Tunalı Tayfası ve Çankaya Belediyesi

Tunalı Tayfası ve Çankaya Belediyesi

Tunalı’da akordiyonuyla on yıllardır sokak müzisyenliği yapan Ata ağabeyi tanımayan sevmeyen selamlaşmayan yoktur.

Ata ağabeyle tanışmamız FETÖ’nün kumpas yılları 2008-2009’lu yıllar. Seymenler Parkı nefes aldığımız mucizevi bir yer. Bu şehirde yürüyüş rotam otuz yıldır değişmemiştir. Öğleden sonra iki, üç, dört saatlerinde Seymenler’den aşağı boydan boya Tunalı’yı yürüyüp eş dost esnafla selamlaşırız Çankaya Belediyesi önüne kadar. Tunalı Pasajı’nın altında eski kitapçıya nerdeyse günübirlik yirmi yıldır uğrarım. Ama en büyük ara durağım, Ata ağabeyin Kuğulu Parkı’taki yeridir. Kuğulu Parkı’n çocuk oyun bahçesiyle elçilik arasında caddeye uzanan (Atatürk Bulvarı’na) elli metrelik ara yol var, işlek bir geçiş yoludur, elçilik duvarına dayanmış banklarda genellikle hava almaya çıkmış yaşlılar emekliler oturur.

Kuğulu Park popüler ününün aksine .öt kadar daracık yerdir, ancak bu çok sevilen minicik park yaz-kış tıklım tıklımdır. (Yıllardır Tunalı sakinlerinin istediği Polonya elçiliğine yer gösterip Kuğulu Parkı Çankaya yamaçlarına doğru büyütmektir.)

Bir gün Kuğulu Park’ta Ata ağabey ‘Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda’ şarkısını çalarken bankta oturan yaşlıca insanların ağladığına şahit oldum, hayırdır, dedim, gide gele çözdüm sorunu, otura kalka hoş beş tanıştık, Rumeli göçmeni olup da bu şarkıya ağlamamak mümkün mü?

En çok da öğle sonrası çocuklarını oyun parkına getiren genç anneler Ata ağabeyi çok sever, çünkü Ata ağabey minik çocuklara ‘kırmızı balık gölde kıvrıla kıvrıla yürüyor, balıkçı Hasan geliyor’ şarkısını ve Barış Manço’dan ‘arkadaşım eşek’ çalar, çocuklar için bir küçük eğlence, bir sokak neşesi.

İZMİR MARŞI İNADI

Ata ağabeyin repertuvarı çok geniş ama en popüler olanı İzmir Marşı, Onuncu Yıl Marşı ve Gençlik Marşı, olmazsa olmaz ve peşinden Volkan Konak-Sebahattin Ali’nin ‘Göklerde kartal idim’ ve Zülfü Livaneli’nin ‘Bir daha vursa idi, nefesin nefesime’ en bilindikleri.

Ata ağabeyle 2010 ‘yetmez ama evet’ anayasası geçti geçecek yıllarında her Allah’ın günü inadına İzmir Marşı’nı çalıyor söylüyoruz, zabıtalar kovalıyor, Ata ağabey çalıyor. FETÖ kumpaslarının gırla gittiği yıllar, İzmir Marşı da akordiyonla çok güzel söyleniyor. İzmir Marşı’nı bu sokakta söyleye söyleye halka yeniden hatırlatıp ezberleteceğiz diye bir inadımız var.

Ve FETÖ yıllarında çekine çekine mesafeli İzmir Marşı’nı dinleyen halk, 17-25 Aralık’ta FETÖ iktidar savaşı başlayınca, hava değişti, stadyum kalabalağı kadar insan el çırpıp tempo tutarak İzmir Marşı’nı söylemeye başladı. İzmir Marşı’nın sözlerini tekrar tekrar yazdık Youtube’a yükledik, tekrar, yıllar geçiyor, yine sabah akşam tekrar, Ata ağabeyin inadı inat. O saate kadar seçim otobüslerinde üçüncü sınıf arabesk türküler söyleyen CHP nihayet uyandı ve İzmir Marşı’nı seçim otobüsüyle çalmaya başladı. Ata ağabey, bana sarılıp, sonunda başardık, dedi, bak, artık seçim otobüsleri çalıyor, dedi, sonra bütün Türkiye’nin bir daha yeniden marşı oluverdi. 2008, 2009, 2010, yılları İzmir Marşı’nın Tunalı kaldırımlarından bütün ülkeye yeniden dalga dalga yayıldığının tanığıyım.

