Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Carney’in sözleri ahlaksızlığın resmi

Carney’in sözleri ahlaksızlığın resmi

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Bu yazıda, üretimden koparak ve kendi vatandaşını, vatandaşının en kişisel verilerini dahi finans ve bilişim sektörü daha da büyüsün, siyaseti kolayca satın alabilsin diye bu kesimlere peşkeş çeken, bu gidişi eleştirenleri, gelişime karşı duran gericiler olarak ilan eden, tüm dünyayı kendi malıymış gibi ve kendi çıkarlarına uygun şekilde yeniden düzenlemeye kalkan ABD liderliğindeki Neoliberal Küreselleşmeci dünya düzeni diyerek, dünyayla birlikte kendisini de yok eden Batının, çok boyutlu çöküşünün geldiği noktayı ele alacağım. Bunu yaparken, Trump’ın önceki ABD Başkanlarından “farklı” tutumuyla şaşkına dönmüş AB ve NATO’nun, Grönland konusundaki aczi ve eski Kanada ve İngiltere Merkez Bankaları Başkanı, şimdilerde Kanada Başbakanı olan Mark Carney’nin, Davos’taki açıklamaları başta olmak üzere, söz konusu kesimden, son dönemde gelen açıklama ve itirafları, tespit ve eleştirilerimin dayanakları yapacağım.

NATO, bizim ülkemiz ve daha pek çoğu gibi Ukrayna’yı da, resmen olmasa da fiilen, söz konusu ülkenin ulusal egemenliğini ortadan kaldıracak şekilde siyaseten ve ekonomik olarak işgal etmeye kalkınca, bu girişimin esas hedef ülkesi Rusya, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın ifadesiyle hedefi Rusya’yı küçük ülkelere bölmek yani parçalamak olan bu operasyonu başarısız kılmak ve 2014’deki batı istihbarat örgütleri destekli kalkışma sonrası faşist bir yönetimim kontrolüne geçen Ukrayna’daki, ölüm tehdidi altındaki Rus kökenli nüfusu korumak için Ukrayna’ya müdahale eden Rusya karşısında aslan kesilen AB ve NATO’nun, Trump’ın Grönland konusundaki tacizleri karşısındaki aczi konusu ile başlayalım.

Bu başlıkta ele alacağım ilk kişi, Grönland’ın bağlı olduğu Danimarka’nın Başbakanı ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında “Grönland, Grönland halkınındır. Danimarkalı ya da Amerikalı olmak istemiyoruz. Grönland’lı olmak istiyoruz.” ifadelerini kullandıktan sonra, lafın devamında Trump’la “birleştirici unsurlar” konusunda görüşmeye hazır olduğunu “İş birliği diyalogla bağlantılıdır ve çözüme yönelik çalışılacağı anlamına gelir” diyerek, baştaki kahramanca söylemini, fiilen yok düzeyine indiren sözde, halkını ve vatanını satan Grönland’ın Başbakanı Mute Bourup Egede.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirmeye yönelik tehditlerini yakından takip ettiklerini, Trump’ın Grönland’a yönelik söylemlerinde askeri güç kullanma ihtimalini dışlamadıklarını, “Dolayısıyla biz de aynısını yapmaktan kaçınmayız. Bu, ABD Başkanı’nın söyledikleri veya söylemediklerinin doğal bir sonucu olur.” diye konuşan eski Davos patronu Klaus Shwab imalatı Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in tavrı da farklı değil.

“Grönland’ın geleceği konusunda tek karar alıcı Grönland halkıdır” diyerek sözde Grönland’ın egemenliğini savunur gibi yaparak topu yani bu konudaki sorumluluğu Grönland Başbakanına atan, Grönland, Danimarka’nın dolayısıyla AB’nin parçası değilmiş gibi kenara çekiliveren, AB Komisyon Başkanı, konu Rusya olunca Demir Leydi oluveren, üye ülke haklarına söz bırakmayan Ursula von der Leyen de, konu ABD olunca pamuğa dönüşmüş durumda.

