İşte biz bu milletin çocuklarıyız!

İşte biz bu milletin çocuklarıyız!

Dün akşam Ankara’da cumhuriyet kutlamalarında ‘bir şeyler değişti’ ‘çok şeyler değişti’ dedirten çok acayip şeyler oldu.

Tarihi bir gün yaşadık gözlerime inanamadım.

Hava serindi ondan mı? IŞİD PKK bombası korkuları, çoluk çoğunun selameti endişesiyle halkın zihninden uzaklaştığı için mi?

Devletin şirketlerin ekranların Cumhuriyet kutlaması zafer videoları yayınlaması mı?

Yoksa bu milyonlar bu hareketlilik bu neşe, yepyeni bir siyasi çağa mı girdik?

Bilmiyorum.

Bu şehirde Uğur Mumcu’nun cenazesi, Türkeş’in cenazesi, Özal’ın cenazesi, Demirel’in cenazesi vb. çok büyük miting kalabalıklarına şahit oldum. On yıllar sonra yine dün akşam Ankara Bahçelievler yedinci caddede Anıtkabir’e meşaleli yürüyüş için akıl almaz çok büyük bir kalabalığa şahit olduk.

Düşünün sadece yedinci caddeden kortejde taşınacak bayrağın açılması bir saat sürdü ve sadece yedinci caddeden maç kapısı kalabalığı gibi boşalan kitlenin yürüyüşü bir buçuk saat sürdü. Düşünün bu sadece tek bir sokaktan geçenler. Göz yaşlarımızı tutamadık. Cumhuriyet bayramlarında büyük kalabalıklara çok alışığız da böyle bir ‘izdiham’ı ilk kez yaşıyoruz, şaşkınlığımız öyle böyle değil.

Uzun yıllardır Cumhuriyetimiz bir mayın tarlasından geçiyor ve hala cumhuriyet bir mayın tarlasının tam ortasında.

Zevk duymak keyif almak ayrı şeylerdir ‘mutlu’ olmak ayrı şey, dün sahiden çok mutluyduk.

Büyük sorudur, mutluluğumuzun kökeni sağlıkta mı ahlakta mı? Bunca gurme programlarına bakarsanız sağlıkta-yemekte dersiniz. Ben dün akşam Cumhuriyet yürüyüşündeki insanlara baktım, ekonomik yokluk işsizlik siyasi mutsuzluk had safhada ama her şeye karşın Cumhuriyet yürüyüşlerinde iddialı soylu bir ‘ahlak’la neşeli yürüyüşlerini mutluluklarını gördüm.

Aristo’nun meşhur lafıdır, her varlık kendi iyiliğine yönelir, kitleler, trajediler yaşadılar kaygılandılar düşündüler ve yıllar sonra nihayet ellerinde meşale tek çıkış yolu Cumhuriyete koştular.

Dünkü Cumhuriyet kutlamaları halkımızı neden bu kadar derinden ‘mutlu’ etti. Oysa ellerinde cep telefonları önlerinde bilgisayar ve evlerinde televizyonları vardı, hepsini bırakıp geldiler.

Modern dünyanın meşgaleleri bizi meşgul eder oyalar ama bizi mutlu etmez. Halkımızın öğrendiği tek mutluluk biçimi ‘mutsuzluğu’ unutturan gündelik meşgaleler. Dün akşam böyle değildi. Halkımız ‘mutlu olmak’ için hakiki bir şeyi hatırlamak istiyordu.

Cumhuriyet’in elinden tutmak istiyordu.

Dün akşam, ataları dedeleri bayraklarıyla halkımızın elinden tutuverdi. Bir Millet Cumhuriyet Yürüyüşüne el ele katıldılar.

Ve sokak sokak semt semt akarak gittikçe büyüyen kitleler ellerinde büyük ve sınırsız bir güç olduğuna, bir daha şahit oldular.

İşte yazar Nihat Genç dün akşam hayatının en kalabalık Cumhuriyet Yürüyüşü kutlamaları içinde yahu neler oluyor deyip gözyaşlarıyla sıkışıp kaldı.

Aklımdan film şeridi gibi bu büyük egemenlik bağımsızlık yürüyüşü bir tarih gibi akıverdi.

