Ulusal egemenlik

Ulusal egemenlik

23 Nisan’da bayram yapıyoruz.

Neyi kutluyoruz?

23 Nisan; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının birinci yılından itibaren kutlanmaya başlanan “23 Nisan Millî Bayramı”dır.

23 Nisan; 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla kutlanmaya başlanan “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı”dır.

23 Nisan; Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (Bugünkü Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ya da eski adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu) 1927’de ilan ettiği ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen “Çocuk Bayramı”dır.

1980’den sonra bu üç kutlamanın ortak adı “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur.

Hâkimiyet-i Milliye Bayramı saltanatın kaldırılışını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile egemenliğin padişahtan alınıp halka verilmesini kutlamak amacını taşır.

Çocuk Bayramı da, Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki yetim, öksüz ve yoksul çocukları sevindirmek ve gereksinimleri için kaynak sağlamak amacıyla tesis edilmiştir.

*  *  *

Çocuklar geleceğimizdir, en değerli varlıklarımızdır. Ülkemizin geleceği için çocuklarımızın mutlu, huzurlu, çağdaş ve bilime dayalı bir yaşam içerisinde gelişmeleri her şeyden önemlidir.

23 Nisan kutlamalarında gözümüzün ve dikkatimizin, sadece ve sadece çocuklarımızda değil, belki daha çok “Ulusal Egemenlik” kavramı üzerinde olması gerektiğini düşünüyorum.

Neden?

Çünkü ulusal egemenliğimizi yitirirsek çocuklarımızın da geleceği olmayacaktır.

Ulusal egemenliğimizi yitirirsek, bugünümüz ve geleceğimiz ile ilgili seçenekler oluşturamamak, yaşadığımız sıkıntılar ve iktidarların uyguladığı politikalar dâhil hiçbir konuda düşüncemizi ifade edememek hatta yöneticiler tarafından dikkate bile alınmamak durumuyla karşı karşıya kalacağız.

Ulusal egemenliğimizi yitirirsek, uluslararası alanda saygınlığımızı nasıl sağlayacağımızı düşünmemize bile gerek kalmayacak, çünkü öyle bir şey olmayacak.

Ulusal egemenliğimizi yitirirsek, birisi ya da birileri bize hep ne yapmamız gerektiğini söyleyecek… Nasıl yaşamamız gerektiğini… Nasıl düşünmemiz gerektiğini… Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu…

*  *  *

Türkiye tarihinin büyük demokratik atılımı, 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi’nde “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesinin benimsenmesiyle başlamıştır.

Atatürk 24 Nisan 1920’de Meclise hitaben şöyle konuşur:

“(…) Ve artık yüce meclisinizin üstünde ve dışında başka bir güç yoktur.

Ülkemizi şimdiye kadar geçirdiği bunalımdan, yıkımdan kurtarmak yolunda; kimi zaman Avrupa’ya özenmek, kimi zaman devlet işlerini kişisel görüşlere uyarak düzenlemek, kimi zaman da anayasayı bile kişisel hırsların oyuncağı yapmak gibi pek acıklı sonuçlardan ders almış bir genel uyanıklıkla dile getirdiğimizi bilerek şu güç ve karışık durumu bu görüş ve inanışla bir düzene sokabileceğimizi düşünüyoruz. Asıl söz, asıl karar, sayın topluluğunuzdadır. (…)” (*)

Mustafa Kemal Atatürk ‘Devlet işlerini de, anayasayı da kişisel istek ve hırslarının oyuncağı yapan yönetimleri gördük ve ders aldık’ diyor. Ne zaman? 1920’de…

*  *  *

Türkiye Büyük Millet Meclisi de 1 Kasım 1922’de tarihi değiştiren kararlarından birini verir:

“Türkiye halkı, […] millî iradeye dayanmayan hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiğinden Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetiminden başka yönetim biçimini tanımaz. Binaenaleyh Türkiye halkı kişi egemenliğine dayanan İstanbul’daki yönetim biçiminin […] ebediyen tarihe karıştığını kabul etmiştir.”

TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırarak ulusal egemenliğe giden yolun en önemli taşlarından birini yerine koymuştur. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

*  *  *

Mustafa Kemal Atatürk neden tek bir kişinin vereceği kararlarla yönetilen bir ülke olmamamız gerektiğini anlatırken tarihsel olayları analiz etmektedir. 27 Ocak 1923’de İzmir Hükümet Konağı’nda düzenlenen yemekte halk temsilcilerine şunları söyler:

“Baylar!

Bir ulus için, bir yurt için gerçek kurtuluş, sağlıklı yaşayış ve tam başarı istiyorsak bunu hiçbir zaman tek bir kişiden umup beklememeliyiz. Bir ulusun başarısı o ulusun bütün güçlerinin birleşmesiyle gerçekleşebilir. (…)

(…)Tarihe karışıp giden yönetimin, son yıllardaki adı meşrutiyet idi; daha önceleri ise bu mutlakıyet idi. Böyle yönetimler, kurdukları devletleri tarihe bırakmak ve göçüp gitmek zorunda kalmışlardır. Bugünkü yönetim, ulusun kendi egemenliğini kendi eline almasıdır. Artık ulusumuz kendi yüksek çıkarları için çalışmakta ve alın yazısını kendi eliyle yazmakta özgürdür. Böylesi, bu ulusun yaşayışına, şerefine en uygun olanıdır.

Kayıtsız şartsız ulus egemenliğini ulusun elinde tutmak ve bunu kullanmak demek, bu egemenliğin en küçük bir parçasını bile, adı, sanı ve durumu ne olursa olsun hiçbir yere, hiç kimseye vermemek, verdirmemek demektir. Bununla ne demek istediğimi kolaylıkla anlayabilirsiniz. (…)

(…) Ulusumuz çok aldanmıştır. Yüzyıllardan beri aldatılagelmiştir. Artık aldanmamaya karar vermiştir. Artık haklarını hiçbir yolda, hiçbir biçimde, hiç kimseye vermeyecektir, kaptırmayacaktır. (…)

Son söz olmak üzere şunu belirteyim ki İzmir halkı çok aydındır, çok çalışkandır. Kendi kendimizi yönetmek, ulusal egemenliğimizi elimizde tutmak gerekir. Bugünkü yönetimimizi, bütün ulus, hep birlikte kıskançlıkla korumalıyız. Halkımızın böyle bir yönetim için güçlü ve yetenekli olduğuna, hep böyle olacağına inanıyorum. Bundan dolayı da geleceğe güvenle bakıyorum.” (*)

*  *  *

Bir ulusun başarısının o ulusun bütün güçlerinin birleşmesiyle gerçekleşebileceğini söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinde tek adam yönetim tarzının tehlikelerine dikkat çekildiğini görüyorsunuz.

Türkiye Cumhuriyeti bu nedenle saltanata son vererek halkın kendini yönetmesini, ulusal egemenliğin tesisini uygun görmüştür.

Çok sevdiği annesinin mezarı başında yaptığı konuşmada dahi, ulusal egemenliğin önemini vurgulayan, ulusal egemenliğimizin dünyanın sonuna kadar yaşayacağı konusunda Türk Ulusu’na güvenen Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürümek hepimiz için gurur vesilesi olmalıdır.

Ulusal egemenliğimizi, ulusça el ele tutuşarak, hep birlikte, kıskançlıkla korumalıyız.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun.

Sevgiyle kalın.

(*)  Bugünün Diliyle Atatürk’ün Söylevleri / Türk Dil Kurumu Yayınları / 1968