizi içten kemiren kitleler.

Oysa bizim ne hilafet sevdalısı, çocuk tacizcisi yasa dışı cemaatler, ne zihinleri emperyalist batı işgali altındakiler ne de bunları görmezden gelen iktidar ve muhalefete karşı sorumluluğumuz var, bizim tüm sorumluluk ve borcumuz Türk Milleti’ne ve Atatürk Cumhuriyeti’ne!

Bugün de sadece bu sorumlulukla ve borcumuzu yerine getirerek İstanbul Sözleşmesi’nde düzenlenen Grevio yapısı ve Grevio’nun ülkemizle ilgili hazırladığı 15.10.2018 tarihli evlere şenlik rapor üzerinde duracağız.

İstanbul Sözleşmesi, 12 bölüm ve 81 maddeden oluşuyor, bu sözleşmeyi 2012 yılında hiçbir maddesine çekince koymadan onayladık. Sözleşme 66. maddeden itibaren Grevio (Group of Experts on Action against Violence against Women and Domestic Violence-(Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzmanlar Grubu) isimli bir uzmanlar grubu ve izleme heyetini düzenliyor.

Sözleşmenin en az 10, en çok 15 kişiden oluşmasını öngördüğü Grevio isimli uzmanlar grubuna, İstanbul Sözleşmesi’nin taraflarca uygulanıp uygulanmadığını izleme, bu konuda raporlar düzenleme, tavsiyelerde bulunma, üyelerini görevlendirip ilgili ülke hakkında soruşturma yaptırabilme, devletlerden ve hatta sivil toplum örgütlerinden her türlü bilgiyi toplama ve ilgili ülkeye ziyaretler düzenleme gibi hak ve yetkiler verilmiş.

Bu hususlar yanında, sözleşmenin “İmtiyazlar ve muafiyetler ( Madde 66)” başlıklı ek maddelerinde, Grevio üyelerine egemen hiçbir devletin kabul edilemeyeceği ayrıcalık, sorumsuzluk, yetki ve muafiyetler tanınmış, Grevio üyelerinin hiçbir söz ve eylemlerinden hukuki ve cezai sorumluluklarının doğmayacağı, bu üyeler hakkında tutuklama, gözaltı, el koyma gibi tedbirlere başvurulamayacağı, seyahat kısıtlaması uygulanamayacağı, bu üyelerin haberleşmelerinde kesinti yapılamayacağı ve bunlara sansür uygulanamayacağı, evrak ve belgelerinin dokunulmazlığının bulunduğu, görevleri sona erse bile söz ve eylemlerinden hukuki ve cezai sorumluluklarının bulunmayacağı kabul edilmiştir.

Üstelik kendi vatandaşımıza tanımadığımız ayrıcalık ve kapitülasyonları tanıdığımız Grevio ve üyelerini düzenleyen sözleşmenin 66. maddesine çekince konulamayacağı da sözleşmenin 78. maddesinde düzenlenmiş, bu maddede sözleşmedeki düzenlemelerden hangilerine çekince konulabileceği sınırlı şekilde ve tek tek sayılmış, Grevio’yu düzenleyen 66. maddeye ise burada yer verilmemiştir.

Böyle olunca insan sormadan edemiyor, biz sömürge ülkesi miyiz ki ne olduğu ve amaçları aslında çok açık olan bir grubu kendi haklarımızın, egemenliğimizin komiseri yapıyoruz ve iktidarı muhalefetiyle “hıyar ve turşu rolünü oynamaya soyunup” Grevio’yu “hıyararşik üstümüz” kabul edecek kadar körleşiyoruz!?

İşte kadına karşı şiddet, aile içi şiddet, ayrımcılık gibi konularda iktidarı muhalefetiyle “hıyararşik tanrı” yerine konan Grevio, ülkemizle ilgili 15.10.2018 tarihli ve asla kabul edilemeyecek yaklaşık 120 sayfa bir rapor düzenliyor. Raporun tüm ayrıntılarını bu yazıya konu edemesek de aşağıda Grevio’nun asıl niyetini göstermesi bakımından raporda geçen bazı ifadeleri olduğu gibi aktarıyor ve soruyoruz iktidarı ve muhalefetiyle 2018 yılından beri bu rapora kim ne için sustu?

“Terörle mücadele tedbirleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki güvenlik operasyonları ve başarısız darbe girişimi sonrası kamu görevlilerinin toplu ihracıyla ortaya çıkan kamu görevlileri kaynağının boşalması gibi çeşitli faktörlerin, kadınların şiddetten uzak yaşama hakkının yerine getirilmesine uygun olmadığını ortaya koymaktadır.”

