Ne yapmalı?

Ne yapmalı?

SİYASİ KARMAŞA

Türkiye’de pek çok kişi, ülkenin esenliğe kavuşması için ne yapılması gerektiğini düşünüyor ve tartışıyor. Olumlu bir gelişme olarak, örgütlenme gereği tartışmalarda öne çıkmaya başladı. Ancak, örgütlenmenin biçim ve niteliği henüz açıkça ortaya koyulabilmiş değil. Kafalar karışık.

Çözümü bir partiye girerek seçimle sonuca gitmekte bulanlar ya da yeni bir parti kurmakta görenler çoğunluğu oluşturuyor. Oysa, pek çok kişi farkında değil ama parti mücadelesi halka kapatılmış. Halkın partilere üye olarak ya da yenisini kurarak siyaset yapma özgürlüğü kağıt üzerinde var ancak bu özgürlük siyasetin dış destek ve para gücüne bağlı olduğu Türkiye’de eylemsel olarak uygulanamaz durumda.

PARTİ BUNALIMI VE HALKSIZ MECLİS

Baraj geçen partiler denetim altındadır. Bunlar parti olmaktan çok; ulusal birliği ayrıştıran, orun (makam) ve çıkar sağlamanın araçları durumundadır. Birbirleriyle çekişirler ancak yönetime geldiklerinde dışarıyla ilişkili aynı politikayı izlerler. Halkın bu partilerde etkili olması ve temsilcilerini meclise göndermesi olanaksızdır. Meclise girecekleri, halk değil parti başkanları belirlemektedir. Halk belirlenen kişilerin oy vericisi konumundadır.

Günümüz ortamında yeni parti kurmak da çıkar yol değildir. Yerel unsurlardan oluşan ulusçu kadroları yaratmadan yapılacak her girişim, halktan kopuk tabela partilerinin sayısını arttırmaktan öteye gitmeyecektir. Mustafa Kemal’in Erzurum’da 1919’da söylediği sözler bugün için de geçerlidir: Şöyle söylemişti: “Kongre’nin, siyasi partiye dönüşme önerisini reddetmesi mükemmel oldu. Ben, siyasi partilerin bugünkü durum içinde aleyhindeyim. Biz, siyasi partilere değil, milli birliğe muhtacız. Böyle felaketli anlarda siyasi partiler, milletin bütünlüğünü bozar”.

YEREL ÖRGÜTLER KURULMALIDIR

Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı direnerek ulusal egemenliği sağlayacak tek güç, halkın örgütlü gücüdür. Siyasi savaşımda örgütlü halk her şeydir, örgütsüz halk ise hiçbir şey. Ulusal bilinçle donanmış örgütlü halkı yenebilecek bir güç yoktur. Bu gerçek bilinçte tutularak ulusal birliği sürekli önde tutan bir anlayışla; il, ilçe, belde ve köylere dek yayılan yerel örgütler amaçlanmalıdır. Bu iş için ilişkiler geliştirilmelidir.

Ulusal hakların savunulmasında yer alacak yerel örgütler, yüzyıl başında kendiliğinden ortaya çıkan Müdafaa-i Hukuk, Reddi İlhak ve Kuvvayı Milliye örgütlerinin günümüz koşullarındaki benzerleri olacaktır. Benzerliğin nedeni, günümüz koşullarının yüz yıl öncesine benzer duruma gelmeş olmasıdır. Askeri işgal yoktur ancak ulusal varlığı dağılmaya götürecek siyasi ve ekonomik uygulamalar, eskisinden daha ağır ve yoğundur. Medyanın bozucu yaymacasını (propagandasını) aşarak askersiz işgalin yıkıcılığını halka anlatmak güçleşmiştir. Girişilecek ulusal savaşımın üstesinden gelebilmek için; halka ulaşmak, onu yerinde örgütlemek, yerel unsurlardan halk önderleri çıkarmak ve bunları ulusal örgütün öncüleri haline getirmek gerekmektedir.

İLK ADIM KENDİ YÖRESİNDE ÖRGÜTLENMEK

Toplumsal mücadelede olay ve olguları önce aydınlar kavrar. Sorun ve çözümleri belirleyerek gerçekleri halka onlar ulaştırır. Önce kendileri bilinçlenip örgütlenirler sonra halkı bilinçlendirip örgütlerler. Toplumsal gelişim tarihinde bu her zaman böyle olmuş, bütün devrim ve değişimlerin öncülüğünü aydınlar yapmıştır.

İlerlemeye dönük değişimin kıvılcımını aydınlar yakar ama toplumsal dönüşümün gerçekleştirilip korunması, yalnızca halkın bu eyleme katılıp kendi öncülerini ortaya çıkarmasıyla olanaklıdır. Yerel örgütlerde yapılacak eğitim çalışmalarının amacı, gerçek halk önderlerini ortaya çıkarmak ve onları ulusal mücadeleye kazanmaktır.

