Koronavirüsün Cüneyd Zapsu ile ne ilgisi var?

Koronavirüsün Cüneyd Zapsu ile ne ilgisi var?

İnsan zihni olayların ardındaki sis perdesini araladığında ruhunun huzura erişeceğini düşünür, öyle kodlanmıştır, tüm hayatı boyunca gerçeği arar durur. Ne yazık ki olayların ardında bulduğu sırrın derinliği ve doğruluğu bireysel kapasitesi ile sınırlıdır. İnsanlar çoğunlukla engellenme eşiği düşük canlılardır, kapasitelerindeki sınırları fark ettiği anda olayları ya akışına bırakırlar, ya da bu sırra yüksek anlamlar vererek ulviyet kazandırırlar. Bireyden başlayan bu tavır yapısı gereği zamanla toplumsal boyuta ulaşır; adı din olur, bilim olur, tarikat olur, siyaset olur, başka şeyler olur, mutlaka ama mutlaka bir şeyler olur.

Olayları akışına bırakan insan çaresizliğin farkındadır; düzeltme iradesini kullanamadığında kahrolur, küser ve çekilir. Bir nevi yaşarken ölür. Esas sorun kendine dahi inanmayan insanların zihinsel çıktılarına toplumu inandırmasıdır. Çizdiği Tanrı ya da bilim portesi ile diğerlerinin zihnindeki boşluğu doldurur. Cahil ve acımasız bir Tanrı olsa da kör bir bilim olsa da ona aittir, kutsalıdır, namahremdir, prestij kaynağıdır, cukkasını kazanmanın yoludur. İşte mabetlerin ve bilimsel kurumların kapısı cüppelerini ya da kravatlarını savurarak içeri girip çıkan nice bu türden insanlarla doludur. İnsan aklı yetmediğinde toplumun aklının ağırlığına teslim olmuştur. Olayların ardındaki sis daha da yoğunlaşmış, aralamak zorlaşmıştır. Gerçek insan işte bu aşamada bu kalın tabakayı elleriyle yırtmaya çalışandır. İnsanlığın kurtuluşunun ardındaki yegâne güç yine insandır.

Diyeceksiniz ki bu kadın yine kendince felsefe yapıyor, kafa ütülüyor. Nereden çıkıyor bu laflar? Her şey ama her şey Cüneyd Zapsu denilen bir canlının 2018 tarihinde Davos toplantıları çıkışında Bloomberg kanalından bir gazeteciyle yaptığı mülakatta kullandığı ifadelerden çıktı. Cüneyd Zapsu’yu umarım hatırlıyorsunuzdur. Hani şu ABD derin devletine akıl vererek “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı istediğiniz kadar kullanın, işi bittiğinde deliğe süpürürsünüz” diyen adam! Adam öyle şeytani bir aklın insani zaaflarını temsil ediyor ki; gönüllü olarak şeytani aklı rehber edinmiş ancak insani zaaflarıyla bu aklı çekinmeden koca bir milleti yok bilerek açık ediyor. Belki de o derece ardındaki güce güveniyor.

Gelelim Zapsu’nun açıklamalarına. Zapsu, 2018 Davos toplantılarında, Yuval Noah Harari isimli konuşmacının insanlığın geleceğine dair çizdikleri programın içeriğini Türk Milleti ile paylaşıyor. Zira insanlarımızın Davos’a gidip bu konuşmaları dinleyecek hali yok, birinin bu çıktıları Türk Milleti ile paylaşması gerekiyor. Zapsu sözcü, Bloomberg kanalı da aracı oluyor. Zapsu doğrudan ve dolaylı olarak diyor ki, “Toplantıdaki konuşmalar o kadar hoşuma gitti ki adeta zevkle sarsıldım, not aldım, şimdi de açıklıyorum. Homo sapiensi evrimleştirdik, artık insanlar bağımsız yaşayamayacaklar, Dünya’yı küçük bir elit grup idare edecek, insanlara bağımsız düşüncelerini kaybettirdik, verilerini topladık, hepsini kaydettik, artık ne devletlerin, ne makinelerin sözü geçecek; artık ne aristokratlar, ne avamlar, ne kapitalistler, ne proleterler kalacak, veri kimdeyse Allah o olacak!”

Diyeceksiniz ki bu adam bu gücü nereden alıyor? Koca bir milleti maymun gibi oynatacak, hamamböceği gibi ezecek, bir ülkenin başbakanını işi bittiği anda tuvaletin deliğine süpürecek gücü nereden ve kimlerden alıyor? İnanın ben bilemem; aha şu adamdan alıyor diyemem. Bu ifadelerden sonra dahi “oğlum sen kimsin?” diye soran olmayıp memleketin her sokağı ticaret yapması için ona tahsis edildiğine göre adam gerçekten çok güçlü. Zavallı sümüklü Fetullah’tan daha güçlü olduğu da mutlak olmalı ki şeytani aklın sözcülüğünü bu kadar aleni, çekinmeden, korkmadan yapabilsin. Gücünün sınırlarını bilen ve temsil ettiği gücün büyüklüğüne boyun eğenler bu soruya cevap verebilirler, ben veremem.