“Ayrıca, GREVIO sözleşme yükümlülükleriyle tam olarak uyumlu olması amacıyla iyileştirmeler gerektiren birçok ek alan tanımlamıştır. Bunlar (kırsal kesimde yaşayan kadınlar, belirli etnik gruplara ait kadınlar –örneğin Kürt kökenli kadınlar-, engelli kadınlar, lezbiyen kadınlar, göçmen ve mülteci kadınlar dahil)”

“İnsan hakları organlarının, Kürt kadınların, dezavantajlı durumu ve etnik ve dilsel kimlikleri nedeniyle karşılaştıkları ayrımcılık konusunda endişelerini dile getiren birçok raporu vardır.”

“Türkiye’nin güneydoğusundaki terörle mücadele operasyonları sırasında kamu ve askeriye tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri iddiaları ışığında GREVIO, etkilenen bölgelerdeki kadınlar için başta cinsel şiddet olmak üzere ve özellikle bu operasyonlar sonucunda gözaltına alınan veya tutuklanan kadınlar için artan şiddet riskinden endişe duymaktadır.”

“2016 Temmuz ayındaki darbe teşebbüsü ve akabinde olağanüstü hâl ilanının ardından ülkeyi etkisi altına alan krizin, Türkiye’de kadın hakları üzerinde olumsuz etkilerini ortaya koyan raporlar ışığında, GREVIO, kadınların tutuklu iken kötü muameleye maruz kaldığı ve tecavüz tehdidinde bulunan kolluk kuvvetlerince korkutulduğu durumlara işaret eden bilgiler nedeniyle derinden kaygılıdır. GREVIO, olağanüstü hâl ilanından bu yana yürürlükte olan istisnai tedbirlerin etkisiyle ortaya çıkan ve “emniyet güçleri için sistematik cezasızlık ortamı” olarak adlandırılan durumun, bu tür şiddet vakalarını teşvik edebileceğinden korkusunu taşımaktadır.”

“Ayrıca GREVIO, hükümet kararı ile Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleştirilen askeri operasyonlar ve terörle mücadele operasyonlarında, kadınların taciz, cinsel şiddet ve tehditlere maruz kaldıkları ve tecavüz edilmiş ve/veya öldürülmüş çıplak kadın fotoğraflarının, emniyet güçleri tarafından sosyal medyada korkutma amacıyla paylaşıldığını iddia eden ürkütücü raporlara atıfta bulunur.”

“Ayrıca, GREVIO, başarısız darbe girişiminin ardından çok sayıda hâkimin, savcının ve devlet memurunun işten çıkarılmasıyla ortaya çıkan kaynakların önemli ölçüde boşaltılması konusundaki kaygısını dile getirmektedir. Kadına yönelik şiddeti önleme ve bunlarla mücadelede yer alan kurumsal makinelerin zayıflamasının, Türkiye'nin kadına yönelik şiddete verdiği tepkiyi ciddi biçimde etkilediği bildirilmektedir.”

“GREVIO, Türk yetkili makamlarına, devlet aktörlerinin, algılanan ve iddia edilen güvenlik tehditlerine yanıt verirken uygulanan şiddet ve devletin düşmanı olarak görülen kadınlar veya bu kişilerle bağlantılı kadınlara (anne, eş, kız kardeş, kız evlat olsun) yönetilmiş şiddet dahil, her türlü durumda, yasadışı şiddete başvurmaktan imtina etmesi gerektiği prensibine bağlı kalmasını ısrarla tavsiye eder.”

Biz Grevio Türkiye raporunda geçen yukarıdaki ifadelerin, Grevio’nun “kadına karşı şiddetin önlenmesi peçesini kaldırarak” gerçek amacını göstermesi bakımından yeterli olduğunu düşünüyoruz, dahasını merak edenler raporu okuyabilirler veya bizlere ayrıca sorabilirler.

Dikkat edin rapora göre şiddetin kaynağı terör örgütleri, teröristler, darbeciler ve onların sahipleri değil, aksine alınan terörle mücadele tedbirleri, yapılan güvenlik operasyonları ve darbenin başarısız olması! Şaka gibi değil mi!? Diyorlar ki, terörle mücadele etmeyin, güvenlik operasyonları yapmayın, darbe de başarılı olsaydı fena olmazdı!

Peki daha neler zırvalıyorlar? Sözleşmenin ve dolayısıyla yetkilerinin dışına çıkıp kendilerince ülkemizin sözde ek sorunlu alanlarını tanımlıyorlar ve zihniyetlerinden beklenen şekilde Kürt kadınların etnik ve dilsel kimlikleri sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürüyorlar! Şiddet ve ayrımcılıkla mücadele ettiğini ileri sürenlerin kullandığı etnik-mezhepçi bölücü dile bakın!

