Boş sandalye

featured

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Bu hafta başka bir konuya elim varmadı.

Hacı Meryem Koca, 21 Ağustos Cuma günü Hakk’a yürüdü. Evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın şehadetinden sonra başlayan ve otuz bir yıl süren o ağır nöbeti tamamladı. Yıllarca hasretiyle yaşadığı oğluna kavuştu.

O giderken, otuz bir yıl önce sorduğu o soru bizlere miras kaldı.

Bıraktığı günkü kadar ağır…

Bıraktığı günkü kadar yakıcı…

YARDIMA KOŞANLAR

Alparslan’ı tabura ilk katıldığım gün, Fazlı Başçavuşun odasında tanıdım. Duruşundaki disiplin, yüzündeki tevazu daha ilk bakışta dikkat çekiyordu. Zamanla yalnızca bir mesai arkadaşım değil, güvenebileceğim bir dost, bir kardeş oldu.

Özel Harekât ve Komando kurslarını birlikte tamamladık. Güneydoğu’da aynı arazide yürüdük, aynı soğuğu yaşadık, aynı tehlikelerin içinden geçtik. Çalışkan, disiplinli, efendi bir askerdi. Okumayı çok severdi. Açık öğretimle dört yıllık üniversite eğitimini tamamlamaya çalışıyor, bir gün subay olabilmek için askerî talimnameleri okuyordu. Atışta iyiydi, sporda başarılıydı. Önünde uzun bir meslek hayatı vardı.

Öyle sanıyorduk.

6 Şubat 1995 günü Tunceli’nin Hozat ilçesi kırsalında icra edilen bir operasyondaydık. PKK’lı teröristlerin açtığı ateş altında bir silah arkadaşımız ağır yaralanmıştı. Tahliye edilebilmesi için ateş altındaki açık bir alandan geçirilmesi gerekiyordu. Oraya doğru atılacak her adımın ölümle sınanacağı belliydi.

Tim Komutanının emriyle Alparslan, Ömür, Ahmet ve Arif Astsubaylar, yaralı Sedat Astsubayı oradan çıkarmak için harekete geçtiler. Kurşunlar etraflarına yağarken yaralı arkadaşlarını sırtlarına alıp taşımaya çalıştılar. Açıklığın ortasına geldiklerinde teröristlerin bütün ateşi üzerlerine yöneldi.

Alparslan ve Ömür Astsubaylar orada şehit düştüler. Sedat ve Ahmet Astsubaylar yaralandılar.

Çatışma ve tahliye mücadelesi saatlerce sürdü. Nevzat Teğmen de vurulmuştu. Teröristlerin ateşi kesildiğinde önce yaralılarımızı çıkardık. Ardından Alparslan ve Ömür’ün naaşlarını pançolarımıza sararak emniyetli bölgeye taşıdık. Nevzat karakolda, Sedat ise ertesi gün hastanede şehit düştü.

Alparslan’ın hayattaki son hareketi yaralı arkadaşına yardıma koşmak olmuştu.

Onu tanımlamak için bundan daha fazla söze ihtiyaç var mı?

FANİLADA KALAN KOKU

Çatışmadan kısa bir süre sonra bana bir görev verildi: Şehit Astsubay Alparslan Koca’nın şahsi eşyalarını İskenderun’da yaşayan ailesine teslim edecektim.
Tunceli’de ve Ankara’daki kışlada bulunan eşyalarını topladık. Yanıma Halil Astsubayı da alarak İskenderun’a gittim. Bizi, ailenin yanında bulunan Hüsamettin Başçavuş karşıladı.
Denizciler’deki mütevazı evlerine vardığımızda, aile bizi üniformalarımızla karşısında görünce duygulandı. Alparslan’ın eşyalarının bulunduğu çantayı açtık. Hacı Meryem annemiz, oğlunun fanilalarından birini eline aldı. Önce yüzüne sürdü, sonra içine çekti kokusunu.

“Evladım kokuyor… Yavrum, bizi bırakıp nerelere gittin?” diye ağıt yakmaya başladı.

O ses hâlâ kulaklarımdadır. O fanilayı yüzüne sürüşü hâlâ gözlerimin önünde…

Bir süre sonra gözyaşlarını sildi ve oğlunun neresinden vurulduğunu sordu. Alparslan’ın boynundan ve göğsünden vurulduğunu, yaralı arkadaşını kurtarmaya çalışırken kahramanca şehit düştüğünü anlattım. Şimdi cennetin en güzel köşelerinden birinde olduğunu söyledim.

Amacım onu biraz olsun teselli edebilmekti.

Oysa teselli ne mümkündü?

Hacı Meryem annemiz bir süre sessiz kaldı. Gözlerini uzaklara dikti. Sonra ince ve titreyen bir sesle bana döndü:

“Komutan, oğlumun canı yanmış mıdır?”

İşte o anda bütün eğitimlerimiz, bütün tecrübemiz, bütün askerî birikimimiz anlamını yitirmişti. Acıya, soğuğa, açlığa, sarp araziye ve her türlü tehlikeye karşı eğitim almıştık. Fakat hiçbir eğitim, evladını kaybetmiş bir annenin yüreğinden kopup gelen bu soruya cevap vermeyi öğretmemişti.

Boğazım düğümlendi. Kursağıma bir yumru oturdu. Gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım.

O gün ona, “Evet, oğlunuzun canı yandı” diyemezdim.

“Anacığım,” dedim, “Oğlunuzun kahramanlığı öylesine büyüktü ki Rabbim ona bu acıları hissettirmemiştir. O şimdi şehitlik makamında, huzur içindedir.”

