Keloğlum İmamoğlum!

featured

Nihat Genç yazdı…

Keloğlum, saraya girebilmek için zırt pırt elçilerle görüşüyorsun.

Keloğlum keleş oğlum, bir düşün, Atatürk vakti zamanında İngiliz elçisiyle gizli on dakika görüşmüş olsaydı bugüne kadar çoktan Atatürk ismini kazıyıp çıkartırlardı, düşün, onca savaşta bir elçiyle gizli beş dakikası dahi yok, neden?

Keloğlan, keleş oğlan, gün gelir, Suriye-Ege-Kıbrıs, bir uluslararası sorunla batılılarla karşı karşıya gelindiğinde, millet o zaman demez mi, bizim Keloğlan vakti zamanında elçiyle oturdu kimbilir ne pazarlıklar yaptı, diye, çarşaf çarşaf yazmazlar mı, eee benim akıllı oğlum…

İngilizler’in parçaladığı Osmanlı’nın son yüzyılını iki satırla özetle deseler, bütün tarihçiler, bir Abdülhamit’in gözünün içine baktığı İngiliz elçisi ve Enver Paşa’nın ne dedi ne dedi diye gözlerini faltaşı gibi açtığı Alman elçisi fotoğrafını önümüze koyar! Ee benim Keloğlum İmamoğlum, hala İngilizler’in gözüne girmekten .ötüne girmekten kurtulamadınız!

Keloğlum, İmamoğlum, başkalarının ağzına bakmayı sana kim öğretti? Şimdi bir istihbaratçı kalkıp, sallayıp üfleyip, Samsun’da Atatürk Edirne’de Adalet heykeline vahşi provakasyonu İngilizler yaptı, çünkü, tam da çuvallayan İmamoğlu gündemini değiştirmek içindi, dese, ne diyeceksin? Bu saçma sapan görünen ters manyelleri yakın tarihimizde defalarca yaşamadık mı, Hrant’ı öldürenler de sokak serserisiydi, insan, daha temkinli olmaz mı, ee benim etrafı da akıllı oğlum.

Herkesin ağzında zaten ‘bunlar İngiliz elçisinin dizaynı’ diye laf uçurduğu bugünlerde İngiliz elçisiyle sofralara oturmaktan, hiç mi çekinmedin, ey benim keleş oğlum, yazarı çizeri herkesi kiraladım besledim kimse nasılsa ağzını açıp laf etmez mi sanıyorsun?

Gün gibi ortada, İngiliz elçileri, katil ajan piskopat Fetöcüleri dahi ‘muhalif’ göstermeyi başarmadı mı? Fetöcüler’in muhalefetini sözde kemalistlere herkese kabul ettirmedi mi? Ve bunu eleştiren herkesi ‘yahu işiniz gücünüz yok neden muhalefeti eleştiriyorsun’ diye dışlayıp kovmuyorlar mı? (Keşke bir muhalefet olsaydı.) Bunların hepsi kademe kademe inşa edilmedi mi? O halde, kör gözüne parmak hala İngiliz elçisiyle oturmak neyin nesi?

Keloğlum, keleşoğlum, İngiliz elçisiyle neyi konuşuyor, neyi müzakere ediyorsun, yoksa, CHP’ye, bakın İngiliz Amerika herkes beni destekliyor diye güç gösterisi mi yapıyorsun?

Yani, arkamı İngiliz’e Amerika’ya yasladım, arkam çok sağlam mı, demek istiyorsun?

Keloğlum, keleşoğlum, bizim artık başkalarıyla paylaşacak toprağımız yok, İngiliz elçilere verilecek siyasi rüşvetimiz hiç yok, çünkü biz bağımsız bir ülkeyiz, ve hala yahu alt tarafı bir yemek, deyip, güya, zerafet incelik güya diplomasi ayaklarına karnımız tok!

Be mübarek oğlum, bir bakıyoruz Diyarbakır’da PKK’lıların renkli tabutlarıyla poz veriyorsun bir bakıyoruz İngiliz Elçisiyle ‘kalkan’ sofrasında faturayı yine belediyeye ödetiyorsun. Biz bu kukla ezik zavallı tipolojiyi Osmanlı’nın parçalanma günlerinden bugüne iyi tanıyoruz! Bütün icraatınız potansiyeliniz bu mu, İngiliz elçisinin vereceği fotoğraf ve desteğe sığınmak. Dikkat et, sonun, İngiliz gemisiyle kaçan Vahdettin gibi olmasın!

