Ukrayna sorununun düşündürdükleri ya da kurumsallaşmış ikiyüzlülük

Ahmet Müfit yazdı...

featured

2017 yılında yazdığı Toplumların Sonu isimli kitabında, 2008 krizi sonrası yaşananları “… spekülatör mali kapitalizm ile sanayileşme arasındaki kopuş olarak tanımladığım ve 2007-2008 büyük krizine yol açan şey yalnızca vahim bir tarihsel olay değildir; bir zamanlar toplumumuz dediğimiz şeyin yok oluşudur”  diye tanımlayan Fransız toplumbilimci Alain Touraine’e göre, Tahrip olmuş bir ekonomik ve toplumsal sistemin yeniden inşasını umut etmek boşuna bir çaba olacak, hiçbir koşulda başarıya ulaşamayacaktır.

Tabii ki, kimse Touraine’i dinlemedi. Siyaset kurumunca söylenen tam tersi olsa da, kriz sonrası devletler tarafından uygulamaya konulan tüm “önlemlerin” amacı, sıradan insanları ezen, batan sistemi yeniden diriltmeye yönelik oldu. Siyasetçiler tam tersini söylese de, krizde varını yoğunu, işini, aşını kaybeden milyonlar kendi çaresizlikleriyle baş başa bırakılırken krizin sorumlusu mali sermaye, yükü yine vatandaşın sırtına yüklenerek kurtarıldı.

Niye böyle yapıldı? Bu durumu yalnızca çapsız siyasetçilerin basit hataları olarak görmek, değerlendirmek mümkün mü?

Şüphesiz ki hayır. Siyasetin mali sermaye sevgisinin ardında yatan şey, geçtiğimiz 50 yıla yakın süre içerisinde, mali sermayenin küresel tahakkümün en önemli aracı haline getirilmiş olması. Durum böyle olunca siyasetin yapısı da ona göre değişti. Toplumun taleplerini dile getiren gerçekleştiren kurumlar olmak yerine, mali sermaye ve teknoloji şirketlerinin çıkarlarının aracı, bu kesimlerin denetimi altındaki medyanın oyuncağı, kurumsallaştırılan bir ikiyüzlülüğün öznesi haline geldiler.

İkiyüzlülüğün sıradanlaştığı, geniş kesimler ama özellikle siyaset kurumu açısından utanmayı gerektirmeyen bir tutum/davranış olarak algılandığı yaklaşık 50 yıla yaklaşan bir dönemin sonucunda, geldiğimiz nokta çok da iç açıcı değil doğal olarak.

80’li yılların ilk yarısında, ABD önderliğinde Doğu Bloğunu parçalamaya dönük olarak başlatılan neoliberal küreselleşmeci Yeni Dünya Düzeni operasyonu, 90’lı yıllarda Yugoslavya paramparça edilerek yeni bir boyuta taşındı. Geçmişi 70’li yıllara dayanan böl ve yönet operasyonlarıyla ve algılarla oynanarak, gerçek olmayan şeyler gerçekmiş gibi söylenerek, etnik ve dini farklılıklar kullanılarak komşular birbirine düşman edildi. Doğu Avrupa coğrafyası ve siyasi yapısı Batı’nın siyasi ve ekonomik kontrolünü sağlayacak şekilde yeniden “düzenlendi”.

Avrupa’daki bu operasyonlara ilham kaynağı olan Yeni Dünya Düzeni Projesinin bir diğer operasyon alanı Ortadoğu coğrafyası oldu. 1991 yılında Baba Bush tarafından başlatılıp, yarım kalan Ortadoğu operasyonu, 11 Eylül 2001 ikiz kuleler olayı sonrasında Oğul Buşh tarafından yeniden uygulamaya konuldu. Gerçekte yaşananlarla hiçbir ilgisi olmayan petrole bulanmış karabatak fotoğrafları, İngiliz Başbakanı Yalancı Blair’in, Irak’ın elinde kimyasal, biyolojik silahlar olduğunu söylemesi, o dönemden akılda kalan popüler algı operasyonu örnekleri olarak tarihe geçmiş durumda.

Rusya’nın Ukrayna müdahalesi ile sonuçlanan gelişmeleri ise, Doğu Avrupa’da Rusya’nın karşı çıkışı nedeniyle 2000’li yılların başında yarım kalanın tamamlanması, asıl hedef olan Rusya’nın bölünerek küresel sermayenin, Rusya’nın kontrolündeki doğal kaynaklara doğrudan ulaşabilmesini sağlayacak operasyonunun en önemli aşaması olarak değerlendirmek gerekiyor.

İşin bir boyutu yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, Rusya’yı izole etmek ve parçalamakla ilgili. Diğer boyutu, 2008 krizi sonrası bir türlü “düzeltilemeyen” ekonominin, batı ülkeleri vatandaşlarında yarattığı hoşnutsuzluğun, siyaset kurumunda ve sistemde güvende neden olduğu dramatik düşüşün sorumluluğundan, suçu Rusya’ya atarak kurtulmak. Joe Biden’ın, FED tarafından mali sermayeyi kurtarmak amaçlı olarak ortalığa saçılan trilyonlarca doların doğal sonucu olarak patlayan enflasyonun faturasını, doğrudan Putin’e kesmeye çalışması sanırım ne demek istediğimi anlatmak açısından yeterli.