Yalan söylemedim.

Söyleyemediğim hakikatin yerine duaya sığındım.

O cevabı Hacı Meryem annemize mi, yoksa kendime mi verdiğimi bugün bile bilmiyorum.

KALABALIK DAĞILDIKTAN SONRA

Şehit cenazeleri kalabalık olur. Bayraklar asılır, dualar edilir, devlet ve millet şehidini son yolculuğuna uğurlar. Sonra kalabalık yavaş yavaş dağılır. Herkes kendi evine, kendi hayatına döner.
Şehit ailesi ise artık evladının olmadığı eve döner.

Asıl yalnızlık o kapıdan içeri girildiğinde başlar.

Toprak şehidi bağrına alır; acı annesinin yüreğine yerleşir. Anma günleri geçer, takvimler değişir, çocuklar büyür, dünya dönmeye devam eder. Fakat bir anne için oğlunun odası, sesi, kokusu ve son defa kapıdan çıkarken bıraktığı görüntü hep aynı yerde durur.

Hacı Meryem annemiz de o acıyı tam otuz bir yıl taşıdı.

Her 6 Şubat’ta…

Her yeni şehit haberinde…

Her “barış”, “açılım” ve “süreç” tartışmasında…

Onun adına konuşup hangi gelişmenin yüreğini ne kadar yaktığını söyleyemem. Fakat bir annenin, oğlunun şahsi eşyalarını teslim etmeye gelen genç bir teğmene “Oğlumun canı yanmış mıdır?” diye sorması bile yaşadığı yangını anlamaya yetmez mi?

Kurşunlar Alparslan’ın bedenine 1995 yılında isabet etti. Hacı Meryem annemizin yüreğinde ise o kurşunların acısı otuz bir yıl kaldı.

MASADA OLMAYANLAR

Bugün yine terörün sona erdirilmesinden, silah bırakmadan, topluma dönüşten ve birtakım hukuki düzenlemelerden söz ediliyor. Terör örgütünün elebaşıyla kurulan temaslara türlü isimler bulunuyor. Örgüt mensuplarına hangi yolların açılacağı, kimlerin hangi şartlarla döneceği, kimlerin cezasında ne tür kolaylıklar sağlanacağı tartışılıyor.

Millet ise olup bitenlerin ne kadarını biliyor, belli değil.

Şehit ailelerinin bu hesapların neresinde olduğu da…

Masalar kuruluyor, görüşmeler yapılıyor, mesajlar taşınıyor. Fakat o masalarda bir sandalye hep boş.

Hacı Meryem annemizin sandalyesi…

Yaralı arkadaşını kurtarmaya çalışırken ateşin ortasına koşan Alparslan’ın adı o masada yok. Onunla birlikte şehit düşen Ömür Cebeci yok, Sedat yok, Nevzat yok. Yaralı kurtulan Ahmet’in bedeninde taşıdığı izler yok. Evladının fanilasını yüzüne sürüp kokusunu içine çeken anneler yok.

PEKİ KİM VAR?

Şehit aileleri intikam istemiyor. Onların beklediği; suçun ve sorumluluğun, kimin adı geçerse geçsin, hukuk önünde aynı ciddiyetle araştırılmasıdır. Çünkü devlet, insanların kendi adaletlerinin peşine düşmemesi için vardır. Devletin görevi, acı sahiplerini susturmak değil; adaleti kararlılıkla ayakta tutmaktır.

Terör elbette sona ersin. Bir Mehmet daha şehit olmasın. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın. Ancak terörü bitirme iddiası, örgüte ve elebaşına siyasi meşruiyet kazandırmaya, şehitlerin hatırasını pazarlıkların ortasında bırakmaya dönüşürse, milletin vicdanında yeni ve çok daha derin bir yara açılır.

Örgüt elebaşının ne söylediği günlerce konuşulurken, şehit annelerinin yıllardır söyledikleri neden duyulmuyor?

Terör örgütü mensuplarına hangi hukuki yolun açılacağı hesaplanırken, o yolun iki yanında yatan şehitlerin isimleri neden hatırlanmıyor?

Bir şehit annesinin otuz bir yıl önce sorduğu tek cümle, bazen onlarca sayfalık kanun teklifinden, rapordan ve görüşme tutanağından daha ağırdır.

Artık yalnızca bana sorulmuş değildir.

Devleti yönetenlere, siyaset yapanlara, terör örgütünü ve elebaşını muhatap kabul edenlere, şehitlerimizin kanı üzerinden yeni hesaplar kuranlara sorulmuştur.

NÖBETİN BİTTİ HACI ANNEM

Otuz bir yıl önce Hacı Meryem annemize, oğlunun canının yandığını söyleyemedim.

Bugün ise şehitlerimizin canının ne kadar yandığını anlatmaya kelimeler yetmiyor.

Yıllarca oğlunun hasretiyle yaşadı. İçinde aynı soruyu, aynı yangını ve aynı yarayı taşıdı. Nihayet 21 Ağustos Cuma günü o uzun bekleyiş sona erdi. Hacı Meryem annemiz, uğruna bir ömür gözyaşı döktüğü oğluna kavuştu.

Belki şimdi Alparslan’a sarılmıştır.

Belki yıllar önce bana sorduğu sorunun cevabını oğlunun gözlerinden okuyordur.

Rabbim Hacı Meryem annemize rahmet eylesin. Mekânını cennet, makamını âli eylesin. Başta evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca olmak üzere bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Nöbetin bitti Hacı annem.

Sen oğluna kavuştun. Biz burada, bıraktığınız emanetin başında nöbetteyiz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!