İktidardaki İslamcılar da Fetö’yle görüştüğü için etrafındaki Fetö’cüleri ekranlarda dillerine dolayamıyor, İslamcı iktidar da tarikatlarla içli dışlı olduğu için sizi büyüten Süleymancılara ses çıkartmıyor, İslamcı iktidar da beşli çeteyle iş tuttuğu için etrafındaki para babalarına ekranlarda laf edemiyor, iktidardaki İslamcılar da şimdi senin gibi elçilerle Amerika’yla zamanında çok oturup kalktığı için ekranlarda eleştiri yapamıyor olabilir, keloğlum, bizi kimseyle karıştırma, biz görüyoruz!

Adam gibi söyle, o elçilere hangi mesajlar gidiyor onlardan size hangi mesajlar geliyor ya da o elçi yemek fotoğraflarıyla kime ne mesajı veriyorsun?

Keloğlum, annen-baban sana öğretmemiş mi oğlum, sen elçi’yi yanlış anlamışsın, etrafındaki denyo gazeteciler sana belletmemiş mi oğlum, siyasette de de flört işleri gizli kapaklıdır göz önünde yapılmaz!

Elçiyle her yerde oturup konuşulmaz oğlum! Bunun mektebi var kuralı kaideleri var bunun bin yıllık devlet geleneği var!

Canın çok elçi çektiyse bunun da siyaseten yolu yordamı var!

Keloğlum, elçi, demek, diplomasi demektir evet ama ince bir çizgidir, erkan usul bilmezsen, ‘casusluk da’ demektir, ayağını denk al!

Etrafındaki fetöcüler, HDP’liler, liberal gazeteciler, son kırk yıldır zırt pırt elçilerle görüşüyor diye elçiyle görüşmeyi yahu herkes yapıyor ne var bunda, diye basite indirgeme, adamı, zıpartırlar oğlum!

Evet, davetler, kokteyler, milli günler, açılışlar, sivil toplum kurumları, AB kurumları ve tartışmaları ve temsilcileri ve projeleri çok uzun yıllardır siyasilere-gazetecilere yol oldu ve bu rahatlık çok ‘yanlış anlaşıldı’ ve ülkenin en mahrem yerleri destursuz gelene gidene peşkeş çekildi.

Liberali, Fetöcüsü, HDP’lisi, otuz kırk  yıldır çok yanlış kapılara girip çıkıp yol ettiler, diye, kendine güvenip çürük dala basma! O yol, yol değil! O yol’dan elini kolunu sallayıp elçiliklere girip çıkanlar ülkeyi 15 Temmuz’a ve Hendek günlerine götürdü, aklını başına al!

Ah benim kel oğlum keleş oğlum, Osman Kavala niye içerde yatıyor (yatmasın, tutuksuz yargılansın), hiç düşündün mü? Ah benim akıllı oğlum, senin elçiyle görüştüğün günlerde İstanbul’da  diyelim bir Gezi kalkışması olsaydı, şu anda müebbetle yargılanıyor olacaktın, ah benim öküz oğlum, etrafındaki akıl vericileri denyo süzme salak oğlum!

Bak Keloğlum, bu işin alfabesinden başlayalım, Soner Yalçın’ın kölesi Cuma, yardımcın, şu Murat Ongun’a söyle bir zahmet google’u açıp sana da öğretsin.

Uluslararası hukuk nedir, elçiler ne iş görür, elçilerle neler yapılır neler yapılmaz, utanma, aç google’ı..

Koluna beş bin dolarlık saat takacağına git bir kitap al, işin doğrusunu öğren! Fetöcüler, AB’ciler, liberaller, HDP’liler onlarca yıl yol yaptı diye elçilerle her şekilde ve her türlü ve her yerde görüşmek yasal ve ahlaki değildir ve diplomasi adabına da hiç uymaz, keleşoğlum, dikkat et!

Yılın Atatürkçüleri yalakalıktan vakit bulamıyor olabilir, bak en kısa yoldan, Keloğlum senin de anlayacağın basitlikte öğreteyim. Keleşoğlum, bundan beş yüz sene önce diyelim, bir İngiliz gemisi açık denizde bir Portekiz gemisini gasp ederse… Savaş mı çıkacak? O gemideki tüccar mallarının hakları ne olacak? Tazmini nasıl olacak? Senin anlayacağın Keloğlum, batan geminin malları kimin olacak?

