Putlarını yiyen İslamcılar Kemalistler

Nihat Genç yazdı...

Putlarını yiyen İslamcılar Kemalistler

Bir de böyle anlatmayı deneyelim.

İlkel topluluklar/klan/komün, toplulukların/milletlerin/ulusların ve devletin ve siyaset biliminin özünü oluşturur.

Ortak yaşam. Ortak av. Ortak savaş. Hiyerarşi ve disiplin içinde ortak görevler! Herkesi bağlayan ortak yasaklar-tabular. Ortak bölüşüm; işte bu özellikleri modern anayasaların da kökenini oluşturur!

Mesela 'vergiler' (ideal anlamıyla) ortak ve eşittir. AKP iktidarı hepimizin vergisini alıyor ancak 'eleştiriye' (sorgulama-denetleme-soruşturma) gelince sıra, eleştiriyi yapanlara 'onlar' diyor. Yani Hayrettin Karaman vergisini veren insanlar (şayet) eleştiriyorsa 'yıkıcı' olarak tanımlıyor!

Toplumu 'bizden-ondan' diye ikiye ayırınca da rahat ediyorlar!

Ve 'biz' dedikleri eleştirilmez-dokunulmaz oluveriyor!

Bizler vergilerimizi veriyoruz ama onların gözünde bu toplumda yaşamıyoruz!

Bu 'ayrım', tarihten bugüne hiç bir topluluğun kaldıramayacağı kadar sert bir ayrıştırma, köleleştirme, insan yerine koymamaktır!

Demek ki 'topluluğu' birarada tutacak 'adaletiniz' yok!

Bir adalet var ama sizi kolluyor, 'onlar' deyip 'yıkıcı' kategorisine koyduklarınıza adalet de hukuk da yok! Çünkü 'onlar' yıkıcıymış!

Peki 'yıkıcı' olduğumuza kim karar verir?

Kendini fetva makamında gören kendini ulema-alim gören biri.

Modern anayasal düzeni kendince fıkhi hükümleriyle şeri devlet düzenine dönüştürmeye çalışan birileri!

Genel'i ve herkesi ve hepimizi ve bu topraklar üzerinde yaşayanları ve anayasaya bağlı bütün yurttaşları aynı yasalar çerçevesinde bir görmeyen ucube çağdışı insanlar ülkemizi yönetiyor!

Diyelim, ben, anayasal haklarımı kullanıyorsam, bana 'yıkıcı' diyemezsin!

Yıkıcı, parçalayıcı, bölücü, ayırd edici olan sensin, toplumun bir kısmını yasaların üstünde gören sensin, toplumun bir kısmını dokunulmaz gören sensin!

Topluluk üyelerini alt ve üst, dokunulmaz ve aziz ve yönetici ve sıradan, müslüman veya değil, şu mezhepten tarikattan ya da değil, gibi, eleştirenler ya da susup rıza gösterenler, gibi, ayrımlara tabi tutanlar.. değil insan 'müslüman' dahi değil, gün görmemiş vahşi insanlardır!

Türk Milleti bu vahşilerin elinden çok kısa zamanda kurtulacak kadar büyük bir millettir!

Devam edelim.

Klan dediğimiz topluluk inançlarını ya da yasaklarını soyutlayarak-sembolize ederek tapınılacak putlarını ya da totemini inşa etti. Her klanın ayırt edici forması/bedenlerine sürdükleri boyalar, (tarikatçıların kostümleri gibi) /flama ve bayraklar, kendilerine dair işaretler semboller vardır.

İlkel toplulukların totemleri hep yiyecekleri bitki ve hayvanlar üzerineydi.

Yani klan aç kalmaması için hangi bitki ya da hayvanı ne kadar yiyeceğini totemiyle/yasak ve emirlerle bir düzene koyuyordu!

Mesela süte ihtiyacı varsa inek eti yenilmesini yasak etti.

Hangi hayvandan ne kadar avlanılacak?

