Ahmet Müfit
Ahmet Müfit
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Gerçekte ne oluyor?

Gerçekte ne oluyor?

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Barış ve kardeşlik ve demokrasi gibi süslü laflarla kurulan meclis açılım komisyonunun, CHP’nin katılmama kararı sonrasında, eksik/kısmi temsille gerçekleştirdiği Öcalan/İmralı ziyaretinde konuşulanların, terörist Öcalan’ın, özellikle PYD ve Türkiye’nin, gelecekteki yönetim yapısı üzerine “merakla beklenen”, seyahat öncesi yapılan açıklamalarda büyük önem atfedilen görüş ve açıklamalarının, bırakın toplumun genelini, diğer komisyon üyelerine dahi kısaltılarak/sansürlenerek sunulması sonrasında, komisyonda CHP’li üyeler kaynaklı olarak, görünüşte büyük tartışmalar yaşanmış.

Yaşanmış yaşanmasına ancak, CHP’liler dahil, hiçbir komisyon üyesi de, olur mu böyle şey diyerek kalkıp da masayı terk etmemiş. CHP’nin kim olduğunu, neyi savunduğunu herkesin bildiği milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararına ilişkin konuşurken, “Gerçekten de bizim çok önem verdiğimiz bir süreçle ilgili komisyonun tartışmasını buraya taşımak asgari nezakete aykırıdır. Sen kendi içimizde ne yaşadığımızı biliyor musun” diyerek açıkça ifade ettiği gibi, CHP tabanının fikrine isteğine aykırı olarak orada oturdukları ve oturmaya devam edeceklerini söylemiş olmasıyla uyumlu/tutarlı şekilde, uslu uslu masada oturmaya devam etmiş durumda. Komisyona da başkanlık eden Meclis Başkanı Kurtulmuş’a göre böylece, komisyon çalışmalarının bilgilenme kısmı bitmiş, rapor yazma aşamasına geçilmiş. Yani, CHP’li komisyon üyelerinin ve CHP Genel Başkanı Özel’in vay, olur mu öyle şey, vb. gibi, tribünlere yönelik olduğu anlaşılan çıkışlarının arkasında, sürecin kalınan yerden devam ettirilmesine, sessizce karar verilmiş. Yani sözde yaşanan tartışmaların öze yani gidilen tehlikeli yoldan dönülmesine yönelik herhangi bir olumlu etkisi olmamış. Öcalan’ın önderliği ve katkılarıyla kurulacak, 29 Ekim 1923’de kurulan “eskisinin yanlışlarından arındırılmış” yeni Cumhuriyetin inşasına giden yola, kalınan yerden devam kararı alınmış.

Bu durum, ülkenin geleceğinin tartışıldığı bir ortamda, istisnasız herkesin sorup, yanıtını araması gereken sorunun ne olduğunu da net olarak ortaya koyuyor. Peki de ne konuşuldu, PKK ve Öcalan, gerçekte ne, nasıl bir Türkiye ya da ne tür tavizler istiyor.

Gerek Meclis Komisyonu, gerekse komisyon katılımcısı partiler bu konuda genel olarak sessiz ve konuyu, ayrıntıya neredeyse hiç girmeksizin, barış, demokrasi, kardeşlik, “yerel yönetimleri güçlendirmek, Avrupa Konseyi Yerel Yönetim Özerklik Şartını koşulsuz kabul etmek ve benzeri laflarla geçiştirmeyi tercih ediyorlar. Avrupa Konseyi Yerel Yönetim Özerklik Şartını koşulsuz kabul, CHP’nin yeni programına da girdi ve bunun Anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesindeki hükümlerden biri olan üniter devletin fiilen yok edilmesini kabul etmek olduğunu aslında herkes biliyor. Üniter devlet yok edilip, insanların dini/mezhebi ve etnik kökenleriyle tanımlandığı bir ortamda tekli hukukun yani laik hukukun da sadece sözde kalacağını sanırım birazcık aklı olan ve söylenenlerin arkasında ne var diye araştıranların gördüğüne ise şüphe yok.

Yaşanan gelişmelerle ilgili neredeyse tek “samimi” kaynak, kendi tabanını bu yaşananlar konusunda ikna etmekte zorlanan PKK ve eski HDP Milletvekili, Belediye başkanı Ayhan Bilgen’e göre içli dışlı olduğu, partide yer alan yönetici ve milletvekillerinin kimliğine bakıldığında da açıkça görüleceği gibi, HDP’nin günümüzdeki versiyonu DEM. Söz konusu cepheden gelen, “karşılıksız bir şey yapmıyoruz”, hedefimiz halen aynı, 1924 Anayasası ve Devrimlerle şekillendirilen, Kürt kimliğini kabul etmeyen Cumhuriyeti ve onun uluslar arası düzlemde varlığını tescil eden Lozan’ı ortadan kaldırmak. Öcalan’ın tarifiyle söylersek, aşiretlere, dini kimliklere, mezheplere, tarikatlara dayalı, Osmanlı’nın da son yüz yılında tasfiye etmek için uğraştığı sosyal ve siyasi düzenini yeniden kurmak, bir anlamda Lozan’ı yok edip, benzer bir Anadolu tarif eden Sevr’i canlandırmak. Bu açıklamalarla, sadece tabanlarının gazını almaya mı hizmet ediyor yoksa söyledikleri gerçeğin mi ifadesi, herkesin sanırım kendi değerlendirmesini yapması gerekiyor.

