Türk Devletleri Teşkilatı ve tarımsal iş birliği

featured

Hakan Paksoy yazdı

Bütün dünya ağır bir küresel krizin etkisinde. İki yıldır devam eden ve sınırların kapanmasına yol açan Kovid 19 salgını hem üretimi hem de tedarik zincirini etkiledi. Devletler biriktirdiklerini halkları için harcamaya başladılar. Tabi, ak akçe kara gün içindi.

Salgının etkisi geçmeye başlamışken bu sefer de Rusya ile Ukrayna savaşı başladı. İki büyük tarım üreticisinin savaşı dünyanın dengesini bozdu. Salgın yüzünden zaten büyük zorluklarla yapılan tarımsal üretimin yetersizliğine bir de gıdaya erişim ve gıda güvenliği meselesi eklendi.

Ülkeler buğday ve gübre ihracatlarını ya durdurdular ya da sınırlamaya başladılar. Mesela dünya gübre üretiminde iki önemli ülke, Rusya ve Çin ihracatı durdurdu. Dünyanın buğday üretiminde en büyüklerden Hindistan da “gıda güvenliğine tehdit olarak gördüğü” buğday ihracatını yasakladı. Ukrayna’dan aldığımız ayçiçeği ve buğday ile Rusya’dan buğday tedariği kesintiye uğradı.

Bütün bunlar aynı zamanda gittikçe daha da sertleşen küresel güç mücadelesinin araçları hâline gelmiş durumda. Buğday ya da gübre veya doğal gazın, verilecek siyasi tavizlerin karşılığında alınabilecek olması yakın gibi görünüyor. “Basar parasını alırım” yaklaşımı artık geçerliliğini yitirdi. Yerini “dediklerimi yaparsan istediklerini sana satabilirim”e bırakıyor.

AÇLIĞI SINAYAN SİYASET

Türkiye de bu krize çok kötü pozisyonda yakalandı. Hâlbuki büyük yokluk Cumhuriyetin ilk yıllarındaki çok büyük gayretlerle ve topyekûn ama planlı çalışmayla aşılmış, on yıl içinde mucizeler gerçekleştirilmişti. Tarım üretiminde büyük gelişmeler yaşanmış, tohum ve arazi ıslahı yapılmış, sulamalar sağlanmıştı. Türkiye kısa zamanda tarımda kendi kendine yeten bir ülke hâline gelmişti.

Ancak bugün tarımda ve hayvancılıkta geldiğimiz aşama oldukça sıkıntılı. Mesela buğdayda ve ayçiçeğinde neredeyse dışa bağımlı hâldeyiz. Hayvan sayısı da yarıdan aşağı düşmüş durumda. Daha önce Ortadoğu’ya canlı hayvan ihraç ederken şimdi bulabildiğimiz yerden ya canlı veya karkas et ithal ediyoruz.

Yem ve gübre üretimi büyük oranda özelleştirildi. Halbuki gübrede Türkiye’nin en önemli sorunu dışa bağımlı olması. Gübre ihtiyacının %85’i ithalatla karşılanmakta.  Özelleştirmeler sonucunda şeker üretiminde de dengeyi kuracak güç kalmadı. Bütün piyasalarda denge, “param var nasıl olsa ithal ederim” diyerek kurulmak istendi. Ama paranın her şey olmadığı da ortaya çıktı.

Beyaz et, kırmızı et, süt ve süt ürünleri, yumurta, meyve sebze üretimi hasılı nereye bakılsa orada büyük krizler görünüyor. Hem her sektörde hem de günlük hayatta, gıda üretimi ve tedariğinde kriz günbegün büyüyor.

Bu krizler nasıl aşılabilir? Ne yapılmalı ki hem küresel hem de ülke içinde yaşanan bu ağır problem ortadan kalksın?

Kısa vadedeki çözüm bulunmalıdır. Ancak bu çözüm, hiçbir zaman geleceği daha fazla ipotek altına sokmak olmamalıdır. Zaten gelecekteki yükümüz zaten çok fazladır. Osmanlı’nın borçlarının Cumhuriyet döneminde ödenirken ne kadar zorlandığımız ve nasıl kuruş kuruş hesap yapıldığı unutulmamalıdır.

NE OLMALI, NASIL OLMALI?

Orta ve uzun vadede Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) devreye girebilir.

2009’da Nahçıvan Anlaşması’yla Türk Dili konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi olarak başlayan, Türk Keneşi adını alan ve son olarak Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olan birlik, “tarımsal iş birliği” için biçilmiş kaftandır.

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT’nin üye, Türkmenistan ve Macaristan gözlemci devletleridir. İnternette kısa bir gezinti bile bu ülkelerin tarım kapasitelerini ortaya koymaktadır.

Nahçıvan Anlaşması’nda, Teşkilat’ın kuruluş amaçları arasında “tarafları halklarının yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla, eşit ortaklığa dayalı müşterek icraatlarla bölgede kapsamlı ve dengeli bir ekonomik büyüme, sosyal ve kültürel gelişimin sağlanması” da vardır.

Önce tarım bakanlarının bir araya gelip altyapıyı oluşturarak, konuyu liderler zirvesinin gündemine alınması başlangıç için önemlidir.

Liderler zirvesinde alınacak bir karar yeterlidir. Arkasından uzmanlar devreye girerek çok etraflı bir proje çok kısa süre içinde hazırlanabilir. Su kaynaklarının yönetimi, topraklara ve coğrafyaya uygun üretim planlaması, hayvancılık kapasitesi ve planlamasıyla gübre ve yem üretimi planlaması çok kısa sürede yapılabilir.

Bu üretimlerin ülkelerin şartlarına uygun bir şekilde dağıtılmasıyla, üretim sonrasında halkların kullanımına sunulması da organize edilerek gıda güvenliği sağlanacaktır.

Önce kendi halklarının ihtiyacını karşılayacak Türk Devletleri, daha sonra komşuları Çin ve Rusya’yla da iş birliği içinde ihracat yaparak refahlarını artıracaklardır. Türkiye bu konuda diğer pazarlara ulaşılmasında önemli bir rol de üstlenebilir.

Böyle bir iş birliği, geçmişten gelen yanlış tarım ve çevre politikalarından çevre felaketlerinin etkilerini azaltacak, yenilerinin yaşanmasına da mâni olacaktır.

Türk Devletleri Teşkilatı tarımsal iş birliği üzerinde bir an önce düşünmeye başlamalıdır.

Türkiye Türklerini modern devletine kavuşturan 19 Mayıs 1919’da başlayan istiklâl yolculuğunun 103’üncü yılında, Türk Devletleri Teşkilatı da yeni ve büyük bir hedefe gidebilecek güce sahiptir. Türk halklarının bu iş birliğine ihtiyacı vardır.

Türk Devletleri Teşkilatı ve tarımsal iş birliği

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 3 ay önce

    Hayvancılık yapan vatandaşlara yaylaya çıkış izin belgesi alma şartı getiriliyor! Giresun’da olduğu gibi belgesi olmayanların jandarma tarafından engellenmesi için talimat veriliyor! 10 gün önce yazdım, kimse yalanlayamadı…
    Bu ülkenin vatandaşları yaylalara hayvan çıkarırken izin belgesi olsa bile zabıta veya jandarma tarafından kontrol ediliyor ama kimliği bile olmayan insanlar sınırlardan içeri alınıyorsa, burada küresel bir proje var demektir… (Arslan BULUT)

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!