Türkiye’de aç yok, açgözlülük var!

Şevket Apuhan yazdı…

Türkiye’de aç yok, açgözlülük var!

Alev Alatlı buyurmuş: “Türkiye’de aç yok, açgözlülük var”

Alev Alatlı’nın bizleri nasıl kandırdığını, kitaplarını okumak için harcadığım zamanı, insan denen varlığın tuhaflığını düşünürken İzmir’de 77 yaşında eşinin yaptığı pişileri satarak geçimini sağlayan Muammer Amca’nın videosu karşıma çıktı.

Çayımdan bir yudum aldım, sigarayı ciğerlerime kadar çektim ve sövdüm. Bir kez daha sövdüm. Sonra daha ağırını, sonra en ağırını. Bir defa daha… Arkadaşım “Ne yapıyorsun herkes bize bakıyor” diye kolumu tutup beni sarsmasa sövmeye devam edecektim. Eğer küfür etmeseydim bayılıp düşebilirdim.

Sağcı, solcu, ülkücü, sosyalist; müslüman, hristiyan, putperest ya da ateist olmadan önce hepimizin kavgası ‘İnsan’ olmak değil midir? Neden bu kavgada hep yenilen oluyoruz? Cahil, gafil, ahmak olduğumuz için mi? Zaaflarımız çok olduğu için mi?

Her sabah gözlerimizi açıp, akşamında uykuya kalıncaya kadar türlü haksızlık, türlü rezillik ve türlü açgözlülük görüyoruz. Mesela Muammer Amca’nın açgözlülüğünü nereye sığdırabiliriz? 77 yaşında adamsın hala üç kuruş paraya tamah edip sabahın köründe sokaklara düşmenin gereği var mı amca?

Üzülerek belirteyim ki CHP’nin HDP ile iş birliği yapması, PKK ile kahraman asker ve polislerimizin canları pahasına mücadele etmeleri vb. şeyler iktidarın ekonomi, destekçilerinin de vicdan dersinden geçmeleri için yeterli değil.

Millet açlık sınırında.

-CHP’de HDP’yi aklıyor.

Yolsuzluk almış başını gitmiş.

-Kılıçdaroğlu “Demirtaş serbest kalmalı” dedi.

Çiftçi perişan, emekli perişan, anneler, babalar, bacılar perişan.

-“Amerikan kuklası Meral Akşener”

İşin esas acı veren noktasına gelelim:

Alev Alatlı gerçeği bilmiyor olabilir mi? Hayır, olamaz. O da gerçeği biliyor. Kim aç kim tok o da iyi biliyor. Belki bizden iyi biliyor; ama bildiğinin tam tersini söylüyor. Söyleyebiliyor. Muhtemelen bu röportajı verdiği günün akşamı “Bugün de doyduk çok şükür Allah’ım” diyerek mışıl mışıl uyudu. Kendisini sorgulama gereği duymadan ve vicdan terazisini kurmadan.

Elbette Alatlı yalnız değil. Zaten devletin makamları da az değil. Gerektiği kadar Alatlı var; ama o kadar da imkan var. Ancak Alatlılardan ve makamlardan daha çok olan şey: Açlık sınırında yaşayan insanlar.

Peki ya doymak için verilen mücadeleye ne demeli? Ne babalar, ne analar, ne bacılar hangi mücadelelerin içindeler. Nasıl bir savaşın orta yerindeler.

Bir sistem içerisinde adam yerine konmak için insan olmak tek başına yeterli sebep olabilmelidir. Bir yerde insan olmak yetmiyor; yanına partili, memleketli, akraba, dost olmak gerekiyorsa orada insan haysiyet ve onurundan bahsedilemez.

O sistem yalakalarına rağmen yıkılmaya mahkumdur!