Belediyelerden çok çeken Ata ağabey, seçimlerde Mansur Yavaş’a çalıştı. İstediği, Kabahatlar Kanunu’nu değiştirmek ve sokak müzisyenlerine ve özellikle şehrin simgesi sembolü olmuş sanatçılara bir yer tahsis edilmesi ya da park ve bahçelerde çalıp söylemelerine zabıtaca karışılmaması.

Ayıptır söylemesi, seçimden sonra, Mansur beyle, iki-üç saatlik konuşmamız oldu, bir çok temel konunun yanında, Mansur beye, sokak satıcıları ve şarkıcılarının bu soğuk renksiz şehir için çok önemli olduğunu söyledim. Özellikle, Ankara’nın meşhur sokak yemekçileri, ciğercisi, köftecisi, vs.’nin bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu anlattım. Ve akşamları Konur ve Karanfil Sokak’ta saat sekizden sonra açılan incik cincik satıcılarının küçük harçlıklara ihtiyaç duyan üniversiteli çocuklar için mutlaka görülmemesi-idare edilmesi korunması gerektiğini söyledim.

Sonra olaylar şöyle gelişti, Ata ağabey panikle telefon ediyor, yine zabıtalar geldi, yine kovdular, gidecek yer yok, ben de bir daha yeni belediyeden arkadaşları arıyorum, yahu, bu sokak şarkıcılarını küçük mesele görmeyin, yalvarırım bir yer verin, rica minnet telefonları. Mesela önceki belediye başkanı Tuna, metroda çalıp söylemelerine izin vermiş, ne güzel.

Çankaya Belediyesi’nin dıngılında değil, kimle görüşülse, kime gidilse, bir sokak müzisyeni nedir, ne işe yarar, parktaki çocuklar dinlenmeye gelmiş yaşlılar kafalarında binbir dertle gelip geçmekte olan insanlar için ne kadar önemli olduğunu boşuna söylüyoruz.

ÇANKAYA BELEDİYESİ’NE ANLATAMADIK

Zaman içinde Ata ağabeyin akordiyonuna iki-üç gitar çalan genç ve bir de ritm eklendi, hani neredeyse orkestra oldular, adlarını Tunalı Tayfası koydular. Tunalı Tayfası özellikle Cumartesi günü Kuğulu Park’ta çalmaya başlayınca etraflarında büyük kalabalık halkalar oluşuyor, birlikte söyleme, tempo, kalabalığın neşesine diyecek yok. Afişli anonslu konserler verip parasıyla sanatçı getirsen halk tarafından bu kadar ilgi görmez.

Çankaya Belediyesi’nin zabıtaları sokak şarkıcılarına ‘dilenci’ muamelesi yapıyor ve bir iki ikazdan sonra enstrümanlarına dahi el koyuyorlar.

An itibariyle sokak müzisyenlerine nefes aldırdıkları yok. Ne zaman karşı çıksan ‘şikayet var’ deniliyor, ki, bir sokak müzisyenini kim niye şikayet etsin, aksine, nerede çalsalar, en yakın pastane ve pideciden ikram ayranlar dürümler gelir, dükkan sahipleri birlikte tempo tutar.

Dünyanın ve ülkenin binbir derdi arasında ne kadar küçük bir sorun değil mi?

Çankaya Belediyesi’ne de öyle geliyor, bu yüzden kimse umursamıyor.