NATO Genel Sekreteri eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin durumu daha da özel. NATO Genel Sekreteri Rutte ile ABD Başkanı Trump arasında Davos’ta yapılan görüşmeyle ilgili olarak, ABD de dahil olmak üzere tüm müttefikler için Arktik bölgesindeki güvenliğin kritik öneminin ele alındığını bildiren NATO Sözcüsü Alison Hart, “Danimarka, Grönland ve ABD arasındaki müzakereler, Rusya ve Çin’in Grönland’da ekonomik veya askeri olarak hiçbir zaman yer edinmemesini sağlamayı amaçlayarak ilerleyecektir.” sözleriyle, sanki Grönland’ın bağımsızlığını tehdit eden ABD değil de, Rusya ve Çin’miş gibi yaparak, son yıllarda hep yaptıkları gibi hedef şaşırtmaya, gerçeği tersine çevirmeye çalıştı. Aynı Hart “Genel Sekreter, Davos’ta Başkan Trump ile görüşmesinde egemenlik konusunda herhangi bir taviz vermedi” dese de, ABD’ye dönerken AB ve NATO cephesinden gelen tüm bu açıklamaların, gerçek dışılığını vurgulayacak şekilde, Grönland konusunda talep ettiği her şeyi aldığını, amacına ulaştığını söyleyen Trump’ın açıklamalarına karşı ise tamamen sessiz kaldı.

Sözün özü, Batı istihbarat örgütleri ve onların kontrolündeki sivil toplum kuruluşu adı altında faaliyet gösteren ajan yapılar eliyle 2014 yılında seçimleri yok sayarak fiilen yönetime el koyan faşist Ukrayna’yı NATO üyesi yaparak, Rusya’yı askeri olarak kuşatmaya çalışanlar, Rusya’nın bu oyuna dur demesi üzerine Vestfalya Düzeni yani ulusal egemenlik vurgusu yaparak Rusya’ya karşı aslan kesilenler -her nedense konu Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yugoslavya ya da batının taciz ve istismarının hedefi olan başka bir 3. Dünya ülkesi olunca sessiz kalanlar- konu ABD’nin kendilerine yönelik tehdit ve tacizleri olunca süt dökmüş kedi gibi olup, iç kamuoyuna yönelik sarf ettikleri büyük laflarının hepsini yutmak zorunda kaldılar.

Gelelim, “Venezuela’ya ait 5 milyar dolar değerindeki altın rezervi dondurulduğu sırada, İngiltere Merkez Bankası’nın (Bank of England) Başkanı olarak bu işlemi yapan, şimdilerde Kanada Başbakanı olan Mark Carney’e Davos’ta yapmış olduğu konuşmada; “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatısının artık sürdürülemez hale geldiğini”, “kurallara dayalı düzen anlatısının kurgu olduğunu zaten bildiklerini, güçlü olanların işlerine geldiğinde kendilerini bu kurallardan muaf tuttuğunu ve ticaret kurallarının asimetrik biçimde uygulandığını da bildiklerini” büyük bir yüzsüzlükle ifade eden Carney, bununla da kalmadı, Trump’tan azar yiyene kadar bunu kaçınılmaz gelecek olarak toplumlarına yutturduklarını, yani kendi halklarını aldattıklarını söylemekten de utanmadı. “Bu yüzden biz de vitrine o tabelayı astık. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki boşlukları büyük ölçüde görmezden geldik” sözleriyle, yıllardır kaçınılmaz gelecek olarak propagandasını yaptıkları şeyin yani uluslara, insanlara borçlandırarak dikte ettikleri, Washington Uzlaşısı ürünü “kurallara dayalı dünya düzeninin”, nice cana, milyonların ülkelerinden kopup, başka ülke sınırlarında onurlarını yok sayarak var olmaya çalışmasına neden olan zorlamalarının, başarısız olacağı baştan belli bir oyunun gereği olarak sahneye koyulduğunu itiraf etti.