Üç yüz yıl süren Haçlı Savaşları, Kösedağ Savaşı’yla Selçuklu’nun Moğollar tarafından yıkılışı ve iç isyanlar ve sonra Ankara Savaşı ve Fetret Devri ve Celali Ayaklanmaları, bu şehir neler gördü? Ruslarla bitmeyen savaşlar Karlofçalar, yenilgiler, Kabakçı İsyanı, Alemdar Mustafa Paşa olayları, onbinlerce yeniçerinin Laleli’de öldürülmesi, Balta Limanı Anlaşması, Tanzimat, Islahat, Balkan Savaşları, Babıali Baskını, I. Dünya Harbi ve Sevr dayatılıp işgal edilen Anadolu’yu ateşler içinden çıkartan kahraman ordumuz, ve yine iç isyanlar ve sonra II. Dünya Savaşı’nın yoklukları. Ve 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, vs. darbe üstüne Amerikan darbeleri.

Şöyle bir baktım meşaleli yüzbinlere.

Bu kalabalıklar nereden geliyor, Sarıkamış faciasından Çanakkale’den Yemen dağlarından Kurtuluş Savaşı’ndan. Yine ellerinde meşaleler bayraklarına sımsıkı sarılmışlar anne baba çoluk çocuk tarihten gelip tarihe yürüyorlar.

Zırıl zırıl hıçkırıklar içinde bu koskoca tarihin sadece son on-onbeş yılına hepimiz şahidiz, bir daha hatırladım, bu şehirde PKK bombaları, IŞİD bombaları, FETÖ işgali, Halep kapılarında ümmet Osmanlı rüyalarıyla bitmeyen savaşlar.

Ve gözyaşları içinde Türk Ordusu’nun ‘Balyoz’ kumpası günlerini hatırladım. Soylu subaylarımızın mahkemesindeyim. Mahkeme koridorunda çöp tenekesinde indirilmiş çerçevesi kırılıp içinde resmi sökülüp atılmış Atatürk posterlerini hiç unutmuyorum. FETÖ’cü hakimlerle yaka paça kavga ediyorum, sonra bu posterin hikayesini ODA Tv’ye yazıyorum.

Balyoz günleri yüzlerce subay içeride, her hafta Ankara Sakarya’da ışık eylemleri yapıyoruz. Eyleme katılıp Türk Bayrağı tutacak elli kişiyi ikiyüz ellinin üstündeki eylemlerin her birinde zor buluyoruz. Bir eylem günü yine elli kişi yokuz, aşağıda Sıhhıye’de ise astsubaylar maaş ve hakları için eylem yapmış onbinlerce astsubay. Astsubayların eylemleri bitiyor ve yanımızdan geçiyor astsubay kalabalığı, tek kişi Balyoz subayları eylemine katılmıyor. Siz orada elli bin kişi eylem yaptınız biz burada elli kişi yokuz, Türk Ordusu’na neler olmuş, dedim. Ve sonra cumhuriyet bayramı ve 10 Kasım günlerinde zapturapt altına alınmış Anıtkabir’e yürüyüşlerimiz, üç-yüz dört kişilik bir kalabalık bulamadığımız 2009, 10, 11, 12’li yıllar. Türkiye kaç kez saldırıya uğradı. FETÖ ekranları ele geçirdi. Açılımcılar yıllarca ekranları ele geçirdi. Ülkenin en büyük şirketleri işadamları FETÖ’yle anlaştı ya da korktu, Hırant’ı öldürüp üstüne attılar, rahipleri öldürüp suçunu subaylarımızın üstüne attılar. Kaç kez ‘yıkılış’ yaşadı bu ülke!

Ve hala ellerinde bayrak ‘milyonlar’ dünden daha mahşeri kalabalık marşlar bandolar meşaleler dünden daha mutlu gittikçe büyüyen coşan sokaklara caddelere sığmayıp taşan kitleler!

Elimde bir ‘evrim’ kitabı, dünyamız diyor altı milyar yıl içinde kaç kez ‘yıkılış’ yaşadı, bir buzul çağı, milyonlarca yıl sürdü, milyon çeşit böcek hayvan bitki, yenildiler yok edildiler, ama içlerinden bir kaç tür, kabuk bağlayarak, enerjisini başka türlü bularak, direndi ve ayakta kaldı. Bir başka yıkılış çağı, yanardağlar milyonlarca yıl patladı, gökler karardı, milyonlarca yıl güneş ışığından yoksun milyonlarca tür bitkiler yok oldu, ama bir kaç tür direndi. Başka bir yıkılış milyonlarca yıl sular bastı, göktaşları düştü, büyük yangınlar milyonlarca yıl sürdü, taş üstünde taş kalmadı, ama milyonlarca böcek bakteri hayvan bitki türünden bir kaç tanesi direndi.