Çankaya Belediyesi bir defalığına getirdiği sanatçılara yüzbin ikiyüzbin lira öderken, sokak müzisyenleri gelip geçenden aldıkları (bir lira), rakam ile 1 lira. Otuz kişi bir lira verirse, yevmiye otuz liraya bilemedin günlük elli-yetmiş lira, ancak. Yani güvercinlere yem diye atılan buğday bardağı daha pahalı.

Onu ara buna ulaş şuna derdini anlat, yok, yok, yıllardır bu kavga sürüyor, sokak müzisyenleri Çankaya Belediyesi marifetiyle Kuğulu’dan Tunalı’dan kovuldu.

Pes etmedik, sonunda, geçen gün, Ata ağabeye Yedinci Cadde’ye gel, Bahçeli’ye, dedik. Ata ağabey Tunalı Tayfa orkestrasıyla yedinci cadde kaldırımda yerini aldı. Bir kaç şarkı türkü marş, millet toplandı. Cumartesi gezintisi neşesi kalabalığı, herkes söylüyor herkes katılıyor herkes tempo tutuyor.

Bir marş, iki türkü, derken, o coşkunun tam ortasında zabıtalar yine geldi.

Zabıtaya laf anlatamıyorsun, başkanlarına anlatamıyorsun, kardeşim, bak, iki şarkı söyleyeceğiz, halkın bu neşesini bozmayın, hiç değilse iki şarkılık izin verin, yok.

Millet toplanmış neşe içinde tempo tutarken, zabıta sizi kaldırıyor.

Ve tatsız da durumlar, zabıtanın Tunalı Tayfası’nı tam da şarkının ortasında kabalıkla kaldırdığını gören halk, ki, içlerinde yaşlılar çoğunluktaydı, zabıtaya karşı durdular. ‘Gidin hırsızları yakalayın’. ‘Bunca yolsuzluk var, bula bula bir akordiyon çalanı mı buldunuz?’

‘Şu garibanlardan ne istiyorsun?!

‘Memleketin derdi kalmamış da sıra sokak şarkıcısına mı gelmiş!

Bahçelievler Yedinci Cadde CHP’nin tüm ülkede oy oranı en yüksek cadde, yüzde 99 çıkan sandıkları gözümle gördüm, yüzde seksenden aşağı tek sandık yok, şimdi, halk, kendi oy verdiği belediyenin üstüne üstüne yürüyor, şarkıcıların yakasını bırakın, diye.

Ve iş öyle bir raddeye geliyor ki, zabıtaya hücuma geçen yaşlı amcaları teyzeleri durdurmak sakinleştirmek bize düşüyor.

Evet vaziyet bu, bu durumda bize düşen görev nedir, Ata ağabeyi tanıyan bizler ne yapabiliriz? Belediyeyi bir kaç defa aradık, bakacağız, edeceğiz, yapacağız’ları dinledik, başka ne yapabiliriz, Veryansintv.com sitesinde Ata ağabeyle bir röportaj yapıp yayınladık.

Kaldırım kenarında halkla el ele neşeli şarkılar söylerken birden zabıtanın gelmesi o coşkulu heyecanın fısss deyip sönmesi, kimsenin umurunda değil.

Sokaklarda şarkıların yükselmesinden daha güzel ne olabilir?

Sokaklarda insanların mutlulukla el çırpıp marşlar söylemesinden daha güzel ne olabilir?

Bütün pisliklerinize bütün hırsızlıklarınıza rağmen, her şeyin farkında bu halkı, yine de bir şekilde eğlendirmeye çalışan sokak müzisyenlerinden ne istiyorsunuz?

Üstelik söyleyip çaldıkları bu ülkenin en güzel eserleri şarkıları!

Ve bu güzel eserleri ‘topluca’ söylemeyi topluca ritm tutmayla halkımıza talim ettirip öğretiyorlar.

Delirdiniz mi siz?