Covid-19 salgınıyla birlikte Zapsu’nun ve temsil ettiği gücün hikâyesi başladı. İnsanlar olayları anlamlandırmaya çalıştılar, fakat başaramadılar. Çoğunluk olayları akışına bıraktı. Korku galip geldi. İnsanlığın geleceğini aynen Zapsu’nun tanımladığı bir avuç elitin eline, zihnine, insafına, ayıp olacak ama ‘Allah’ına teslim ettiler.

Zapsu da böyle olacağını biliyordu. Biliyordu ki tarihler boyu insanları terbiye etmenin bin bir çeşit yolu kullanıldı. Açlıkla terbiye, sopayla terbiye, sürgünle terbiye, hapisle terbiye, ötekileştirmek ve itibarsızlaştırmakla terbiye derken baktılar ki insanoğlu maymun misali her terbiyeye boyun eğiyor. İşte o an bir fikir doğdu! Neden toplu ölümle terbiye etmeyelim ki? Tek tek öldür nereye kadar! Ürüyorlar, çoğalıyorlar, toplanıyorlar, konuşuyorlar, eylem yapıyorlar, anlaşmalar imzalıyorlar, savaşıyorlar… Zahmetli işler bunlar, attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmiyor, öyleyse ölümle terbiyeyi rehber edinmekte bir sakınca yok!

Şimdi gelelim yine Covid-19 salgınına. Bu salgında insanlarla paylaşılmayan veri kalmadı. Veriler o kadar derinleşti ki iş çıkışı kanserli anasını hastaneye götüren bir adamın otobüste maskeyi gözüne bağlamasına kadar derinlikteki verilere ulaştık. On beş insan öldüğünde başarmanın sevincini yaşadık, yirmi kişi öldüğünde ise hem üzüldük hem suçlandık. Otobüslerde seyahat etmenin alçaklığını hissettik, yanımızdan geçen adama Lepralı muamelesi yaptık, sitenin bahçesinde yürüyen yaşlı adamı polise ihbar ettik, daha neler, neler…Hijyen dediler uyduk, ellerimizi yıkayıp, çantamızda otuz gündür taşıdığımız maskeyi bulup ağzımıza geçirdik. Polise selam çakıp, bin beş yüz lira asgari ücretimizden üç bin lirayı ceza olarak ödedik. Çocuğumuza sarılmayıp anamızı babamızı kucaklamadık. Yani ne denildiyse, ne söylendiyse yaptık, yapmadığımızın da bedelini ödedik. Öyle ki ölüm korkusuna teslim olup, yaşarken ölümü özler olduk.

Sadece bu mu? Hastalara hidroksiklorakin verdik, virüs ilacı verdik, insanların boğazlarına tüp takıp ciğerlerini havayla şişirdik, her şeyi ama her şeyi yaptık ama 65 yaşın üstü olup kronik hastalığı olan, vücut direncini kaybetmiş insanlarda araya giren diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi bu öldürücü enfeksiyonun yarattığı ölümleri engelleyemedik. Kısacası ölümün önüne geçemedik. Hz. Muhammed’in yaşlılıkta ölümün önüne geçilmez sözüne geldik. Hz Muhammed’in sözüne geldik de Allah’ımızı kaybettik, şeytanın aklına güvendik, bilimi şeytana emanet ettik.

Her şeyi her denileni yaptık. Ama birimiz dahi akıl edip sormadık. Yahu geçmiş senelerde ölen sayısı ile bu sene ölen sayısı arası fark ne kadar? Neden ölüm yükünü belirlemek için toplam ölüm sayılarını referans almıyorsunuz da Covid-19 isimli bir virüsün öldürdüğü insanların sayısını bildiriyorsunuz demedik. Ölenlerin zaten mevcut durumdaki kalp, dolaşım ve solunum yetmezliği, bağışıklık sistemi bozuk insanlarda olduğunu açıklamıyorsunuz; yani eşyanın tabiatını niye yeni bir olgu gibi sunuyorsunuz demedik. Hatta ilaç yan etkilerinden bahsetmiyorsunuz; yaşlı insanlarda entübasyonun getirdiği yükü neden yok biliyorsunuz diye bile sormadık.

Diyorsunuz ki bu kadar laf söyledin, iyi de 65 yaş üstünde de olsa bu insanları koruyabilirdik. Virüsle temasını kesebilirdik. Haklısınız! Ölmemek için ben de şeytanın aklını konuşturabilirim. Hatta Covid-19 ölümleri tamama yakın engelleyebilirim. Sıfır temas, mutlak izolasyon politikası diye isim de koyabilirim. Hepimiz evimizde, kimseyle temas etmeden anamızın karnında yaşar gibi sonsuza kadar yaşayabiliriz misal. Anamız iş bozanlık edip virüs, bakteri toksini, kimyasal göndermediği sürece rahat rahat yaşarız, muhannete muhtaç, ölüme de teslim olmayız.

Gelelim yine Zapsu’ya. Taktım bu adama. Ey Zapsu ve onun aklını temsil edenler! Allâh var, millet var, hak var, yaşama hakkı var, ölme hakkı var, ölüm var, çalışma hakkı var, seyahat etme hakkı var, insanlığın milyarlarca yıllık emekleriyle kazandığı haklar var. Senin şeytanına, referans aldığın adamların şeytanına lanet olsun.