Mitingler, gösteri ve yürüyüşler

Yavuz Alogan yazdı...

Mitingler, gösteri ve yürüyüşler

Toplumun şimdiki kadar düzensiz bölünmediği eski zamanlarda “halkın nabzını tutmak” diye bir söz vardı. Günümüzde bu nabız tutma işini kamuoyu araştırma şirketleri yapıyor. Oysa halkın eğilimlerini ölçmenin en etkili aracı mitingler ve yürüyüşlerdir. İnsanların en çok hangi sloganları benimsedikleri, ne kadar öfkeli, kararlı ya da kararsız oldukları miting meydanlarında görülür. Tecrübeli bir siyasetçi toplanan kalabalıkların durumuna bakarak isabetli seçim tahminleri bile yapabilir.

Seçim mitingleri, konulu mitingler, miting benzeri kendiliğinden gösteriler hep olmuştur. 70’li yıllarda bu tipte gösterilere sık rastlanırdı.

Mesela Haziran 1977 seçimlerinden hemen sonra Ecevit’in Ankara’ya gelişini hatırlıyorum. Esenboğa’dan Kavaklıdere’ye kadar binlerce kişi alkış kıyamet yollara dizilmiş, hazırlıksız, kendiliğinden bir miting ortamı oluşmuştu. O sırada Birinci Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti (Mart 1975-Haziran 1977) çökmüş, CHP seçimlerden yüzde 41, 38 oy oranıyla birinci çıkmıştı.

Gece vakti partililer ve bütün sol gruplar CHP Genel Merkezi’nin önünde toplandı. Çok romantik, umut dolu bir yaz gecesiydi. Bir ara elektrikler söndü ve şehir karanlıklara gömüldü. Uzaktan tehditkâr silah sesleri geliyordu. Ecevit, şiirlerini bizzat çevirdiği Rabindranath Tagore’u hatırlatan bir sahne yaratarak, elinde bir gaz lambasıyla balkona çıkıp halkı selamlamış, göğe yükselen alkış ve tezahürat uzaktan gelen silah seslerini bastırmıştı.

Kanlı 1 Mayıs’ın (1977) üzerinden sadece birkaç hafta geçmişti; İkinci MC Hükümeti’nin (Temmuz 1977- Ocak 1978) kurulmasına aşağı yukarı bir ay, 12 Eylül Darbesi’ne ise üç yıl vardı.

Fakat o günün çatışmalı, kanlı, tekinsiz ortamında benim aklımda kalan tek şey muazzam bir umut ve coşku olmuştur. Sokakları dolduran kitleler yeni bir dönemin başladığına gerçekten inanıyorlardı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun günümüzde benzer bir umut yarattığı söylenebilir mi? Söylenemez.

CHP’nin Sayın Başkanı 140Journos’un “Cehape Zihniyeti” başlıklı komik videosunda (16. 05. 2021) mitinglerin faydasız olduğunu dile getirmiş ve bire bir kitle çalışmasını övmüştü.

CHP’nin geçmişini siyah-beyaz görüntülerle aşağılayarak “helâlleşme”nin ilk atışlarını yaptığı bu görsel mülakatta Kılıçdaroğlu şöyle diyordu: “Mitinglerin yararı yok. Slogan atıp dağılıyorlar. Oysa biz kendi seçmenlerimizle bir araya geliyoruz.”

Şimdi fikrini değiştirdiği anlaşılıyor.

Mersin’de miting yapacak. Bu kararda İYİP’in başarılı Denizli Mitingi de etkili olmuştur. Fakat esas sebep, Saray’ın erken seçime yanaşmayacağını açık bir dille belirtmiş olmasıdır. Bu inat muhalefet partilerini mitinglere yöneltti. Muhalif bir kitlesel gövde oluşturarak, tehditlere karşı durarak ve provokasyon riskini göze alarak Saray’a erken seçim için baskı yapacaklar. Çok önemli ve olumlu bir gelişmedir.

Saray’ın yarattığı yakın tehlikeye, beka sorununa karşı, uzak tehlikeleri şimdilik bir yana bırakarak bu mitingleri desteklemek gerekir. Başıbozuk kitlesel patlama potansiyelini sistem partilerine yönelterek yumuşatmak gibi ortak bir kaygı/akıl da miting yapma kararında elbette etkili olmuştur.