Ve klan üyelerinin avcılık eğitimi ve av'ın bölüşümü ve avlanma sahasının korunması, hepsi 'totem' etrafında dönüp duran topluluklarda şeklen değişse de ruhen hiç değişmeden bugüne kadar geldi.

İslam tarihinden biliriz Mekke'de müşriklerin putlarını helvadan yapıp sonra acıkınca yedikleri anlatılır.

Ancak, şu 'acıkınca' ifadesine açıklık getirelim, acıkınca yerler doğrudur ama genel bir ifadedir, çünkü putları herkes yiyemez ancak şef ya da büyücü ya da dokunulmazlığı olan ileri gelen-azizler yer!

Yani 'putları' yemek bir ayrıcalıktır!

Yani ortak yasakları çiğneme hakkı sadece şef ya da büyücünündür, Hayrettin Karaman gibi.

Hayrettin Karaman gibiler çok acıkmış görünüyor, kendilerini var eden adalet ve hukuk'un yasaklarını kendileri afiyetle yiyor!

Ya da (geleceğiz) put yiyebilmek için Kılıçdaroğlu ya da Uğur Dündar olabilmeniz lazım!

Büyük teolojik soru şudur, insanlar inandıkları-tapdıkları şeyleri ilkel topluluktan/animizm tek tanrılı döneme geçtiğinde yemeğe neden devam etti!

Yani totem yapıp taptıkları ruh ya da bitki ya da hayvan ya da neyse o şöyle sembolize ediliyordu: büyük ruh, ya da kıt olan bu hayati besinler ya da sınırlı olan bu avlanma arazisi, hepimizden yasaklara riayet etmemizi istiyor!

Bu 'yasaklara' uymazsak klan-topluluk dağılır.

Ancak şef yiyebilir, yani Hayrettin Karaman helvadan yapılmış totemini put'u yiyebilir!

Bu yüzden, totemin/anayasanın emrettiği yasakları çiğnemeyeceğiz ya da hukuka karşı yalan söylemeyeceğiz yani ortak sözleşmenin sözünden çıkmayacağız, yani klan, av sahasına ve avladıklarına disiplin içinde dikkat etmezse başka türlü yaşamını idame ettirebilme şansı yoktur!

Yani biz savaşalım, siz yiyin yok, yani, biz vergimizi verelim siz yiyin yok, yani, biz yoksulluk çekelim ama siz saraylarda yaşayın, hiç yok!

Totem, anayasadır, totem, topluluğun ortak inançlarıdır, tanrıları yemeyi bırakın!

Adaleti hukuku helva yapıp yemeyi bırakın.

Hepimizin ortak kültürü olan İslam ahlakı'nın kutsallarını sırf götünüzün rahatı için helva yapıp yemeyi bırakın.

Yemek istiyorsanız, Anadolu'nun yemek kültürü zengindir!

Sabah akşam ve her vesileyle düzenli yemek yeriz, sabah yeriz öğle yeriz, akşam yeriz, mesela 'öğle yemeği' deriz, mesela akşam yemeği, daha hafif olabilir. Ve topluluklar yemekleri kültürüne göre çoğaltır, miting yemekleri dahi vardır, ekmek arası köfte, sandiviç gibi. Festival yemekleri vardır, keşkeş gibi kuzu çevirme, ızgara hamsi gibi. Eğlence cümbüş yemekleri, kısır, çiğ köfte, düğün yemekleri, mesela, fırında tepsiler, güveçler. Bayram yemekleri, piknik yemekleri, mesela Hıdırellez, kuru köfteler, patates, zeytinyağlılar. Mesela ramazan yemekleri vardır, hatta sahur yemekleri, mesela fabrika atelye işyeri için tabldot yemekleri vardır, hatta sefertası yemekleri, hatta futbolcuların bile müsabaka öncesi maç yemeği vardır, hepsinin hazırlanışı karakteri ayrıdır..