Neyse, yazı ekinde linkini sunduğum çok sayıdaki haberde de görüleceği gibi, talepler bunlarla da bitmiyor. Aynı cepheden gelen açıklamaların diğer bir odaklandığı nokta, bunun bir teslimiyet değil, iki kurucu milletin temsilcilerinin yapacağı adil bir barış olması gerektiği.  Bunun koşulu ise Bese Hozat ve Zagros Hiwa isimli/kod isimli teröristlerin açıklamalarına da açıkça yansıdığı gibi, hukuki düzenlemeyle terörist olmaktan çıkarılıp, eşit siyasi muhataplar olarak kabul edilmek. Öcalan’a özgürlüğü koşul olarak getirmeleri, “af değil özgürlük istiyoruz” demeleri de tam olarak bununla ilgili. Önderlik, ‘çatışma hatlarından çekilin’ dedi, biz de çekildik. Silahlarımızı teslim etmedik…” diyen terörist Fehmi Atalay’ın talebi de öncelikle Öcalan’ın serbest bırakılması. Atalay’a göre; Abdullah Öcalan serbest bırakılmadan ve Ankara somut adımlar atmadan yeni bir hamle yapmayacaklar.

Sonuç olarak, teröristlerin ağzından duyduğunuz ve muhataplarınca hiçbir şekilde yalanlanmayan ifadelerle irkilirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına bağlı kalmaya yemin etmiş milletvekillerinin yer aldığı meclis komisyonuna sorarsanız, olay sadece teröristlerin silah bırakmasıyla, barışla, demokrasiyle ilgili.

Bu noktada, iktidar olduğu günden bu yana benzer şeyleri, farklı başlıklar altında savunup, “Kamu Yönetimi temel yasası” girişiminde ve 1. Açılım döneminde olduğu gibi, başarısız olsa da bu çizgisini esas olarak koruyan AKP açısından şaşılacak bir durum olmadığı açıktır. Bu noktada, geçmiş politikalarına, yaptıklarına bakıldığında, MHP açısından da şaşılacak bir şey olduğu kanısında değilim. Sorun, halen Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturduğunu ve bunun büyük bir sorumluluk olduğunu söyleyen Özgür Özel ve son kurultayda görüldüğü gibi, ona koşulsuz biat eden CHP örgütlerinin, Atatürkçü, Cumhuriyet yanlısı kitleyi manipüle eden ikiyüzlü tutumu. Onlara sorarsanız, yapılan şey, sahip çıktıkları süreç, kesinlikle Anayasa değişikliğiyle ilgili değil, tek istedikleri “demokrasi ve barış”. Yerseniz, ama bizatihi Özgür Özel’in ağzından çıkan sözler, kılavuzlarının kim olduğunu da ortaya koyuyor. Bu yapılanların anayasadaki üniter devlet niteliğiyle çelişmeyeceğini söyleyen “yetmez ama evetçi” Baskın Oran. Oran’ın, “Fransa’da ve Türkiye’de Üniter Devlet Sorunu” isimli, son derece manipülatif, laf cambazlığı ile gerçekleri tersyüz ederek, Fransa’da, Fransız halkına söylenen yalanı tekrar ederek kaleme aldığı, yazı ekinde linkini paylaştığım makalesi.

Kaynakça:

  1. https://www.veryansintv.com/pkkli-bese-hozat-af-degil-ozgurluk-yasalari-istiyoruz
  2. https://x.com/ahmetmfit5/with_replies
  3. https://www.veryansintv.com/pkk-iki-sart-kostu-ocalan-serbest-kalmadan-adim-atmayacagiz
  4. https://www.veryansintv.com/pkk-elebasi-fehmi-atalay-ocalan-serbest-birakilmadikca-baska-adim-atmayacagiz
  5. https://serbestiyet.com/featured/ocalandan-suriyedeki-arap-asiretlere-mesaj-kurtler-ve-araplar-birlikte-yasamalidir-sdgye-desteginiz-buyuk-anlam-tasimaktadir-218658/
  6. https://www.veryansintv.com/ocalan-pkk-telekonferansinin-tutanaklari-cikti-bahceliyi-ben-bu-cizgiye-getirdim
  7. https://www.sozcu.com.tr/apo-arap-asiretlerine-mektup-yazdi-p227642
  8. https://www.veryansintv.com/dem-partili-kocyigitten-ocalan-cikisi-ypgye-kendini-lagvedecek-demedi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!