İstismar ve ihmal edilen çocukların insanlığa öğretileri

İstismar ve ihmal edilen çocukların insanlığa öğretileri

Dünya’nın tüm olumsuzluklarından koparak, olayları tarafsız bir şekilde gözlemek, yorumlamak, yaşamak, üretmek ve ölmek mümkün mü? İnsanın tarafsız olması için bir aileyle, bir grupla, doğduğu coğrafyayla, birlikte yaşadığı toplumla insani, ahlaki, ekonomik, duygusal bağlarını kesmiş olması ve geçmişini silmesi gerekiyor. Ancak ne mümkün? Bana göre insanoğlu yapı olarak ait olmaya programlı bir canlıdır ve olayları tarafsız yorumlama kapasitesi oldukça sınırlıdır.

Bazı insanlar ileri yaşlarında bilinçli bir şekilde toplumun olumsuzluklarından kopmayı denese de kimsenin çocukluğunda yaşadığı hayatın izlerini temizlemesi mümkün değildir. Toplumdan uzaklaşsa dahi bu kez de sosyal izolasyonun yıkıcı etkileri etrafını kuşatmaktadır. Demek istediğim şey şu: İnsan sosyal bir yaratık olup sosyal bir çevrede yaşamaya ve ölmeye mahkumdur. Sosyal çevre bir alın yazısı gibi gittiği yere onunla gelmekte; zihninde taşıdığı hatıraları, öğretileri, travmaları, olumlu olumsuz birikimleri bir kambur gibi sırtında taşımaktadır. İnsan erişkin halinden kaçsa bile çocukluğunun gerçeklerinden kaçabilecek mekanizmalara haiz değildir. İşte bu nedenle insan, çocukluğundan arta kalanları harcayarak yaşamaya mahkum bir yaratıktır.

Bunları neden anlatıyorum? Amacım Ceren Özdemir’in katilini ve olguyu tartışmak. Tartışırken de yaşadığımız toplumdaki binlerce kaosun, karmaşanın, nefretin, öfkenin, intiharın ve hatta cinayetlerin zemininde ağırlıklı olarak kopamadığımız çocukluğumuzun travmaları olduğunu ve çocukluktan kalan her bir olumsuz hatıranın bir maymun gibi bizi oynattığını izah etmeye çalışmak.

Kapsamlı bir çalışma olmamasına rağmen, ülkemizde UNİCEF tarafından yapılan (2010) çocuk istismarı ve aile içi şiddet konulu araştırmasına göre, 7-18 yaş grubu çocuklarda, duygusal istismarın %51, fiziksel istismarın %43, cinsel istismarın %3 oranında olduğu saptanmıştır. Ülkemizdeki çocukluk çağında istismar ve ihmal olaylarının yaygınlığına ilişkin toplumsal tarama çalışmalarının sayısının az olduğu ve bunun nedeninin ise olayın belirlenmesinin zorluğu ve rapor edilmesindeki yetersizliklerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Çocukluk çağı travmaları, erişkin yaştaki travmalardan daha derin izler ve sekeller bırakırlar. Travma oluştuğunda ve olgu insan bedenini, zihnini ve ruhunu etkilediğinde insanoğlu temelde iki şekilde cevap verir. Bu cevap SAVAŞ YA DA KAÇ cevabı olarak isimlendirilir. Çocuk savaşmayı ya da kaçmayı başaramadığı an, olay zihnine ve ruhuna öyle bir yapışır ki değme psikiyatristler, etkin ilaçlar bu travmayı insanın zihninden ve ruhundan sökmeyi başaramazlar. Savaş ya da kaç cevabı aslında tüm canlılara özgün bir cevap olup, hayvanlar bu mekanizmayı  daha çok kullanırlar. İşte bu nedenlerle hayvanların ruhen ve zihnen takıntılı olanlarına çok daha az rastlanır. Ancak insan evladı savaş ya da kaç cevabını sınırlı oranda kullanır. Daha ziyade zihninde biriktirir. Geçmişini geleceğinin kimliği olarak daima yanında taşır.