Ve ama hepsi elle tutulur ağza mideye atılan elma gibi armut gibi nesnel şeylerdir!

Bir de 'ilahi' yemekler vardır, putları yemek gibi.

Mideye gitmez, başka yerleri doldurur!

İlkel topluluk şefi ya da büyücüsü putları yeme ayrıcalığına sahipti ve put'u yiyerek putta sembolize edilen ruh (ilahi görünmez gücün) bedenine girdiğine inanırdı.

Mesela hristiyanlıkta şarap İsa'nın kanını, ekmek İsa'nın bedenini sembolize eder, ve kilise topluluğu ayinle (komünyen töreni) bir parçayı ağzına koyar, böylelikle İsa'nın bedeniyle Hristiyan topluluğun bedeni birleşir!

Kilisede hristiyanın ağzına İsa'nın sembolik bedeni ekmek'i koyan, papazdır!

Tanrıyı bedeninize koyar!

Kim koyar?

Ayrıcalıklı ruhban sınıfı!

İslam'da kim koyar, tarikatlar, Hayrettin Karaman gibi fetva makamları, putları-yasakları size çiğnettirerek yani put'u ve totemi size helva yapıp yedirterek sizi 'ayrıcalıklı' yapar, yani 'İslam' denilen bir 'beden' tasavvuruyla topluluktaki başkalarıyla sizi ayırt eder. İslam denilenler 'bedenleri' ümmetle birleşmiş olanlar! Mesela tarikat şeyhleri! Bedenleri haşa/Allah'la birleşmiş olanlar.

Bunlar vergilerimizle yaşarlar ancak putları totemi/anayasayı hukuku helva yapıp yeme ayrıcalık ve dokunulmazlıklara sahip insanlardır!

Yani ulema dediğimiz adamlar ayrıcalıklı sınıf için 'ilahi yemekler' hazırlar! Her biri afiyetle yiyip ayrıcalıklı ve dokunulmaz hale gelir!

Ve totem etrafında dönüp duran yerlilerle tarikatların (topluluğun daire olup merkezdeki şeyh etrafında dönmesi) halakası aynı şeydir!

Tarikatın da yasakları vardır, düzeni vardır, sınırları vardır, av sahası vardır, avlanma yöntemleri vardır, besinleri vardır, ilahi yemekleri ilahi lezzetleri vardır.

Ve tarikat şeyhinin ilkel topluluk büyücüsü gibi dokunulmazlığı ve ayrıcalığı vardır.

Yani şeyh kuralları uymak zorunda değildir, yasakları/ilahi yasaları çiğneyebilir, neden, çünkü kabile şefinin bedeniyle ilahi ruh'un bedeni iç içedir, tıpkı şeyhin bedeninin Tanrı'nın bedeniyle içiçe oluşu gibi.

İlkel toplulukların karnını doyuran avcı toplayıcıları, yabani bitkileri toplayan yabani hayvanları avlayan insanlardı.

Tarikatların avcı toplayıcı dervişleri/müridleri de ilahi bitkileri toplayan ilahi tadları avlayan insanlardır.

Tarikatların avcı toplayıcıları ilkel avcıların aksine elle tutulur şeyler değil, mesela, hikmet, mucize, keramet kaşifleridir!

İlkel topluluk nasıl ki hangi bitkinin hangi hastalığa iyi geldiğini bilir, tarikat müridi de, hangi olayın hangi rüyanın hangi söz ve işaretin hangi ruhani hastalığı rehabile edeceği ya da hangi ilahi statünün karşılığı olduğunu iyi bilir.

Tarikat kaşifleri, gün boyu, keşif içindedir.

