Suçlu Diyanet'tir, iktidardır!

Suçlu Diyanet'tir, iktidardır!

Toplumun çürüyüp yozlaşmasında 'karanlık-kapalı-belirsiz-kontrolsüz-denetimsiz' alanlar olarak cemaat ve tarikatlar baş belasıdır.

Kiliselerde de çocuk istismarları asırlardır bu 'karanlık' alanlarda gerçekleşiyor.

Oysa bir okulda (diyelim lisede) olup biten her şey 'görünür' olmalı, koridorlor, sınıf, öğretmen odaları, vs. her şey açık görünür denetlenebilir ve şeffaf alanda cerayan eder. Mesela bir öğrenci öğretmeniyle kapalı alanlar ve ders dışı ve mesai dışı 'görüşemez, birlikte olamaz' hatta izinsiz sinemaya dahi gidemez.

Evliyalara tapınan meczuplara denetim dışı bu kapalı alanların ardına kadar suistimale açık olması bir toplum için 'felaket'tir.

Mesele güven meselesi değil iki kişinin görüşmesi-buluşması-halveti, kontrol-gözetim-denetim yani 'şahitlik' dışına çıkmasıdır.

Diyanet, iktidara destek verdikleri için bu 'karanlık-denetimsiz' alanlara resmiyet-meşruiyet veriyor.

Bu karanlık kontrolsüz alanlara resmiyet veriyorsan bu karanlık alanlarda cereyan eden sapıklıkların sorumluluğu da üstüne alacaksın.

(Dikkat edin Diyanet desteği alındığı için mi artık tarikatlar dergahların bir yerine Türk Bayrağı'nı mutlaka koyuyorlar. Ve Diyanet raporlarında 'geleneksel kurumlar' olarak bu denetimsiz yapıları yüceltiyor, kutsanıyor.)

Artık 'zikr' nasıl yapılır kursları dahi var, çok istiyorsanız, zikirli halay diye folklorik alana indirip dini kitabı karıştırmayın.

Diyanetçiler, bilgisizsiniz, cahilsiniz, tarikat ve cemaatler hakkındaki tarihi bilgileriniz yalan/yanlış, bu tarikatların evriminden/gelişmesinden habersizsiniz.

Sizin din değil siyasetiniz gereği sahiplenişinizle hepsi cahil kitleleri suistimal ediyor, kendilerini hem yasal hem kutsal dini yapılar olarak kimseden korkmadan-çekinmeden destursuz selamsız Allahsız üstelik kabadayılar gibi efelenerek meydan okuyarak takdim ediyorlar.

Dini alanı 'çürütüyorlar' ve sonunda siz de eliniz kolunuz bağlı çaresiz kalıyorsunuz. En yüksek bakanlık bütçeniz işte 12 yaşındaki kızımızın namusunu koruyamıyor!

İşte Nurettin Yıldız anlatıyor, Mahmut Efendi Osmanlı'dan sonrasını 'kafir' diye görüyor, diyor. Bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Milleti'ne nasıl (tevil) açıklayacaksınız?

İşte Suriye'den kendine Seyid diyen biri Urfa'ya geliyor ve Youtube'an izliyoruz, başına yeşil sarık bağlamış müridleri seyyidleri için, 'seyidimiz mevladır resuldur' diye ilahi okuyor, bu başıbozukluğu nasıl açıklayacaksınız?

Tasavvufi hallerin batınıliğini suistimal eden meşhur Cübbeli Hoca'nın 'Allah ete kemiğe büründü Mahmut Efendi diye göründü' lafları Youtube'da duruyor.

Şimdi, şöyle açıklayacak, 'bu hal'dir efendim', ruhaniyettir efendim', 'Allah'ın dostları Allah'ın bilgisindedir efendim' diye tevile çalışıyorlar. Güya Allah Mahmut Efendi'de tecelli ediyormuş. Tabii tasavvufu hal ilmiyle 'ot, böcek, ağaç, yer, gök, Allah her yerdedir (vahdeti vücut) o halde sen de ben de her yerdedir' deyip kıvırarak, dini Kuran'ı manipüle edip açıklamak sizleri yedi cihana ibretlik rezil ediyor, şarlatanlık sayenizde 'evliyalık' oluveriyor.