Burada bir parantez açarak, sokağa çıkan ilk partilerin, Sol Parti, TKP ve Halkın Kurtuluş Partisi gibi PKK/HDP’ye mesafeli sosyalist örgütler olduğunu belirtmek gerekir. Tarihsel olarak kriz zamanlarında ilk önce sosyalistlerin sesi yükselir. Bunun dışında, hekimlerin taleplerini dile getirmek için TTB’nin İstanbul’dan Ankara’ya yaptığı yürüyüş, DİSK’in olanca zayıflığını sergileyen küçük gruplar hâlinde olsa da illerde yaptığı basın açıklamaları, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde “İstanbul Sözleşmesi”ni savunan kitlesel kadın gösterileri de olumludur.

Aslında herkesin basın açıklaması yapmasını, sokaklara çıkarak taleplerini dile getirmesini ve örgütlenmesini gerektiren bir döneme girdik. Defalarca tecavüze uğradıktan sonra rafa kaldırılmış olsa da mevcut Anayasa’nın 34. Maddesi’nin 1. Fıkrası (“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”) yerli yerinde duruyor. Balkona ya da sokağa çıkarak tencere tava ve ıslık çalmak da suç değildir.

Emekçilerin, esnafın, meslek gruplarının durumunu açığa çıkararak, taleplerini dile getirerek Saray’ı protesto eden bütün mitingler, gösteri ve yürüyüşler iyidir. Bunların giderek çoğalmasını, meydanları doldurmasını, kitlelere yeniden tecrübe kazandırmasını, genç Mustafa Kemal posterleri ve Türk bayraklarıyla birer Cumhuriyet Mitingi’ne dönüşmesini dileriz. Sokak tecrübesi ileride çok lazım olacak.

Fakat elbette ayrıntıları gözden kaçıracak değiliz.

Mesela CHP’nin ilk miting yeri olarak Mersin’i seçmesi stratejik bir tercih gibi görünüyor. Mersin’in coğrafi konumu ve nüfus yapısı dikkate alındığında, CHP yönetiminin kendi parti kitlesini PKK/HDP’nin tabanıyla ortak eyleme alıştırmak gibi bir amaç taşıdığını düşünmek yanlış olmaz. “Mersin” ismini duyduğum anda aklıma böyle şeyler geldi. Her türlü oyunculuğun ve dolaylı tutumun yaygınlaştığı mevcut koşullarda kişinin biraz paranoyak olması takip edilmediği anlamına gelmez!

Neden mesela İzmir değil de Mersin? Türkiye’nin batısından ulaşımın daha kolay olduğu İzmir’de milyonların katılacağı bir Cumhuriyet Mitingi yeni bir dönemi başlatacak kadar büyük bir etki yaratabilirdi.

Elbette CHP’nin il ilçe yöneticileri, Cumhuriyet değerlerine bağlı sıradan üyeleri, Mersin mitingi öncesinde, miting sırasında ve sonrasında gördükleri ve görecekleri her şeyi değerlendirerek gerekli sonuçları çıkaracaklardır.

Özetle, istibdada karşı yeni bir hürriyet mücadelesinin başladığını gösteren bazı belirtiler var. Metropoll Araştırma’nın “Türkiye’nin Nabzı Kasım 2021” araştırmasından çıkan iki sonuç bu bağlamda önem kazanıyor.

Birinci sonuç: ankete katılanların yüzde 92’si bu ülkeye yaptıklarından dolayı Atatürk’e şükran duyuyor.

İkinci sonuç: ankete katılanların yüzde 73’ü Atatürk’ün değerinin son zamanlarda daha çok anlaşıldığı kanaatinde.

Atatürk’ü yeniden keşfeden kitlelere kamuculuğun, bilimsel ve laik eğitim öğretimin, planlı iktisadî ve toplumsal kalkınmanın, laik demokratik ve sosyal hukuk devleti anlayışının siyasî hedef ve program olarak aktarılması gerekir. Nüfusun yarıdan fazlasının eğilimi bu yöndedir.

Bu yağmurlu pazar gününde herkese akıl fikir, iyi yürüyüşler, gösteri ve mitingler, sağlam tencere ve tavalar diliyorum.

yalogan@gmail.com