Diyelim, bir rüya gördüler ve rüyalarında bakkalla kavga ediyorlar, işte o rüyadaki hikmetler şeyhe sorulur sorgulattırılır ve o rüyanın manası çözülür, diyelim, şeyhiyle bir derede boğuluyorlar, diyelim, müridimiz dergaha girerken şeyhin ayakkabılarının ters olduğunu görmüş ve düzeltmiş, bu terslikte bile ne hikmet gizli olduğunu kendince deneyimler ve bu deneyimler onlar için ahlaki statünün göklere yükselen işaretleri/merdivenleri olur!

Yani şakirtler dervişler gün içinde ya da rüyada, keramet, mucize, hikmet arayarak 'ilahi lezzetler' aramaya başlar, bunlar, kendilerinin ya da çevrelerinin uydurduğu sözler olaylar hikayelerdir! Ancak her biri kendini macera içinde bir kaşif gibi görür. Şeyhin her sözünden yaşadığı her olayın ayrıntısında aklı başında normal sıradan olmayan olağanüstü ilahi kurgu ürünü bir sinemanın baş rolünde oynar.

Gezdikçe rüya gördükçe kazdıkça anlam mana çıkarttıkça ilahi tatları tattıkça deneyimledikçe ilahi statüsü yükselir.

Diyelim kamil bir insan olur, olgunlaşır. Ve artık o da gün gelir 'ayrıcalıklı' 'dokunulmaz' üstün bir manevi şahsiyet haline gelir! Ve o da artık 'klanın/topluluğun' yasaları hiçe sayar! O da artık dokunulmaz müjdelenmiş seçilmiş manevi alemlerde Peygamberin yanında ve evliyalarla oturan üstün bir mevkidedir!

Fiziken olmayan şeyleri ve aklen mümkün olmayan şeyleri toplayarak yedirerek yiyerek toplulukta en üstün makamları ele geçirirler!

Bir anlamda dervişler ilahi definecilerdir!

Madencinin altın elmas bakır arayışıyla tarikatçının 'hikmet' arayışı, keşfi, aynı şeydir!

Dervişin yakaladığı bulduğu ya da başından geçen olayların yorumuyla tecrübe edindiği 'hikmetler' maddi hayatı maddi zenginliği ve sosyal statüsü için altından elmasdan da daha değerlidir!

Yani bizim şu an cemaat ve tarikatlarda on milyona yakın insanımız 'hikmet' ve 'keramet' keşfiyle her gün iş başında 24 saat gece gündüz keşif kazı ilahi defineler içinde çalışmakta ve anayasadan ve hukuktan azade sorgulanmaz/dokunulmaz ilahi şahsiyetler haline gelmektedir!

Tayyip Bey, Akdeniz ve Ege'de petrol bulurken müridlerimiz her gün şeyhlerinin .okunda inciler pırlantalar safirler zümrütler hazineler bulmakta ve şeyhlerinin .okunda buldukları incilerle de hepimizden üstün ayrıcalıkla hale gelmekteler!

Peki insan bu kadar boş işi niye yapar, çünkü, hepsi istisnasız dolar zengini olduğu için, onların senin benim gibi yiyecek bitkilere ve hayvanlara ihtiyaçları yoktur.

Dolar yüksek kurda kaldığı müddetçe ülkenin en üst sınıfındaki bu kaymak İslamcı tabaka  kapitalizm gerçeği olarak hiç değişmiyor ve bu ağbilere sadece diz çöküp rüya görüp 'hikmet' aramak düşüyor!

Peki hikmet yiyen keramet sıçan bu ağbilerin hikmetleri ve kerametleri nedir, başka neyi sembolize ediyor?

İstisnasız bütün hikmet ve kerametler Peygamber'e ve azizlere çıkar!

Rüyada peygamber ya da sahabeyle istişareye ya da cennette birlikte olmaya ya da Allah'ın en yakın dostları olmaya, yani, rüyalardaki bu yakınlık onları önce ilahi yüksek mevkilere sonra ihaleler alacak yüksek bakanlıklara çıkartır!

Yani 'hikmet' ve 'keramet' diye yedikleri ilahi yemek aslında 'din'i sembollerdir.