İsmailağa cemaatinin 'istihbarat ve istihare bakanlığı' dahi var, işte kayıtlarda, çözülmesi zor konular için de bir istihareci varmış, o rüyaya yatıp Allah'la (haşa) görüşüp şeyhe bildiriyor, şeyh de cemaat içindeki nifakları bu istiharecinin rüya bilgileriyle ayıklıyor bu rüyaya göre hüküm veriyor, ve Diyanet bu 'hükmü' seyrediyor.

Bu rüyalarla hüküm veren (yargı) istihare bakanına verilecek cevabınız yok mu?

Hepsi kendine ya 'Mehdi' ya 'Gavs' diyor, nedir Gavs? Allah'ın tüm bilgilerine ve kendinden önceki bütün evliyaların toplamı bilgisine sahip demek, yani, fizikte doktora yapıyorsunuz, Einstein'ı okumadan dahi ruhani alemde rüyalarla bu bilgi sizin içinize geliyor.

Bu saçmalıklara karşı tek lafınız yok mu, 'bilgi, okuyarak öğrenerek emek sarfederek, bir dizi mesleki disiplin içinde ilim yapılarak öğrenilir' diyemiyor musunuz?

Yanına iki tane cahil adam bulan ben Gavs'ım yani bütün deruni bilgilere sahibim, hatta 'kutbuyum' diyor ve susuyorsunuz.

Dikkat edin bir İslam toplumu var, ümmet var, müslüman cemaat var, ama, tarikatlar bunun dışında başka bir 'yapı' oluşturdu: Allah'ın Dostları.

'Allah'ın Dostları' işte kendileri ve evliyaları. Cahil kitlelerin beyinlerini işte böyle yıkıyorlar, 'Allah'ın Dostları'yla beraber olursanız, bereketiniz artır, Allah'a kolay ulaşırsınız, şefaat edilirsiniz, günahlarınız affedilir.

'Allah'ın Dostları' dedikleri Allah'tan haber alan Allah'la oturup kalkan ayrı bir 'evliya' sınıfı.

Evliyalara (kutsiyet atfedilen din büyüklerine) tapınmanın kapıları böyle açıldı.

Ki, bu evliyaların alayı Allah'la mümin arasında 'aracı' kurumlar, nedir aracı kurum: Kilise'dir.

Kilise'nin tıpkısıdır, papazlar, kardinaller, papalar, hristiyanlarla Allah arasındaki beşeri ve dini ilişkileri düzenler. Proteston mezhebinin çıkışı 'aracı' kurumlara isyanla başlamış Hristiyan iki büyük tayfaya ayrılmıştır, katolikler ve protestonlar diye.

Aynı büyük kavga İslam dünyasında ve ülkemizde yaşanmaktadır, şeriatçılarla-tarikatçılar arasında büyük bir iç savaş vardır, açın dergilerini, açın Youtube sitelerini, birbirlerini tekfir etmektedirler, yani dinden çıktıklarını batıl olana bidat'e tapındıklarıyla birbirlerini kafirlikle suçluyorlar, birbirbirlerine kılıç çekmedikleri kaldı, ona az kaldı, çünkü şeyhlerin çoğu birilerini kafirlikle suçlarken eline kılıç da alıyor.

Diyanet'in din içre memleketin düzeni asayişi için bu iç savaşta taraflara söyleyecek tek lafı yok mu?

Yoksa kalabalık cemaatleri 'oy deposu' görüp dini kullanan bu yapılara sessiz mi kalıyorsunuz?

Bize oy versinler de sapık olsunlar bize oy versinler de şeyhlerin iti köpeği olsunlar bize oy versinler de dinle Allah'la Kuran'la istedikleri gibi dalga geçsinler mi demek istiyorsunuz.

İşte sapık Uşşaki şeyhi kız çocuğun babasına sapıklığını şöyle tevil ediyor: 'Peygamberimizin sünnetinde de vardır.' Be rezil, kendi sapıklığını haşa Peygamberden delille mi açıklıyorsun, bir dine daha ağır bir hakaret nasıl olur, Diyanetimiz hala susuyor.

Müminlerin birbirine üstünlüğü takvayladır, ancak, bu tarikatlar neden hep 'statü' yani üstün bir dini mertebe peşinde.

Sıradan müslümanlar ayrı 'evliya, şeyh' sınıfı ayrı. Dinimizde böyle aşağı sınıf-üst sınıf diye bir kategori olmadığını neden anlatıp aldanmaya kullanılmaya müsait cahil kitleleri uyarmıyorsunuz.