Keleşoğlum, Grotius denilen bir adam var, bu ihtilaflı konulardan sorunlardan yola çıkarak uluslararası hukuk’u inşa eden öncülerden.. Zırt pırt savaş çıkmasın diye, akıllar verdi, önce bir andlaşma yapalım dedi andlaşmaya bağlı kalalım, sonra, tarafsız hakem-yargı koyalım, sonra, aramızdaki sorunları tartışacak bir zemin inşa edelim, falan filan derken, konuyu elçilere getirdi… Dedi ki ‘daimi elçilerimiz’ olsun..

Dokunulmaz olsunlar, o ülkede kimse o elçilere karışmasın, ve o elçiler, sorunlar büyümeden aracı olsun, daimi elçilik fikri böyle doğdu..

Keloğlum, İmamoğlum, 17. yüzyılda sömürgeciler gemileriyle dünyayı kolonileştirirken büyük sorunlar çıkıyordu, işte bu sorunları savaş çıkmadan çözebilmek için uluslararası mahkeme, tahkim ve daimi elçiler gibi çözümler bulundu ve savaşın da uyulması gereken kuralları var, denildi, ve yavaş yavaş uluslararası bir hukuk inşa edilmeye başlandı, ve daimi elçiler emperyalist ülkelerin ileri karakolları olarak inşa edildi!

Uluslararası hukukun en önemli ayağını o günden bugüne ‘daimi elçiler’ oluşturuyor!

Yani Keloğlum, 17. yüzyıla kadar ‘daimi elçilik’ yoktu, sonra bu herifler, ‘daimi elçiliği’ kutsal dokunulmaz hiç bir işine karışılmaz bir mertebeye yükseltti. Bugün ülkemizde dahi yabancı elçilerin dokunulmazlık makamı Cumhurbaşkanı’ndan öndedir.

İşe yaradı mı, tarih karar versin, ancak, daimi elçilerin ilk işi, Çin’in Hindistan’ın ve Uzak Doğu’nun ve Afrika’nın vs. bütünüyle sömürgeleştirilmesine el ayak oldu!

Daimi elçiler, sömürgeci tüccarların ve savaş gemilerinin ve vatan hainlerinin önünü açtılar.

Şöyle oldu Keloğlum, gittikleri ülkenin askeri bilgilerini verdiler, sonra ne yer ne içerler zayıf tarafları nelerdir, hangi coğrafi bölgeler ihtilaf içindedir, muhalifler kimlerdir, iktidarları devirmek değiştirmek için kimlerle işbirliği yapmalıyız, diye, her gün düzenli düşmanın içine sokulmuş ileri karakol gibi çalıştılar ve bugün dahi daimi elçilerin görevleri hiç değişmemiş, aynıdır!

Keloğlum, buraya kadar anlamış isen devam edeyim, işte bunun sonucu olarak sömürülen karıştırılan çatıştırılan soyulan imha edilen ülkeler ‘elçiler’e karşı önlemler almaya başladı. Mesela her önüne gelenin elçilerle gizli kapaklı görüşmesi ya yasak ya kayıt altına alınmalı dediler. Ve mesela devlet dışı bir kimse elçilerle görüşüyorsa bu ‘casusluk’ faaliyetine giriyor, dediler… Ve devletten ve sivil kurumlardan kim görüşüyorsa devlet mutlaka haberdar olmalı, dediler.

Keloğlum, bu yüzden, her ülke de ‘elçiler’e karşı güvenliğini almıştır, yani kendi ülkesinden kim elçiyle görüşecekse kaydı kuydu şart koşar, öyle, elini sallayarak kimse elçiyle görüşemez.

Tabii, son kırk yılda ülkemiz yazarları batan geminin malları olduğu için, Fetöcüler HDP’liler liberaller elçilerle görüşmeyi normalden sayıp ayak yolu yaptığı için kafan karışmış olabilir? Ve bu yüzden bizleri aptal yerine koyup ‘ne var canım bunda’ diyecek keloğlan cesareti gösterebiliyorsun!

Bak Keloğlum, milli günleri olur, milli yazarlarının doğum ölüm günleri olur ve kokteyl verirler, elçilerin kokteyl davetlerine katılmak uluslararası nezakettendir, açılışlar, sivil toplum toplantıları olabilir, ancak o kokteylde dahi yanınızda mutlaka ikinci üçüncü kişiler ve gazeteciler mutlaka olmalı!

Keloğlum, Osmanlı’yı da parçalayıp İstanbul’u işgal eden İngiliz elçileridir, o kadar kendilerine güveniyorlardı ki Mustafa Kemal ordusuyla İzmir’e girdiğinde bile, yani zafer kazandığımız o gün bile, karşısına önce İngiliz elçisi çıkar…

İngiliz elçi, Mustafa Kemal’e: ‘Fakat Paşa hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan bazı Rum ve Ermeniler şımarıklık yapmış olabilir. Bunlar fevkalade günlerin olaylarıdır. Hoş görülmesi lazım. Eğer bu kimseler halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyamet koparır’, diye, bu cümlelerle İngiliz Elçisi Mustafa Kemal’i tehdit eder.