Sokağınızı şenlendiren bir müzisyene karşı zabıta ve polis zorbalığıyla karşı çıkıp duyguları heyecanı coşkuyu sokağın süsünü mahvetmekten özel bir zevk mi alıyorsunuz, otoritenizi yasalarınızı konuşturacağınız başka yer bulamıyor iktidar gücünüzü garibanlar üzerinde mi kullanıyorsunuz?

Bu otoriteniz yasalarınız neden hırsızların ihalelerin üstüne değil de hep sanatçıları hedef alıyor?

İktidar gücü orgazmını sokak şarkıcısı kovmaktan başka kullanacak yer bulamıyor musunuz?

Sokak müzisyenleri sokak çığırtkanları şehrin ateşidir.

Betona gömülü şehre ruh verir. Şehri size sevdirip şehirle insan arasına samimilik katar. Yürürken bir şarkı duymak ya da mırıldanmak şehrin yalnızlığın sertliğini yumuşatır, kardeşlik duygusunu pekiştirir. Sokak Müzisyenleri şehrin melekleridir. Bir kaç melodisini duyar kaldırımda yürürken kuşlar gibi pır pır kanatlanırsınız.

Sokak müzisyenleri, hep çocuk hep neşeli, dilimizin en parlak sözleri kültürümüzün en derin melodileriyle karda kışta soğukta sokaklarımızı ısıtırlar.

İşte belgeseller izliyoruz, dünyanın tüm büyük şehirleri sokak yemeklerini sokak müzisyenlerini turizm için büyük kültür zenginliğine fırsatına çevirmiş.

Çünkü sokak müzisyenleri dışarıdan gelenlerin şehirde ilk gördükleri ilk temas ettikleri şehrin sembolleridir. Şehrin hareketi akışı ruhu sokak şarkıcılarından sorulur!

Çünkü müzik bütün diller bütün kültürlerde coşkunun kardeşliğin atası anası ortak vatanı’dır.

ÇÜNKÜ RANT YOK…

Üstelik belediyemiz, peh peh, güleyim bari, sosyal demokratmış.

Şu, babadan oğula geçen belediye başkanlarımızın kibrine tafrasına bakın. Her sokağın başına başkan bey kendi fotoğrafını asmış, bir de yanına Atatürk koymuş. On yılda yaptıkları tek şey bir slogan bulmuşlar: ‘aman eleştirmeyin AKP’ye yarar’. Öyle etkili bir slogan ki kırk yıldır bu sokaklarda ne facialar görüyoruz korkudan bir gün kalkıp Çankaya Belediyesini tek satır değil eleştirmek adını geçirmiyoruz.

Hayatsız renksiz rahatsız heyecansız kültürsüz insanlar, ülkenin en gözde belediyesine başkan olmuşlar! Suratları cansız sokakları beton ruhları moloz yığını!

Sanatçılarınızı acımasızca cezalandırıp sokaklarınızı kör şehrinizi tatsız bırakan, bu kof çürük beyinli insanlardır!

İşinden dönen yorgun bir adamın rastgele duyacağı bir melodiyi bile size çok fazla çok lüks görürler. Sokaktan bir şarkı duymasınlar kanunmuş nizammış diye zabıtalarını gönderip gariban sanatçıların enstrümanlara el koyar yasak üstüne yasak vaaz ederler.

Delege melege ayak oyunlarıyla on yıllardır neleri gasp ettiler, tek satır soramazsın, kalkıp on yıl başkansınız, şehrinizin kitapları en çok satılan en çok konferans veren en çok izlenen yazarı kimdir diye sorsak, adını bilmezler.

Çünkü o yazarın rantı yok.

Onların bildiği torpilli yandaş sanatçılarına verdikleri ödüller park isimleri.

Onlar sanatçıyı bilmezler eser bilmezler ışık’ı bilmezler onlar bulut bulut uçuşa geçmiş bu halkın türkülerini hiç bilmezler!

O kadar kapışılacak ihale varken sokaklarda söylenen bir şarkıya vakit ayırmak yasasıyla düzenlemesiyle uğraşmak, olur mu, olmaz, neden, sokak şarkıcılığının ‘rant’ı yok.