Tarikatlar neden bütün sohbet ve vaazlarında kutb, gavs, evliya, gibi yüksek en yüksek ruhani makamları ifade eden bu kelimeleri kullanır.

Dünyada başka konu mu yok.

Neden birbirleriyle en büyük gavs benim en üstün mertebe benim yarışına girerler. Müslüman ahlakı ve sadeliği ve mütevaziliğiyle bu en üste benim yarışının ne alakası var, niçin cahil kitleleri uyarmıyor musunuz?

Kibir, böbürlenme, büyüklüğün dinimizde en büyük günah olduğunu bu cahil şeyhlere ve müridlerine neden söylemiyorsunuz?

Yani bir evliya sınıfı ve aynı şekilde irtibatlandırılan bir 'efendi' sınıfı, nedir bu sınıflar, Kuran'da bunları delilleyecek tek satır ayet yok. Maşallah hepiniz ne çabuk efendi oldunuz? Söyler misiniz kimin efendisi oluyorsunuz? Bu efendilik anayasanın ya da Kuran'ın hangi maddesinde!

Tabii şeyhlik makamı herkese yetişmeyince şeyhliğin bir alt kategorisi 'soylular meclisi' gibi bir de 'efendiler sınıfı' kaim etmişler, unutmayın, bir zamanlar FETÖ'ye 'hocaefendi' demeyeni içeri tıkıyorlardı.

Evliyaya efendiye kul köle olmak evliyaya efendiye tapınmak nedir?

İnsanlar 'dini sohbet' arzu ediyor dini ortamlarda 'bulunmak' istiyorlarsa 70 bin faal camii ne işe yarıyor, bu camilerde bu cahil kitleleri uyaracak onları doyuracak onlarla dost olacak vaazları siz verin, samimiyetle söylüyorum gelip abdestimizi alıp biz verelim, dilimiz döndüğünce tarihimizin geleneklerimizin sanatımızın şiirimizin en güzel örneklerini tefsir edip biz anlatalım.

Ey Diyanet, neyi eksik yapıyorsunuz ki, insanlar camilere değil bu sahtekarlara koşuyor!

Bu cahil kitlelerin nereleri bu kadar aç ki Kuran bu cahillere neden yetmiyor!

Mason örgütlerinde olduğu gibi yoksa bu tarikatlara yanaşma sebepleri eş dost yakın bulup han için hamam için çiftlik ve vakıf için inşaat için işe girmek için yani torpile yakın olmak için mi? Artık üniversite mezunları KPSS'ye değil işe girmek için bir de sizden 'sertifika mı' almalı?

İktidarınız niçin kitleleri aç sefil perişan çaresiz bırakıp bu tarikatların 'torpiline' 'inayetine' muhtaç hale getiriyor?

Rabıta denen bir Hint Yogosu üzerine neden konuşmuyorsunuz, bir mürid her yerde hatta helada bile şeyhin fotoğrafına gece gündüz bakarak şeyhin ruhaniyetine girecek, fotoğrafa bakarak bereket ve fazilet ve ahlak kazanacak, gibi, saçmalıklar karşısında niçin susuyorsunuz? Evli kocasının yatak odasında dahi kocası yataktayken gece namazı diye kalkıp üstüne bir tülbent atıp eline yetmiş yaşındaki şeyhin fotoğrafını alıp, ey Diyanet bu müslümanların gözünü karartan nedir nereye kime bakıyorlar böyle?

Rabıta denen bu meditasyonun dinimizle Kuran'la ne alakası var, bir ayet (delil) var mı, yok, binlerce yıldır insanlarımız hurafeler peşinde ve el atan konuşan yok, ama sorarsan bu Diyanet'tekilerin hepsi alim hoca hepsi din bilgini, istisnasız hepsi TRT'de on dakikalık konuşma yapmasın, on dakikasına otuz bin lira telif alıyorlar.

Babadan oğula saltanata neden tek lafınız yok, binlerce yıldır halife seçimle (şurayla-istişareyle) değil babadan oğula geçiyor, bir itirazınızı görmedik.

Beş aylık çocuk beşik şeyhi oluyor, nedir bu? Beytülmal (hazine) kimin elinde? Hangi mürit tarikat ve cemaatinin yani şeyhinin zenginliğini sorgulayabildi? Bu paralar kimden geldi diye şeyhine itiraz edebildi. Ya da devlet ve Diyanet bu şeyhlere bu paraların kaynağını tarih boyu sorabildi mi? Yoksa yüksek bütçenizin hesabını bu topraklarda tek sormayan yerler bu tarikatlar olduğu için mi bu tarikatları bağrınıza basıyorsunuz?