Hedefler bu denli “önemli” olunca, toplumların ama özellikle kendi iç kamuoylarının algısını yönetme/yönlendirme operasyonu da, bu önemle orantılı olarak oldukça kapsamlı oluyor. Bu açıdan bakıldığında, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi öncesi ve sonrasında yaşananlar, sahneye konulan oyunun, ikiyüzlülük konusunda nereye kadar gidilebileceğini göstermesi açısından çarpıcı örneklerle dolu olduğunu söylemek mümkün.

Rus sanatçılara, sporculara karşı yapılan ayrımcılığın normal karşılanıp, desteklendiği, Çaykovski’nin Dostoyevski’nin yasaklandığı, karşıt görüş içeren haberlerin engellendiği, insanların tek yanlı enformasyona mecbur bırakıldıkları, resmi söylemin karşıtının ifade edilmesinin dahi yasaklandığı, üstüne üstlük bunu yapanların kendilerini demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu ilan edebildikleri, gerçeküstü bir tablo içerisinde kaybolmuş gibiyiz.

“Katılımcı demokrasinin” olmazsa olmazı olarak lanse edilen sosyal medya platformlarının/şirketlerinin en yaygınlarından biri olan Facebook’un, Ukrayna savaşında Rusya’ya destek verenlere karşı nefret mesajlarına izin vereceğini açıklamış olmasına dahi en ufak bir tepki söz konusu değil. Rus kaynaklı haber akışının, haber platformlarının engellenmesi sonucunda sözde bağımsız batı medyası tarafından yayılan propaganda amaçlı haberler Rus karşıtı ırkçılığı Sovyetler döneminde dahi görülmemiş bir seviyeye taşımış durumda.

Hal böyle olunca, Almanya’da bir hastanenin Rus ve Belarus vatandaşı hastaları kabul etmemesine şaşırılıyor olmasına da şaşırmamak gerekiyor. Yaşananları, 2016 yılında kaybettiğimiz Fransız Antropolog Georges Balandier’in 1980 tarihli, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiş olan “Sahnelenen İktidar” isimli kitabından uyarlanmış bir tiyatro oyunu olarak nitelemek de mümkün.

Özellikle 2008 krizinden bu yana çok ciddi gelecek kaygısı içerisinde yaşamaya zorlanan sıradan insanlar, an itibariyle Kolezyum’da aslanların önüne atılan insanların acısını büyük bir coşkuyla izleyen kalabalıklara benzer şekilde, tek taraflı yayınlar ve sanal alemde yaratılmış imajlarla” hipnotize edilmeye, birikmiş tepkileri, siyaset sahnesinde yaratılan “yeni düşmana” yöneltilmeye çalışılıyor.

Sadece sosyal medya ya da “bağımsız” batı medyasının değil, bu güne kadar dini milliyeti olmadığı söylenen paranın, devletlerden bağımsız olduğu iddia edilen şirketlerin de taraf olduğu, daha da ötesi silah olarak kullanıldığı yeni tür bir savaş söz konusu olan.

50 yıldır serbest piyasanın, engelsiz küresel ticaretin erdemini anlatıp, sadece malların değil, hizmetlerin ticaretinin de serbestleşmesini savunanlar, şimdi bırakın serbest ticareti, fikirlerin serbestçe ifadesine bile engel koyma yarışına girmiş olmalarındaki derin çelişkiyi, demokrasi ve özgürlük savunucusu maskesiyle görünmez kılmaya çalışıyorlar.

Rus halkını ekonomik olarak zor durumda bırakarak, mevcut yönetime isyan etmeye zorlamak için ekonomik yaptırım adı altında Rusya’nın kendi parasını kullanmasını dahi engelleyip, Ukrayna’yı cephaneliğe çevirerek, Rusya’yı cezalandıracağını söyleyenlerin, biz savaşın dışındayız diyor olmalarındaki derin çelişkinin dahi görmezden gelindiği yaygın bir körleşme söz konusu.

Yanıtlanması gereken soru ise bu körleşmenin etkisinin ne kadar süreceği, ne türden siyasi, sosyal, ekonomik, jeopolitik kırılmalara neden olabileceği, sonuç olarak batı tarafından çekilen silahın, hedefi mi yoksa silahı kullananı mı vuracağı.

Sorunun yanıtının, taraf ülkeler kamuoylarının orta vadede yaşanan krizden, özellikle ekonomik olarak ne denli etkilenecekleriyle, son 5o yılda toplumun çıkarlarını temsil etme niteliğini büyük ölçüde kaybetmiş olan siyaset kurumuna ilişkin kamuoyu algısının hangi tarafta nasıl değişeceği ile ilgili olduğunu da söyleyip bitireyim.

 

Ukrayna sorununun düşündürdükleri ya da kurumsallaşmış ikiyüzlülük

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!