Hem de İzmir’i Yunan işgalinden kurtardığımız o ilk gün…

Ve Mustafa Kemal’in elçiye cevabı: ‘Şu devlet rolünü bir kenara koyunuz amiral, milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem. Bunlar memleketin iç işleridir. Kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem (……) Biz güvenliği sağlayacak güçteyiz. Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız. Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı boşaltacak güçtedir de… Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!’

Ve İngiliz elçisinin ağzından hala küstahca ‘yani siz İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz’ sözleri dökülür.

Mustafa Kemal’in cevabı: ‘Savaş açmak mı, siz yoksa Sevr antlaşmasının hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz. Biz onu çoktan yırttık. Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Bizim gözümüzde barış antlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal kara sularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum…’

Bu sözler daimi elçilik yaptıkları ülkeyi babalarının çiftliği gibi kullanan ‘elçilerin’ hadlerini bildiği tarihteki ilk gündür ve İngiliz elçi odayı terk eder!

Sonra o elçiyi Keloğlan İmamoğlu’yla Sarıyer’de balık lokantasında kalkan yerken tekrar görüyoruz!

Ve biz İzmir’de Yunan’ı denize döktüğümüz günden beri ‘elçilerin’ sınırlarını tayin ettik, neye karışıp neye karışamayacaklarını, bağımsız irademizle tayin ederek bugüne geldik!

Evet, bugün İngiliz elçisinin burnunu nelere sokup nelere sokmayacağını haddini kurallarını uluslararası anlaşmalara uygun şekilde tayin edecek bu tür görüşmelerin arkasını etrafını şeklini bilecek anlayacak ve istihbarat edecek, akıl ve güçteyiz!

Savaşta mıyız değil miyiz, o da ince bir konu, ancak birilerinin özellikle kendine Atatürkçü diyenlerin çıkıp İngiltere’nin iç işlerimize karışma hakkı yoktur, muhalefeti dizayn etmesine göz yumamayız, demesi tam da böyle bir günde gerekmez mi?

Şayet Atatürkçüyseniz, muhalefetin dizaynı İngiliz elçisinin haddi mi demelisiniz, hayır, görüşmeyi Uğur Dündar gibiler hoş görüyor makul normal görüyor ve Cumhuriyet’ten Örsan Öymen kalkıp, ‘yahu ne var bir yemek, bir yemekten dahi suçlu çıkarıyorsunuz’ diye alçakça yazabiliyor!

Üstelik kayıt dışı bir görüşme, neyi konuşuyorlar, bilmek hakkımız değil mi? Bu topraklar, 18. yüzyılın Çin’i Hindistan’ı Güney Afrikası ve Osmanlısı hiç değil! Bu topraklardaki elçiler de 18. yüzyılın sömürge valileri gibi davranmaya istediğini tayin etmeye hakları hukukları yoktur!

Tam tersine, (bir çok yazar destek verdi, onlarcası…) Cumhuriyet’ten CHP’li Örsan Öymen ve Sözcü’den Uğur Dündar ve şürekası sözde kemalistler ‘ne var bu yemekte’, ‘bir yemek nasıl suç olur’ diye Keloğlan’ı destekleyen yazılar yazdılar, utanmazca!

Keloğlum, İmamoğlum, bin dairesi olan malak oğlum, kolunda beş bin dolarlık saati keleş oğlum, daha kimle nasıl ne zaman oturup kalkacağını bilmeyen akıllı oğlum, gaza getirilmiş laz müteahhit oğlum, o işler senin bildiğin gibi hiç değil!

Sözde kemalistleri kafalamış batan geminin malları, Keloğlum!

Haysiyetini vatanını Amerika’ya CIA’ya satmış fetöcülerin liberallerin bir tanecik masal kahramanı oğlum!

Bu aptal bu satılmış sürüsü bu Süleymancılar bu Natocular, bu tarikatlar, bu liberaller bu sözde kemalistler oldukça bu Keloğlan masalları Doğu’nun topraklarında hiç bitmez!

Osmanlı’nın son zamanları bir İngiliz elçisi varmış, İstanbul’da keklik ararmış, her gün bulduğu kekliklere buğday atarmış, sonra, keklikler ‘muhibbi’ dernekleri kurmuş, Elçi’nin yanından ayrılmaz olmuş.