Hem beşeri hem ilahi alanda bu kadar kontrolsuz denetimsiz 'başına buyruk' boş alanlar olabilir mi? Diyanet'in görevi nedir, bu boşlukları 'tanzim' etmek değil mi?

Lütfen bizle de bilgi yarıştırmayın, tarikat ve cemaatlerin ortaya çıkışı zaten İslam'ın ilk fetih yıllarında İran ve Horosan ve Türk illerinde lidersiz-başsız-emirsiz kalan toplumlarda oluşan boşlukları o yıllarda din büyükleri gidermeye çalıştı.

Suriye-Irak Savaşı'nda oluştuğu gibi 'denetimsiz' 'devlet dışı' alanlar oluştu. İşte bazı insanlar bunları dergahlarında toplayıp o yıllarda başı bozukluğu giderdi. Dergahlarına gelen insanlara iş verdiler yurt verdiler fethedilen yeni bölgeleri üleştirdiler ve fethedilen yeni toprakları bu cemaatlerin kalabalıkları şenlendirdi. Bugün itibariyle bu denetimsiz idari boşluklar ve coğrafi bölgeler yoktur, çünkü artık egemenliğimiz vardır, o halde, vakfı, geliri, ritüeli, yasaya bağlanmalı.

Çok kolay, dernekler masası her derneğin kongresine yasa adına gidip gözlemliyor ve denetliyor, bu tarikatların da denetlenmesi gerekir.

Müridleri, kaynakları, tıpkı 'dernekler' gibi gözlem altına alınıp 'düzenlenmeli'. Zaten ülkemizde bu tarikatlara göz yumulmasının bir sebebi de ilk ortaya çıktıkları eski çağlara çok benziyor, doğuda bölücü PKK'nın gücünü kırmak için, devlet denetim ve kontrolünün az olduğu bu bölgede bir istihbarat çalışması olarak gaz verildi, şişirilip desteklenip çoğaltıldı.

Zaten müridlerinin bilgi dağarcığına bir bakın, hepsi din, devlet, Türk, İslam, bilgilerini Kurtlar Vadisi'nden öğrenmiş. Bu müridlerin her biri dünyaya Türkiye'ye dizinin kurmaca kahramanı Polat Alemdar gibi bakıyor, sabah akşam sohbetlerinde müridlerine 'bir Mason-Kemalist yapı var yıkılmalı' emri veriliyor.

Ey Diyanetçiler, düşünün bir stadyumda gece maçı oynanıyor ama ışıklar yok, hakem görünmüyor, saha görünmüyor, seyirciler görünmüyor, futbolcular hiç görünmüyor. Dini diyaneti İslam'ı ve Allah'ı soktuğunuz karanlık burasıdır. Kim gol atıyor kim kime küfrediyor seyirciler birbiriyle savaşıyor, hakem kimin yanında, kim şampiyon gavs oluyor kim şeref locasında ağırlanıp efendi evliya oluyor, bilen anlayan gören, yok.

Ama DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI var.

10-12 yaşlarında iki milyon tarikat çocuğu şeyhin fotoğrafına 'rabıta' yapıyor ve bu çocuklar büyüyüp güya 'Müslüman ahlakıyla' devletimize asker ve bürokrat oluyor.

Yoksa dünyadan habersiz, mesleksiz, sapık, histerik, başkasına tahammülü olmayan ve kendi Müslüman kardeşine dahi kafir diyen; şeyhinin şu anda Allah'ın yanında dünyayı (Trump'ı, Bıden'ı) yönettiğine inanan, kitleler?

Bir de 'gelenekçiler' çıktı, bu sapık tarikatlar nedir dediğimizde, 'efendim, hepsini suçlamayın, geleneğimizde var' diyenler.

Her gelenek dinidir tutarlıdır müslümandır ahlaklıdır, demek, ne kadar saçma?

Arızi bozukluklar ruh hastaları manyaklar delileler boş beleş geçinenler yüz yıl önce de vardı bin yıl önce de vardı, hangi gelenek?

Geleneğin iyilerini kötülerini 'ayırd' edecek olan bir toplumun kanaat önderleri hocalar aydınlar sanatçılardır.