Tekrarlayıcı bir şekilde kaçma veya savaşma ya da biriktirme işlevinin insanoğlunun zihninde ve ruhunda yarattığı tahrifat, travma sonrası stres bozukluğu olarak isimlendirilir. Aslında bu isim kapsayıcı bir resim çizmekten uzaktır. Olguyu tanımlamakta son derece iğreti ve eksiktir. Her şeyden öte stres olarak isimlendirilen bu terminoloji, insanın dönüşümünü açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

İstismara ve ihmale uğramış çocukların yaralarını saracak toplumsal, ahlaki, siyasi, tıbbi sağaltım şartları yoksa travmanın izleri koca bir nedbe dokusuna dönüşecek; zihninde ve ruhunda erişkin yaşamda yaşadığı her olayla geçmişi arasında bağ kuracak kadar kalın yollar oluşacaktır. Cinayet, intihar, öfke, kin, nefret olarak sıralanan tüm olgular, insanda doğuştan var olan bir potansiyel alana çocukluk çağı travmalarının kalın yollar döşemesidir. Adli Tıpta suçu kazıyın altından insan çıkar denmesinin sebebi işte tam da budur.

İşte bu nedenle Ceren Özdemir’in katlini sağlıklı tartışmak gerekiyor. Toplum tartışmayı ağırlıklı olarak güvenlik sistemlerinin zaafiyeti üzerine dayandırsa da bu analiz eksik ve yanlı. Birisi çıkıp da neredeyse yüzde altmışa dayanan çocukluk çağı istismar ve ihmal vakalarının potansiyel sonuçlarının ürkütücü değerlendirmesini, yapmıyor, yapamıyor. Devlet otoritesi ise kendi çocuklarının hallerini görmemekte ısrar edip, olayı bir caninin kontrolsüz eylemi babında küçültmeye çalışıyor. Ancak gerçek bu kadar basit değil. Gerçek zihni ve ruhu yaralı milyonlarca çocuğun hayatının bir döneminde bir şekilde toplumla bir hesaplaşma yaşayacağı ve bu hesaplaşmanın en ilkel metotlarla yapılacağı.

Ceren Özdemir’in katilinin ifadesindeki ilk cümleye dikkat etmek gerekli. İfadesinde yetimhane şartlarında yaşadığı ihmal ve istismarı açık ediyor. Katilin  içerisindeki hayvanın potansiyel öç alma duygusunu rehabilite edecek bir hapishane süreci yaşamadığı da gün gibi ortada…

İnsanoğlu istismara uğradığında intihar seçeneğini daha çok kullanabiliyor. Ancak bu tepki hayvanlar için mevzubahis değil. Hayvan intiharları çok tartışılan ancak somut vakalar gösterilemeyen bir olgu. Hayvanlar çoğunlukla ya kaçıyor ya da savaşıyorlar. Ancak insanlar ruhundaki ve zihnindeki travmaları bastırmak için ağırlıklı olarak intiharı daha az oranda cinayeti bir seçenek olarak daima kullanıyorlar. Bu transformasyon yani dönüşüm olarak isimlendiriliyor. Ceren Özdemir’in katilinin, istismarcısını öldürmekten başlayarak eylemini toplumdan öç alma boyutuna dönüştürmesi bizi şaşırtmamalı.

Özet olarak, çocuklarımızı istismar ve ihmal ediyor ve sonra rehabilite etmiyoruz. Bu bizleri potansiyel bir mağdur konumuna dönüştürmekte. Aslında çoğumuz basit bir rastlantısal cinayet, cinnet, şiddet mağduru olarak sokaklarda dolaşıyoruz. Bazılarımız ise doğal olarak hem mağdur hem potansiyel cani konumunda dolaşıyoruz. Ceren Özdemir’in katili, sadece ve sadece her iki olguyu zihninde ve ruhunda barındıran bir hayvandan ibaret. Zayıf olanı seçmesi tesadüf olmasa gerek.

Sonuç olarak, devletin acilen istismar edilen çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezleri kurması ve hayat boyu bu insanları destekleyici yönde inisiyatif kullanması gerekiyor. Ve yine suistimal zincirini bir yerden kırmak üzere çocuğu başta ailesinden olmak üzere istismarcısından kurtarmak gerekiyor.

Ceren Özdemir’in ruhuna saygıyla…