İngiliz elçisi biraz daha buğday atmış sonra biraz daha buğday atmış ve Irak, Mısır, Hicaz ve Mısır’ı ellerinden almış ve sonra biraz daha buğday atmış Anadolu’ya saldırmış… Sonunda İngiliz çok yorulmuş. Anadolu’ya Seyit Rıza İskilipli Atıf gibi kekliklere buğday atmaları için Yunan’ı yollamış.

Gel zaman git zaman… İngiliz elçileri tarikatlara İslamcılara buğday atmaya başlamış.. Süleymancıları  fetöcüleri tekkeleri beslemiş, sonra sivil kurumları, sonra liberalleri, sonra muhalif kanalları tayin etmiş, sonra medyasını beslemiş sonra muhalefetini, olacak şey değil ama, Ekmeleddin’i Abdullah Gül’ü Davutoğlu’nu Babacan’la CHP’yi aynı hizaya sokuvermiş!

Sonra Keloğlan çıkıp gelmiş… ‘Seyit Rıza’dan özür diliyoruz, Fetö’den özür diliyoruz, Ermeniler’den özür diliyoruz, az kaldı, sarayı başlarına yıkacağım, herşey güzel olacak’ demiş…

İngiliz elçisinin gözleri dört açılmış, bir Keloğlan’a bakmış bir de Boğaz’ın sularına….

İçinden, her halde şöyle düşünmüştür, nasılsa ordusunu hukukunu kurumlarını akademilerini bir güzel temizledik, ses çıkartmadılar, artık, ne Cumhuriyet’i hatırlayan var aralarında ne bağımsız Cumhuriyet’i hatırlatan bir vatansever!

Az kaldı az, biraz daha yemleyelim şunları!

Keloğlum İmamoğlum!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

12 Yorum

  1. 5 ay önce

    Bravo!! Cuk oturmus

  2. 5 ay önce

    Şu an ki durumumuzu bu kadar basit anlatan başka bir yazı olamaz.Ama anlayana.

  3. 5 ay önce

    Zıpçıktı ve sonradan görme bir karadenizlinin hakkını ancak baska bir delikanlı karadenizli verebilirdi zaten..okusa anlasa insan içine çıkmaması lazım ama ne biri ne öteki…

  4. 5 ay önce

    Nihat beyin bir yanlışını yakalamaya çalıştım ama yok 🙂 Viya böyle.

    • 5 ay önce

      Son zamanlarda yazılmış en öğretici yazı olmuş.Bunu anlamayan anlamak istemediği içindir. Yüreğinize sağlık

  5. 5 ay önce

    100 yılımızın kısa özeti…

  6. 5 ay önce

    Büyük şeytan amerika, ortanca şeytan ingiltere, kaldı küçük şeytan israil elçisi .imamınoğlu şeytanları imana davet ediyordur günahını almayın.Kılıçdaroğlu da otelde amerikan elçisiyle başbaşa yemek yemişti 2013 te çok konuşulmuştu.Yakında da görüşmüş hiç sözü bile geçmedi Tr705 den alır talimatları

  7. 5 ay önce

    Sn. Alogan’ın yazdığı gibi devlet zeval bulmaya görsün. Dün liboşlarla, HDP’ lilerin yolunu yaptığı, bugün muhalefetin gelenek haline getirdiği elçilerle bire bir görüşmeyi devletin akılsız memuru da kazanılmış hak görür.

  8. 5 ay önce

    Ağzına sağlık Nihat Genç ne güzel özetlemişsin ihanet zincirini.İngiliz elçi efendi ve yerli yemcileri bilsin ki Kemalin askerleri var memleketimin her köşesinde bu oyunları bozacak kudretleri de var 100 yıl önce olduğu gibi

  9. 5 ay önce

    İyi ki varsın. Teşekkürler.

  10. 5 ay önce

    Bir yazı bu kadar mı tam 12’den vurur, bu kadar mı içimizdeki rahatsızlığı kayış olmuş suratlara çarpar. Eline, kalemine sağlık büyük üstad.

  11. 4 ay önce

    Yorum çok güzel, tebrik ediyorum. Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim, Nihat Genç’in twitter sayfasındaki resminde şehitlerimiz var, çok sevindim gerçekten. Hala kendi fikri olan ve bunu da her şart ve konumda savunan insanlarımızın olması ne kadar güzel. Ayrıca, kökü dışarıda odaklar ile beslenen ve onların çıkarları için çalışan TC kimliği taşıyanların acilen vatandaşlıktan çıkartılması lazım.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!