İlahi yemek diye yedikleri dinin Alllah, peygamber, sahabe, evliya gibi en yüksek kutsal değerleridir!

Tarikatların hikmet ve keramet avcı toplayıcıları için Diyanet İşleri Başkanlığımızın çok büyük bir bütçesi vardır.

Böyle böyle ayrıcalıklı tarikatlarımız istisnasız holdingleşerek milyonlarca insanı daha her gün 'keramet' ve 'hikmet' av sahalarına sürmektedir.

Son yirmi yılda tüm tarihimiz boyunca en etkili rüyalar görülen en leziz hikmetler bulunan en tadlı kerametler yaşanan av sahaları ise devlet ihaleleri ve hukuk, ordu ve bakanlıklar! Bir benzeri de Selçuklu'nun kuruluş günlerindeydi, fethedilen bölgelere sulanan şeyhler, her gün hikmet ve keramet yumurtlayarak bu yeni bölgelerde tarikatlarını boş beleş geçindirmeye başladılar! Kerametleri de çoğunlukla aynı hikayeydi, padişah savaşırken görünmez şeyhleri cephede yanlarında ya da bulutlardan onlara evliya orduları destek veriyorlardı! Yani dua ve hikayeyle kendilerini savaşın gerçek kahramanları ilan edip yeni toprakları sahipleniyorlardı!

Ve hala dervişler ülkenin uçsuz buçsuz sınırları yaylaları dağları ovaları sahilleri içinde leziz yemekler peşinde.

Ve doktoru hakimi askeri avcı toplayıcıların bir kaç hikmet ve kerametle ayrıcalık ve dokunulmazlık elde edildiğini gördükçe sayıları iştahları şehvetleri daha da azıyor.

Ve pek tabii avcı toplayıcıların bölüşümü, sosyal adaleti yok, avcı toplayıcılar, ilkel dünyadan kalma deniz hukuku gibi sahipsiz malı/eşyayı ilk gören ilk bulanındır gibi memleketin neyi var neyi yok cebe indiriyor. Ve her gün hikmet ve kerametle bu büyük yağma ve talanı kendi şahısları adına islami hak düzeni haline getirdiklerini düşünüyorlar! Ve klan ve topluluk yasalarını biz/onlar diye ayırıp onlar'ı yıkıcılar/düşmanlar/kafirler/sözüne güvenilmezler diye damgalayıp dışlıyorlar!

İlahi yemeklerin sırrı işte burada!

Yedikleri putların neyi sembolize ettiğini hepsi de cin gibi iyi biliyor!

Onlar İslam diyor ümmet diyor yani ilahi gücü temsil ediyor!

Yedikçe, ilahi güç bedenlerine giriyor, artık ne yeseler günah olmuyor, artık ne yapsalar 'hak'tan oluyor!

Topluluk için vergi veren savaşan yoksulluk çeken sensin ama yiyen sadece 'onlar!

Putlarını totemlerini helva yapıp yiyen sadece İslamcılar mı?

Cumhuriyet de bir totem! Yüzyıldır etrafında dönüp duruyoruz! Cumhuriyet'in de yasakları var dokunulmazlıkları var.

Mesela Cumhuriyet'in de 'av sahası' yani avlanılacak sınırları belli, bu sınırlar 780 bin km. kare ve kimse kimsenin hakkına hukukuna karşı gelemez. Mesela laiklik ilkesi var, dokunmayın parçalanırsınız diyor. Mesela 'bağımsızlık'ına dokunma diyor yoksa klanınız dağılır diyor. Mesela hukuk karşısında herkes eşittir, arap, kürt, laz, ayırt etmeyin, diyor, mesela sosyal devlet ilkesi var, elmanızı armutunuzu kardeşçe bölüşün diyor.

Yani Cumhuriyet'in totemi, toprak bütünlüğü, egemenlik hakları, yurttaşların ayrımsız hukuk karşısında eşitliği!