Dahası var, tokmak elinde ülkemizi karış karış gezen Grevio üyeleri, kamu ve askeriye tarafından terörle mücadele edilirken başta cinsel şiddet olmak üzere özellikle gözaltına alınan veya tutuklanan kadınlara şiddet uygulandığını düşünüp bundan ciddi endişe duyuyorlar! Keşke aynı endişeyi tutuklanan teröristlerin şehit ettiği insanlara uygulanan şiddet konusunda da duysalar! Onlara göre terörle mücadeleden vazgeçilir, güvenlik operasyonları yapılmaz ve teröristler tutuklanmazsa şiddet sorunumuz çözülür, nasıl da zekâ belirtisi parlak fikirler ama! Utanalım kendimizden, biz bunları şimdiye kadar hiç düşünemedik!

Göz yaşartan bir akıl(!), vicdan(!) ve merhamete(!) sahip Grevio üyelerinin ülkemizle ilgili yüksek endişe ve kaygıları bununla da bitmiyor, 15 Temmuz 2016 Fetö kalkışmasından sonra tutuklanan kadınların kötü muameleye maruz kaldıklarını, kolluk kuvvetleri tarafından tecavüz tehdidiyle korkutulduklarını, başarısız darbe girişiminden sonra çok sayıda hâkim, savcı ve devlet memurunun işten çıkarılmasıyla kadına karşı şiddet mücadelesinin zayıfladığını ileri sürüp el bebek gül bebek besleyip büyüttükleri meczup Mehdilerinin bir an evvel topraklarımıza inmesi için dualar ediyorlar!

Bu da yetmiyor, devletimizin düşman olarak gördüğü kadınların bulunduğunu, hatta bu kadınlarla bağlantılı kadınların da haklarından çok endişe duyduklarını, Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleştirilen askeri operasyonlar ve terörle mücadele operasyonlarında, kadınların taciz, cinsel şiddet ve tehditlere maruz kalmalarından çok rahatsız olduklarını, tecavüz edilmiş ve/veya öldürülmüş çıplak kadın fotoğraflarının, emniyet güçleri tarafından sosyal medyada korkutma amacıyla paylaşıldığı iddiası içeren ürkütücü raporlardan aldıkları güçle fantezi dünyalarında çok eğlendiklerini belirtmeden geçemiyorlar!

Grevio zekâ düzeyine göre, hem ülkemizde hem de bölgemizdeki şiddetin kaynağı Fetö ve Pkk gibi terör örgütleri ve bunların ağababaları ABD, Fransa, Almanya gibi ülkeler değil, bunlarla mücadele eden asker, polis, devlet, terörle mücadele operasyonları ve aldığımız tüm güvenlik tedbirleri!

Bu kadar rezillikten sonra hala Grevio’yu savunan varsa bilin ki ya aptaldır ya haindir, ortası yoktur!

Dış görünüşü, perdesi, süsü, ambalaj ve etiketi ne olursa olsun ülkemizi cumhuriyet ve Atatürk devrimlerinden geriye götürmeye çalışan her kesim, her yapı, herkes gericidir ve ülkemiz için tehdittir! Şekil bizi aldatmasın!

Unutmayalım, bir diğeriyle eşit olmayı onu sömüren istemez. Şeyh, mürit ile niçin eşit olmak istesin, AB/D kuklaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin diğer egemen devletlerle eşit olmasını neden arzu etsin? Toprak ağası maraba ile eşit olmayı kabul eder mi? Kadını, çocuğu gerçekte sevmeyip sadece sömüren onunla eşit olmayı diler mi?

İşte bu eşitliği istemeyenlerin cumhuriyeti ve erdemlerini anlamalarını ve buna göre yaşamalarını beklemek hayaldir! Ne çabuk unuttuk herkesle beraber özgür, eşit ve onurlu yaşamak için bir bağımsızlık savaşı verdiğimizi de “hıyar ve turşu meraklılarının” gürültüsüne kapılıp birilerinin “hıyararşisi” ve insafına kendimizi teslim etmek dışında vasfımız, irademiz, şahsiyetimiz, onurumuz kalmadı!

Kimse vatan toprağını, cumhuriyeti, eşitliği borsada alınıp satılabilen şirket hisseleri ile karıştırmasın! Birileri “hıyar ve hatta turşu olmakla” övünüp içerde ve dışarda Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarının “hıyararşisi” ne ruhlarını teslim edebilirler, ancak bu ülkenin öz evlatları bağımsızlığından ödün vermeden kendi tarlasını her zaman kendi bildiği yöntemlerle, kendi aklına ve gücüne dayanarak ekmiştir ve bundan sonra da öyle ekecektir!