Siz toplumun kanaat önderleri olarak şeyhleri seçmişsiniz. Onlar da gelenek diye kendi şecerelerini (soy kütüklerini) gelenek diye bize yutturuyorlar, yani yeşil seyyid sarığı takanlar kendilerini bu topraklardaki devleti ve mülkünü ve seksen milyonun sahibi olduklarını iddia ediyorlar!

Tarihte milyarlarca gelenek var, dinimizi ve ahlakımızı yüceltecek olanlarını dinden tasavvuftan şiirden mimariden sanattan siyasetten vs. bulup bugünümüze taşıyacak olanlar bu sapık şeyhler mi? Yoksa tarihi ve bu gelenekleri kökünden okumuş sosyolojik felsefi sonuçlarıyla akademilerinde tartışmış insanlar mı çürümüşünü ayıklayıp sosyal eleklerden geçirip bugüne taşıyacak?

Ey Diyanet, dini, tarihi, geleneği ve bu cahil adamların ellerine, insafına, meşreplerine, tıynetlerine, sapıklıklarına, boş beleş sohbetlerine, kibirlerine, birbirleriyle düzüşen kalkan yerlerine, vs. sessiz kalıp teslim eden sizsiniz!

Sapık şeyhin, sorsan kırk bin faal müridi var, (sohbetlerde 400 bin diyorlar), ancak o kalabalık ordu içinden tecavüz edecek 10 yaşındaki kız çocuğundan başka kimseyi bulamamış, Allah belanızı böyle verip bütün dünyaya sizleri rezil ediyor. Ey Diyanet peki Allah sizi neden rezil ediyor? Çünkü yediğiniz haram, başkalarının vergileri-emeğiyle kaloriferli klimalı odalarda keyif çatıp ahkam kesiyorsunuz?

Kardeşlerim, Uşşaki Şeyhinin sapıklığı küçük bir olay değildir, bu hadise çok derindir, çünkü sürekliliği vardır, yaygındır.

Mesela bu tarikata bağlı işinde gücünde tertemiz binlerce insan şimdi hayal kırıklığı içinde utanmış yıkılmış insan içine çıkamamanın rezilliğiyle kişilikleri itibarları mahvolmuştur.

Bu insanları bundan sonra iyileştirecek merhemimiz de tıpkı FETÖ'ye aldananlar gibi yoktur.

Bu kadar çürüğe çıkmış mümin müslüman kardeşe bilmem Diyanet'imiz hangi yüzle nasıl el uzatabilecek?

Kardeşlerim, anlatılmayan facianın en derin tarafı, başörtülü mümin müslüman kadınlarımızdır, çünkü, bu tarikatlarda kadınlar erkeklerden daha fazladır, yüzde yetmiş diyenler vardır, erkek halakalarından daha çok kadın halakaları (zikir halkaları) vardır.

Ve sıkı durun bu kadınların da yüzde sekseni kocalarından habersiz bu tarikatlara gidip gelmektedirler.

Ki, bu kadınlar evlerinden mahrem alanlarından pek çıkmayan sosyal hayatlarına ağır sansür uygulanan ev kadınlarıdır!

Ama tarikatlara kitleler halinde girip çıkıyorlar, tarikatların da ayak işlerini en ağır işlerini bu kadınlar şevkle coşkuyla bir dini hevesle yapıyorlar.

Ne desek şimdi tam ifade edemeyiz, ama Diyanet de araştırsın, milyonlarca ev kadınının bu vahşi sapık tarikatlara koşmasının bir sosyolojik çalışması var mı?

Kafa dinlemek için mi, boş zamanlarını bir meşguliyetle doldurmak için mi, üstlerindeki baskıyı kırmak için mi? Hayatlarında eksik olup aşamadıkları-ulaşamadıkları ne olabilir, ki kitleler halinde bu sapık dergahlara koşuyorlar ve orada sahiden ne buluyorlar? Dinse müslümanlıksa ve dinde ve ahlakta derinliğe ulaşmaksa sosyal hayatta yardım ve iyiliklerle ya da namazdan sonra evin bir köşesinde kendi halinde tefekküre dalarak pekala manevi ihtiyaçlarını giderebilirler, o denetimsiz kontrolsüz cangılın içine neden koşuyor?

Ey Diyanet, kasıtla ve siyaset gereği cevaplanmamış susulmuş sessiz kalınmış o kadar çok soru o kadar denetimsiz kaos alanı bıraktın ki...