Ama şimdi İslamcılar gibi tarikatlar gibi, kendine kemalist diyen bir çok yazar çizer ve parti de toprak bütünlüğü toteminden helva yapmış, meclise getirip ülkenin bir yarısını PKK'ya ikram ediyor!

Diğeri İyi Parti, içine tıka basa Süleymancı ve Fetöcüler'i doldurmuş.

Nato'nun kurduğu bu parti bağımsızlığımıza göz dikmiş ve suç üstü yakalanmışların yuvası haline gelmiş.

Diyelim CHP, Cumhuriyet'in bekçisi olması gerekirken şimdi cumhuriyeti anayasaya aykırı şekilde peşkeş çekiyor.

Diyelim Sözcü Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet aydınlarıyla tıka basa doluyken, şimdi, mecliste PKK'yla masaya oturuyor.

Atatürk totemi yanına klan üyeleri ayılmasın kerizler uyanmasın diye bir de barış ve demokrasi ve demokratik Türkiye adında ilave süsleyici kurdelalı totemler yapıp asmışlar!

Diyelim Uğur Dündar, seyircilerin eline Türk bayrağı vermiş ve İzmir marşı çalıyor, millet coşuyor ama Meral Akşener'i ve PKK'yla masaya oturan CHP'ye destek veriyor!

Hepsi Atatürk'ü ve Cumhuriyet değerlerini yani 'kutsalları' afiyetle yediklerini eşekler gibi biliyor!

Atatürk'ü, bağımsızlığımızı, anayasayı, egemenliğimizi, bayrağımızı, hukuk karşısında eşitliği, sosyal adaleti, sosyal devleti yiyorlar!

Hem Atatürk deyip hem PKK'yla masaya oturmak, herhalde çok leziz bir totem olmalı!

Menzil tarikatının bitmeyen çorbası gibi, bitmeyen Atatürk helvası.

Ve kendini ayrıcalıklı üstün dokunulmaz gören Hayrettin Karaman ve tarikatlar gibi, bazı kaymak Atatürkçüler de kendilerini klanın şefi/büyücüsü gibi ayrıcalıklı ve üstün görüyor ve totemi/topluluk yasalarını çiğneme hakkını kendilerinde görüyorlar!

Kendini farklı ve üstün gören dokunulmaz sınıfların iştahını kabartan böyle bereketli 'helva'yı sofraya getiren yağma ve talana açan kimlerdir!

Bir zamanlar Aydın Doğan medyası da bol bol Atatürk helvası yiyordu ve fetö iktidarıyla bir günde Türk Ordusu'nu arkadan hançerlediler! Aynı şey, muhalif basına para basıp gazete çıkartıp TV açanlar Atatürk helvasının tadını ilahi lezzetlerini Aydın Doğan günlerinden iyi biliyorlar!

Hiç şüpheniz olmasın, dün Aydın Doğan on yıllarca Atatürkçü görünüp Türk Ordusu'nu fetöyle birlikte nasıl dağıttıysa yarına kalmaz bugün Atatürk helvası yiyen Sözcüler Halk TV'ler de aynı şekilde aynı helvayı Süleymancılar Fetöcüler PKK'lılarla yiyip sizleri ve cumhuriyet'i yine satacaktır!

Ama onlarca yıl Atatürk ve Cumhuriyet lolipoplarını dillerini ballandıra ballandıra yalarlarken onlar da holdinglerine itaat etmeyenleri dışladılar kovdular adam yerine koymadılar, ve bu tafralar,  Fetö gelene kadarmış!

Şimdi de hem Atatürkçü olduklarını söylüyorlar hem PKK'yla masaya oturuyorlar, oh ne ala, festival yemeği, o ne ala ziyafet yemeğidir bu!

Yiyin beyler, yiyin!

Aksırıncaya tıksırıncaya kadar bir zamanlar Aydın Doğanların yediği gibi Atatürk helvalarını yiyin!

