İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girme kararının bize etkileri

featured
service

Ahmet Müfit yazdı

Gündeme düşen en sıcak konu, Finlandiya ve İsveç’in, ABD, AB Komisyonu ve NATO’nun aylardır süren baskısıyla, kendi uluslarını/ülkelerini tehlikeye atacak şekilde NATO’ya girme kararı almış olmaları. Bu ülke yöneticilerinin kendi uluslarının çıkarını görmezden gelecek şekilde baskıya karşı koyamamalarının/koymamalarının, egemenliklerini resmen olamasa da fiilen ABD ve NATO’ya devretmiş olmalarının nedenlerini, İmamoğlu’nun Karadeniz gezisi ve Fransız Antropolog Balandier’in “Sahnelenen İktidar” adlı kitabında ifade ettiği görüşlerden çıkarak yazmış olduğum, 11 Mayıs tarihli, “İletişim Hatası mı? başlıklı yazıda ayrıntılı olarak ele aldım. Dolayısıyla bu yazıda, bu konuya yeniden değinmeyeceğim.

Bu yazıda tartışacağım konu, İsveç ve Finlandiya’nın,  bu kararlarının dünya ülkemiz açısından anlamı, ülkemiz siyasetine olası etkileri.

Söz konusu kararın dünyadaki mevcut güç dengelerine etkisi açısından bakıldığında, ABD ve AB’nin kendi vatandaşlarının/seçmenlerinin güvenini kaybeden ekonomik ve siyasi politika tercihleri/uygulamaları sonucunda, sistemi sürdürmek için yeni çatışmalara, son 40 küsur yılın yanlışlarını görünmez kılacak bir “büyük sıfırlamaya” ihtiyaç duyduğu sanırım son derece açık. Dünyanın tek hakimi olma iddiasıyla yani bir büyük fetih ya da dünyanın kurtarıcısı olma vaadiyle siyaseten meşru kılınacağı varsayılan, ülke içi iktidar ilişkilerini sarsacak düzeye ulaşmış olan siyasi, ekonomik, sosyal krizleri ikinci plana atacağı umulan, şu an itibarıyla acı sonuçlarının nereye varacağı dahi kestirilemeyecek bir büyük savaş programı söz konusu.

Bu yazıda üzerinde daha ayrıntılı olarak duracağımız konu, İsveç ve Norveç’in NATO’ya katılma yönündeki, son derece önemli bu kararının ülkemiz siyasetindeki yansımaları.

İktidar adına Cumhurbaşkanı tarafından yapılan “İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içerisinde değiliz” diye başlayan açıklama, bu işi NATO’nun Yunanistan konusundaki tavrı ile İsveç ve Finlandiya’nın PKK terörü konusundaki desteklerine bağlayarak -Rusya ile ilişkilere etkisi kısmına değinmeksizin- topu taca atma isteğini gösterse de, bu iş için çok uzun yıllardır mesai sarf eden ABD ve NATO’nun, “Türkiye’ye öyle diyorsa biz bu karara saygı duyarız” deyip vazgeçmeleri şüphesiz ki söz konusu değil.

Cumhurbaşkanı’nın açıklaması sonrası, bu konuda sorulan soruyu, “Türkiye’nin bu konudaki konumunu netleştirmeye çalışıyoruz.”, “Türkiye ve atadığı temsilciler ile çalışmaya devam ediyoruz.” sözleriyle yanıtlayan Beyaz Saray Sözcüsü Psaki’nin, vermiş olduğu bu yanıtın, ABD’nin bu konuda son derece ısrarcı olacağının, birinci ağızdan ifşası anlamına geldiği ise sanırım son derece açık.

İktidarı bu noktada “zorlayacak” en temel nokta ise -on yıllardır hep yazdığım, söylediğim, okurları bıktırma pahasına sürekli tekrar ettiğim gibi- ülkemiz ekonomisinin yabancı paraya bağımlılığı. Yabancı para ihtiyacı yönüyle ekonomik olarak sıkışmış durumda olan iktidarın, ABD tarafından gelecek baskılara hangi ölçüde dayanabileceği ya da bu durumun son tahlilde bir pazarlık konusuna dönüşmesine izin verip vermeyeceği.

Bu riski, artıran şey, iktidarın, ekonomik bağımlılık kaynaklı siyasi ve ekonomik baskılara karşı durması yönünde destek olması, daha da öte onu bu çizgiye zorlaması gereken, Atatürk’ün kurduğu CHP başta olmak üzere muhalefet cephesinin bu konudaki tutumu, daha da doğru ifadeyle “sessizliği”.

“6+ Masası” muhalefeti, Ukrayna kışkırtması sonrasında, belki de “büyük sıfırlamaya” giden yolun ikinci büyük adımı olan bu gelişmeyi, bir bütün olarak görmezden geldi. Canan Kaftancıoğlu’nun Yargıtay’ca onaylanan cezası ve “SADAT Baskınıyla” gündemde yer almayı, askeri ve siyasi sonuçları ülkemizi de doğrudan etkileyecek böylesi önemli bir konuda sessiz kalmayı tercih etti.

Konuyla ilgili olarak, beni hayal kırıklığına uğratan bir diğer gelişme ise bu konuda yorum yapan “uzmanların” büyük kısmının, konuyu ABD, AB ve NATO’nun PKK-PYD, Kıbrıs ve Yunanistan konusundaki tutumu karşıtı bir siyasi pazarlık konusu olarak görmeleri.

Toplumun, toplumu yönlendiren uzmanların ve tabii ki siyaset kurumun, çok önemli sonuçlar yaratması muhtemel bu gelişme – İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği- ile ilgili, bir bütün olarak göstereceği tavrın, Türkiye’nin siyasi karar merkezinin, sözde değil, gerçekten Ankara olup olmadığını ortaya koyacağını da belirtip, bitireyim.

 

https://ec.europa.eu/info/about-european-commission_en

‘İletişim hatası’ mı?

https://www.bloomberght.com/beyaz-saray-iki-ulkenin-nato-uyeligi-icin-turkiye-ile-calisiyoruz-2306417

 

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girme kararının bize etkileri

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!