Yer küre milyon çağlarda kaç kez yıkıldı kaç kez test edildi kaç kez yeniden iklimler yerine geldi, yeniden güneş açtı, gündüz gece sert yumuşak sıcaklıklar sular dengesini buldu.

Cumhuriyet, kaç kez yıkılış yaşadı, II. Cumhuriyetçiler, açılımcılar, bombalar, ihanetler, CIA’sı, aydınları partileri medyayı kaç kez ele geçirdi, ekranları patronları kaç kez ihanet şebekeleriyle el ele verdi.

Cumhuriyet yıkılışlar isyanlar yaşaya yaşaya, kendini ateşler içinde kaç kez test etti, kaç aydın türü yok oldu kaç aydın türü satıldı kaç aydın türü dönekleşti kaç aydın türü saf değiştirdi kaç aydın türü susuz havasız güneşsiz kabuk bağladı direndi ayakta kaldı, hala büyük muamma, kırlangıçlar bu kadar hızlı uçuşun enerjisini nereden bulur?

Ve dün yine, gecenin olmuş onbiri onikisi, Ankara sokaklarında milyonlar uyumamış, milyonlar karınca kolonileri gibi sokaklarda, Yaşasın Cumhuriyet diye bağırıyor!

Kardeşlerim, bugün en büyük düşmanımız bu ‘sevinci’ görmeyenlerdir!

Bugün en büyük düşmanımız bu ‘halkı’ görmeyenlerdir!

Bugün en büyük düşmanımız bu saf somut hakiki ‘mutluluk’ nereden geliyor nereye gidiyor, bilmeyen üstünde düşünmeyenlerdir, hangi ateşler ihanetler içinden geçtiğini ve bugün Cumhuriyet’i yine yeniden ‘milyonların’ taşıdığını görmeyenlerdir.

Elinde meşale bu milyonların partisi lideri yok bu kitlelerin siyasetten umudu da yok bu kitlelerin sağcısı solcusu dincisi yok.

Umut ve neşeleri, sadece ellerindeki bayrak! Ve çoluk çocuk posterini taşıdıkları Mustafa Kemal’in kalpaklı portresi.

O Balyoz günlerinde adliyede çöp tenekesine atılmış Atatürk posterini görünce FETÖ’cü hakime şöyle bağırdım: Bakın bu postere iyi bakın, bu adamın artık ordusu yok hepsi içeride. Bu adamın akademisi kalmamış hepsi işgal edilmiş. Bu adamın yayın organı kalmamış hepsi ihanet çetelerinin elinde. Halk kitleler ‘dinlenme’ korkusuyla sokağa çıkamıyor mitinglerine kutlamalarına katılamıyor. Bu postere iyi bakın. Mustafa Kemal’in bu posteri tek başına yeniden ayaklanacak hepinizin hakkından gelecek, kaçacak yer bulamayacaksınız.

Gecenin onbiri yüzbinler Cumhuriyet Yürüyüşü’nde marşlar söylerken, zırıl zırıl ağlamama sebep, işte bu kalpaklı ‘poster’, milyonların yürüyüşüyle ayağa kalktı.

Bugün sağcı solcu her kesim yasaklansa da burun kıvrılsa da yasal zorunluluğu olmasa da o posteri taşımak asmak zorunda.

Çünkü halkımız, son on yıllarda ‘herkesi’ ‘her fikri’ ‘her ihaneti’ ‘her kumpası’ test etti. Trajedileri acıları ağır maliyetleriyle hepsini YAŞADI ve ŞAHİT OLDU.

Ki, bugün artık herkes ve hepimiz anladık ki bu toprakların en büyük hazinesi: CUMHURİYET’TİR.

Cumhuriyet sağcı solcu dinci Laz Boşnak Kürt değil, ‘HERKES’indir.

Herkes kelimesi ‘soyuttur’, etnik kimlik belirtmez, YURTTAŞ gibi HERKES.

Kardeşlerim!

İşte biz bu soylu milletin çocuklarıyız!

Kardeşlerim!

Sadece ‘aşk’ HERKES’i kahraman yapar.

Yaşasın, hepimizi onurlu insanlar ve ‘kahraman’ yapan Cumhuriyet!

(Not:  Bu mutlu günü dahi halkımıza çok görüp böyle bir milli bütünlük gününde dahi açılım imalarıyla yazılar yazıyorlar, bir gazeteye yazı yazan Kılıçdaroğlu ‘toplumsal mutabakat’ ifadesini kullanması ihanet şebekelerini harekete geçirdi toplumsal mutabakat lafından ‘açılım’a bir kapı yine II. Cumhuriyet rüyalarına daldılar.)