Oh ne ala bayram düğün yemeğidir bu, o ne ala, PKK'ya 'yolluk yemeğidir' bu, Halk TV'si, Tele 1'i hem Atatürk diyor hem PKK'yla ülkeyi ortadan bölüp afiyetle yiyeceklermiş!

Askerlerinizi, öğretmenlerinizi ve mühendislerini ve insanlarınızı katledenlerle aynı masaya bu yemekleri kim yiyor kimler hazırlıyor?

Formalar flamalar kostümler şefler büyücüler klan topluluk değişse de 'yenilen' kutsal yemek hiç değişmiyor!

Çünkü bir tarafı 'İslam' totemi diğer tarafı Atatürk totemi, onları kem gözlerden eleştirilerden adaletten hukuktan dokunulmaz yapıp koruyan bir tabu.

Atatürk'ün arkasına sığınınca dokunulmaz oluyor ve av sahalarını peşkeş çekme hakkını kendilerinde görüyorlar!

Çünkü Atatürk'ün arkasına sığınmanın büyük nimetler var, iktidar nimeti var, İmamoğlu'nun beşyüzbin liralık saati ve bin dairesi var, ve İmamoğlu'nun her Allah'ın günü ayrı bir burjuvayla özel toplantısı var, bu totemin arkasında eyalet, federasyon sözleri pazarlıkları var, ve hepsini bekleyen Amerikası AB'si Ermenisi, Kıbrıs'ı ve hepsiyle ortak yiyecekleri küresel dünyanın bitmek bilmeyen kutsal 'dayatmalar'ı var!

Uluslararası bir av sahası, uluslararası bir yemek bu.

Klanın av sahasını büyücü ve şeflerini ayartarak toplumun girilmez konuşulmaz dokunulmaz anayasal yasaklarını kaldırmanın iştahıyla hazırlanan küresel yemeği bu.

Sömürge yemeği bu, koloni yemeği bu. Kaftancıoğlu, İmamoğlu, Süleymancılarla FETÖ'cülerle, NATO'cularla, kölelerin efendilerine sunduğu ziyafet sofrası bu.

Tanrısını yiyen klan büyücüsüyle, Tanrısını yiyen tarikatçısıyla, tanrısını yiyen Atatürkçüler, hepsi,  'aynı' yemeği yiyor!

Ve ama iştahın şehvetin lezzetin meczupluğun sarhoşluğuyla kendilerine fazla güveniyorlar, .ötleri mideleri şöhretleri şiştikçe kendilerini fazla önemsiyorlar!

Unutmuş görünüyorlar, totemin amacı, topluluğu dağılmadan disiplin içinde yiyecekleri ve av sahası ve nüfusuyla birarada mutluluk içinde tutabilmek içindir!

Unutmuş görünüyorlar hepsi 'totemi' yani topluluğu birarada tutan en kutsal değerleri yerken kendilerini koruyan yasaları da yiyorlar!

Sanıyorlar ki klanın ne yiyeceğini klanın av sahalarını kime ikram edeceğimize sonsuza kadar biz karar veririz ve sonsuza kadar bizi sorgulayan kimse çıkmaz!

Oysa totem, herkesin 'ortak kardeşçe' yiyebilmesi içindi!

Oysa 'anayasa' ve haklar herkesin 'ortakça' kardeşçe yaşayabilmesi içindi!

Biri şeyhinin dizi dibinde ben Türk Milleti'nin ferdiyim diyor, diğeri, CHP'de ben Türk Milleti'nin üyesiyim diyor, ama, hepsi aynı totemi kıtır kıtır parçalaya parçalaya lime lime edip yiyor!

Şehvetleri onlara unutturmuş olmalılar, Türk Milleti, tarih sahnesinde varolabilmek için Cumhuriyet'le birlikte yepyeni bir 'karakter' ortaya çıkartmıştır!

