Oyunun kuralları

Oyunun kuralları

Hakemin kendisi oyunun her dakikasında kural ve oyuncu değiştirirse, ne giren oyuncuda ne de çıkanda moral, ne de seyircide keyif kalır mı?  Keyfi kalmamış seyirci hakemi protesto edince seyirciyi de değiştirmeye kalkan bir hakemle oyun oynanabilir mi? Çocuklar bile bilir ki, mızıkçı ile oyunun tadı olmaz...

Ülkenin kurumları da vatandaşların birbirleriyle ve devletle tüm ilişkilerini belirleyen oyunun kurallarıdır. Bu kurumların temelinde Anayasa vardır; diğer tüm devlet kurumları ve toplum hayatını düzenleyen özel kontratlar da Anayasa’nın belirlediği temel kurallarla uyumludur. Tüm bu kurumlar ve kurallar bütünü, ülkenin tarihi ve kültürel özellikleriyle uyumlu olduğu ölçüde sürdürülebilir. Sürdürülebilir olmayan kural değişimleri ise karmaşa yaratır, topluma fayda değil zarar verir.

Devlet yönetiminde olanların sistemi kendi siyasi ideolojilerine ya da maddi çıkarlarına hizmete dönüştürmesini engellemeyi, yani demokrasiyi hedefleyen devletlerin temel aldığı kuvvetler ayrılığı kavramının atfedildiği onyedinci yüzyıl Fransız filozofu ve hukuk adamı Montesquieu’nun şu sözü önemli:

Toplumların başlangıcında devletin başındakiler kurumları şekillendirir, sonrasında da kurumlar devlet yönetimindekileri.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yüzyıllarca gözlerini jeopolitik açıdan büyük değeri olan topraklarımıza dikmiş emperyalizmin boyunduruğuna girmemek için, topyekün savaşlarla, sağlam temellerle kurulmuş bir devlettir. Yüzyılların süzgecinden geçmiş devlet geleneklerini, yirminci yüzyıl gerçekleriyle mükemmel biçimde harmanlayarak vatandaşlarına sürdürülebilir kalkınma sağlayabilecek değerlerin kurumlaşmasıdır Türkiye Cumhuriyeti.

Bu başarı, dünya Büyük Depresyon ve İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımıyla boğuşurken, uzun savaşlardan yorgun çıkmış bir milletin sadece 15 yılda gösterdiği büyük iktisadi ve toplumsal gelişme ile somutlaşmıştır. Atatürk’ün 1923’de topladığı İzmir İktisat Kongresi’ndeki: “Türk tarihi incelenirse gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir.” sözü, ve Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında iktisadi kalkınma için eğitime, çiftçiye, uzun dönemli planlamaya verilen temel önem, kurucu vizyonun kalkınmada gösterdiği büyük başarının nedenini açıklar.

Bugün, Cumhuriyeti’mizin  kuruluşunun 100. yılına ramak kalmışken, ülke iktisadı, kısa vadeli çıkarlarını ülkenin topyekün kalkınmasının üstünde tutan bir devlet yönetimi anlayışı; vızyonsuzluk; plansızlık; doğduklarından beri eğitimde, işe alımlarda ve atamalarında keyfilik ve kayırmacılığın norm oluşunun tanığı olarak geleceğini yut dışında aramaya itilen bir gençlik; kurumlarda yaygınlaşan liyakatsızlık; kuralların sürekli değişimiyle içte ve dışta güvenin ve sürdürülebilirliğin kalmadığı bir görünüm sergiliyor.

Bu çok açık zafiyet ortamında: “yapamadık, 19 yıl sonra ülke borcunu daha beter hale getirdik, işsizlik hiç olmadığı kadar yüksek, insanlar mutsuz; artık vazgeçelim, ülkeye daha fazla zarar vermeyelim” demek yerine, zaten yüzlerce kez oyunun kurallarını değiştirmiş, mevcut kurallara da uymamış bir yönetim, tekrar mızıtıyor ve “bana ne, oyunun kurallarını yine değiştireceğim, siz de oynayacaksınız” diyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan, Anayasa’dan başlayarak tüm kurumsal yapısı bir “Devrim”dir. Bugün olanlar ise devrim değil “anti-devrim”; yapmak değil, yapılmış olanı yıkma çabasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde oyunun en temel kuralları konmuştur: ANAYASA’nın İLK DÖRT MADDESİ değiştirilemez. Bunu kabul etmemek, bu ülkenin bir vatanseveri olmakla bağdaşmamaktır; Türkiye Cumhuriyeti’nin vatanseverleri, devletin temellerinin yıkılmasına izin vermez.