Ulusal duyarlılığa sahip her görüş ve eğilimden insan, bulunduğu yerde bir araya gelmeli, kendi yöresinde örgütlenmelidir. Ulusal görev haline gelen ve ilgili resmi kurumlara yasal bildirimlerle kurumsallaştırılacak bu meşru girişim, hain ve işbirlikçi olmayan herkesi kucaklamalıdır.

Yerel örgütlerde bir araya gelen insanlar, ulusal varlığı korumayı amaçlayan bir eyleme giriştikleri için, yurda bağlılığın pekiştirdiği bir yakınlık ve dayanışma içinde olacaktır. Kendi kararlarını kendileri vererek sorumluluk yüklenecekler, sorumluluğun yarattığı duyarlılıkla, zaman içinde deneyimli örgüt yöneticileri ve gerçek halk önderleri haline geleceklerdir.

Yöre insanının duygu ve düşüncesini, yaşadığı sorunları bilen, onlarla aynı dili konuşan yerel önderler, kitlelerle bağ kurmada, bilinçlendirip bir araya getirmede, dışarıdan gelen hiçbir aydının yapamayacağı kadar başarılı olacaktır.

Halk, kendi içinden çıkan, huyunu suyunu bildiği bu insanlara, doğru bilgiyi doğru biçimde aktardıkları sürece, güvenecektir. Bilgiyle donanmış, kararlı ve özverili halk önderleri, ulusal mücadelenin en değerli unsurları olacaktır.

ÖRGÜTLER BİRLİĞİ

Yerel örgütler, yöresel gücünü arttırıp yayılırken, aynı amaçla kurulan başka yerel örgütlerle ilişkiye geçecek, örgütlenmenin bir üst aşaması olan bölgesel ve giderek ulusal düzeyde kapsayıcı bir örgütsel yapıyı gerçekleştirecektir. Amaç için ilk girişim, yerel örgütlerin il düzeyinde birlikteliğini sağlamak olacaktır. İlçelerde kurulan örgütler, varsa belde ve köy örgütleriyle birlikte, kendi üst örgütünü oluşturmak üzere il düzeyinde bir araya geleceklerdir.

Eşit ve ayrıcalıksız temsilin geçerli olduğu bu yeni yapı, il düzeyinde yürütülecek ortak çalışmalarda eşgüdümü sağlayacak ve ulusal örgütlenmenin ikinci aşamasını oluşturan bölgesel yapılanmaya yönelecektir. Bölge düzeyinde yapılacak çalışmalarda eşgüdümü sağlayacak bu yapılanma, aynı zamanda yerel örgütlerin tümünü temsil eden ulusal düzeydeki üst örgütün yaratılması için çalışacaktır.

Ulusal varlığın savunulmasını tek amaç bilen üst örgüt, yerel örgüt çalışmalarını merkezileştirerek, birimlerde oluşan birbirinden bağımsız örgütsel gücü tek bir ulusal güç haline getirecektir. Siyasal, sınıfsal, etnik ve dinsel ayrımları erteleyen partilerüstü bu yapı; Kurtuluş Savaşı’nın halk ayağını oluşturan, kurtuluştan sonra Halk Fırka’sına (Parti) dönüşen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dernekleri’ne benzeyen, onun sağladığı savaşım geleneğini günümüz koşullarına uyarlayan bir örgüt olacaktır.

YEREL ÖRGÜTLERDEN PARTİLEŞMEYE

Ülke savunmasının askeri savaşımı gerektirmediği, siyasi çalışmanın geçerli olduğu dönemlerde, yerel örgütler, dönemin özelliğine uygun olarak siyasi savaşım yürütecektir. Siyasi savaşım demek yönetim savaşımı demektir, bu ise ancak siyasi partiyle yürütülebilir.

Yerel örgütler ülke düzeyinde örgütlenip halka ulaşmışsa, yeterli sayı ve nitelikte halk önderini ortaya çıkarmışsa, ulusal hakları savunan ve halkı temsil eden bir partinin alt yapısı hazırlanmış demektir. Yeni bir partinin kurulması, bu aşamada gündeme gelecektir.

Bu parti, oluşumu ve yapısı gereği, var olan partilerden niteliksel bir başkalık içinde olacaktır. Yerel örgütlerde yetişmiş, içinden çıktığı kitleye yabancılaşmamış halk önderleri, ulusal partinin de önderleri olacaktır. Bu parti, az sayıda insanın kurup ilişkiye geçmediği halkı kendisine oy vermeğe çağıran bir parti değil, halkın içinden çıkan önderlerin kurduğu ve halkı gerçekten temsil eden, kadroları hazır bir parti olacaktır. Bu parti, halkı doğrudan siyasete katılma olanağına kavuşturacaktır.