Gelişimine bir yüzyıl öncesinde başlanan harbiye mektepleri Abdülhamit döneminden başlayarak 'insiyatif alabilen' subaylar-insanlar yetiştirmiştir!

İnsiyatif alabilme, kendi başına karar verebilme demektir!

Büyücüler üfürükçüler şeyhler Osmanlı'yı keramet ve hikmetleriyle ilahi soflarının ilahi .ötlerinin ziyafet sofrasında yemiş bitirmişlerdi!

Sonra, insiyatif alıp Türk Milleti'nin makus talihini çevirenler klanda herkesin sofraya eşit oturmasını yasalarla yepyeni kurumlarla hayata geçirdiler, adına Cumhuriyet dediler.

Yani büyücülerin şeyhlerin oyuncağı haline gelmiş klan içinde kendi başına karar verebilecek insan yetiştirememek Osmanlı'ya pahalıya mal olmuş parçalanmış ve dağılmıştır.

Ve elde ayakta kalan  insiyatif alabilen beş-on insanla yepyeni bağımsız Cumhuriyet kurulabilmiştir!

İnsiyatif alabilen insanlar çok geçmeden deccal kafir ilan edildi!

Çünkü kendi klanlarını asıl tehdit eden kendi başına kendi iradesiyle karar alan Türk Milleti'nin yeni tanıdığı bu kahramanlardı!

Çünkü 'klanın' totemleriyle el bebek gül bebek hayat sürenlerin ve putlarından helva yapıp binlerce yıl afiyetle yiyenlerin hayatlarına son vermişlerdi!

Geçmiş felaketler parçalanmalar bize gösterdi ki Cumhuriyet'in asli unsuru 'insiyatif' alabilen insanlar topluluğudur!

Kılıçdaroğlu ve şürekasının unuttuğu insiyatif alamayan insanların partisi ülkesi topluluğu devleti olmadı, olamaz!

Klan yaşayacaksa şef ve büyücülerle değil her üyesinin insiyatifiyle yaşayacak!

Klan üyeleri yasalar dışında hiç bir güçten emir alamaz!

Milletiniz bir arada yaşayacaksa topluluğunuzun her biri insiyatif alabilmeli, her biri sofrada eşitlenmeli, her biri karar mekanizmalarında bulunmalı!

Her biri bu yüzden anayasa ve adalet adına şef ve büyücülere isyan etmeli!

Ve meşru müdafaa hakkını kullanıp, kutsalları kimse yiyemez, topluluğun ortak değerlerini, ortak yasaklarını, biraradalığını, eşitliğini, kardeşliğini, bölüşümünü, kimse İslam'ı ya da Atatürk'ü helva yapıp kendi arkadaşları kendi partisi kendi davası kendi .ötünün keyfi için yiyemez!

Eşitlik kardeşlik toprak bütünlüğü gibi kutsallarına sahip çıkamayan binlerce topluluk/millet tarih içinde dağılmıştır!

Önce 'kutsallarınızı' tanıyın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünmez bir bütündür ve hukuk karşısında kimse imtiyazlı dokunulmaz değildir!

Bu dokunulmaz kutsal değerleri yiyenlerin sadece kendi .ötleri mideleri şişer ve ülkeniz yüz yıl öncesi gibi bir büyük felaketin eşiğine sürüklenir!

Yani, inisiyatif alma gücü iradesi gösteremeyen insanlara Türk Milleti'nin ferdi/üyesi denemez!

Bu tarikatlar bu Hayrettin Karamanlar bu Sözcü Cumhuriyet yazarları kendi başlarına insiyatif alamayan zavallı çaresiz yaratıklardır!

İnsiyatif alamayan insanlar köledir putlarını helva yapıp yiyen şeyhlerin Atatürkçüler'in düzenini sürdüren köpeklerdir!

İnsiyatif alamayan insanlara bir klanda yaşama şansı yoktur!

İnsiyatif alamayan insanların çoğunluk olduğu toplulukların yaşama şansı hiç yoktur!