Açıkça söylenen yalanlar, milyonlarca kişinin canına mal olan acımasız müdahaleler konusunda yüzsüzce yapılan itiraflar, 1971 tarihinde ABD Başkanı Nixon’un tek taraflı kararıyla, ABD Dolarının, altın standardını -Bretton Woods anlaşması yükümlü olduğu- ortadan kaldırarak, elinde dolar tutan ülkeleri, ekonomik olarak fiilen köleleştirerek kendisine siyaseten bağımlı kılan ABD’nin ve Carney’in itirafları bağlamında ahlaksız müttefiklerinin an itibarıyla kaçınılmaz hale gelen düşüşlerini engellemek için başvurduğu ikiyüzlülüğün gösterdiği tek şey, her biri bir Emperyalist Batı projesi olan ve halen içerisinde bulunduğumuz neoliberal, küreselleşmeci sömürgecilik dönemi olarak da adlandırabileceğimiz bu girişiminin sonunun yaklaştığı.

Bu yazıyı yazarken, sosyal medyadan ulaştığım, “Davos’ta eskort talebi patlamış” başlıklı haber ise günümüzün, kendini dünyayı şekillendirmeye yetkili gören ve bu yılki Davos Toplantısına, “Diyalog Ruhu” üzerine ahkam kesmek üzere gelen finans, teknoloji, medya ve siyaset dünyasının “elitlerinin”, “diyalog”dan anladıkları şeyin gerçekte ne olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyar nitelikte. Trump’lı, Clinton’lu, Bil Gates’li Epstein pedofili skandalı sonrasında bu durum, talep edilen eskortların yetişkin olduğu varsayımıyla, dünyamızı yönetenlerin en azından pedofili alışkanlığından kurtulmuş oldukları şeklinde “olumlu” olarak da algılanabilir ve borsalarda yükseliş nedeni olarak da görülebilir, bir takım satılık kalemlerce şüphesiz ki.

Neyse, gelelim, zurnanın zırt dediği noktaya yani bundan sonra ne olur sorusunun yanıtına. Kişisel olarak, 2013 tarihli Toplumların Sonu kitabında, “Tahrip olmuş bir ekonomik ve toplumsal sistemin yeniden inşasını umut etmek boşunadır” diyen, “Çöküşümüze son verebiliriz ama finanstan ziyade üretime öncelik vermek ve çalışmamıza, eğitimimize, siyasal yaşamımıza yeni hedefler tanımlayabilmek koşuluyla” diyerek, bu açmazdan çıkışın yolunu ortaya koyan, insanı insan yapan en temel değerler olan üretmek ve kendi geleceği üzerinde edilgen değil etken olmak dışında bir yol olmadığını söyleyen Fransız sosyolog Alain Touraine gibi düşündüğümü, mevcut sistemin şu ya da bu şekilde modifiye edilerek sürdürülmesinin mümkün olamayacağı görüşünde olduğumu ifade etmeliyim.

Sonuç olarak, 50 yıldır kaçınılmaz gelecek olarak kafalara nekşedilmeye çalışılan Neoliberal Küreselleşmeci Dünya düzeni çöküyor ve çökerken, şecaat arz ederken sirkatin söylemek misali marifetmiş gibi ortaya saçılan pislikler, yıllardır tüm dünyanın varlıklarına çökmek, tüm dünya halkların, yarattıkları çok boyutlu teknolojik/dijital izleme sistemleriyle (big data ve yapay zeka Guillaume Pitron’un sözleriyle Dijital Cehennem), büyük bir hapishaneye çevirerek köleleştirmek amacıyla, ulus devletleri ve masum insanları hedef haline getiren acımasızlığın, rezilliğin, ikiyüzlülüğün boyutunu da ortaya döküyor.

Bu rezillikten hayır mı yoksa şer mi çıkacağını görmek için sanırım çok da fazla beklememiz gerekmeyecek. Uzun zamandır beynini kullanmak yerine, omurilikten refleksli olarak kendine ve dünyaya dair kararlarını veren, küresel ölçekte tekelleşmiş olan medya ve ayakçısı yerel ağlar güdümlü “büyük insanlığın” içerisinde bulunduğu acınası durumun, pek de ümitli olmama izin vermediğini söyleyerek bitireyim.

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!